NAELİTH ARVEN kitap kapağı

32. bölüm / 33

NAELİTH ARVEN

OTUZ İKİNCİ BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Buse BAL

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: OTUZ İKİNCİ BÖLÜM

Fidelis Harp Akademisi'nin büyük talim meydanı o sabah bir eğitim alanından çok, savaş öncesi sessizliğe gömülmüş küçük bir ordugâhı andırıyordu.
Normal günlerde kılıç seslerinin, eğitmen bağırışlarının ve koşan öğrencilerin ayakları altında inleyen geniş taş zemin, bugün yüzlerce ahşap sırayla bölünmüştü. Sıralar birbirinden eşit aralıklarla yerleştirilmiş; her masanın üzerine tek bir mürekkep hokkası, birkaç boş kâğıt ve aday numarasını taşıyan küçük pirinç levhalar bırakılmıştı.
Saat dokuza çeyrek vardı.
Sonbahar güneşi, akademinin beyaz aytaşı kulelerinin üzerinden ağır ağır yükseliyor; serin hava meydanın üzerinde dolaşırken açık gri üniformaların omuzlarındaki pelerinleri hafifçe kıpırdatıyordu.
Fidelis'in binlerce öğrencisinin yalnızca küçük bir bölümü bugün o sıralara oturabilmişti.
Başvuranların arasından ön şartları karşılayan yüz seksen dört aday, farklı sınıflardan seçilmiş hâlde meydandaydı.
Birinci sınıflar daha geride, ikinci ve üçüncü sınıflar orta sıralarda, dördüncü sınıflarsa hakem kürsüsüne daha yakın bölümlerde yer alıyordu.
Meydanın çevresindeki taş basamaklar da boş değildi.
Öğrencilerin aileleri, akademinin kıdemli eğitmenleri, Kraliyet Ordusu'ndan subaylar ve müsabakaları izlemek için davet edilen bazı yüksek rütbeli devlet görevlileri sessizce yerlerini almıştı.
En yüksek bölümdeyse beyaz ve altın işlemeli gölgeliğin altında Kral Richard Gavin ile Kraliçe Rowena oturuyordu.
Kraliçenin birkaç sıra gerisinde Lady Leonora Emery vardı.
Siyah ve gümüş tonlarındaki sade elbisesiyle, ellerini önünde birleştirmiş hâlde meydanı izliyordu. Bakışları kalabalığın içinde üç kişiyi, oğullarını bulmakta hiç zorlanmamıştı.
Harold.
Hector.
Caleb.
Üçü de farklı sıralarda oturuyordu.
Aynı soyadı taşıyorlardı fakat bugün birbirlerinin kardeşi değil, yüz seksen bir başka adayın rakibiydiler.
Devlet erkânının bulunduğu bölümde Lord Longman da yerini almıştı. Önünde açık duran program kitapçığını inceliyor gibi görünüyordu; yüzünde her zamanki sakin, okunması güç ifade vardı.
Meydanın aşağısında Harold, önündeki kalemi parmaklarının arasında bir kez çevirdi ve bıraktı.
Birkaç sıra ilerisinde Xavier Vanguard oturuyordu.
Xavier başını hafifçe yana çevirince Harold'la göz göze geldi.
Tek kelime etmediler.
Xavier yalnızca kaşını kaldırdı.
Harold'ın dudaklarının bir köşesi belli belirsiz kıvrıldı.
İki genç adam arasında, daha ilk soru okunmadan başlamış ayrı bir yarışma vardı.
Bugün hiçbiri diğerine kolaylık sağlamayacaktı.
Meydanın öteki tarafında Hector sandalyesine rahatça yaslanmış görünüyordu. Fakat sağ ayağının ucuyla taş zemine tuttuğu düzenli tempo, onun göründüğü kadar rahat olmadığını ele veriyordu.
Caleb ise iki elini masanın altında birbirine kenetlemişti.
Başını kaldırdığında karşı taraftaki seyirci sıralarının önünde bir başka yüz gördü.
Belial Dreadmoor.
Belial yarışmacı sıralarında değildi.
Korkuluklardan birine yaslanmış, arkadaşlarıyla birlikte meydanı seyrediyordu.
Caleb'la göz göze geldiğinde Belial'ın yüzünde küçücük bir gülümseme belirdi.
Caleb hafifçe gözlerini kıstı.
Tam o sırada meydanın ortasında duran Binbaşı Lancelot Hawthorne'un sesi bütün fısıltıları tek darbede kesti.
“ADAYLAR!”
Yüz seksen dört baş aynı anda öne döndü.
Sessizlik o kadar ani çökmüştü ki yüzlerce insanın bulunduğu meydanda, bir öğrencinin masasından yuvarlanan kalemin taş zemine çarpışı bile meydanda yüksek bir sesle duyuldu.
Binbaşı Hawthorne bakışlarını sıraların üzerinde gezdirdi.
“Fidelis Askerî Maharet Müsabakaları'nın ilk aşamasına hoş geldiniz.”
Binbaşı Hawthorne ellerini arkasında birleştirdi.
“İlk aşama beş bölümden oluşacaktır. Tarih, Hukuk, Haritacılık, Lojistik ve son olarak komuta muhakemesi.”
Sıraların arasında dolaşan görevliler, kapalı duran kâğıt tomarlarını masalara bırakmaya başladılar.
“Her bölüm ayrı puanlanacaktır. Yanlış cevaplar doğru cevaplarınızı götürmez. Fakat gerekçelendirme isteyen bir soruya yalnız sonuç yazarsanız puanın yarısını kaybedersiniz.”
Hector'ın dudakları hafifçe kıpırdadı.
“Merhametliymiş.”
İki sıra ötesindeki Adrian Westford başını çevirmeden fısıldadı.
“Bunu duydu.”
Hector'ın yüzündeki ifade değişmedi.
Binbaşı Hawthorne'un bakışları kalabalığın üzerinde kısa bir tur attı. Hector'a uyaran ve hafif alaycı bir ifadeyle konuştu.
“Hector Emery, bir diyeceğin varsa seni dinliyoruz.”
Meydanda bastırılmaya çalışılan birkaç gülüş yükseldi.
Hector usulca boğazını temizleyip önüne döndü. Binbaşı Hawthorne devam etti.
“Konuşmak, başka bir adayın kâğıdına bakmak, işaret vermek veya sınav evrakına müdahale etmek doğrudan diskalifiye sebebidir. Sorularınız varsa şimdi sorun.”
Kimse el kaldırmadı.
“Güzel.”
Binbaşı, meydanın kenarında duran büyük kum saatini işaret etti.
“Yazılı sınav için yüz yirmi dakikanız var.”
Bir görevli kum saatini çevirdi.
Binbaşı Hawthorne'un sesi yeniden yükseldi.
“Adaylar, başlayabilirsiniz.”
Yüz seksen dört kâğıt neredeyse aynı anda açıldı.
Meydana öyle yoğun bir sessizlik çöktü ki bir süre sonra yüzlerce kalemin kâğıt üzerinde bıraktığı hışırtı, uzak bir çatıya düşen ince yağmuru andırmaya başladı.
Harold ilk sayfayı çevirdi.
İlk soruyu okuduğunda kaşları hafifçe kalktı.
Veligrad İmparatorluğu'nun son döneminde sınır eyaletlerinde merkezî otoritenin hızla çözülmesinin temel sebebi nedir?
Kalemini mürekkebe batırdı.
Cevabı uzun değildi.
Başkent merkezli yönetimin taşrayı askerî, idarî ve ekonomik olarak ihmal etmesi; sınır halkının devlete olan bağlılığını kaybetmesi.
Birkaç sıra ileride Xavier'ın kalemi de neredeyse aynı anda hareket etmişti.
Hector soruyu okurken çok hafifçe burnundan nefes verdi.
“Başkent tok, sınır aç...”
Son kelimeyi ancak kendisinin duyabileceği kadar sessiz mırıldandı ve cevabını yazdı.
Orta sıralarda Caleb ikinci soruya geçmişti.
Tengriel Kağanlığı hangi son muharebenin ardından yıkılmıştır? Muharebenin adını yazınız.
Caleb bir an durdu.
Sonra dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
Tuzak.
Kalemini kaldırdı.
Hiçbirinin.
Altına tek cümle daha ekledi.
Tengriel Kağanlığı tek bir askerî yenilgiyle değil; saray ile boylar arasındaki siyasî ve kültürel bağın çözülmesi, yönetici sınıfın giderek halktan kopması ve uzun süren asimilasyon sonucunda parçalanmıştır.
Caleb son noktayı koyduğunda, iki sıra önündeki öğrencilerden biri hâlâ çaresizce bir muharebe adı hatırlamaya çalışıyordu.
Üçüncü soru ise meydandaki kalemlerin büyük bölümünü birkaç saniyeliğine durdurdu.
Mehrzamin İmparatorluğu'nun parçalanmasından önce ordusunun sayısında büyük bir azalma görülmemiştir. Buna rağmen askerî gücü neden etkisiz hâle gelmiştir?
Harold soruyu bir kez okudu.
Kalemi yeniden kâğıda değdi.
Eyalet ordularının merkezden koparak yerel yöneticilere bağlanması nedeniyle. Mehrzamin'in askerleri vardı; fakat birleşik bir Mehrzamin ordusu kalmamıştı.
Birkaç sıra ileride Xavier yazmayı bitirdi.
Başını kaldırmadı.
Yalnızca kâğıdının köşesini çevirip sıradaki soruya geçti.
Harold da aynı şeyi yaptı.
Henüz üç soru geçmişti ancak şimdiden öğrenciler ecel teri dökmeye başlamıştı.
Dördüncü soru, tarih bilgisinden çok hafızanın dikkatini ölçüyordu.
Avalon Kraliyet Kanunnâmesi'nin II. Kitabı, IV. Faslı, 11. Maddesini tamamlayınız:
“Kraliyet Sancağı altında görev yapan hiçbir asker, açıkça kanuna aykırı olduğu kendisine bildirilen yahut niteliği gereği kanuna aykırılığı tartışmasız olan bir emri...”
Meydandaki kalemlerin sesi yeniden çoğaldı.
Hector birkaç kelimeyi zihninden geçirip yazmaya başladı.
...yerine getirmek zorunda değildir.
Bir an durdu.
Sonraki kısmı hatırlıyordu.
Ama cümlenin tam sırası...
Dudaklarını birbirine bastırdı.
“Emir sorumluluğu kaldırmaz...”
Kendi kendine fısıldadıktan sonra cümleyi tamamladı.
Böyle bir emri bilerek yerine getiren kişi, yalnızca emri verenin buyruğuna dayanarak sorumluluktan kurtulamaz.
Birkaç masa ötede Xavier'ın kalemi durmuştu.
Kaşlarını hafifçe çattı.
Maddeyi biliyordu.
Ancak “niteliği gereği” ifadesinden sonra gelen kısmın sırasını iki farklı biçimde hatırlıyordu.
Bir kelimeyi yazdı.
Üzerini çizdi.
Yeniden yazdı.
Harold ise çoktan beşinci soruya geçmişti.
Bir asker, silahını yere bırakmış ve teslim olduğunu açıkça beyan etmiş düşman askerini, üstünün emriyle öldürmüştür. Hukukî sorumluluk kimdedir?
Harold kalemini kaldırmadan cevap verdi.
Emri veren de uygulayan da sorumludur. Teslim olmuş düşman savaş dışıdır. Hukuka aykırı emre itaat, sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Bir sonraki satırda gerekçe için ayrılmış boşluk vardı.
III. Kitap, I. Fasıl, 9. Madde ile II. Kitap, IV. Fasıl, 11. Madde birlikte değerlendirilmelidir.
Bu kez Xavier daha hızlıydı.
Cevabını Harold'dan birkaç saniye önce tamamladı.
Başını kaldırmadan sayfayı çevirdi.
Harold bunu görmedi.
Ama hakem kürsüsünün önündeki küçük masada oturan iki eğitmen gördü.
Biri diğerinin önündeki cetvelde Xavier'ın numarasının yanına küçücük bir işaret koydu.
Altıncı soru daha da kısaydı.
Bir komutan, askerlerini yalnız şöhret kazanmak amacıyla askerî gereklilikle açıklanamayacak ölçüde kayba sürüklerse hangi hüküm ihlal edilmiş olur?
Caleb hiç duraksamadı.
VI. Kitap, I. Fasıl, 7. Madde. Gereksiz Kayıp Yasağı.
Yanındaki öğrenci ise madde numarasını hatırlamak için alnını iki parmağıyla bastırıyordu.
Yedinci soruda birkaç kişinin yüzü gerçekten düştü.
Kara Merdiven Savunması'nda savunma kuvvetlerinin büyük bölümü kaybedilmiş, ancak arkadaki şehir bütünüyle tahliye edilmiştir. Harekât başarılı mıdır? Cevabınızı iki cümleyi geçmeden gerekçelendiriniz.
Hector kalemini havada tuttu.
Sonra belli belirsiz gülümsedi.
“İşte şimdi güzel sorulara geçtik demek ki,” diye fısıldadı.
Hector yazdı:
Evet, stratejik açıdan başarılıdır. Görevin amacı düşmanı yok etmek değil, şehir tahliye edilene kadar zaman kazanmaktı; ağır kayıp sonucu değiştirmez, fakat komutanın başka bir seçenek bulunup bulunmadığı ayrıca incelenmelidir.
Harold ile Xavier da aynı soru üzerinde biraz daha uzun düşündü.
İkisinin kalemi neredeyse aynı anda kâğıda değdi.
Sekizinci soru, öncekilerden farklı olarak neredeyse bütün adayların tanıdığı bir başlık taşıyordu.
Dokuz Sancak Savaşı'nın kesin bir askerî zaferle sonuçlanmamasının temel sebebi nedir?
Meydanın çeşitli noktalarında kalemler aynı anda hareketlendi.
İki yüz yıl öncesine dayanan Valyria–Ötüken savaşı, Fidelis'te askerî tarih eğitiminin değişmez konularından biriydi. Yıllarca sürmüş, iki taraf da sınır boyunca ordular üstüne ordular tüketmişti. Sonunda haritalarda büyük bir değişiklik olmasa da mezarlıklar büyümüştü.
Hector sorunun altındaki boşluğa bakarken belli belirsiz mırıldandı.
“Kimse kazanmadı çünkü kazanacak hâlleri kalmadı...”
Ancak cevabını elbette bu hâliyle kâğıda geçiremezdi, cümlelerine çeki düzen verip öyle yazdı.
Her iki taraf da karşı tarafı kesin yenilgiye uğratabilecek kuvvetini, savaşı sürdürebilecek insan gücü ve ikmal kapasitesinden önce tüketmiştir. Savaşı bitiren kesin mağlubiyet değil, karşılıklı tükenmedir.
Harold aynı cevabın altına savaşın son yıllarındaki at ve tahıl kıtlığını da ekledi.
Xavier ise yalnızca iki kısa cümle yazmıştı.
Zafer kazanacak ordu, zaferi sürdürecek devlet gücü kalmamıştı.
Kâğıdın üzerinde sade görünüyordu ama cevap doğruydu.
Dokuzuncu soru, savaşın kendisinden çok savaşın başlangıcına dönüyordu.
Dokuz Sancak Savaşı'nın ilk iki yılında her iki tarafın da yaptığı ortak stratejik hata nedir?
Bu kez Caleb'ın kalemi hemen hareket etmedi.
Gözlerini kapattı, derslerde anlatılanları zihninden geçirdi.
İki taraf da savaşı kısa sürecek sanmıştı.
İlkbaharda başlanmış, sonbahara kalmadan da biteceği düşünülmüştü.
Sonra ikinci kış gelmişti.
Ve üçüncü.
Caleb'ın yüzündeki düşünceli ifade yavaşça açıldı.
Uzun süreli savaş ihtimalini küçümseyerek ikmal, yedek insan gücü ve kış hazırlığını kısa bir sefer düzenine göre planlamaları.
Bir an durdu.
Altına ekledi:
İki taraf da düşmanın direncini değil, kendi dayanıklılığını yanlış hesaplamıştır.
Onuncu soruda tarih sona erdi.
Sayfanın ortasında büyük harflerle tek bir başlık vardı.
HARİTACILIK
Altında Naelith Arven'in doğu kıtasına ait sadeleştirilmiş bir harita bulunuyordu.
Dağlar işaretlenmişti.
Ana nehirler çizilmişti.
Krallık sınırları vardı.
Fakat yolların hiçbiri gösterilmemişti.
Soru kısaydı.
Avalon'dan hareket eden üç yüz kişilik bir birlik, ağır erzak arabaları ve yaralı taşıma araçlarıyla güneydoğudaki Angustus Geçidi'ne ilerlemek zorundadır. En kısa yol ile en güvenli yol birbirinden farklıysa hangisini seçersiniz? Rotanızı harita üzerinde gösteriniz ve tek gerekçeyle açıklayınız.
Harold'ın parmakları kalemin üzerinde durdu.
Birkaç sıra ilerisinde Xavier da aynı anda haritaya eğildi.
Bu kez hızın hiçbir anlamı yoktu.
Yanlış çizilmiş tek bir çizgi, yüzlerce askeri bir dağ geçidinin içine gömebilirdi.
Hector haritanın kenarındaki yükseltileri incelerken usulca nefes verdi.
“Bu sınav giderek daha eğlenceli bir hâl almaya başladı...”
Harold haritadaki iki olası güzergâhı birkaç saniye boyunca inceledi.
İlki daha kısaydı.
Angustus Geçidi'ne neredeyse dümdüz uzanıyor, fakat son bölümünde iki sarp yükseltinin arasına sıkışıyordu. Ağır arabaların ilerleyebileceği yol daralıyor; yağmur hâlinde zeminin çamura dönme ihtimali artıyordu.
İkinci güzergâhsa yaklaşık yarım günlük fazladan yol demekti. Buna karşılık daha düşük eğimli araziden geçiyor, geniş bir dere yatağını takip ederek geçidin güney girişine ulaşıyordu.
Harold ikinci yolu işaretledi.
En güvenli güzergâh. Ağır erzak arabaları ve yaralı taşıma araçları hızdan çok yol genişliğine ve zeminin güvenilirliğine ihtiyaç duyar.
Birkaç sıra ileride Xavier'ın kalemi ise başka bir çizgi çekti.
Kısa yolu seçmişti.
Fakat doğrudan değil.
Yolun en dar bölümünden önce küçük bir durak noktası işaretledi; ağır arabaların geride bırakılmasını, erzakın daha hafif yüklerle iki parça hâlinde ileri taşınmasını önermişti.
Altına yalnızca şunu yazdı:
Yolun tehlikesi her zaman yolu değiştirmeyi gerektirmez. Bazen yükü değiştirmek yeterlidir.
On birinci soru lojistiğe geçti.
Üç yüz kişilik bir birliğe altı gün yetecek erzak ayrılmıştır. İkinci günün sonunda birliğe yüz asker daha katılır. Yeni ikmal gelmeyeceğine göre kalan erzak kaç gün yeter?
Meydanın bazı noktalarında derin nefesler duyuldu.
Hector rakamları hızla kâğıdın kenarına yazdı.
“Üç yüz... altı gün...”
Kalemi kısa kısa hareket etti.
Toplam erzak bin sekiz yüz asker-gündü.
İki günde altı yüzü tüketilmişti.
Bin iki yüz kalmıştı.
Dört yüz asker.
Hector'ın cevabı gecikmedi.
Üç gün yeter. İkmal emri derhâl verilmelidir; birlik dağlık araziye girmeden yeni ikmal hattı güvenceye alınmalıdır.
Caleb da aynı sonuca ulaşmıştı.
Fakat sorunun altındaki ikinci satırı görünce yüzündeki memnuniyet kayboldu.
Aynı birlik iki gün sonra dağlık araziye girecek ve günlük tüketimin onda bir oranında artacağı öngörülmektedir. Bu durumda ikmal emri ne zaman verilmelidir?
Caleb kalemini havada tuttu.
Bu artık yalnız bölme işlemi değildi.
Bir an gözlerini kıstı, sitemkâr bir fısıltıyla konuştu.
“Tabii ki de şaşırtmacalı bir soru olacaktı...”
Yanındaki Theodore Crowley'nin kalemi de durmuştu. Belli ki o da aynı soruda afallamıştı.
Meydanın ön tarafında Xavier ilk hesabını bitirmişti.
Harold hâlâ ikinci satırdaydı.
Harold'ın kaleminin durmasının sebebi hesabı yapamaması değildi.
Sorunun istediği rakamla, bir komutanın vermesi gereken emrin aynı şey olmadığını düşünüyordu.
İki gün sonra dağlık araziye girilecekti.
O zamana kadar dört yüz asker, kalan erzağın büyük bölümünü tüketmiş olacaktı. Üstelik dağlık arazide yalnız askerlerin değil, yük hayvanlarının da tüketimi artacaktı.
Harold hesabın altına kısa bir cümle ekledi.
İkmal emri derhâl verilmelidir. Üç günlük erzak bulunması, ikmal için üç gün beklenebileceği anlamına gelmez.
Kalemini bıraktığında Xavier çoktan bir sonraki sorudaydı.
Bu kez birkaç saniyelik üstünlük ondaydı.
On ikinci soru kısaydı.
Dört yüz kişilik bir birlik, iki köprüden yalnız birini kullanabilecektir. Birinci köprü ağır arabaları taşıyabilecek kadar sağlam fakat düşman gözetimine açıktır. İkinci köprü gizlidir ancak aynı anda yalnız on asker geçebilmektedir. Birliğin yanında elli yaralı ve otuz erzak arabası vardır. Hangisini seçersiniz?
Caleb kaşlarını çattı, fısıltıyla yine sitem etti.
“İki ucu da aynı halta çıkıyor zaten.”
Theodore Crowley yan tarafta dudaklarını ısırarak gülmemeye çalıştı.
Caleb seçeneklerin altındaki küçük yazıyı fark edince gözlerini devirdi.
Başka güzergâh bulunmamaktadır.
“Tabii bulunmayacaktı, aman işimizi kolaylaştırmayın...”
Kalemi yeniden eline aldı.
Harold birinci köprüyü seçti.
Hızlı geçiş sağlanır; önce keşif ve karşı gözetleme tertibi kurulur. Yaralılarla erzak arabalarını saatlerce dar bir geçiş hattında tutmak ikinci köprüde daha büyük risk doğurur.
Xavier da aynı köprüyü seçti.
Ancak gerekçesi farklıydı.
Gizlilik, hareket kabiliyeti yoksa güvenlik değildir.
İki cevap da kısa, ikisi de yerindeydi.
Hector ise sorunun yanına küçük bir hesap düşmüştü.
Dört yüz asker.
Onar kişi.
En az kırk geçiş.
Yaralılar.
Arabalar zaten geçemiyordu.
Başını hafifçe salladı.
“Gizli mezarlık.”
Sonra birinci köprüyü işaretledi.
On üçüncü soruda masaların üzerinden yeni bir huzursuzluk dalgası geçti.
Birliğinizin üç günlük erzağı kalmıştır. En yakın ikmal noktası dört günlük mesafededir. Yol boyunca iki köy bulunmaktadır. Köylüler kendi kışlık tahıllarını saklamaktadır. Birlik komutanı olarak ne yaparsınız?
Bu kez kalemler hemen hareket etmedi.
Soru artık yalnız matematik değildi.
Hukukla lojistik birbirine girmişti.
Caleb ilk satırı yazdı, sonra durup üzerini çizdi.
Hector'ın yüzündeki rahat ifade de kaybolmuştu.
Harold uzun süre kâğıda baktı.
Zorla alınabilecek tahıl vardı.
Aç askerler vardı.
Ama önlerinde bir de kış vardı.
Sonunda yazmaya başladı.
Halkın kışlık erzağına karşılıksız el konulamaz. Önce satın alma, Kraliyet senedi karşılığında teslim veya bölgedeki diğer kaynakların tespiti denenmelidir. Zorunlu el koyma ancak birliğin hayatta kalması için başka hiçbir seçenek kalmadığında, kayıt altına alınarak ve yalnız gerekli miktarla sınırlı biçimde uygulanmalıdır.
Xavier'ın cevabı biraz daha kısaydı.
Ordunun açlığını köylünün açlığına çevirmek ikmal değildir.
Bir an durdu.
Ardından altına gerekli hukuki yöntemi ekledi.
Kraliyet locasında oturan Kral Richard'ın bakışları bir süre meydanın üzerinde dolaştı. Yüzünde gururlu ve memnun bir ifade vardı.
Aşağıda yüzü aşkın genç subay adayı başını kâğıtlarına eğmişti.
Bir gün içlerinden bazıları gerçekten yüzlerce, belki de binlerce insanın açlığına, hayatına ve ölümüne karar verecekti.
Fidelis'in onlara sorduğu şey artık yalnızca ne bildikleri değildi.
Nasıl bir komutan olacaklarıydı.
Sonraki sorular peş peşe geldi.
Bir nehir geçişinde öncü kuvvetin ne zaman ayrılması gerektiği...
Kış seferinde yük hayvanlarının hangi sırayla korunacağı...
Birlik sayısı düşmandan azsa dar arazi mi, açık arazi mi tercih edileceği...
Bir komutanın emrindeki askerleri dinlendirmeden aralıksız yürütmesinin hangi şartlarda kabul edilebilir sayılacağı...
Kalemler durmadan hareket etti.
Bazı sorular birkaç saniyede geçti.
Bazılarıysa meydandaki yüz seksen dört adayın yarısını aynı anda kaşlarını çatmaya, derin bir iç çekmeye zorladı.
Hector bir sorunun kenarına yalnızca iki kelime yazdı.
Geri çekil.
Bir sonrakine geçti.
Caleb, harita üzerindeki yanlış köprüyü ilk anda işaretlediğini fark edip dişlerinin arasından sessizce söylendi, çizgisini sildi ve rotayı yeniden çizdi.
Xavier bir hukuk sorusunda madde numarasını karıştırdı.
Harold ise yıllardır bildiği bir tarih sorusunda gereğinden fazla düşündüğü için neredeyse bir dakika kaybetti.
Kimse kusursuz değildi.
Ve sınav da buna izin vermiyordu.
Son sayfaya gelindiğinde başlık değişti.
KOMUTA MUHAKEMESİ
Altında yalnızca üç soru vardı.
İlki kısa görünüyordu.
Düşman kuvveti sizden iki kat fazladır. Geri çekilme yolunuz açıktır. Ancak arkanızdaki köy boşaltılmamıştır. Emriniz nedir?
Meydan yeniden sessizleşti.
Bu kez cevap ezberde yoktu.
Harold kalemini birkaç saniye oynatmadan tuttu. Sonra yavaşça yazmaya başladı:
Öncelikle köyün derhâl boşaltılmasını emrederim. Düşmanla gereksiz bir meydan savaşına girmeden, geri çekilme hattını koruyacak küçük ve hareketli bir artçı birlik bırakırım. Bu birlik, düşmanı oyalarken ana kuvvet köylülerin güvenli geçişini sağlar. Siviller tahliye edilmeden geri çekilmem; ancak onları kurtarmak adına bütün kuvveti yok edecek bir savunmayı da emretmem. Görevim hem askerlerimi hem de korumakla yükümlü olduğum halkı mümkün olan en az kayıpla kurtarmaktır.
Xavier da yazmaya başladı:
Geri çekilme emri veririm, fakat bunu düzensiz bir kaçışa dönüştürmem. Köyün tahliyesi için zaman kazanmak üzere savunulabilir noktaları tutan artçı birlikler görevlendiririm. Düşman iki kat üstünken köyü savunmak için bütün kuvveti feda etmek askerî açıdan sorumsuzluk olur. Buna karşılık sivilleri kaderlerine bırakmak da komutanlık görevinin ihlalidir. Bu nedenle sınırlı ve hesaplı bir geciktirme harekâtıyla tahliyeyi tamamlar, ardından düzenli biçimde geri çekilirim.
Hector'ın yüzündeki her zamanki hafif alaycı ifade kaybolmuştu. Bir süre düşündü, sonra kâğıdına tek bir cümle yazdı:
Bir köyü kurtarmak için bütün orduyu yok etmem; fakat köyü kurtarmadan da geri çekilmem.
Caleb başını kaldırıp kısa bir an gökyüzüne baktı, sonra yeniden kâğıdına döndü:
Emrim, köyün derhâl boşaltılması ve geri çekilme yolunun güvence altına alınmasıdır. Düşman üstün olduğu için açık çatışmadan kaçınır, araziyi ve zamanı kullanarak artçı birliklerle ilerleyişini yavaşlatırım. Sivillerin hayatı önemlidir; ancak onları koruma görevi, emrimdeki askerleri anlamsız bir imhaya sürükleme hakkı vermez. En doğru karar, her iki kaybı da sınırlayacak düzenli bir tahliyedir.
İkinci soru:
Bir emrin uygulanması savaşı kazanmanızı sağlayacak, ancak emrin sonucu olarak korumasız sivillerin ağır kayıp vereceği kesindir. Emri uygular mısınız?
Bu kez cevaplar daha yavaş yazıldı.
Harold:
Hayır. Sivillerin ağır kaybı kesin ise, yalnızca savaşı kazanma ihtimali uğruna bu emri uygulamam. Askerî başarı, komutanın her yöntemi kullanabileceği anlamına gelmez. Emri veren kişi olarak sonucu bilerek sivilleri feda etmek, zaferden sonra bile taşınamayacak bir sorumluluktur. Alternatif bir plan arar, gerekirse daha zor ve daha pahalı bir askerî çözümü tercih ederim.
Xavier:
Emri olduğu gibi uygulamam. Önce emrin hukukî ve ahlaki sınırlarını sorgular, sivillerin korunmasını sağlayacak başka bir yöntem ararım. Savaş kazanılsa bile korumasız insanların kesin kaybı, zaferi meşru kılmaz. Bir komutanın görevi yalnızca düşmanı yenmek değil, gücünü ölçülü ve sorumlu biçimde kullanmaktır.
Hector kalemini kısa süre durdurdu:
Hayır. Sivilleri bilerek feda eden bir zafer, yalnızca ertelenmiş bir yenilgidir. Emri değiştirecek bir yol bulurum; bulamazsam savaşı kazanma ihtimalinden vazgeçerim.
Caleb ise daha uzun yazdı:
Emri uygulamam; fakat yalnızca duygusal bir tepkiyle de hareket etmem. Sivillerin tahliyesi, hedefin değiştirilmesi veya saldırının ertelenmesi gibi seçenekleri değerlendiririm. Eğer sonuç gerçekten kesin ve kaçınılmazsa, emri yerine getirmek askerî başarı değil, bilerek sivilleri araç hâline getirmek olur. Komutan, zaferin bedelini kimin ödediğini göz ardı edemez.
Üçüncü ve son soru ise yalnızca tek satırdı.
Bir komutan için daha büyük hata hangisidir: yanlış karar vermek mi, karar verememek mi? Gerekçelendirin.
Harold yazdı:
Karar verememek çoğu zaman daha büyük hatadır. Çünkü savaşta zaman da bir kuvvettir ve kullanılmadığında düşman öne geçer. Yanlış kararın sonuçları ağır olabilir; ancak alınmış bir kararın ardından durum değiştirilebilir, hata düzeltilebilir veya kayıplar sınırlandırılabilir. Karar veremeyen komutan ise birliklerini belirsizlik içinde bırakır ve sorumluluğu fiilen tesadüfe devreder. Bununla birlikte hızlı karar vermek, düşünmeden karar vermek anlamına gelmez; komutan elindeki bilgiyle makul olan seçimi yapmalı ve sonucunu üstlenmelidir.
Xavier:
Karar verememek daha büyük hatadır; çünkü emrindeki insanların hayatı, komutanın tereddüdüne bağlıdır. Yanlış karar veren bir komutan en azından bir sorumluluk üstlenmiş ve birliklerine yön vermiş olur. Karar veremeyen komutan ise fırsatı kaybettirir, düzeni bozar ve başkalarının karar vermesine izin verir. Ancak bu, düşünmeden hareket etmeyi haklı çıkarmaz. Komutanın görevi kesinlik beklemek değil, belirsizlik içinde en doğru görünen kararı zamanında almaktır.
Hector'ın cevabı kısaydı:
Karar verememek daha büyük hatadır. Yanlış kararın bedeli ağır olabilir; fakat tereddüt, bedeli kimin ödeyeceğini bile belirlemeden herkesi tehlikeye atar. Komutan karar verir, sonucunu üstlenir ve gerekirse hatasını düzeltir.
Caleb:
İki hata da ağırdır; ancak savaşta karar verememek genellikle daha tehlikelidir. Çünkü gecikme, düşmana hazırlık ve üstünlük sağlar. Yanlış kararın ardından yeni bilgiyle yön değiştirilebilir, fakat kaçırılan zaman ve kaybedilen hayatlar geri getirilemez. Bu nedenle komutan, elindeki bilgiyi tartmalı, makul bir karar vermeli ve kararının sorumluluğunu taşımalıdır. Kararsızlık, sorumluluktan kaçmanın başka bir biçimidir. Bir komutan sorumluluktan kaçmaz.
Her bir aday, birkaç satırlık boşluğun içinde nasıl bir komutan olacağını yazıyordu.
Kum saatindeki son taneler düşerken Binbaşı Hawthorne ayağa kalktı.
“KALEMLERİ BIRAKIN!”
Yüz seksen dört el aynı anda durdu.
Hector arkasına yaslandı ve derin bir nefes verdi.
Caleb kalemini masaya bırakıp parmaklarını açıp kapadı.
Xavier başını kaldırdı.
Harold da aynı anda ona baktı.
İkisinin yüzünde aynı yorgun memnuniyet vardı.
İlk savaş bitmişti.
Binbaşı Hawthorne'un emrinin ardından görevliler sıraların arasına dağıldı.
Kâğıtlar tek tek toplandı, aday numaraları kontrol edildi ve tomarlar beş ayrı değerlendirme masasının üzerine taşındı.
İki saattir neredeyse kıpırdamadan oturan öğrenciler ayağa kalktığında meydanın sessizliği bir anda bozuldu. Omuzlar gerildi, uyuşan parmaklar açılıp kapandı, bastırılmış konuşmalar birkaç dakika içinde bütün alana yayıldı.
“Son soruya ne yazdın?”
“Unuttum bile.”
“Yalan söylüyorsun.”
“Hatırlamak istemiyorum.”
Hector kalabalığın arasından Harold'a ulaşırken boynunu iki yana esnetti.
“Bir daha iki saat boyunca oturmam gerekirse fiziksel parkura koşarak değil, sürünerek giderim.”
Caleb hemen arkalarından geldi.
“Açıkçası ben o iki köprü sorusundan nefret ettim.”
Harold'ın dudakları kıvrıldı.
“İkisi de sana bir şey yapmadı.”
“Benim sabrımı sınadı, bu yeterli bence.”
Xavier birkaç adım öteden onların yanına yaklaşırken hafifçe güldü.
“Emery, kardeşlerin köprülerle kişisel husumeti var galiba.”
Caleb ona baktı.
“Bana seçenek bırakmayan her şeyle kişisel husumetim var.”
Bu kez Harold da güldü.
Sınav sonuçlarının değerlendirilmeye başlaması uzun sürmedi.
Bilgi soruları cevap anahtarlarıyla hızla ayrılırken harita, lojistik ve komuta muhakemesi kâğıtları kıdemli eğitmenlerin önüne geçti. Öğrenciler kısa bir yemek ve dinlenme arasına gönderildi.
Yaklaşık bir saat sonra ana meydandaki büyük puan tahtasının önünde yeniden toplandılar.
Binbaşı Hawthorne elindeki listeyi açtı.
“Yazılı aşamanın ilk yedi sırası.”
Konuşmalar kesildi.
“Yedinci — Caleb Emery. Doksan puan.”
Caleb'ın kaşları hafifçe kalktı.
Hector ona omzuyla dokundu.
“Çok da kötü değil, küçük kardeşim. En azından sonuncu olmadın.”
Caleb gözlerini devirdi.
“Bu daha başlangıç abi, sınav daha bitmedi, önümüzde daha fiziksel aşama var.”
“İşte bir Emery böyle olmalı ufaklık. Aferin, ben de bunu duymak istiyordum.”
Binbaşı devam etti.
“Altıncı — Theodore Crowley. Doksan iki.”
Theodore derin bir nefes verip alnını ovuşturdu.
“Başardım, Tanrı'ya şükür.”
“Beşinci — Adrian Westford. Doksan üç.”
Adrian kalabalığın arasından Hector'a dönüp kendinden emin biçimde meydan okurcasına başını salladı.
“Dördüncü — Hector Emery. Doksan beş.”
Hector'ın yüzündeki gülümseme bir anlığına durdu.
Ardından yavaşça geri geldi.
“Eh... buna bu seferlik itiraz etmeyeceğim.”
“Üçüncü — Alden Midnight. Doksan altı.”
Meydanda kısa bir alkış yükseldi.
Binbaşı listenin son iki satırına baktığında bekleyiş yeniden ağırlaştı.
“Birincilik... ortak.”
Harold'ın gözleri istemsizce Xavier'a kaydı.
Xavier da ona bakıyordu.
“Harold Emery — doksan sekiz.”
Kısa bir duraklama.
“Xavier Vanguard — doksan sekiz.”
Meydan bu kez daha güçlü bir alkışla doldu.
Xavier başını hafifçe eğdi, kısa bir kahkaha attı ve elini Harold'a uzattı.
“Birinci raund berabere, dişli bir rakipsin Emery.”
Harold gülümsedi ve Xavier'ın uzattığı elini dostça sıktı.
“Günün bitmesine daha çok var, ama iyi bir rakip olacağını biliyordum, başarılarının devamını dilerim Vanguard.”
Binbaşı Hawthorne listeyi kapattı. Gür bir sesle konuştu.
“Puanlarınıza fazla sevinmeyin adaylar!”
Alkışlar bir anda kesildi.
“Çünkü bir sonraki aşamada o kâğıtlar sizin için koşmayacak, mindere çıkmayacak, silah tutmayacak.”
Meydanın öteki ucunda, sabah boş duran geniş talim sahasının kapıları açılmaya başladı.
Arkasında yükselen duvarlar, hendekler, halatlar, ahşap kuleler ve çamurla kaplı parkur yavaş yavaş ortaya çıktı.
Adaylar şimdi fiziksel yeteneklerini sergilemeliydi.
İyi olan kazansın...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18