22.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Senanur Küçük

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: 22.Bölüm

Okuldan hızlıca çıktık. Gün batmak üzereydi ve fazla zamanımız yoktu. Uzun bir süpürge almak için müdirenin yanına gittik ve durumu anlattık. Müdireden uzun süpürgeyi aldıktan sonra üçümüz birlikte süpürgeye bindik. Ben, James'ın arkasında, Jennifer da benim arkamda belime sıkıca sarılmıştı. Dengemi sağlamak için ben de James’e tutundum.

Norteway Hastanesi'ne yaklaştığımızda James görünmezlik büyüsü yaptı. Jennifer, Jeremain'ın yerini bize göstermek için önümüze geçti. Hastanedeki dolambaçlı koridorlardan geçtikten sonra asansörü bulduk ve en üst kata çıktık. Üst kattaki koridor karanlık ve kasvetliydi. Duvarları bakımsız ve nemden çatlamaya başlamıştı. Her taraf rutubetliydi ve örümcek ağlarıyla doluydu. Hastanenin diğer bölümleri bakımlıyken burası oldukça kötü bir durumda görünüyordu. Bu katta fazla personel de yoktu; etrafta başıboş gezen birkaç hayalet vardı. Onlarla göz göze gelmeden Jennifer'ı takip ettim.

Koridorun sonundaki odada durdu. Kapı kilitliydi. James asasıyla bir sihir yapıp kapıyı açtı ve içeri girdik. İçerisi koridor kadar bakımsızdı. Soğuğa rağmen üstündeki elbiseler çıkartılmış ve üzerinde ince bir örtü vardı. Rose, "Kusura bakmayın ama burada yatan çocuğun bir ailesi yok gibi. Bu sahipsiz mi? Şu hale bak! Bu nasıl bir rezalet!" dedi. Jennifer istemsizce hıçkırarak ağlamaya başladı. James ise onu sakinleştirmeye çalıştı.

"Jennifer, bilmediğimiz bir şey mi var, bize söylemek ister misin?" dedi James. Jennifer, hıçkırıklarını ve gözyaşlarını durduramıyordu. O sırada Jeremain'ın ruhu belirdi.

Rose, "Onu sakinleştirmene gerek yok. Bilmediğimiz bir şey varsa Jeremain bize söyleyecektir. O burada ve biraz sinirli gibi," dedi. James şaşkınlıkla, "Nasıl? Onu görebiliyor musun?" diye sordu. Rose, hiçbir tepki göstermeden işaret parmağıyla yatağın sağ tarafını gösterdi, makineler ve dolap arasındaki boşluğu işaret etti.

Rose, Jeremain'a bakarak, "Bize ne olduğunu anlatır mısın? Seni iyileştirebilirim. Bedenin mucizevi bir şekilde hâlâ hayatta. Sadece durumunla ilgili bir ipucu lazım," dedi. James şaşkınlıkla ve alaycı bir tavırla, "Daha önce bunu yaptın mı? Neye dayanarak bunu söylüyorsun? Boş umutlar vermek iyi bir şey değildir," dedi. Rose, James'e dik dik baktı. "Bu elimdeki kitap bana aksini söylüyor. Kanunlara karşı gelmediğim sürece istediğimi yaparım. Bu çocuğun hayatı kara büyü ile çalınmış. Ben ona geri vereceğim," dedi.

Jeremain hâlâ sinirli bir şekilde onlara bakıyordu ve sonunda konuştu: "Neden umrunda? Ailem beni buraya terk etti. Burası bir mezarlık gibi; herkes sadece ağlamaya ve günah çıkarmaya geliyor. Herkes hayata döneceğime dair umudu kesti. Bir senedir buradayım. Şu yatan bedenime bak! Birkaç doktor harici hiç kimse buraya gelmiyor. Bu koridora çıkmaya korkuyorlar. Ben tedavilere cevap vermeyince buraya atıldım."

James, "Neden sessizsin? Bir şey mi dedi?" diye sordu. Rose, "Evet, o haklı olarak sinirli. James, sizden bir şey rica edebilir miyim? Lütfen ona uygun birkaç kıyafet alın. Jennifer da sizinle gelsin," dedi. James, sakin kalmaya çalışarak, "Sen burada yalnız mı kalacaksın?" diye sordu. Rose gözlerini devirerek, "Şu çocuğa biriniz kıyafet alsın. Kim olduğu önemli değil. Büyücüsünüz, asa sallayın, şuraya sevabına birkaç kıyafet atın. Kalkınca çarşafa sarıp da mı süpürgeye bindireceğiz? O zaman senin arkanda gitsin James," dedi. Jeremain, gülmemek için kendini zor tutuyordu. Sağ tarafta kalan dolabı gösterdi: "Oraya bakın, belki orada birkaç kıyafet vardır."

Rose, dolaba doğru yöneldi ve ahşap kahverengi dolabın kapısını açtığında gıcırdamaya başladı. İçeride bulunan giysiler küfden çürümüştü. Rose yüzünü buruşturarak, "Bunları böcek yemiş gibi," dedi. Rose, elleriyle yüzünü kapattı ve sinirden volta atmaya başladı. James’in kimseyi tek başına bırakmaya niyeti yoktu. Rose cebinden telefonu çıkarttı ve babasını aradı.

Alex:
-Alo, kızım, iyi misin? Müdire, Prf. James ve bir arkadaşınla bir yere gittiğini söyledi. Neredesiniz?

Rose:

-Baba ben iyiyim,telaşa gerek yok. Bana yardım etmen gerekiyor. Kazadan sonra yatırıldığım hastaneyi biliyorsun, değil mi?

Alex:

-Evet, orada mısınız? Orada ne işiniz var?

Rose:

-Baba, 17-18 yaş arası zayıf XS bedene sahip bir erkek için kıyafet lazım. Prf. James ve Jennifer ile buradayız. Fakat (alaycı bir şekilde) Prf. James tek başımıza kalmamızı istemedi ve asa ile de kıyafet yapamıyor. Hastanenin en üst katında, koridorun sonu, sağ tarafta bulunan kapı. Görünmezlik büyüsü ile gelirsen sevinirim. Yanında süpürge de getirir misin?

Alex:

-O çocuk kim? Ne kıyafeti?

Rose:

-Geldiğinde sana her şeyi anlatacağım.

Alex:

-Anlatsan iyi olur, küçük hanım.

Rose telefonu kapattı ve odadaki herkesle tek tek göz teması kurdu. "Babam bana küçük hanım dedi. Umarım fazla sinirli değildir. Eğer sinirli ise ikinizle de uğraşırım." Jennifer, sonunda biraz olsun kendini toparlayabilmişti. Burnunu temizledikten sonra kısılan sesi ile, "Jeremain, o kara büyü ile bu hale getirildiğinde, onu bir sürü büyücüye götürdük. Kara büyü enerjisinin çoğu bedeninden atıldı. Bu sayede bedeni hâlâ yaşıyor," dedi. Rose gözlerini devirerek, "Evet, buna yaşamak denirse yaşıyor," diye yanıtladı.

Jennifer sözlerine devam etti: "O benim abim. Onun bu halde olması benim için de üzücü ama yapacağımız bir şey yoktu. Vücudundaki o enerji etrafındakileri yavaş yavaş zehirliyordu. Zehir zamanla zayıfladı ama herkes o yokmuş gibi hayatına devam etti ve elimden bir şey gelmedi." Rose derin bir iç çekti. "Yani, bunu konuşmamız olan şeyleri değiştirmeyecek. O yüzden bu konuları konuşmak istemiyorum. Sonra Jeremain ile uzun uzun tartışırsınız."

Odanın kapısı aniden açıldığında biraz irkilmişlerdi. Alex, üzerindeki görünmezlik büyüsünü kaldırdığında içeride sadece makinaya bağlı bir şekilde yatan çocuğu gördü. Alex'i görünce Rose, James'e, "O, babam. Üzerimizdeki büyüyü kaldırabilirsiniz," dedi. James büyüyü kaldırdı. Alex, ellerindeki kıyafetlerle öylece kalakalmıştı. Koridorun durumu ve odanın bakımsızlığı onu dehşete düşürmüştü. Elini başına koyarak etrafına bakınıp durdu.

Alex: "Tanrım, buranın hali ne böyle? Bu çocuğun ailesi yok mu? Neden bu halde?"

Rose, babasının elindeki kıyafetleri aldı ve hasta yatağının üzerine koydu. Babasını sakinleştirmek için ona sıkıca sarıldı. "Babacığım, buraya ilk geldiğim sırada gördüğüm hayaletlerden biri oydu. Jeremain, onun yarı ölü olduğunu söylemişlerdi. Meğerse komadaymış. Bu, Jennifer; onun kız kardeşi. Onun anlattığına göre, bu çocuk büyü müsabakasında kara büyü kullanan biri tarafından bu hale getirilmiş. Bir senedir burada. Bedeni zehir yaydığı için ailesi bir çözüm bulana kadar onu burada saklamak istemiş ama yavaş yavaş onun yaşayacağına dair umutları kesilmiş. Son hali de bu."

Alex, kızına tekrar sarıldı ve omuzlarından tutarak, "Yani, anladığım kadarıyla onu iyileştireceksin. Kararına saygı duyuyorum ve yeterince güçlü olduğunu biliyorum ama tedirgin hissediyorum. Bana bir söz ver, bir şeyler ters giderse hemen buradan gidiyoruz," dedi. Rose sakin bir şekilde, "Baba, seni anlıyorum ve söz veriyorum, kötü bir şey olmayacak. Kanunlara aykırı bir durum değil ve onun bu durumu dengesizlik yaratıyor. Bunu yapmalıyım. Hem kendi güçlerimin neler yapabileceğini görmek istiyorum," dedi.

Alex derin bir nefes alarak, "Peki kızım. Annen de aşağıda bizi bekliyor. Ters bir durum olursa ya da uzun sürerse hemen burada olacak. Bu yüzden biraz acele etsen iyi olur," dedi. Rose, "Tamam, başlıyorum," dedi. Rose, kitabı eline aldı ve onu nasıl iyileştireceğini sordu. Kitabın sayfaları kendi kendine açıldı ve yazılar belirdi. Jeremain ise bir süre sonra ortadan kayboldu. Tüm bu saçmalıklara şahit olup daha fazla ümitlenmesinin bir anlamı yoktu.

Rose, ise kitabın kendi kendine çevirdiği sayfalara bakıyordu nihayet kitabın sayfaları bir yerde durdu.
"Ruhun Yeniden Doğuşu İçin İyileştirme Büyüsü." Sayfanın köşesindeki yeşil harfler, doğanın şifalı gücünü simgeliyordu. Bu renk, içindeki cesareti ve umudu artırıyordu.

Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Odanın karanlığında Jeremain’ın ruhu, daha önceki karşılaşmalarında olduğu gibi, ona bakıyordu. “Beni yine mi buldun?” dedi Jeremain, gözlerinde karanlığın izleriyle.

“Evet, buradayım,” dedi Rose, kararlılıkla. “Seni iyileştirmek için geldim. Ama bunu birlikte başarmalıyız. Karanlıkla savaşmalısın.”

Jeremain, Rose’un gözlerinde bir umut ışığı gördü. “Ama ne yapabilirim? İçimdeki karanlık çok güçlü,” dedi. O sırada etrafındaki hayaletler, ruhunun zayıflığını hissediyor gibiydi, ama yalnızca Rose’u görebiliyordu.

“Senin içindeki ışık hâlâ var,” diye yanıtladı Rose. “Yaşamın gücüyle, seni iyileştireceğim. Sadece geçmişine odaklanma; bu yeni bir başlangıç olacak.”

“Geçmişim beni bırakmıyor,” diye fısıldadı Jeremain. “Ailem beni unuttu. Herkes umudu kesti.”

“Biliyorum,” dedi Rose, derin bir nefes alarak. “Ama buradayım. Yalnız değilsin. Senin için savaşacağım. Karanlığın seni ele geçirmesine izin verme. Işığını bulmalısın.”

Yeşil aura, Jeremain’ın etrafında parlamaya başladığında, odadaki karanlık daha da azalmıştı. Rose, enerjisini yoğunlaştırarak, “Hayata dönmek istiyorsan, benimle birlikte olmalısın,” dedi. “Beni takip et. Işık seninle olacak.”

Jeremain, Rose’un sesindeki kararlılığı duydu. “Peki, sana güveneceğim,” dedi. Yeşil ışık, ruhunun derinliklerine nüfuz etmeye başladıkça, karanlık bulutlar yavaşça dağılmaya başladı. Rose, onu kurtarmak için her şeyini ortaya koymaya kararlıydı.

“Artık yalnız değilsin, Jeremain. Yeniden doğmaya hazırsın,” dedi Rose, gözlerinde parlayan yeşil ışıkla. “Birlikte bu karanlığı yenelim. '

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

273okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.