16. bölüm / 32
NAELİTH ARVENON ALTINCI BÖLÜM
Bölümler 32Şu an: ON ALTINCI BÖLÜM
- 1 BİRİNCİ BÖLÜM4.173 kelime
- 2 İKİNCİ BÖLÜM3.366 kelime
- 3 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM1.070 kelime
- 4 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM3.547 kelime
- 5 BEŞİNCİ BÖLÜM3.744 kelime
- 6 ALTINCI BÖLÜM1.515 kelime
- 7 YEDİNCİ BÖLÜM4.048 kelime
- 8 SEKİZİNCİ BÖLÜM4.567 kelime
- 9 DOKUZUNCU BÖLÜM3.199 kelime
- 10 ONUNCU BÖLÜM2.635 kelime
- 11 ON BİRİNCİ BÖLÜM3.389 kelime
- 12 ON İKİNCİ BÖLÜM3.153 kelime
- 13 ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM4.452 kelime
- 14 ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM3.690 kelime
- 15 ON BEŞİNCİ BÖLÜM4.201 kelime
- 16 ON ALTINCI BÖLÜM1.071 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 ON YEDİNCİ BÖLÜM1.313 kelime
- 18 ON SEKİZİNCİ BÖLÜM2.440 kelime
- 19 ON DOKUZUNCU BÖLÜM1.853 kelime
- 20 YİRMİNCİ BÖLÜM4.905 kelime
- 21 YİRMİ BİRİNCİ BÖLÜM3.952 kelime
- 22 YİRMİ İKİNCİ BÖLÜM1.851 kelime
- 23 YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM3.318 kelime
- 24 YİRMİ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM4.530 kelime
- 25 YİRMİ BEŞİNCİ BÖLÜM3.497 kelime
- 26 YİRMİ ALTINCI BÖLÜM4.320 kelime
- 27 YİRMİ YEDİNCİ BÖLÜM4.350 kelime
- 28 YİRMİ SEKİZİNCİ BÖLÜM3.651 kelime
- 29 YİRMİ DOKUZUNCU BÖLÜM2.446 kelime
- 30 OTUZUNCU BÖLÜM4.229 kelime
- 31 OTUZ BİRİNCİ BÖLÜM5.328 kelime
- 32 OTUZ İKİNCİ BÖLÜM3.778 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gece ilerledikçe salonun havası da değişti.
İlk saatlerin meraklı kalabalığı yerini daha rahat sohbetlere bırakmıştı. Bazı masalarda mumlar yarıya kadar erimiş, bazı kadehler defalarca yeniden doldurulmuştu. Orkestra birkaç kez değişmiş, dans edenlerin sayısı azalıp yeniden artmıştı.
Ben ise gecenin nasıl bu kadar hızlı geçtiğini anlayamamıştım.
Bir ara saate baktım.
Gece yarısına çok az kalmıştı.
Saray görevlileri salonun büyük kapılarını açmaya başlamıştı. İçeriye ilkbaharın serin havası doldu. Mumların sıcaklığıyla dışarıdaki gecenin serinliği birbirine karıştı.
Bir hizmetli yüksek sesle duyurdu.
“Nysera'nın son hazırlıkları tamamlandı. Aelun dilek fenerleri için bahçeye geçebilirsiniz.”
Salonun içindeki hareketlilik bir anda yeniden canlandı.
İnsanlar masalardan kalkmaya başladı.
Kadınlar pelerinlerini omuzlarına aldı. Erkekler ceketlerinin önlerini düzeltti. Hizmetliler ellerinde fenerlerle bahçeye doğru ilerledi.
Ben de Nora'nın yanında yürüdüm.
Sarayın büyük kapılarından çıktığımızda gece bütün güzelliğiyle karşımızdaydı.
İlkbahar havası serindi.
Bahçedeki ağaçların dallarında yeni açmış çiçekler vardı. Ay ışığı, yaprakların arasından süzülerek taş yolların üzerine solgun gümüş çizgiler bırakıyordu.
Sarayın önündeki geniş bahçe, gölün kıyısına kadar uzanıyordu.
Suyun yüzeyi neredeyse tamamen sakindi...
Nysera yalnızca sarayın içinde kutlanan bir gece değildi.
Krallığın dört bir yanında insanlar aynı saate hazırlanıyordu.
Dilek fenerleri için.
Aelun'u (dualarını) gökyüzüne bırakmak için.
Bahçeye çıktığımızda binlerce insanın arasına karıştık.
Sarayın ileri gelenleri önde, diğer davetliler biraz daha geride duruyordu.
Nora yanımdaydı.
Helena ve Edric birkaç adım ilerideydi.
Constantine, Aelor'la konuşuyordu.
Ben ise istemsizce kalabalığın içinde tek bir kişiyi aradım.
Kral İgor.
Onu bulduğumda zaten bana bakıyordu.
Fakat Kral İgor kısa süre sonra başını çevirdi.
Sarayın önündeki geniş mermer basamaklara doğru ilerledi.
Konukların konuşmaları yavaş yavaş kesildi.
Müzik sustu.
Bahçenin üzerine sessizlik çöktü.
Kral İgor birkaç basamak yukarı çıktı.
Herkes ona döndü.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra sakin, ölçülü sesi gecenin içinde yükseldi.
“Nysera, yalnızca dileklerin gecesi değildir.”
Bahçedeki herkes onu dinliyordu.
“Bugün burada olmayanları da hatırladığımız gecedir.”
Bakışları kısa bir anlığına kalabalığın üzerinden geçti.
“Kaybettiklerimizi.”
Bir nefeslik sessizlik.
“Ve onların ardından hâlâ ayakta kalabilmemizi sağlayanları.”
Sesi yükselmedi.
Ama herkes duyuyordu.
“Bir yıl boyunca hepimiz bir şeyler kaybettik. Bazılarımız insanlarını, bazılarımız evlerini, bazılarımız umutlarını...”
Kısa bir süre sustu.
“Fakat hayat, kaybettiklerimizin bıraktığı boşlukta sona ermez.”
Gözleri gökyüzüne doğru yükseldi.
“Çünkü yarın hâlâ bizimdir.”
Bu kez yüzündeki sertlik biraz yumuşadı.
“Yeni bir yıl bize ne getirecek, hiçbirimiz bilmiyoruz. Yeni savaşlar olabilir. Yeni vedalar olabilir. Yeni zaferler de...”
Bakışları yeniden insanların üzerine indi.
“Ve belki hiç beklemediğimiz bir yerde, hiç beklemediğimiz bir kalpte yeni bir umut.”
Sözlerin son kısmında sesi çok az değişti ve yine bana baktı.
Belki kimse fark etmedi ama ben fark ettim.
Kral İgor devam etti.
“Bu gece dileklerimizi gökyüzüne bırakırken yalnızca kendimiz için dilemeyelim.”
“Yanımızda olmayanlar için de dileyelim. Henüz doğmamış yarınlar için ve bizi yarına taşıyan umut için.”
Başını hafifçe kaldırdı.
“Çünkü insan, umudunu kaybettiği gün değil; onun için dilek dilemekten vazgeçtiği gün gerçekten kaybeder.”
Bahçede çıt çıkmıyordu.
Kral İgor son kez kalabalığa baktı.
“Şimdi...”
Bir adım öne çıktı.
“...hep birlikte Aelun'u gökyüzüne bırakalım.”
Kalabalık yavaşça hareketlenmeye başladı.
Kral İgor merdivenlerden aşağı indi. İnsanların arasından geçerken birkaç kişi ona saygıyla eğildi.
Ben olduğum yerde duruyordum.
Kral İgor'un adımları bana doğru yöneldi.
Yaklaştıkça kalbimin yeniden hızlandığını hissettim.
Önümde durdu.
Yüzündeki ifade her zamanki kadar sakindi. Fakat gözlerinde yalnızca benim görebildiğim başka bir şey vardı; tarif edemediğim bir şey.
“Lady Diana.”
Başımı eğdim.
“Majesteleri.”
Bir an sustu.
Sonra daha alçak bir sesle konuştu.
“Buradaki ilk Nysera Geceniz.”
Başımı kaldırdım.
“Öyle.”
“Ve ilk Aelun'unuz.”
Gözlerim gökyüzüne kaydı, sonra yeniden ona döndüm.
Kral İgor'un dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
“Konuk Koruma Kanunu gereğince benim himayemdesiniz.”
Bir an durdu.
“İzin verirseniz, ilk Aelun'unuzu nasıl bırakacağınızı size göstermek ve size eşlik etmek isterim.”
Söyledikleri tamamen resmiydi.
Sesi de.
Ama gözleri...
Gözleri o kadar resmî değildi.
Kalbimin içinde yine küçük, sıcak bir şey kıpırdadı.
Başımı hafifçe eğdim.
“Memnuniyetle, Majesteleri.”
Kral İgor elindeki feneri bana uzattı.
“Öyleyse.”
Birlikte bahçenin diğer ucunda hazırlanan alana doğru yürüdük.
İnce kâğıtla kaplanmış fenerlerin içinde küçük bir ped vardı. Henüz yakılmamışlardı.
Kral İgor kendi fenerini aldı.
Ben de bir tane aldım.
Yan yana durduk.
Çevremizde binlerce insan vardı.
Ama o anda nedense yalnızca onun yanımda olduğunu hissediyordum.
Bir hizmetli öne çıktı.
“Fenerler hazır.”
Alevler birer birer yakılmaya başladı.
Önümüzdeki fenerin içi önce karanlık kaldı.
Sonra küçük bir turuncu ışık belirdi.
Alev büyüdü.
Kâğıdın iç yüzeyine sıcak bir renk yayıldı.
Fener hafifçe yükselmek ister gibi elimde hareket etti.
Kral İgor elini uzattı.
Ben de aynı anda elimi uzattım.
Parmaklarımız birbirine değdi.
İkimiz de durduk.
Çok kısa bir andı.
Ama nedense ikimize de uzun geldi.
Başımı kaldırdım.
Kral İgor yine bana bakıyordu.
Gözleri yüzümdeydi.
Benim kalbimin atışları daha da düzensizleşti; sanki göğüs kafesimin içinde bir kuş çırpınıyordu.
Bakışları bir anlığına ellerimize indi.
Sonra yeniden gözlerime döndü.
İkimiz de ellerimizi hemen çekmedik veya çekemedik.
Aramızda söylenmemiş bir şey vardı.
Adını koyamadığımız.
Henüz anlamlandıramadığımız.
Ama ikimizin de hissettiği.
Görevlinin sesi duyuldu.
“Şimdi.”
Kral İgor ve ben fenerleri birlikte biraz daha yukarı kaldırdık.
Parmaklarımız ayrıldı.
Fenerler ellerimizden kurtuldu.
Önce ağır ağır yükseldi.
Sonra biraz daha.
Ve gökyüzüne doğru süzülmeye başladı.
İkimiz de fenerlerimizi izledik.
Gökyüzünde ilk ışık yükselirken, sanki ikimizin de yüzünde aynı hayranlık vardı.
Fakat ardından ikinci fener yükseldi.
Üçüncü.
Onuncu.
Yüzüncü.
Binlercesi.
Bir anda bütün bahçe ışıkla doldu.
Fenerler sarayın üzerinden yükseliyor, gecenin koyu lacivertinde küçük yıldızlar gibi çoğalıyordu.
Sonra yalnızca sarayın üzerinde olmadıklarını fark ettim.
Uzaklarda.
Çok uzaklarda.
Dağların ardında bile ışıklar yükseliyordu.
Karanlık vadilerden.
Köylerden.
Kasabalardan.
Şehirlerden.
Nehirlerin kıyılarından.
Valyria'nın dört bir yanından insanlar aynı anda dileklerini gökyüzüne bırakıyordu.
Gökyüzü yavaş yavaş değişti.
Az önce yalnızca ayın ve yıldızların bulunduğu karanlık, binlerce sıcak ışıkla doldu.
Sarayın gölün üzerine düşen yansıması bile değişmişti.
Suyun yüzeyinde fenerlerin yansıması belirdi.
Göl artık gökyüzünü yansıtıyor gibiydi.
Sanki yıldızlar yerlerinden kopmuş ve suya düşmüştü.
İlkbaharın serin gecesinde çiçeklerin kokusu hâlâ havadaydı.
Ağaçların ince dalları hafif rüzgârla sallanıyor, çiçek yaprakları ay ışığında belli belirsiz hareket ediyordu.
Gökyüzünde yükselen fenerler uzaklaştıkça küçülüyor, fakat sayıları arttıkça gece daha da aydınlanıyordu.
Ve o an...
Valyria'nın bütün krallığı tek bir dilek tutuyormuş gibi görünüyordu.
Ben gökyüzüne bakarken Kral İgor yanımda sessizce duruyordu. Yüzünde hâlâ o sakin, hükümdara özgü ifade vardı. Ama gözlerinin içinde gecenin bütün ışıkları yansıyordu.
Benim yanaklarım yeniden ısındı; hayran bakışlarım sanki dünyanın en güzel şeyine bakıyordu.
Kral İgor'un yüzünde de belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
Hiçbirimiz konuşmadık.
Belki de o gece bazı şeylerin söylenmemesi gerekiyordu.
Çünkü gökyüzünde binlerce dilek yükseliyordu.
Ve bizim henüz bilmediğimiz bir dilek de sessizce ikimizin arasında tutuluyordu.
Adını koyamadığımız.
Henüz anlayamadığımız.
Ama belki de Nysera'nın bütün eski geleneklerinden daha eski olan bir şey.
Sonra yeniden gökyüzüne döndük.
Fenerler yükselmeye devam etti.
Ve o gece, Valyria'nın üzerinde yıldızlardan daha fazla dilek vardı.
Bölüm etkileşimi
