NAELİTH ARVEN kitap kapağı

21. bölüm / 33

NAELİTH ARVEN

YİRMİ BİRİNCİ BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Buse BAL

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: YİRMİ BİRİNCİ BÖLÜM

Sonbahar Avalon'a Valyria'dan daha sessiz gelmişti.
Başkentte yazın son sıcaklığı çoktan kırılmış, sarayın geniş bahçelerindeki ağaçların yaprakları sarının ve soluk kızılın ilk tonlarına dönmeye başlamıştı. Sabahları beyaz ay taşından duvarların üzerinde ince bir serinlik birikiyor, öğleden sonra yükselen güneş ise bahçeleri birkaç saatliğine yeniden yazdan kalmış gibi aydınlatıyordu.
Kraliyet Sarayı'nın batı bahçesi o gün her zamankinden sakindi. Mermer yürüyüş yolunun iki yanında uzanan budanmış çitlerin arasına sonbahar çiçekleri yerleştirilmiş, ortadaki uzun havuzun yüzeyine düşen birkaç kuru yaprak suyun üzerinde ağır ağır sürüklenmeye başlamıştı. Uzakta iki saray muhafızı nöbet tutuyor, bahçenin diğer ucundaki küçük taş köşkün çevresinde birkaç soylu aile öğleden sonra gezintisinin tadını çıkarıyordu.
Prens Ernest Gavin ise bütün bunların ortasında, yanında genç bir kadınla ağır adımlarla yürüyordu.
Onları uzaktan görenlerin çoğu ikinci kez bakma gereği duyuyordu.
Kadının koyu kestane saçları ensesinde zarifçe toplanmış, birkaç ince tutam yüzünün iki yanına bırakılmıştı. Üzerindeki mürdüm renkli uzun elbise pahalı olmasına rağmen gösterişsizdi; ince beli, düzgün duruşu ve sakin yürüyüşü onu dikkat çekmek için çabalamadan fark edilen kadınlardan biri hâline getiriyordu. Açık gri gözleri çevresini merakla süzüyor, dudaklarının kenarında ise insanın tam anlamını çözemediği hafif bir tebessüm duruyordu.
Lady Elowen Blackwood.
Blackwood Hanesi'nin en küçük kızı ve başkentte son birkaç haftadır hakkında en fazla konuşulan kadınlardan biri.
Bunun sebebi ailesi değildi.
Prens Ernest'ti.
Son on gün içinde ikisi üç kez birlikte görülmüştü. Önce sarayın kış bahçesinde uzun süre konuşmuşlar, iki gün sonra başkentin seçkin kitapçılarından birinin üst katında karşılaşmış, dün ise aynı atlı gezintiden dönerken saray kapısından birkaç dakika arayla geçmişlerdi.
Başkent için bundan fazlasına ihtiyaç yoktu.
Prens Ernest Gavin'in yeni bir hanımefendiyle ilgilendiğine karar verilmişti bile.
Prens Ernest söylentileri duymuştu.
Lady Elowen da.
İkisi de düzeltmek için hiçbir şey yapmamıştı.
“Sanırım bugün bizi izleyenlerin sayısı arttı,” dedi Lady Elowen, bakışlarını önlerinden ayırmadan.
Prens Ernest hafifçe gülümsedi.
“Üç kişi.”
Lady Elowen kaşını kaldırdı.
“Beş.”
“Bahçıvanı da mı sayıyorsunuz?”
“Bahçıvan çiçeklere bakmıyor.”
Prens Ernest istemsizce arkasına bakacak gibi oldu fakat kendisini durdurdu.
“Öyleyse beş.”
Lady Elowen'ın dudaklarındaki tebessüm biraz daha belirginleşti.
“Birkaç güne kadar nişan tarihimizi de belirlerler.”
“Birkaç gün fazla iyimser.”
Bu kez Lady Elowen hafifçe güldü.
Dışarıdan bakıldığında görüntü, söylentileri doğrulamaya fazlasıyla yeterliydi. Genç veliaht, güzel bir soylu kadınla saray bahçesinde baş başa dolaşıyor; kadın gülüyor, prens de ona eşlik ediyordu.
Kimse Lady Elowen'ın sağ elindeki küçük deri çantanın içinde üç farklı menzil kayıt defterinden çıkarılmış kopyaların bulunduğunu bilmiyordu.
Kimse Prens Ernest'in son günlerde onunla geçirdiği saatlerin tek bir tanesinde bile evlilikten, aşktan veya bir sonraki balodan söz etmediğini bilmiyordu.
Yürüyüş yolunun daha tenha kısmına geldiklerinde Lady Elowen'ın yüzündeki hafif gülümseme yavaşça kayboldu.
“İstediklerinizi buldum.”
Prens Ernest'in adımları değişmedi.
Başını ona çevirmedi bile.
“Tamamını mı?”
“Bulabildiğim kadarını.”
Lady Elowen birkaç adım daha yürüdükten sonra sesini alçalttı.
“Ve sanırım hoşunuza gitmeyecek.”
Prens Ernest'in yüzündeki rahat ifade yerinde kaldı.
Fakat açık ela gözlerindeki sıcaklık bir anda çekildi.
“Anlatın.”
Lady Elowen bir süre sustu.
Sonra elindeki çantanın kulpunu biraz daha sıkı kavradı.
“Lady Diana Emery'nin birliğinin o sabah izlediği söylenen yol ile o gün kullanılan menzil kayıtları birbirini tutmuyor.”
Prens Ernest ilk kez ona baktı.
Lady Elowen'ın yüzünde artık en küçük bir tebessüm yoktu.
“Ne kadar tutmuyor?”
“İki yüz askerin yanlış kaydedilemeyeceği kadar.”
Prens Ernest birkaç saniye cevap vermedi.
Lady Elowen'ın elindeki küçük deri çantaya baktı. Bahçenin daha tenha bölümüne gelmişlerdi. Arkalarındaki konuşmalar artık yalnızca belli belirsiz bir uğultu hâlinde duyuluyor, havuzun üzerinden geçen serin rüzgâr ağaçların sararmaya başlayan yapraklarını hafifçe titretiyordu.
“Görebilir miyim?”
Lady Elowen başını hafifçe salladı.
Yürüyüş yolunun hemen yanında, yaşlı bir ıhlamur ağacının gölgesinde duran mermer banka doğru ilerlediler. Prens Ernest önce Lady Elowen'ın oturmasını bekledi, ardından yanına geçti. Aralarında, dışarıdan bakıldığında yalnızca nezaket gereği bırakılmış gibi görünen küçük bir mesafe vardı.
Lady Elowen çantanın tokasını açtı.
İçinden katlanmış birkaç kâğıt çıkardı ve en üsttekini Prens Ernest'e uzattı.
“Bu, Diana Emery'nin birliğinin hareket ettiği sabaha ait kuzey menzil kaydı.”
Prens Ernest kâğıdı aldı.
Satırları dikkatle okumaya başladı.
Lady Elowen devam etti.
“Görev emrinde birlik, gün doğumundan kısa süre sonra başkent garnizonundan ayrılıyor. Yaklaşık iki yüz asker, yük arabaları ve onlara sonradan katılması gereken süvari desteğiyle birlikte doğu sınırına yakın belirtilen köye hareket ediyor.”
Prens Ernest başını kaldırmadan sordu:
“Bu kısım zaten elimizdeki askerî kayıtlarda var.”
“Evet.”
Lady Elowen ikinci kâğıdı çıkardı.
“Ama burası yok.”
Prens Ernest diğer belgeyi aldı.
“Bu nedir?”
“Ravenport Menzil Hanı'nın kayıtları.”
Prens Ernest'in bakışları satırlar üzerinde ilerledi.
Lady Elowen parmağıyla tarihin bulunduğu bölümü gösterdi.
“Görev emrinde belirtilen güzergâhı izleyen iki yüz kişilik bir birlik, öğleden önce bu menzilden geçmek zorunda.”
Prens Ernest birkaç satır daha okudu.
At değiştiren tüccarlar.
İki posta arabası.
Bir tahıl kafilesi.
On dört kişilik bir saray muhafız birliği.
Üç rahip.
Ve birkaç münferit yolcu.
Başka hiçbir şey yoktu.
Prens Ernest'in kaşları hafifçe çatıldı.
“Belki kayıt tutulmamıştır.”
Lady Elowen bunu bekliyormuş gibi üçüncü kâğıdı çıkardı.
“Ben de önce öyle düşündüm.”
Belgeyi ona uzattı.
“Bu da aynı günün erzak defteri.”
Prens Ernest gözlerini kâğıda indirdi.
Lady Elowen sakin bir sesle konuşmaya devam etti.
“Ravenport, geçen her askerî birlik için yalnızca isim kaydı tutmaz. Kullanılan yem, su, ekmek ve gerektiğinde at değişimi de yazılır. İki yüz kişilik bir birlik orada yalnızca birkaç satır bırakmazdı.”
Prens Ernest satırları yeniden taradı.
Hiçbir olağan dışı erzak çıkışı yoktu.
Hiçbir büyük askerî kafileye ayrılmış yem kaydı yoktu.
Atlar için ek saman dağıtımı yapılmamıştı.
Sarnıçtan askerî kullanım için su çekilmemişti.
Prens Ernest kâğıdı yavaşça dizinin üzerine indirdi.
“Oradan geçmemişler.”
Lady Elowen'ın yüzündeki ifade ciddileşti.
“En azından iki yüz kişi olarak geçmemişler.”
Prens Ernest birkaç saniye düşündü.
“Başka bir yol kullanmış olabilirler.”
“Olabilir.”
Lady Elowen çantasından son bir belge çıkardı.
“Bu yüzden diğer iki güzergâha da baktım.”
Prens Ernest'in gözleri ona döndü.
Lady Elowen kâğıdı uzatırken sesini biraz daha alçalttı.
“Ve sorun tam olarak burada başlıyor, Prens Ernest.”
Prens Ernest belgeyi aldı.
“Ne buldunuz?”
Lady Elowen bir an durdu.
“Diana Emery'nin birliği, resmî emirde yazan yoldan gitmemiş.”
Prens Ernest ona baktı.
Lady Elowen'ın açık gri gözlerinde artık en küçük bir tereddüt yoktu.
“Fakat aynı sabah, batı-doğu askerî geçiş yolunda yaklaşık iki yüz kişilik bir birliğin hareket ettiğine dair kayıt var.”
Prens Ernest'in bakışları yeniden belgeye indi.
Çünkü o yolun nereye çıktığını biliyordu.
Lady Elowen da biliyordu.
“Batı-doğu hattı...”
Cümlesini tamamlamadı.
Çünkü görev emrinde belirtilen köye ulaşmak isteyen bir birliğin bu yolu seçmesi için hiçbir mantıklı sebep yoktu. Yol daha uzun değildi; aksine belirli bir noktadan sonra tamamen başka bir hatta ayrılıyor, sınır boyunca uzanan eski askerî geçitlere bağlanıyordu.
Prens Ernest parmağını kâğıdın üzerindeki güzergâhta yavaşça ilerletti.
“Bu kayıt ne kadar güvenilir?”
“Kesin olduğunu söyleyemem,” dedi Lady Elowen. “Birlik isimle kaydedilmemiş. Komutanın adı da yazmıyor. Yalnızca gün doğumundan kısa süre sonra yaklaşık iki yüz askerin, birkaç yük arabasıyla birlikte doğu geçidine yöneldiği belirtilmiş.”
Prens Ernest başını kaldırdı.
“Diana'nın birliğiyle aynı sabah.”
“Evet.”
“Aynı büyüklükte.”
“Yaklaşık olarak.”
“Ve resmî kayıtta bulunmaları gereken yerde değiller.”
Lady Elowen hafifçe başını salladı.
Prens Ernest elindeki iki belgeyi yan yana getirdi. Birinde Savaş Bakanlığı tarafından bildirilen açık ve düzenli bir güzergâh vardı. Diğerinde ise aynı saatlerde başka bir yolda ilerlediği kaydedilmiş, kimliği belirtilmeyen yaklaşık iki yüz kişilik askerî birlik.
Tek başına bakıldığında ikisi de bir şey kanıtlamıyordu.
Fakat yan yana geldiklerinde sessizce birbirlerini yalanlıyorlardı.
“Başka bir birlik olabilir,” dedi Prens Ernest.
Lady Elowen ona baktı.
“Ben de bunu düşündüm.”
“Kontrol ettiniz mi?”
“Son on gün içinde o bölgeye gönderilen bütün büyük askerî sevkleri bulabildiğim kadarıyla karşılaştırdım. O sabah o büyüklükte hareket etmesi gereken başka bir birlik görünmüyor.”
Prens Ernest'in yüzündeki ifade değişmedi fakat parmakları belgelerin kenarında bir an durdu.
“Bulabildiğiniz kadarıyla?”
Lady Elowen hafifçe nefes verdi.
“Blackwood Hanesi'nin ticaret kayıtlarına ulaşabilirim, menzil hanelerinden bilgi alabilirim, bazı özel kervan defterlerini inceletebilirim. Fakat Kraliyet Ordusu'nun bütün sevk kayıtlarına erişimim yok, Prens Ernest.”
“Olmasını da istemem.”
Lady Elowen'ın kaşları hafifçe kalktı.
Prens Ernest belgeleri dikkatle katlayarak yeniden çantanın üzerine bıraktı.
“Bu araştırmada ne kadar az kişinin ne aradığımızı bildiği, o kadar iyi.”
Lady Elowen birkaç saniye onu izledi.
“Birinden şüpheleniyorsunuz.”
“Hayır.”
Cevap tereddütsüz geldi.
Prens Ernest bir an havuzun yüzeyine baktı. Rüzgâr suyun üzerinde küçük halkalar oluşturmuş, sararmış bir yaprağı mermer kenara doğru sürüklemişti.
“Şüphelenmek için önce elimde şüpheleneceğim bir kişi olması gerekir. Şimdilik yalnızca birbirini tutmayan kayıtlar var.”
Lady Elowen sessizce başını salladı.
Prens Ernest tekrar ona döndü.
“Peki süvari birliği?”
Lady Elowen'ın yüzündeki ifade bu kez daha belirgin biçimde değişti.
Prens Ernest bunu hemen fark etti.
“Ne oldu?”
Lady Elowen çantanın içinde kalan son kâğıdı çıkardı fakat hemen uzatmadı.
“Sanırım asıl garip olan bu.”
Prens Ernest elini uzattı.
Belgeyi aldı.
“Diana Emery'nin birliğine sonradan katılması planlanan süvari desteğini aradım. Görev emrinde birlikten birkaç saat sonra hareket edeceği belirtilmiş.”
“Evet.”
Prens Ernest satırları taradı.
“Kaç kişi?”
“Resmî görev belgesinde sayı yazmıyor. Ancak bu büyüklükte bir piyade birliğine eşlik edecek desteğin en azından menzil kayıtlarında iz bırakması gerekirdi.”
Prens Ernest birkaç saniye daha okudu.
Sonra başını kaldırdı.
“Çıkış yapmamışlar.”
Lady Elowen sessizce karşılık verdi.
“Ben hiçbir yerde çıktıklarına dair kayıt bulamadım.”
Bahçenin diğer ucundan yükselen genç bir kadın kahkahası ikisinin arasındaki sessizliği kısa bir anlığına böldü. Birkaç soylu, havuzun karşı tarafından geçerken Prens Ernest ile Lady Elowen'a doğru meraklı bakışlar attı.
Prens Ernest onları fark etti.
Yüzündeki ciddi ifade aynı anda değişti.
Dudaklarının kenarında rahat, neredeyse umursamaz bir tebessüm belirdi ve bedenini Lady Elowen'a biraz daha yaklaştırarak dışarıdan bakıldığında aralarında çok daha hafif bir sohbet sürüyormuş izlenimi verdi.
Lady Elowen birkaç saniye onu izledi.
Sonra aynı oyuna sessizce katıldı ve yüzünde zarif bir gülümseme oluşturdu.
Yanlarından geçen grup uzaklaştıktan sonra Lady Elowen alçak sesle konuştu.
“Bunu oldukça iyi yapıyorsunuz.”
Prens Ernest kaşını hafifçe kaldırdı.
“Neyi?”
“İnsanların görmek istediği kişiye dönüşmeyi.”
Prens Ernest'in gülümsemesi bu kez kısa süreliğine gerçek oldu.
“İnsanlar zaten kararlarını vermişse onları düzeltmek çoğu zaman gereksiz bir uğraştır.”
Lady Elowen ona birkaç saniye baktı.
“Bazen kararlarının bedelini başkaları ödüyor.”
Prens Ernest'in yüzündeki tebessüm yavaşça kayboldu.
Ne demek istediğini anlamıştı.
Bakışları kısa bir an, bahçenin öbür ucunda hâlâ kendilerine dönüp bakan iki genç soylu kadına kaydı.
Ardından yeniden Lady Elowen'a döndü.
“Bunun için sizden özür dilemem gerekiyor.”
Lady Elowen'ın kaşları hafifçe kalktı.
“Benden mi?”
“Evet.” Prens Ernest'in sesi bu kez az önceki rahatlığından uzaktı. “Benim hakkımda söylenenlerin bana pek zararı yok. İnsanların beni nasıl gördüğü uzun zamandır hayatımı değiştiren bir mesele değil. Fakat sizi aynı rahatlıkla bu söylentilerin içine çekmeye hakkım yoktu.”
Lady Elowen birkaç saniye boyunca ona baktı. Prens Ernest'in yüzünde şakaya sığınacak bir ifade aradıysa da bulamadı.
“Beni zorlamadınız, Prens Ernest.”
“Bu, sonucu değiştirmiyor.”
“Ne sonucu?”
Prens Ernest bakışlarını kısa bir an bahçede yürüyen insanlara çevirdi.
“Blackwood Hanesi'nin bekâr kızının son on gündür veliaht prensle gizlice görüştüğünün konuşulmasını.”
Lady Elowen'ın dudaklarının kenarında küçük bir tebessüm oluştu.
“Gizlice görüştüğümüzü düşünmeleri biraz tuhaf. Bizi görmekte hiç zorlanmıyorlar.”
Prens Ernest istemeden güldü.
“Sanırım insanların gizlilik anlayışı bizimkinden biraz farklı.”
“Belli ki.”
Lady Elowen çantasını yeniden kapattı. Ardından ellerini dizlerinin üzerinde birleştirerek daha ciddi bir ifadeyle ona döndü.
“Ben neye razı olduğumu biliyorum, Prens Ernest. Ayrıca itiraf etmeliyim ki insanların hakkımızda ne söylediğini öğrenmek zaman zaman oldukça eğlenceli oluyor.”
“Bundan eminim.”
“Dün bir hanımefendi anneme, sizi sonunda uslandırabilecek bir kadın bulduğumuzu söylemiş.”
Prens Ernest'in yüzünde kısa süreli bir şaşkınlık belirdi.
“Anneniz ne cevap verdi?”
Lady Elowen'ın gülümsemesi genişledi.
“Beni çocukluğumdan beri tanıdığı için bunun pek mümkün görünmediğini söyledi.”
Prens Ernest başını hafifçe öne eğip güldü. Fakat birkaç saniye sonra yüzündeki ifade yeniden ciddileşti.
“Yine de bu durum sizin için herhangi bir sorun yaratırsa bana söyleyin. Gerekirse söylentileri ben düzeltirim.”
Lady Elowen ona dikkatle baktı.
“Bunu yaptığınız anda herkes gerçekten aramızda bir şey olduğuna inanacaktır.”
Prens Ernest sustu.
Lady Elowen haklıydı.
Bir veliaht prensin durduk yere çıkıp bir kadınla ilişkisi olmadığını açıklaması, başkentteki dedikoduları susturmak yerine yıllarca sürecek yeni bir hikâyeye dönüştürebilirdi.
Lady Elowen bunu yüzündeki ifadeden anlamış olacak ki hafifçe gülümsedi.
“Şimdilik bırakın konuşsunlar. İnsanlar bizi izlemekle meşgulken ne konuştuğumuzu merak etmiyorlar.”
Prens Ernest'in gözlerinde belli belirsiz bir takdir belirdi.
“İşte tam olarak bu yüzden sizden yardım istedim.”
Lady Elowen'ın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
“Öyleyse sanırım asıl meseleye dönmeliyiz.”
Prens Ernest başını salladı.
Lady Elowen yeniden çantasını açtı ve az önce çıkardığı belgeleri bir kez daha önlerine yerleştirdi.
“Şu anda elimizde üç ayrı sorun var,” dedi. “Lady Diana'nın birliği resmî görev emrinde belirtilen güzergâhta görünmüyor. Aynı sabah başka bir askerî hat üzerinde yaklaşık iki yüz kişilik isimsiz bir birlik kaydedilmiş. Ve onlara sonradan katılması gereken süvari desteğinin hareket ettiğine dair hiçbir sivil kayıt bulamıyoruz.”
Prens Ernest belgeleri yan yana dizdi.
Bir süre hiçbir şey söylemeden inceledi.
“Bunlardan hiçbiri tek başına yeterli değil.”
“Biliyorum.”
“Fakat üçünün aynı harekâtta ortaya çıkması...”
Cümlesinin sonunu getirmedi.
Lady Elowen da tamamlamadı.
Prens Ernest parmağını görev tarihinin üzerinde birkaç saniye tuttu.
“Bir sonraki adımda askerî kayıtları karşılaştırmam gerekiyor. Gerçek çıkış saati, erzak teslimi, mühimmat, at tahsisi ve süvari birliğinin hangi birlikten çıkarıldığı... Bunların her birinin ayrı bir kaydı olmalı.”
Lady Elowen hafifçe başını salladı.
“Ve eğer onlar da birbirini tutmazsa?”
Prens Ernest'in gözleri belgelerden ayrılmadı.
“Önce neden tutmadığını öğreniriz.”
“Sonra?”
Bu kez başını kaldırdı.
Yüzündeki sakinlik değişmemişti. Fakat birkaç dakika önce bahçedeki insanların gördüğü rahat, kaygısız veliahttan geriye pek bir şey kalmamıştı.
“Sonra o sabah gerçekten ne olduğunu buluruz.”
Lady Elowen bir süre onu izledi.
Prens Ernest belgeleri dikkatle yeniden toplarken kısa bir tereddütten sonra ekledi:
“Ve sanırım bundan sonraki kısmı babamla konuşmanın zamanı geldi.”
Lady Elowen başını hafifçe salladı.
“Benim bulabildiğim kayıtların asılları Blackwood arşivinde kalacak.”
Prens Ernest belgeleri yeniden ona uzattı.
“Öyle olması daha iyi.”
Lady Elowen kâğıtları dikkatle çantasına yerleştirirken ona baktı.
“Bir kopyasını istemiyor musunuz?”
“Hayır. Henüz değil.”
“Sebebi?”
Prens Ernest birkaç saniye düşündü.
“Bir belgenin nerede olduğunu bilen kişi sayısı arttıkça, o belgenin varlığını öğrenen kişi sayısı da artar.”
Lady Elowen'ın bakışları kısa süreliğine sertleşti.
“Bu kadar ciddi olduğunu mu düşünüyorsunuz?”
“Ne kadar ciddi olduğunu bilmiyorum.” Prens Ernest ayağa kalktı. “Beni rahatsız eden de tam olarak bu.”
Lady Elowen da kalktı. Prens Ernest nezaketle elini uzattı; Lady Elowen parmaklarını onun eline bırakarak mermer banktan doğruldu.
Bahçenin kalabalık kısmına yeniden yöneldiklerinde aralarındaki konuşma da doğal biçimde hafifledi. Onları uzaktan izleyenler, birkaç dakika önce kayıp iki yüz askerin güzergâhını tartıştıklarını değil, öğleden sonrasını birlikte geçiren iki genç soylunun sıradan sohbetini gördüler.
Yürüyüş yolunun ayrıldığı yerde Lady Elowen durdu.
“Prens Ernest.”
“Lady Elowen.”
“Daha fazlasını bulursam size haber gönderirim.”
Prens Ernest başını hafifçe eğdi.
“Fakat doğrudan bana göndermeyin.”
Lady Elowen bunu bekliyormuş gibi kaşını kaldırdı.
“Nasıl ulaştırayım?”
“Şimdilik hiçbir şey göndermeyin. Bir şey bulursanız yalnızca görüşmek istediğinizi bildirin.”
Lady Elowen'ın dudaklarında küçük bir tebessüm oluştu.
“Bu söylentilere pek yardımcı olmayacak.”
Prens Ernest de gülümsedi.
“Sanırım artık onları durdurmak için biraz geç.”
Lady Elowen zarifçe başını eğdi.
“Öyleyse bir sonraki skandalımıza kadar, Prens Ernest.”
“Lady Elowen.”
Kadın bahçenin doğu tarafına doğru uzaklaşırken Prens Ernest birkaç saniye arkasından baktı. Sonra yüzündeki hafif tebessüm tamamen kayboldu.
Az önce gördüğü belgeler zihninde yeniden yan yana gelmeye başlamıştı.
Yanlış güzergâh.
Kimliği belirtilmeyen yaklaşık iki yüz asker.
Hiç hareket etmemiş görünen süvari desteği.
Ve bütün bunların aynı sabah yaşanmış olması.
Prens Ernest saraya doğru döndü.
Artık bunu yalnızca kendi masasının üzerinde tutamazdı.
───
Kral Richard'ın özel çalışma odası, sarayın resmî kabul salonlarından çok daha sadeydi. Duvarların büyük kısmını eski haritalar ve askerî seferlerden kalma birkaç sancak kaplıyor, geniş pencerenin önündeki ağır meşe masanın üzerinde gün boyunca incelenmiş raporlar düzenli yığınlar hâlinde duruyordu. Odanın bir köşesinde yanan şömine henüz kuvvetli değildi; sonbaharın ilk serinliğini kırmaya yetecek kadar küçük bir ateş taşların arasında sessizce yanıyordu.
Kral Richard masanın arkasında oturuyordu.
Kraliçe Rowena ise pencerenin yanındaki koltukta, elindeki ince raporu inceliyordu.
Prens Ernest içeri girdiğinde ikisi de başlarını kaldırdı.
Kral Richard oğlunun yüzüne yalnızca bir kez baktı.
“Bir şey buldun.”
Bu bir soru değildi.
Prens Ernest kapının kapanmasını bekledi.
“Sanırım evet.”
Kraliçe Rowena elindeki raporu dizlerinin üzerine bıraktı.
“Sanırım?”
Prens Ernest masaya yaklaştı.
“Henüz kanıt diyebileceğim bir şey yok.”
Kral Richard sandalyesinde hafifçe geriye yaslandı.
“Öyleyse ne var?”
“Birbirini tutmayan kayıtlar.”
Prens Ernest, Lady Elowen'ın kendisine gösterdiği belgeleri tek tek anlatmaya başladı. Diana'nın birliğinin resmî görev emrinde belirtilen güzergâhta görünmediğini, aynı sabah farklı bir askerî hat üzerinde yaklaşık iki yüz kişilik başka bir birliğin kaydedildiğini ve sonradan katılması gereken süvari desteğine dair sivil geçiş kayıtlarında hiçbir iz bulunmadığını söyledi.
Kral Richard sözünü kesmeden dinledi.
Kraliçe Rowena da tek bir soru sormadı.
Prens Ernest konuşmasını bitirdiğinde odada kısa bir sessizlik oluştu.
Kral Richard parmaklarını masanın üzerinde birleştirdi.
“Başka bir birlik olabilir.”
“Olabilir.”
“Eksik kayıt tutulmuş olabilir.”
“Olabilir.”
“Bir menzil görevlisi görevini yapmamış olabilir.”
“Bu da olabilir.”
Kral Richard oğluna baktı.
“Fakat sen bunların hiçbirine inanmıyorsun.”
Prens Ernest başını hafifçe yana eğdi.
“Tek bir kaydın hatalı olmasına inanabilirim. İki kaydın da. Hatta aynı gün içinde birkaç memurun hata yaptığına da.”
Kraliçe Rowena sakin bir sesle araya girdi.
“Ama?”
Prens Ernest'in bakışları annesine döndü.
“Ama her hata aynı birliğin çevresinde toplanıyorsa, artık yalnızca hataları değil, aralarındaki ilişkiyi de incelemek gerekir.”
Kraliçe Rowena birkaç saniye boyunca ona baktı.
Sonra başını hafifçe salladı.
Kral Richard'ın yüzündeki ifade ağırlaşmıştı.
“Ne yapmak istiyorsun?”
Prens Ernest bu sorunun geleceğini biliyordu.
“Önce askerî çıkış kayıtlarını yeniden inceleyeceğim. Erzak, mühimmat, at tahsisi ve süvari desteğinin hangi birlikten çıkarıldığını bulmam gerekiyor.”
“Sonra?”
Prens Ernest kısa bir an sustu.
“Terminus hattına gitmek istiyorum.”
Kral Richard'ın kaşları hemen çatıldı.
Prens Ernest devam etti.
“Ve görev emrinde belirtilen sınır köyüne.”
Bu kez odadaki sessizlik daha uzun sürdü.
Kral Richard'ın yüzündeki ifade değişmişti. Az önce önündeki kayıtları değerlendiren hükümdarın yerini, karşısında tek oğlunu gören bir baba almış gibiydi. Parmaklarını masanın üzerinde birleştirdi, sonra ağır ağır geriye yaslandı.
“Hayır.”
Prens Ernest cevabın bu kadar hızlı geleceğini beklememiş olacak ki kaşlarını hafifçe kaldırdı.
“Baba—”
“Hayır, Ernest.”
Kral Richard'ın sesi yükselmemişti. Fakat bu kez yalnızca kral olarak konuşmadığı belliydi.
“Bir tahkikat yürütmen başka bir şey. Sınır hattına bizzat gitmen başka.”
Prens Ernest bir adım daha masaya yaklaştı.
“Oraya gitmeden bazı soruların cevabını alamam.”
“Bu cevapları alabilecek subaylarım var.”
“Ben de bunu düşündüm.”
“Öyleyse?”
Prens Ernest kısa bir an sustu.
“Bu soruşturmanın ne kadar az kişi tarafından bilindiğini siz de biliyorsunuz. Bir komutanı görevlendirirsem, onun hazırlığı başka birinin dikkatini çeker. Bir askerî heyet gönderirsem daha sınır hattına varmadan neden gittikleri konuşulmaya başlanır.”
Kral Richard'ın kaşları çatıldı.
“Senin gitmen hiç dikkat çekmeyecek, öyle mi?”
Prens Ernest'in dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
“Benim nerede olduğumla ilgili insanlar zaten her gün başka bir şey konuşuyor.”
Kraliçe Rowena'nın bakışlarında çok kısa bir değişim oldu. Başka bir zamanda bu cevap onu gülümsetebilirdi. Şimdi ise yalnızca oğlunu izledi.
“Ernest.”
Prens Ernest annesine döndü.
Kraliçe Rowena elindeki raporu yavaşça yanındaki küçük masaya bıraktı. Sesi Kral Richard'ınkinden daha yumuşaktı fakat yüzündeki endişe saklanamayacak kadar açıktı.
“Baban sana yalnızca veliaht olduğun için karşı çıkmıyor.”
Prens Ernest cevap vermedi.
Kraliçe Rowena birkaç saniye sustu.
“Sen bizim tek çocuğumuzsun.”
Bu cümle odanın havasını değiştirdi.
Prens Ernest'in yüzündeki direnç çok kısa bir anlığına yumuşadı.
Kraliçe Rowena devam etti.
“Bir gün bu tacı taşıyacak olman elbette önemli. Avalon'un geleceği seninle devam edecek. Fakat ben şu an karşımda gelecekteki kralı görmüyorum.”
Gözleri oğlunun yüzünde kaldı.
“Oğlumu görüyorum.”
Prens Ernest'in bakışları bir an yere indi.
Kraliçe Rowena onu çocukluğundan beri çok az kişinin yapabildiği kadar kolay susturabiliyordu. Ne emir veriyor ne sesini yükseltiyordu. Yalnızca doğru yerde, doğru şeyi söylüyordu.
Kral Richard derin bir nefes aldı.
“Ben de yıllarca sınır hattında bulundum,” dedi. “Oradaki bir yolun, saraydaki bir haritaya hiç benzemediğini senden iyi bilirim. Bir pusunun nereden çıkacağını, hangi köyün bir gecede boşalabileceğini, hangi geçidin tek bir yağmurla kapanabileceğini de.”
Prens Ernest başını kaldırdı.
“Tam da bu yüzden gitmem gerekiyor.”
Kral Richard'ın çenesi hafifçe gerildi.
“Bunu duymak istemiyorum.”
“Fakat doğru.”
Prens Ernest'in sesi sakindi.
“Bu odada oturup önüme getirilen kayıtları okumaya devam edersem yalnızca kayıtların bana göstermesine izin verilen şeyi görebilirim. Oysa orada birileri bu askerleri gördü. Atlarını gördü. Hangi yoldan gittiklerini, nerede durduklarını, ne zaman geçtiklerini hatırlayan biri olmalı.”
Kral Richard bir şey söylemedi.
Prens Ernest devam etti.
“Yaklaşık iki yüz insan ortadan kayboldu. Onlarla birlikte bir subay da.”
Bu son cümlede sesi çok az değişmişti.
O kadar az ki, başka biri fark etmeyebilirdi.
Kraliçe Rowena fark etti.
Kral Richard da.
Prens Ernest ise söylediği cümlenin ardından birkaç saniye sustu.
Diana'nın çocukluk yıllarından kalan görüntüsü zihninden geçti. Babalarının yanında birkaç kez karşılaştıkları o genç kız... Ardından yıllar boyunca uzaktan duyduğu başarı haberleri, rütbesi, savaş meydanındaki adı ve sonunda masasına bırakılan kayıp dosyası.
Lady Diana Emery hiçbir zaman hayatının bir parçası olmamıştı.
Fakat onun yokluğu, beklediğinden fazla yer kaplamaya başlamıştı.
Prens Ernest bu düşüncenin üzerinde durmadı.
Durmak istemedi.
“Bu yalnızca Lady Diana ile ilgili değil,” dedi sonunda. “Fakat onunla da ilgili.”
Kral Richard'ın bakışları oğlunda kaldı.
“Andrew'un kızını bulmak istiyorsun.”
Prens Ernest birkaç saniye cevap vermedi.
“Evet.”
Tek kelimeydi.
Ama Kraliçe Rowena'nın gözleri biraz daha dikkatli hâle geldi.
Prens Ernest bakışlarını yeniden masadaki kayıtlara çevirdi.
“Onu da. Diğerlerini de.”
Kral Richard sandalyesinden kalktı. Ağır adımlarla pencereye doğru yürüdü ve bir süre dışarıdaki bahçeye baktı. Omuzlarında kral olmanın getirdiği alışılmış sertlik vardı fakat ellerini arkasında birleştirdiğinde parmaklarının birbirine gereğinden biraz daha sıkı geçtiği görülüyordu.
“Kaç kişiyle gitmek istiyorsun?”
Prens Ernest, babasının bu soruyu sormasının ne anlama geldiğini hemen anladı.
“Büyük bir kafile istemiyorum.”
Kral Richard arkasını dönmeden cevap verdi.
“Bu, yalnız gideceğin anlamına gelmiyor.”
“Bunu söylemedim.”
“Sekiz muhafız.”
Prens Ernest kaşlarını çattı.
“Dört yeter.”
Kral Richard döndü.
“Sekiz.”
“Baba.”
“On iki de diyebilirim.”
Prens Ernest birkaç saniye ona baktı.
Sonunda hafifçe başını eğdi.
“Sekiz.”
Kraliçe Rowena ilk kez belli belirsiz gülümsedi.
Kral Richard ise hâlâ ciddi görünüyordu.
“Gidiş tarihini bana bildirmeden hareket etmeyeceksin. Kullanacağın güzergâhı yalnızca buradaki üç kişi ve yanında götüreceğin muhafızların komutanı bilecek.”
Prens Ernest başını salladı.
“Anlaşıldı.”
Kraliçe Rowena ayağa kalktı.
“Ve her gece haber göndereceksin.”
Prens Ernest annesine baktı.
“Her gece mi?”
“Her gece.”
“Anne—”
“Baban on iki muhafız diyebilir.”
Prens Ernest kısa bir an sustu.
Sonra gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
“Her gece.”
Kraliçe Rowena başını memnuniyetle salladı.
Fakat yüzündeki rahatlama tam değildi.
Prens Ernest bunu gördü.
Ve ilk kez bu yolculuğun yalnızca kendi aldığı bir risk olmadığını düşündü.
───
Aynı sırada özel çalışma odasının bulunduğu koridora çıkan yan geçitte Lord Longman ağır adımlarla ilerliyordu.
Elinde Gratia sonrasında hazırlanmış güvenlik raporlarından biri vardı. Kral Richard'ın incelemesini istediği birkaç küçük düzenleme bulunuyordu ve bunu başka bir güne bırakmak için bir sebep görmemişti.
Kapıya yaklaşırken içeriden gelen sesler duyuldu.
Lord Longman adımlarını yavaşlatmadı.
Fakat kapının önündeki mabeyinci onu görünce hemen doğruldu.
“Lord Longman.”
Lord Longman her zamanki nazik tebessümüyle başını eğdi.
“Majesteleri müsait mi?”
Mabeyinci kısa bir tereddüt yaşadı.
“Prens Ernest ve Kraliçe Rowena içerideler, lordum. Özel bir görüşme yapılıyor.”
Lord Longman başını anlayışla salladı.
“Elbette.”
Tam geri döneceği sırada içeriden Prens Ernest'in sesi kapının kalın ahşabını aşarak belli belirsiz duyuldu.
“...Terminus hattına...”
Lord Longman'ın eli, tuttuğu dosyanın üzerinde durdu.
Sadece bir an.
Ardından Kral Richard'ın sesi geldi.
Kelimelerin tamamı seçilmiyordu.
“...güzergâh... sekiz muhafız...”
Bir başka sessizlik.
Sonra Prens Ernest.
“...sınır köyüne kadar...”
Lord Longman'ın yüzünde hiçbir değişiklik olmadı.
Mabeyinci ona baktığında karşısında hâlâ sabırlı, kibar ve rahatsızlık vermek istemeyen aynı adam vardı.
“Majestelerine beklediğinizi bildirebilirim, lordum.”
“Hayır.”
Lord Longman'ın cevabı yumuşaktı.
“Önemli bir mesele konuşuyorlar anlaşılan. Bölmem doğru olmaz.”
Elindeki dosyayı hafifçe kaldırdı.
“Bunu yarın da sunabilirim.”
Mabeyinci başını eğdi.
“Nasıl isterseniz, Lord Longman.”
Lord Longman gülümsedi.
“İyi çalışmalar.”
Arkasını dönüp geldiği koridordan geri yürümeye başladı.
Adımları ne hızlandı ne de yavaşladı.
İlk köşeyi geçti.
Ardından ikinci koridora saptı.
Sarayın daha az kullanılan hizmet geçitlerinden birinin önüne geldiğinde durdu.
Orada bekleyen kişinin ne zamandır bulunduğunu anlamak mümkün değildi.
Gölgede kalmış ince yapılı siluet, duvarın yanında sessizce duruyordu. Üzerindeki sade kıyafetler sarayın yüzlerce alt düzey görevlisinden birine ait olabilecek kadar sıradandı.
Lord Longman ona bakmadı bile.
Elindeki dosyanın kenarını düzeltti.
“Terminus tarafında eski kayıtlarla ilgili birkaç düzensizlik olduğu söyleniyor.”
Gölgede duran kişi cevap vermedi.
Lord Longman sakin bir sesle devam etti.
“Kraliyet tahkikatının gereksiz ayrıntılarla vakit kaybetmesini istemem.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Eski kayıtların doğru biçimde düzenlendiğinden emin olun.”
Gölgede duran kişinin eli çok hafifçe hareket etti.
Kolunun manşeti bir an geriye kaydı.
Bileğinin iç kısmında, koyu şarabı andıran düzensiz biçimli küçük bir leke göründü.
Sonra kumaş yeniden yerine indi.
“Anlaşıldı.”
Ses sıradandı.
Ne sert ne tehditkâr.
Lord Longman ilk kez başını hafifçe ona çevirdi.
“Ve mümkünse kimseyi rahatsız etmeyin.”
Gölgede duran kişinin yüzünde seçilemeyecek kadar küçük bir hareket oldu.
“Her zamanki gibi, lordum.”
Lord Longman cevap vermedi.
Yalnızca yoluna devam etti.
Birkaç saniye sonra koridor yeniden boşalmıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

51okunma 7beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18