27. bölüm / 32
NAELİTH ARVENYİRMİ YEDİNCİ BÖLÜM
Bölümler 32Şu an: YİRMİ YEDİNCİ BÖLÜM
- 1 BİRİNCİ BÖLÜM4.173 kelime
- 2 İKİNCİ BÖLÜM3.366 kelime
- 3 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM1.070 kelime
- 4 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM3.547 kelime
- 5 BEŞİNCİ BÖLÜM3.744 kelime
- 6 ALTINCI BÖLÜM1.515 kelime
- 7 YEDİNCİ BÖLÜM4.048 kelime
- 8 SEKİZİNCİ BÖLÜM4.567 kelime
- 9 DOKUZUNCU BÖLÜM3.199 kelime
- 10 ONUNCU BÖLÜM2.635 kelime
- 11 ON BİRİNCİ BÖLÜM3.389 kelime
- 12 ON İKİNCİ BÖLÜM3.153 kelime
- 13 ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM4.452 kelime
- 14 ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM3.690 kelime
- 15 ON BEŞİNCİ BÖLÜM4.201 kelime
- 16 ON ALTINCI BÖLÜM1.071 kelime
- 17 ON YEDİNCİ BÖLÜM1.313 kelime
- 18 ON SEKİZİNCİ BÖLÜM2.440 kelime
- 19 ON DOKUZUNCU BÖLÜM1.853 kelime
- 20 YİRMİNCİ BÖLÜM4.905 kelime
- 21 YİRMİ BİRİNCİ BÖLÜM3.952 kelime
- 22 YİRMİ İKİNCİ BÖLÜM1.851 kelime
- 23 YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM3.318 kelime
- 24 YİRMİ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM4.530 kelime
- 25 YİRMİ BEŞİNCİ BÖLÜM3.497 kelime
- 26 YİRMİ ALTINCI BÖLÜM4.320 kelime
- 27 YİRMİ YEDİNCİ BÖLÜM4.350 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 YİRMİ SEKİZİNCİ BÖLÜM3.651 kelime
- 29 YİRMİ DOKUZUNCU BÖLÜM2.446 kelime
- 30 OTUZUNCU BÖLÜM4.229 kelime
- 31 OTUZ BİRİNCİ BÖLÜM5.328 kelime
- 32 OTUZ İKİNCİ BÖLÜM3.778 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Avalon Krallığı — Fidelis Harp Akademisi
Ertesi sabah, Fidelis Harp Akademisi daha uyanmadan, kargalar kahvaltısını yapmadan, Emery kardeşler harekete geçmişti. Yüksek pencerelerden içeri giren yeni doğmuş güneşin ışığı, kitap raflarının arasındaki uzun koridorlara düşüyor; sabahın sessizliğinde yalnızca sayfa hışırtıları ve görevlilerin ayak sesleri duyuluyordu.
Caleb Emery, elinde Harold'ın verdiği defterle kütüphanenin danışma masasına yaklaştı.
Masanın arkasında oturan yaşlı kadın tam olarak uykusundan uyanmış sayılmazdı, burnunun ucuna kadar indirdiği gözlüklerinin üzerinden huysuzca genç öğrenciye baktı.
“Günaydın, genç Emery. Bugün hangi kitabı kaybettiniz?”
Caleb duraksadı.
“Henüz hiçbirini.”
“Henüz?”
“Günün daha yeni başladığını düşündüm.”
Kadının yüzündeki ciddi ve huysuz ifade, küçük bir gülümsemeye dönüştü.
Madam Beatrice Beer, akademinin kütüphanesinde yaklaşık yirmi yıldır görev yapıyordu. Birbirinden farklı kuşaklardan binlerce öğrenciyi tanımış, kaybolan kitapları bulma konusunda neredeyse uzmanlaşmıştı.
“Pekâlâ, ne arıyorsunuz?”
Caleb masaya biraz yaklaştı.
“Eski öğrencilerin akademik çalışmalarıyla ilgileniyorum. Özellikle birkaç yıl önce mezun olanların araştırmaları ve varsa okul kayıtlarıyla.”
“Belirli bir isim var mı?”
“Diana Emery.”
Beatrice'in yüzündeki gülümseme hafifçe değişti. Gözlüklerini çıkarıp masanın üzerine bıraktı.
“Ablanız.”
“Evet.”
Kadın bir süre Caleb'e baktıktan sonra arkasındaki dolaba yöneldi.
“Diana'yı hatırlıyorum. Diğer öğrenciler kitaplardan kaçacak yer ararken o, teslim tarihi yaklaşan kitaplarını uzatabilmem için benimle pazarlık ederdi. Zekiydi, güzeldi; en önemlisi kalbi çok temizdi.”
Caleb istemsizce gülümsedi.
“Sizi ikna etmede başarılı olur muydu peki?”
“Hayır. Ama ikna edici olmaya çalışırken bana üç yeni kitap tavsiye etmeyi de asla ihmal etmezdi.”
Beatrice dolaptan kalın bir kayıt defteri çıkardı.
“Öğrencilerin not dökümleri burada tutulmuyor. Ancak kütüphaneye teslim ettikleri çalışmaların ve ödünç aldıkları kitapların bir kısmına ilişkin eski kayıtlarımız mevcut. Bakalım ne bulabileceğiz.”
Caleb, kadının işaret ettiği sandalyeye oturdu.
Ablasının adını yeniden görmek için defterin açılmasını beklerken, uzun zamandır ilk kez ablasının akademide geçirdiği yılları merak etmekten daha fazlasını hissediyordu.
Onun bir zamanlar oturduğu sıralarda oturuyor, yürüdüğü koridorlarda yürüyor ve belki de okuduğu kitaplara dokunmak üzere bekliyordu.
Beatrice, kalın defterin sayfalarını dikkatle çevirdi.
“Heh... İşte burada.”
Caleb öne eğildi.
Sayfanın üst kısmında tanıdık bir isim yazıyordu.
Diana Emery.
Beatrice, parmağını sayfanın üzerinde gezdirirken Caleb de kayıtları incelemeye başladı. Diana'nın adının karşısında tarihler, kitap isimleri ve bazı çalışmalarına ilişkin kısa açıklamalar bulunuyordu.
“Azizler aşkına! Bu kızın okuduklarına bak.”
Yaşlı kadın gözlüklerini yeniden taktı.
“İlk yılında askerî tarih, ikinci yılında yabancı krallıkların yönetim biçimleri... Üçüncü yılına geldiğimizde ise işler biraz kontrolden çıkmış.”
Caleb merakla ona döndü.
“Nasıl yani?”
Beatrice kayıt defterini Caleb'e doğru çevirdi.
“Bir öğrenci aynı hafta içerisinde savaş hukuku, eski ticaret anlaşmaları, askerî tıp ve saray diplomasisi üzerine kitapları neden ödünç alır?”
Caleb, ablasının el yazısıyla atılmış imzaların bulunduğu satırlara baktı.
“Belki hepsini merak ediyordu.”
“Ben de öyle düşünmüştüm. Ta ki bir gün kitapların arasından bana dört sayfalık bir şikâyet dilekçesi çıkarana kadar.”
Caleb başını kaldırdı.
“Diana size şikâyet dilekçesi mi verdi?”
“Üstelik oldukça ayrıntılıydı. Kütüphanenin kadın öğrencilerin ulaşabileceği araştırma kaynaklarını neden sınırladığını soruyordu. Yetinmemiş, akademinin kendi yönetmeliğinden ilgili maddeleri bulup dilekçesine eklemişti.”
Caleb kahkaha attı.
“Sonra ne oldu?”
“Akademinin eğitim kuruluna gönderdim. İki hafta sonra bazı kaynakların kullanımına ilişkin düzenleme yapıldı.”
Beatrice'in yüzünde geçmişin hatırasıyla oluşan bir gülümseme vardı.
“Bir keresinde de bana okumak istediği kitapların listesini getirmişti. Listenin sonuna, isteğinin reddedilmesi durumunda başvurabileceği makamları yazmış.”
Caleb artık gülümsemesini saklamıyordu.
“Evet. Bu kesinlikle benim ablamın yapacağı bir şey.”
Beatrice kayıt defterinin alt kısmını işaret etti.
“Burada teslim ettiği araştırma çalışmalarının isimleri bulunuyor. Kütüphanede kalan nüshaları mevcutsa onları inceleyebilirsiniz.”
Caleb defterini açarak başlıkları yazmaya başladı.
Avalon ve Komşu Krallıklar Arasında Askerî Diplomasi.
Harekât Planlamasında İstihbaratın Güvenilirliği.
Savaş Hukukunda Komuta Sorumluluğu.
Son başlığı yazdığında kalemini kısa süreliğine durdurdu.
“Bunların hepsini kendisi mi hazırlamış?”
“Akademik danışmanlarının gözetiminde, evet. Ablanız özellikle askerî hukukla yakından ilgilenirdi. Ancak çalışmalarının tamamı burada olmayabilir.”
Caleb sayfanın diğer tarafına baktı.
“Peki, bunları ödünç alabilir miyim?”
“Okuma salonunda inceleyebilirsiniz. Eski öğrenci çalışmalarının dışarı çıkarılmasına izin vermiyoruz.”
“Anladım. Bir de şu kitaplara bakmak istiyorum.”
Diana'nın ödünç aldığı kitaplar arasında dikkatini çeken birkaç başlığı gösterdi. Askerî tarih ve yabancı krallıklarla ilgili eserlerin yanında, farklı dönemlerde yaşamış komutanların mektuplarından oluşan bir derleme de vardı.
Beatrice listeyi inceledi.
“Bunların çoğu tarih bölümünde bulunuyor. Mektup derlemesi için eski eserler rafına bakmamız gerekecek.”
Yerinden kalkarak anahtarlarını aldı.
“Benimle gelin. Fakat önce şu kayıtları yerine koyayım. Gün doğmadan gelmeniz yetmiyormuş gibi bütün sabahımı da bana kitap aratmakla geçirteceksiniz.”
Caleb gülümseyerek ayağa kalktı.
“Size yardım edebilirim.”
“Öncelikle hiçbir şeyi kaybetmeyerek yardım edebilirsiniz.”
Caleb, Beatrice'in arkasından yürürken gülüyordu.
Kütüphanenin ana salonundan geçip eski eserler bölümüne ulaştıklarında Beatrice yüksek raflardan birinin önünde durdu. Caleb'e beklemesini işaret ederek kitapların sırtlarını incelemeye başladı.
Caleb ise hemen yanındaki çalışma masasının üzerinde unutulmuş gibi duran bir kitaba göz gezdirdi.
Kitap öylesine kalındı ki bir öğrencinin bütün ders notlarını rahatlıkla içine alabilecek büyüklükteydi. Koyu kahverengi deri kapağı yılların izlerini taşıyor, köşelerindeki metal korumaların bazıları kararmış görünüyordu.
Üzerinde altın rengiyle işlenmiş tek bir kelime vardı.
ARCANUM.
Caleb merakla başını eğdi.
“Madam Beer, bu kitap da eski eserler bölümüne mi ait?”
Beatrice omzunun üzerinden baktı.
“Ah, o mu? Hayır. Dün akşam öğrencilerden biri masamda bırakmış. Sabah gelip alacağını söyledi.”
“Ne hakkında?”
Yaşlı kadın elindeki kitabı raftan çıkardı.
“Onu öğrenmek istiyorsanız sahibine sormalısınız. İki yüz yıldır herkes başka bir cevap veriyor.”
Caleb yeniden kitabın kapağına baktı.
“İki yüz yıl mı? Bu kadar eski bir kitabı öğrenciler mi kullanıyor?”
“Ne yazık ki,” diye söylendi Beatrice. “Üstelik her yeni kuşak, kendisinden öncekilerin yazdıklarına mutlaka bir şeyler eklemek zorunda hissediyor.”
Elindeki mektup derlemesini Caleb'e uzattı.
“Aradığınız kitap burada. Şimdi şu koca defteri rahat bırakın da sahibini bulalım.”
Caleb kitabı teslim alırken merakına yenildi.
“Peki, yasak değil mi?”
“Hayır. Akademinin resmî yayınlarından biri de değil. Bildiğim kadarıyla iki yüz yıl önce üçüncü sınıftaki birkaç öğrencinin birbirine bıraktığı mektuplarla başlamış. Sonra biri mektupları bir araya getirmiş, başkaları kendi yazdıklarını eklemiş. Bugünkü hâline ulaşana kadar da birkaç kez yeniden ciltlenmiş.”
“İçinde ne yazıyor?”
Beatrice iç çekti.
“Sınav tavsiyeleri, askerî tarih, öğrenci hatıraları, yabancı krallıklar hakkında duydukları her türlü hikâye... Bir de akademinin gelmiş geçmiş bütün eğitmenlerine ilişkin son derece saygısız yorumlar.”
Tam o sırada rafların arasından aceleci ayak sesleri duyuldu.
“Madam Beer! Kitabımı almaya geldim!”
Ortaya çıkan genç, üçüncü sınıf öğrencisi Julian Fairmont'tu. Caleb'i görünce şaşkınlıkla durdu.
“Emery? Sen burada ne yapıyorsun?”
Caleb elindeki mektup derlemesini kaldırdı.
“Kitap okuyorum. Kütüphanelerin bunun için yapıldığını duydum.”
Julian'ın gözleri masadaki kalın kitaba kaydı.
“Ah, bulmuşsunuz!”
Beatrice iki elini beline koydu.
“Fairmont, dün gece bunu neden benim masama bıraktınız?”
“Son sayfalarına bir şeyler ekliyordum. Sonra etüt çanı çaldı.”
“Bu açıklama kitabı neden burada unuttuğunuzu aydınlatmıyor.”
Julian mahcup bir ifadeyle gülümsedi.
“Çünkü kitabı yatakhaneye götürürsem arkadaşlarım bütün gece başımdan ayrılmayacaktı.”
Beatrice, Arcanum'u iki eliyle kaldırarak gence uzattı.
“Bir daha çalışma masamın üzerinde bulursam sizi de kitabın yanına koyup envantere kaydedeceğim.”
Julian kitabı teslim alırken Caleb kahkahasını tutamadı.
“Anlaşıldı, Madam.”
Beatrice başını sallayarak uzaklaştı.
Julian, kadın yeterince uzaklaşınca kitabı masanın üzerine bıraktı.
“Hiç okudun mu?”
Caleb başını iki yana salladı.
“Az önce gördüm. Gerçekten iki yüz yıllık mı?”
“İlk sayfaları, evet. Sonrakilerin yarısı büyük ihtimalle uydurma.”
Julian kitabı açtı. Kalın sayfaların arasından farklı dönemlere ait mürekkep renkleri, kenarlara sıkıştırılmış notlar ve birbirinden oldukça farklı el yazıları ortaya çıktı.
Caleb'in gözüne ilk çarpan, sayfanın ortasına büyük harflerle yazılmış bir cümle oldu.
'Birinci sınıflara tavsiye: İlk kılıç taliminizde kılıcınızı düşürürseniz eğilmeden önce eğitmenin ayaklarına bakın.'
Hemen altına başka biri eklemişti:
'Yirmi üç yıl sonra bildiriyorum: Tavsiye hâlâ geçerli.'
Daha küçük bir el yazısıyla yazılmış üçüncü not ise oldukça yeniydi.
'Eğitmen kılıcı sizden önce alırsa koşun. Denendi.'
Caleb güldü.
“Bunları kim yazmış?”
“Kim olduğunu bilen yok. Zaten eğlencesi de bu.”
Julian birkaç sayfa daha çevirdi.
Bir bölümde yıllar önce yapılan kılıç müsabakalarının sonuçları, başka bir bölümde eski bir sınavın soruları bulunuyordu. Sayfaların kenarlarında daha sonraki öğrencilerin düzeltmeleri vardı. Bazıları kendinden önce yazılanları doğruluyor, bazılarıysa son derece kaba bir dille yanlış olduklarını ilan ediyordu.
Julian başka bir sayfayı işaret etti.
“Bak, benim favorim bu.”
Sayfanın üstünde şu başlık vardı:
'Bir Subay Adayının Hayatta Kalma Rehberi
Birinci kural: Eğitmen size gönüllü olup olmadığınızı sorarsa önce ne için gönüllü olacağınızı öğrenin.
İkinci kural: Yemekhanede son kalan çöreğe uzanmadan önce arkanızı kontrol edin.
Üçüncü kural: Bir Emery size çok kolay görünen bir bahse girmeyi teklif ederse paranızı saklayın.'
Caleb'in gülümsemesi bir anda genişledi.
“Bir dakika! Sonuncusu ne zaman yazılmış?”
Julian kahkaha attı.
“Bilmiyorum. Ama sizin iki haftalık uzaklaştırmanızdan önce burada olmadığına yemin edebilirim.”
Caleb kitabı kendine çekerek yazıyı yeniden okudu.
“Harold bunu görmeli.”
“Önce altındaki notu oku.”
Caleb aşağı baktı.
'Dipnot: Emery'lerin herhangi bir şeyi kaybetme ihtimali olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz, bizimle aynı tarafta oldukları için Tanrı'ya şükürler olsun.'
Bu kez Caleb kahkahasını tutamadı.
Julian da gülerek sayfayı çevirdi.
Ancak birkaç sayfa sonra Caleb'in dikkati farklı bir başlığa takıldı.
Krallıklar, Efsaneler ve Doğruluğu Tartışmalı Hikâyeler.
Başlığın altında eski haritaların küçük çizimleri, yabancı dillerde yazılmış kelimeler ve onlarca öğrencinin birbirine cevap verdiği notlar bulunuyordu.
Sayfalardan birinin kenarında tanıdık bir isim dikkatini çekti.
Valyria.
Caleb parmağını kelimenin üzerinde durdurdu.
Julian, onun ilgisini fark etti.
“Oradakilere pek güvenme. Bir öğrenci ejderhaları gördüğünü iddia etmiş. Başkası da aynı yıl Valyria'ya hiç gitmediğini kanıtlamış.”
Caleb'in yüzündeki neşe yavaşça duruldu.
Diana'nın nerede olduğuna ilişkin belirsizlik, karşısındaki tek kelimeyi bile eskisinden farklı görmesine neden oluyordu.
Kitabın kapağını kapatmadı.
“Bir süre inceleyebilir miyim?”
Julian omuz silkti.
“Elbette, zaten benim değil. Ama akşama geri istiyorum. Dördüncü sınıflardan birine söz verdim.”
Caleb başını salladı. Arcanum'u mektup derlemesinin yanına yerleştirdi.
Önce ablasının araştırdığı konulara bakacaktı.
Sonra da iki yüz yıllık bu tuhaf kitabın öğrencileri neden bu kadar meşgul ettiğini öğrenecekti.
Julian başka bir öğrencinin kendisini beklediğini söyleyerek ayrıldığında Caleb, kitaplarını kucağına alıp kütüphanenin arka tarafındaki okuma salonuna geçti. Pencere kenarındaki masalardan birini seçti. Arcanum'u şimdilik kenara bırakarak komutanların mektuplarından oluşan derlemeyi açtı.
Kitap, farklı dönemlerde görev yapmış subayların ailelerine, meslektaşlarına ve üstlerine gönderdikleri mektuplardan oluşuyordu. Bazıları uzun askerî harekâtları anlatıyor, bazılarıysa savaş sırasında yaşanan sıradan olaylara yer veriyordu. Caleb, Diana'nın bu kitabı neden okuduğunu anlamak için birkaç sayfa çevirdi.
Mektuplardan birinde, bir komutanın kendisine verilen emirle sahadaki koşulların birbirini tutmadığını fark ettikten sonra yaşadığı ikilem anlatılıyordu. Başka bir mektupta ise yıllarca birlikte görev yapan iki subayın aynı muharebeyi birbirinden oldukça farklı hatırladığı görülüyordu.
Caleb, ilgisini çeken sayfaların numaralarını Harold'ın defterine kaydetti.
Ardından Beatrice'in getirdiği akademik çalışmalara geçti.
Diana'nın Harekât Planlamasında İstihbaratın Güvenilirliği başlıklı çalışması, eski muharebelerden alınmış örneklerle hazırlanmıştı. Raporların doğrulanması, yanlış değerlendirilen arazi koşulları ve komutanların eksik bilgiyle karar vermek zorunda kaldıkları durumlar üzerinde duruyordu.
Caleb birkaç paragraf okuduktan sonra tanıdık bir ifadeyle karşılaştı:
Bir emrin uygulanabilir olması, onu hazırlayan kişinin bütün şartları doğru değerlendirdiği anlamına gelmez.
Gülümsedi. Diana'nın tartışmalarda kullandığı kesin ifadeleri hatırlamıştı. Ablası, karşısındaki kişi kim olursa olsun bir fikre katılmadığında nedenini açıklamaktan çekinmezdi.
Ancak çalışmanın devamı, onu beklediği sonuca ulaştırmadı. İncelenen harekâtlar tarihî örneklerden oluşuyordu. Babalarının ölümüne ilişkin herhangi bir açıklama veya kişisel bir not bulunmuyordu.
İkinci çalışma da benzer biçimde akademik kaynaklara dayanıyordu. Caleb, komuta sorumluluğuyla ilgili bölümlerin arasına yerleştirilmiş kaynakçayı dikkatle inceledi. Bazı kitapların adını zaten kayıt defterinde görmüştü. Diğerlerini de not aldı.
Sayfaları çevirirken kenara iliştirilmiş küçük bir açıklama dikkatini çekti.
Danışman değerlendirmesi: Öğrencinin sunduğu örnekler uygun bulunmuştur. Ancak araştırmanın kapsamı nedeniyle askerî makamların güncel uygulamalarına ilişkin bölümler çalışmadan çıkarılmıştır.
Caleb yazıyı ikinci kez okudu.
Diana'nın başlangıçta ne yazdığını bilmiyordu. Bu not, çıkarılan bölümlerin babalarıyla ilgili olduğunu da göstermiyordu. Yine de ablasının çalışmasının ilk hâliyle son hâlinin aynı olmadığını öğrenmişti.
Defterine değerlendirme notunu olduğu gibi geçirdi. Ardından ilk taslağın hâlâ saklanıp saklanmadığını Beatrice'e sormak üzere sayfanın köşesini işaretledi.
───
Öğlene doğru kütüphane kalabalıklaşmıştı. Caleb araştırma çalışmalarını görevliye teslim ettikten sonra danışma masasına döndü.
Beatrice, bir öğrencinin iade ettiği kitapları kontrol ediyordu.
“Bir şey bulabildiniz mi, genç Emery?”
“Birkaç şey öğrendim. Ama size bir sorum daha var.”
Kadın gözlüklerinin üzerinden baktı.
“Şaşırdığımı söyleyemem, sizi dinliyorum.”
Caleb önündeki defteri açtı.
“Ablamın çalışmalarından birinin değerlendirmesinde, bazı bölümlerin çıkarıldığı yazıyor. İlk taslakları da burada saklıyor musunuz?”
Beatrice notu inceledi.
“Hayır. Buraya yalnızca teslim edilen son nüshalar gelir. İlk taslaklar bazen akademik danışmanlarda kalır. Bazen de öğrenciler kendilerinde saklar.”
“Diana'nın danışmanının kim olduğunu öğrenebilir miyim?”
“Çalışmanın ilk sayfasına bakmadınız mı?”
Caleb bir an durdu.
“Kaynakçayı incelemekle meşguldüm.”
Beatrice başını iki yana salladı.
“Bir kitabı ararken kapağını okumayı unutmak... Emery ailesinin yeni geleneği bu olsa gerek.”
Caleb gülümsedi.
Kadın kayıt defterini önüne çekerek ilgili sayfayı buldu. Çalışmanın karşısındaki danışman adını Caleb'e gösterdi.
Lady Annabelle Ashbourne.
Caleb ismi tanıdı. Harold ve Hector'ın askerî tarih öğretmeniydi.
“Teşekkür ederim, Madam Beer.”
Defterini kapatırken gözü masanın yanında duran Arcanum'a ilişti. Sabah gördüğü Valyria başlığı hâlâ aklındaydı. Ancak şimdilik araştırmasını tamamlaması gerekiyordu.
Kitabı eline aldığında Beatrice kaşlarını kaldırdı.
“Onu da mı götürüyorsunuz?”
“Akşam geri vereceğime söz verdim.”
“Öyleyse size bir tavsiye: İçinde yazılan her şeye inanmayın. Geçen yıl bir öğrenci oradaki eski bir sınav sorusunu ezberlediği için bütünlemeye kaldı.”
Caleb kitabı çantasına yerleştirdi.
“Merak etmeyin. Önce doğru cevapları bulmaya çalışacağım.”
Kütüphaneden ayrılırken zihninde iki ayrı düşünce vardı. Birincisi, ablasının tamamlanmamış çalışmasının ilk taslağına ulaşabilme ihtimaliydi.
İkincisiyse çok daha basitti.
Harold ve Hector, Arcanum'da kendileri hakkında yazılanları mutlaka görmeliydi.
Öğle çanı çaldığında Caleb, Arcanum'un ağırlığı altında bir omzu hafifçe düşmüş hâlde yemekhaneye girdi. Kalabalığın arasından dördüncü sınıfların bulunduğu tarafa baktığında Harold ile Hector'ı Adrian'ın yanında buldu. İkizler, önlerindeki yemeklere dokunmadan bir harita üzerinde tartışıyorlardı.
Caleb tepsisini masaya bıraktı.
“Günaydın. Akademinin bütün yemeklerini bitirmeden size yetişebildiğime sevindim.”
Hector başını kaldırdı.
“Günaydın mı? Caleb, öğlen oldu.”
“Benim sabahım oldukça uzundu.”
Harold kardeşinin çantasına baktı. Deri kayışlar, içindeki kitapların ağırlığıyla gerilmişti.
“Bütün kütüphaneyi mi getirdin?”
Caleb otururken yüzüne memnun bir gülümseme yerleşti.
“Hayır, yalnızca yaklaşık iki yüz yıllık kısmını.”
Adrian kaşlarını kaldırdı.
“Biriniz bana bu ailenin neden sürekli bu kadar tuhaf olduğunu açıklayabilir mi?”
“Henüz açıklayamayız,” dedi Hector. “Aile tarihimizin o bölümü yüksek gizlilik taşıyor.”
Caleb kahkaha attı. Ardından çantasından Arcanum'u çıkarıp dikkatle masanın üzerine bıraktı.
Adrian'ın yüzü aydınlandı.
“Vay canına, demek sendeydi Caleb! Sonunda kimin elinde olduğunu öğrendik. Dün akşam bütün yatakhanede bunu arıyorlardı.”
Harold kitabın kapağını inceledi.
“Arcanum... Bunu daha önce görmüştüm. Hâlâ dolaşıyor mu?”
“Görmekle okumak arasında büyük fark var, sevgili ağabeyim.”
Caleb, ilgili sayfayı bulana kadar kitabı çevirdi. Ardından kendinden emin bir ifadeyle ikizlerin önüne itti.
“Buyurun. Akademideki itibarınızın yazılı kanıtı.”
Hector, Emery ailesine ilişkin tavsiyeyi sesli okudu. Altındaki notu gördüğünde gülümsemesi genişledi.
“Bizimle aynı tarafta oldukları için Tanrı'ya şükürler olsun... Bunu yazan öğrenciyi bulmak istiyorum.”
Harold kaşını kaldırdı.
“Teşekkür etmek için mi?”
“Elbette. Bu kadar isabetli değerlendirmeler teşvik edilmeli.”
Adrian kitabı kendisine çekti.
“İtiraz ediyorum. Burada bütün ailenizden bahsediliyor. Sizinle aynı tarafta olmayı kabul ettiğimi hatırlamıyorum.”
Hector onun omzuna dostça vurdu.
“Artık çok geç, Westford. Dört yıldır bizimle aynı masada yemek yiyorsun.”
Adrian, karşılık vermeden önce Harold'a baktı.
“Bana strateji notlarını vermeden önce kardeşini susturabilir misin?”
“Hayır,” dedi Harold. “Ama notları verebilirim.”
Caleb gülerek kitabı yeniden çantasına yerleştirdi. Birkaç dakika boyunca yemeklerini yerken yaklaşan sınavlardan, sabah yapılan talimlerden ve Julian'ın haritacılıkla yaşadığı sorunlardan konuştular. Adrian, bir arkadaşına yetişmesi gerektiğini söyleyerek masadan ayrıldığında Caleb'in yüzündeki eğlenceli ifade yavaşça ciddileşti.
“Ablamın çalışmalarını buldum.”
Harold, önündeki bardağı masaya bıraktı.
“Ne öğrendin?”
Caleb defterini çıkardı. Diana'nın araştırma başlıklarını, incelediği kaynakları ve danışman değerlendirmesinde karşılaştığı açıklamayı kardeşlerine gösterdi. Özellikle çıkarılan bölümlere ilişkin notun üzerinde durdu.
Hector defteri eline aldı.
“Güncel askerî uygulamalarla ilgili bölümler çıkarılmış... İlk taslakları bulabildin mi?”
“Hayır. Kütüphanede yalnızca son nüshalar var. Ama danışmanının kim olduğunu öğrendim.”
Harold ve Hector cevap beklerken Caleb hafifçe öne eğildi.
“Lady Annabelle Ashbourne.”
Hector'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Bizim tarih öğretmenimiz mi?”
“Ta kendisi.”
Harold kısa bir süre düşündü.
“İlk taslağın onda olup olmadığını öğrenebiliriz. Yalnızca akademik bir çalışmayı incelemek istediğimizi söylememiz yeterli.”
Hector defteri kapattı.
“Üstelik dün anlattığı dersle Diana'nın araştırma konusu birbirine oldukça yakın.”
“Bu yüzden onunla konuşmak için iyi bir nedenimiz var,” dedi Harold. “Ancak önce Diana'nın çalışmasını kendim görmek istiyorum.”
Caleb başını salladı.
“Madam Beer okuma salonunda inceleyebileceğimizi söyledi.”
Harold defterini kardeşine geri verdi. Caleb'in yalnızca isimlerden oluşan bir listeyle dönmemiş olması onu memnun etmişti. Yine de Diana'nın araştırmasının ilk taslağına ulaşmanın onlara ne kazandıracağını henüz bilmiyordu.
Hector ise yeniden çantaya baktı.
“Peki, iki yüz yıllık şaheserimizin geri kalanında neler var?”
Caleb'in bakışları kısa bir an için ciddileşti.
“Valyria hakkında da yazmışlar.”
Masadaki hareketlilik duruldu.
Harold kardeşine baktı.
“Ne yazıyor?”
“Henüz tamamını okumadım. Eski öğrencilerin anlattığı hikâyeler var. Hangisinin doğru olduğu bile belli değil.”
Hector sandalyesine yaslandı.
“Öyleyse akşam birlikte bakarız. Şimdi gördüğüm kadarıyla bizim hakkımızda yazılanlarla ilgilenen başka insanlar da var.”
Caleb onun baktığı yöne döndü.
Yemekhanenin karşı tarafında Belial Dreadmoor, arkadaşlarıyla birlikte oturuyordu. Önündeki yemeğe dokunmamış, bir süredir Emery kardeşlerin bulunduğu masayı izliyordu.
Caleb, Belial'a bakarak ağabeyleriyle konuştu. Dediklerini Belial'ın duymasını, duyamasa bile dudaklarını okumasını istiyordu.
“Fazla nefret hayranlık yapar. Bize hayranlık duyuyor sanırım.”
Harold, Belial'a dönüp bakma gereği duymadı.
“Dreadmoor yeterince hırpalandı, gereksiz çalışmalara girmemeye özen gösterin.”
Hector çatalını eline aldı, yemeğe devam ederken gözleri parlıyordu.
“İtirazım yok. Kurt gibi açım.”
Öğle yemeğinin ardından öğrenciler yemekhaneden ayrılmaya başladı. Belial Dreadmoor ise arkadaşlarının aksine yerinden kalkmak için acele etmedi.
Emery kardeşlerin masasına son bir kez baktı.
Harold çoktan ayağa kalkmıştı. Hector, Caleb'in omzuna kolunu atmış, kalabalığın arasından geçerken kardeşine bir şeyler anlatıyordu. Üçü de Belial'a dikkat etmiyordu.
“Dreadmoor, geliyor musun?”
Belial başını çevirdi. Karşısında duran dördüncü sınıf öğrencisi Vincent Blackwell, yemekhanenin kapısını işaret ediyordu.
“Birazdan gelirim.”
Vincent omuz silkerek uzaklaştı.
Belial, cebinden küçük bir defter çıkardı. Açık duran sayfaya göz gezdirdi, ardından birkaç kelime yazıp defteri kapattı. Yerinden kalkarken yüzünde herhangi bir duygu belirtisi yoktu.
Yemekhaneden çıkan öğrencilerin arasına karıştı.
───
Öğleden sonraki fiziksel eğitim için akademinin bütün sınıfları ana talim meydanında toplanmıştı.
Geniş eğitim sahasının bir tarafında saman hedefler ve okçuluk düzenekleri, diğer tarafında kılıç ve kalkan talimi için ayrılmış alanlar bulunuyordu. Daha ilerideyse ahşap engeller, tırmanma kuleleri ve koşu parkurları uzanıyordu.
Sonbaharın serin rüzgârı öğrencilerin açık gri üniformalarını dalgalandırırken meydanda keskin bir düdük sesi duyuldu.
“SAFLAR!”
Konuşmalar anında kesildi.
Eğitimden sorumlu subay Binbaşı Lancelot Hawthorne, iki eğitmenle birlikte öğrencilerin karşısına geçti. Kırklı yaşlarının sonlarında, geniş omuzlu ve sert yüz hatlarına sahip adamın sol kaşının üzerinde küçük bir doğum lekesi vardı.
Ellerini arkasında birleştirerek sıraların önünden yürüdü.
“Bugün birinci sınıflar temel savunma ve dayanıklılık çalışmalarına, ikinci sınıflar kalkan ve yakın dövüş talimine katılacak. Üçüncü ve dördüncü sınıflar ise dönüşümlü eşleşmelerle müsabaka talimi gerçekleştirecek.”
Öğrencilerin arasında hafif bir hareketlilik başladı.
“Ve hatırlatmak isterim, burası eğlence parkı değil! Karşınızdaki arkadaşınızı sakatlamadan üstünlük sağlamayı öğrenemiyorsanız kılıç kullanmayı da öğrenememişsiniz demektir.”
Hector, Harold'a doğru hafifçe eğildi.
“Bunu özellikle bize söylediğini düşünmüyor musun?”
Harold karşıya bakmayı sürdürdü.
“Biraz daha konuşmaya devam edersen emin olacağız.”
Binbaşının düdüğü yeniden duyuldu.
Öğrenciler görevlendirildikleri alanlara dağıldılar.
Caleb, ikinci sınıfların bulunduğu bölüme ilerlediğinde Theodore'u kalkanını kontrol ederken buldu.
“Başın nasıl?” diye sordu Caleb.
Theodore ona homurdanarak baktı.
“Bugün başımdan bahsetme.”
“Kalbin?”
“Emery!”
Caleb kahkaha atarak kendi kalkanını aldı.
Öte tarafta Hector, talim kılıcını elinde çevirirken eşleşme çizelgesini inceliyordu. Harold ise eğitmenin anlattığı kuralları dinliyor, öğrencilerin oluşturduğu sıralara göz gezdiriyordu.
“Dördüncü sınıflar, eşleşmelerinizi kontrol edin!”
Hector çizelgenin önüne yaklaştı.
“Harold, görünüşe göre bugün birbirimizi öldürmeye çalışmamıza izin vermiyorlar.”
Hector teatral bir oyunculukla elini kalbine götürdü.
“Ah, ne büyük kayıp.”
Harold hafifçe güldü.
“Ben de öyle düşünüyorum.”
Hector parmağını isimlerin üzerinde gezdirdiğinde Belial Dreadmoor'un adını gördü. Kendi isminin karşısında değildi...
Hector memnuniyetsizce kendi kendine homurdandı.
“Demek eğitmenler akıllanmış...”
Belial ise birkaç adım ötede, bilek korumasının kayışını düzeltiyordu. Hector'ın çizelgeye baktığını fark etmesine rağmen başını kaldırmadı.
───
İlk müsabakalar başladığında talim meydanını kör çelik kılıçların çarpışma sesleri doldurdu. Eğitmenler öğrencilerin duruşlarını düzeltiyor, hatalı hamleleri durdurarak aynı hareketlerin tekrarlanmasını istiyordu.
Harold, eşleştiği Adrian'ın karşısına geçti.
Adrian kalkanını kaldırdı.
“Bu sabah notlarını bana verdiğin için teşekkür ederim.”
“Rica ederim.”
“Dostluğumuza olan minnettarlığımı göstermek için bugün seni yenmeye karar verdim.”
Harold talim kılıcını kaldırdı.
“Önce sol ayağını düzelt.”
Adrian aşağı baktı.
Harold'ın kılıcı kalkanına çarptığında genç adam geriye doğru sendeledi.
“Bu hiç dostça değildi!”
“Savaş meydanındaki düşmanın da dostça yaklaşmayacak.”
Yakınlarındaki öğrenciler gülerken binbaşının sert sesi yükseldi.
“WESTFORD! MUHAREBEDE ŞİKÂYET DİLEKÇESİ VEREMEZSİNİZ!”
Hector kahkahasını dudaklarını kapatarak bastırdı.
Meydanın öbür ucundaysa Belial, kendi rakibini izliyordu. Önündeki öğrenci saldırıya geçtiğinde ilk iki hamleyi savundu, üçüncüsünde kılıcını rakibinin silahına çarparak onu geri çekilmeye zorladı.
Eğitmen düdüğünü çaldı.
“Yeter! Başlangıç konumlarına!”
Belial geri çekildi.
Hector, onun birkaç saniye boyunca kendisine baktığını fark etti. Kızıl saçlı genç bakışlarını kaçırmadı; yalnızca kılıcını yeniden kavrayarak rakibine döndü.
Hector da kendi eşleşmesine yöneldi.
Ancak talim meydanında görevli bir öğrenci yeni müsabaka çizelgelerini toplarken Belial'ın ona yaklaşması dikkatinden kaçtı.
İkisi kısa bir süre konuştular.
Görevli öğrenci başını iki yana salladı. Belial bir şey daha söylediğinde genç adam elindeki kâğıtlardan birini çıkarıp ona gösterdi.
Ardından yollarını ayırdılar.
Belial, talim alanına dönerken gözlerini bir kez daha Emery kardeşlerin bulunduğu tarafa çevirdi.
Bu kez yüzünde belli belirsiz bir memnuniyet vardı.
İkinci müsabaka turu başladığında eğitmenlerden biri yeni eşleşme çizelgesini talim alanının girişine astı. Hector, ilk mücadelesini tamamlamış, alnındaki teri koluyla silerken Adrian'ın kendisine doğru geldiğini gördü.
“Emery, bu kez sana acıyorum.”
Hector kaşını kaldırdı.
“Westford, az önce Harold'dan yediğin darbeler muhakeme yeteneğini mi etkiledi?”
Adrian gülümsedi.
“Yeni rakibine bir bak.”
Hector çizelgeye yaklaştı. Kendi isminin karşısındaki adı okuduğunda yüzünde yavaşça bir tebessüm belirdi.
Xavier Vanguard
“Vay canına! Nihayet eğlenebileceğim.”
Vanguard Hanesi, Avalon'un batısındaki en eski ve nüfuzlu soylu ailelerden biriydi. Nesillerdir yetiştirdikleri askerler ve kraliyete hizmet eden komutanlarla tanınıyorlardı. Hanenin varislerinden Xavier ise Fidelis'in dördüncü sınıfında okuyordu.
Uzun boylu, geniş omuzlu ve atletik yapılı genç, siyah dalgalı kısa saçlarını geriye doğru taramıştı. Keskin çene hattı ve yeşile çalan ela gözleriyle dikkat çekiyordu. Başarılı akademik geçmişinin yanı sıra kılıç talimindeki üstünlüğü sayesinde eğitmenlerin özellikle üzerinde durduğu öğrencilerden biriydi.
Bugüne kadar Harold ile Xavier'in karşı karşıya gelmesine izin verilmemişti. İkisi de müsabakalarda geri adım atmamakla tanınıyor, rekabet konusunda kendilerini dizginlemekte zaman zaman zorlanıyorlardı.
Xavier, talim kılıcını omzuna yaslayarak yaklaştı.
“Emery!”
Harold kollarını göğsünde birleştirdi, hafifçe tebessüm etti.
“Vanguard. Sonunda dişli bir rakip.”
Xavier güldü.
“Beni bu iltifatlarınla şımartıyorsun, Emery.”
İkisi de gülümsedi.
Hector, çizelgedeki isimleri gördüğünde başını kaldırdı.
“Binbaşı bunu onayladı mı?”
Adrian omuz silkti.
“Çizelgede yazdığına göre onaylamış olmalı.”
Hector, Harold'a baktı.
“Kendini kontrol et.”
Harold, ikizinin omzuna hafifçe vurdu. Gururlu ve kendine güvenen bir şekilde Emery Hanesi'nin mottosunu hatırlattı.
“Şan miras alınmaz, hak edilir!”
───
Harold ile Xavier müsabaka alanına çıktığında çevredeki öğrencilerin ilgisi yavaş yavaş onlara yöneldi.
Binbaşı Hawthorne, iki gencin karşı karşıya geldiğini görünce birkaç saniye hareketsiz kaldı. Ardından elindeki çizelgeyi kontrol etti.
“Bu eşleşmeyi kim hazırladı?”
Yanındaki eğitmen kâğıda baktı.
“İkinci tur için yeni düzenleme yapıldı, efendim.”
Hawthorne gözlerini yeniden iki öğrenciye çevirdi.
“PEKÂLÂ! EMERY! VANGUARD! KONTROLLÜ BİR MÜCADELE İSTİYORUM!”
Harold ve Xavier aynı anda cevap verdi.
“EMREDERSİNİZ, EFENDİM!”
Binbaşının yüzündeki ifade, duyduğu cevaptan pek tatmin olmadığını gösteriyordu.
Düdük çaldı.
Xavier ilk hamleyi yaptı. Harold kılıcını kaldırarak darbeyi karşıladı ve hemen karşılık verdi. Xavier, üzerine gelen kılıcı savuşturup yana çekildiğinde Harold'ın ikinci hamlesi çoktan başlamıştı.
Kör çelik kılıçların çarpışması meydanda yankılandı.
İlk birkaç dakika boyunca ikisi de rakibinin savunmasındaki açıkları aradı. Harold, hızlı ve değişken hareketleriyle Xavier'in tepkilerini ölçerken Xavier sabırlı davranıyor, gereksiz hamlelerden kaçınarak karşısındakinin ritmini çözmeye çalışıyordu.
Harold'ın kılıcı yeniden savruldu.
Xavier darbeyi karşıladı.
“Bir Emery'den daha iyisini bekliyordum.”
Harold'ın dudakları keyifle kıvrıldı.
“Henüz ısınmadım, Vanguard.”
Bir sonraki hamlesinde Xavier karşısında aniden yön değiştirdi. Ancak genç adam bunu önceden sezmiş gibi kılıcını kaldırdı ve Harold'ı geri çekilmeye zorladı.
İlk defa Harold'ın gülümsemesi biraz daha genişledi.
“Beklentini karşıladığıma inanıyorum, Vanguard!”
Mücadele uzadıkça çevrelerinde öğrenciler toplanmaya başladı. Adrian, Hector'ın yanında durmuş karşılaşmayı izliyordu. İkinci sınıfların eğitimini tamamlayan Caleb de kalabalığın arasından sıyrılarak ağabeyinin bulunduğu alana geldi.
“Kim kazanıyor?”
Hector gözlerini mücadeleden ayırmadan alaycı ve heyecanlı bir tavırla konuştu.
“Tanrılar.”
Caleb, Xavier'in Harold'ın saldırısını karşılayıp anında karşılık vermesini izledi.
“İkisi de oldukça iyi.”
“Evet.”
Harold'ın bir hamlesi Xavier'in omzunu sıyırıp geçti. Xavier karşılık verdiğinde Harold'ın kılıcı da onun gövdesine birkaç parmak kala durdurulmuştu.
Eğitmen henüz bir üstünlük işareti vermemişti.
İki genç yeniden karşı karşıya geldi.
Ancak bu kez mücadelelerinin temposu belirgin biçimde değişti. Art arda gelen darbeler daha güçlü, savunmalar daha sertti. Harold geri adım atmamak için direnirken Xavier bütün ağırlığını verdiği bir hamleyle onun kılıcını yana savurdu.
Harold dengesini toparlayıp karşılık verdi.
Kör çelik kılıçlar öyle sert çarpıştı ki etrafa kıvılcımlar saçtı. Çevredeki öğrencilerden birkaçının yüzündeki heyecan yerini endişeye bıraktı.
Hector'ın kaşları çatıldı.
“Bu işin sonu hiç iyiye gitmiyor.”
Tam o sırada Xavier'in kılıcı Harold'ın savunmasını aşacak gibi oldu. Harold son anda darbeyi durdurdu ve rakibini geri çekilmeye zorladı. Xavier ayaklarını yeniden konumlandırırken Harold bir sonraki saldırı için kılıcını kaldırmıştı.
“DURUN!”
Binbaşının sesi meydanı inletti.
İki genç birbirinden ayrıldı ancak kılıçlarını indirmedi.
“EMERY! VANGUARD! SİLAHLARINIZI İNDİRİN!”
Bu kez ikisi de itaat etti.
Binbaşı Hawthorne aralarına girdi. Önce Harold'a, ardından Xavier'a baktı.
“Size kontrollü bir mücadele emrettim. Görünüşe göre ikinizin de bu kelimenin anlamıyla ilgili ciddi sorunları var.”
Xavier nefesini düzenleyerek konuştu.
“Özür dilerim, efendim.”
Harold da başını eğdi.
“Emredersiniz, efendim.”
“Henüz bir emir vermedim, Emery!”
“Özür dilerim, efendim!”
Binbaşı gözlerini birkaç saniyeliğine kapattı.
“İkinizin de gayet yetenekli olduğunu biliyoruz. Bunu kanıtlamak için birbirinizi revirlik etmenize gerek yok!”
Çevredeki öğrenciler sessizce bekliyordu.
Hawthorne ikisinin ellerindeki kılıçları işaret etti.
“Akşam yemeğinden önce silah deposundaki bütün talim kılıçlarını temizleyecek ve düzenleyeceksiniz.”
Harold soğukkanlı bir şekilde sordu.
“Hepsini mi, efendim?”
“Hayır, Emery. Yalnızca hoşunuza gidenleri!”
Xavier gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
Binbaşı anında ona döndü.
“ÇOK EĞLENDİĞİNİZİ GÖRÜYORUM, VANGUARD! ÖYLEYSE KALKANLARI DA SİZE EMANET EDİYORUM!”
Harold başını çevirdiğinde Xavier'la göz göze geldi.
İkisinin de yüzünde aynı ifade vardı.
Binbaşı kollarını göğsünde birleştirdi.
“Ve bir daha karşınıza bu kadar yetenekli bir rakip çıktığında birbirinizi sakatlamadan mücadele etmeyi öğrenmenizi tavsiye ederim. ANLAŞILDI MI?”
“ANLAŞILDI, EFENDİM!”
Hawthorne uzaklaştığında Harold kılıcını omzuna yasladı.
“Seninle tanıştığıma memnun oldum, Vanguard.”
Xavier samimiyetle gülümserken elini uzattı.
“Ben de, Emery. Özellikle birlikte geçireceğimiz romantik silah deposu akşamını iple çekiyorum.”
Harold'ın yüzündeki gülümseme genişlerken Xavier'in elini sıktı.
───
Günün son talimi tamamlandığında öğrenciler yeniden ana meydanda toplandı. Yorulmuş olmalarına rağmen çoğunun konuştuğu konu, Harold ile Xavier'in yarıda kesilen mücadelesiydi.
Binbaşı Hawthorne, akademinin diğer eğitmenleriyle birlikte öğrencilerin karşısına geçti.
Bu kez elinde kraliyet mührü taşıyan resmî bir duyuru bulunuyordu.
Meydandaki konuşmalar giderek azaldı.
“SUBAY ADAYLARI!”
Bütün öğrenciler hazır ola geçti.
“Akademimizin yıllardır sürdürdüğü geleneklerden birinin zamanı yaklaşıyor. Bu yılki Fidelis Askerî Maharet Müsabakaları için başvurular yarın sabah itibarıyla başlayacaktır.”
Öğrencilerin arasında heyecanlı fısıltılar yükseldi.
Hector, Harold'a baktı.
Binbaşı duyurunun devamını okumak üzere kâğıdı açtı.
“Bu yıl müsabakayı tamamlayan ve gerekli başarı şartlarını sağlayan adayları, akademimizin geleneksel şeref madalyasının yanı sıra özel bir görev ödülü bekliyor.”
Harold'ın dikkati keskinleşti.
“Başarılı adaylar, kraliyet ordusunun belirleyeceği askerî karargâhlardan birinde, kıdemli bir subayın gözetiminde iki haftalık saha komutası eğitimine katılma hakkı kazanacaktır.”
Binbaşı kısa bir süre durdu.
“Ve bu yıl görevlendirme yapılacak karargâh...”
Harold, Hector ve Caleb'in bakışları aynı anda binbaşıya çevrildi.
“Birinci Kraliyet Sınır Ordusu Ana Karargâhı!”
Caleb'in nefesi kesildi.
Diana'nın görev yaptığı karargâhtı.
Harold'ın yüzündeki ifade değişmedi. Ancak yanında duran Hector, ikizinin elini yavaşça yumruk yaptığını fark etmişti.
Binbaşı Hawthorne, duyurunun son sayfasını katladı.
“Başvurular için son tarih üç gündür. Katılmak isteyenler isimlerini sınıf sorumlularına bildirsin!”
Meydanda yeniden konuşmalar yükseldi.
Harold kardeşlerine döndü.
Bu kez üçünün de ne yapacağı belliydi.
Bölüm etkileşimi
