15. bölüm · NAELİTH ARVEN
ON BEŞİNCİ BÖLÜM
Nysera Gecesi başlamak üzereydi.Valyria Kraliyet Sarayı'nın doğu kanadındaki son hazırlıklar tamamlanmış, haftalardır süren çalışmalar yerini artık misafirlerin karşılanmasına bırakmıştı. Sarayın dış avlusunda hareketlilik giderek artıyordu. Taş döşeli yolda ilerleyen atların nal sesleri, ağır kraliyet arabalarının tekerleklerinden çıkan düzenli gıcırtılara karışıyor; saray kapılarının önünde bekleyen muhafızlar gelen konukların armalarını ve mühürlerini son kez kontrol ediyordu.Bu gece saraya gelenler sıradan davetliler değildi.Valyria'nın kapalı dünyasına nadiren kabul edilen aristokrat aileler, soylular, asilzâdeler ve şövalyeler birbiri ardına saraya giriyordu. Komşu krallıklardan gelen prensler ve prensesler, krallar ve kraliçeler, dükler ve düşesler, kontlar ve kontesler, generaller ve yüksek rütbeli komutanlar sarayın mermer avlusunda karşılanıyor; her biri kendi hanesinin veya krallığının ağırlığını beraberinde getiriyordu.Valyria'nın uzun yıllardır sürdürdüğü mesafeli dış ilişkileri düşünüldüğünde, bu kalabalığın kendisi bile başlı başına sıra dışıydı.Krallık, sınırlarının ötesindeki dünyaya kapılarını kolay açmazdı.Bu yüzden bu gece saraya giren her konuk, yalnızca bir davetli değildi.Bir ittifakın temsilcisi, eski bir dostluğun taşıyıcısı, gelecekte kurulabilecek bir anlaşmanın muhtemel tarafı veya başka bir tahtın sessiz elçisi olabilirdi.Büyük salonun içinden yükselen müzik henüz gecenin görkemine ulaşmamıştı. Orkestra ilk parçaları çalıyor, hizmetkârlar gümüş tepsiler üzerinde içecekleri taşıyor, davetliler birbirlerini karşılıyor ve uzun zamandır görüşmeyen aileler küçük gruplar hâlinde sohbet ediyordu.Sarayın dışındaki hareketlilik ise hâlâ devam ediyordu.Yeni bir kraliyet arabası avluya her girdiğinde muhafızların mızrakları aynı anda dikiliyor, arabadan inen konukların unvanları yüksek sesle ilan ediliyor, ardından saray görevlileri onları içeriye kadar eşlik ediyordu.Doğu kanadındaki odalarda ise son hazırlıklarını tamamlayan hizmetliler çoktan görev yerlerini almıştı.Ben hâlâ odamdaydım.Aynanın karşısındaki yüksek koltuğa oturmuş, Nora'nın son dokunuşlarını tamamlamasını bekliyordum.Nora arkamda durmuştu.Elindeki ince fırçayı son kez saçlarımın arasından geçirirken aynadaki yansımama dikkatle baktı. Saçlarımın büyük kısmı doğal dalgalarıyla omuzlarımdan ve sırtımdan aşağı bırakılmıştı. Üst kısımları ise geriye doğru zarifçe toplanmış, Edric'in gümüş ejderha motifli baş takısının yerleştiği bölümde küçük bir örgüyle sabitlenmişti. İnce zincirler saçlarımın arasından ilerliyor, üzerlerindeki küçük safirler hareket ettikçe usulca sallanıyordu. Alnımın ortasına kadar uzanan birkaç zincirin ucunda bulunan damla biçimli safirler, kaşlarımın arasında ve şakaklarımda küçük mavi ışıklar bırakıyordu.Nora son bir tutamı parmaklarının arasında düzeltti."Şimdi başınızı biraz sola çevirin."Çevirdim."Biraz daha."Dediğini yaptım.Nora birkaç saniye daha baktıktan sonra geri çekildi."Tamam."Aynaya baktım.Makyajım yüzümü değiştirecek kadar ağır değildi. Gözlerimin çevresine uygulanan koyu tonlar badem biçimli gözlerimi daha belirgin gösteriyor, uzun kirpiklerimi ortaya çıkarıyordu. Tenimde doğal görünüm korunmuştu. Dudaklarıma sürülen yumuşak renk ise elbisenin gece mavisiyle uyum sağlıyor, yüzümün geri kalanıyla yarışmıyordu.Başımı hafifçe çevirdim.Safirlerden biri ışığı yakaladı.Sonra bir diğeri.Aynadaki görüntüyü birkaç saniye daha inceledim.Üzerimdeki gece mavisi ipek elbise, hareket etmediğim hâlde bile canlı görünüyordu. Korsenin üzerindeki altın işlemeler göğsümden belime doğru ince kıvrımlarla ilerliyor, omuzlarımdaki mavi çiçekler çıplak tenimin üzerinde zarif bir sınır oluşturuyordu. Uzun gece mavisi eldivenler kollarımı sarıyor, etek ise belimden itibaren genişleyerek ayaklarımın çevresinde ağır bir kumaş dalgası hâlinde yere uzanıyordu.Ayağımda elbisenin altından neredeyse görünmeyen, koyu mavi saten ayakkabılar vardı. Topukları yüksek değildi; uzun eteğin içinde rahat hareket edebilmem için yeterli, yürürken duruşumu zarif gösterecek kadardı.Boynumdaki pırlanta kolye göğsümün üzerinde duruyor, merkezindeki ejderha motifi ve kalp şeklindeki koyu safir diğer bütün taşları kendine bağlıyormuş gibi görünüyordu. Küpelerimin uzun zincirleri boynumun iki yanında hafifçe hareket ediyor, her kıpırdanışımda küçük mavi taşlar ışığı yakalıyordu.Aynaya bir kez daha baktım.Bu kez kendimi düzeltmek için değil.Sadece baktım.Nora, arkamdan gülümsedi."Beğendiniz."Soru değildi."Beğendim.""Çok mu?"Dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı."Yeterince."Nora güldü."Yeterince mi?""Fazlası kibir olur.""Ben söylemeyeyim ama şu an aynaya bakışınız pek mütevazı görünmüyor."Ona aynadan baktım."Belki de bu gece biraz kibir hakkım vardır."Nora'nın yüzünde şaşkınlıkla karışık bir tebessüm oluştu."İşte şimdi Lady Diana'yı tanıyamıyorum.""Ben de kendimi yeni tanıyorum."Bunu söylerken sesimde herhangi bir tereddüt yoktu.Aynadaki kadın bana yabancı değildi artık.Yalnızca daha önce onu bu kadar açık görmemiştim.Nora masanın üzerindeki son birkaç şeyi topladı. Sonra kapıya yönelirken durdu."Ben önce Üstat Constantine'i bulmalıyım.""Constantine mi?""Helena Hanım, gecenin akışıyla ilgili son birkaç şeyi kendisine iletmemi istedi. Büyük salonda olması gerekiyormuş.""Git."Nora bana baktı."Sizi yalnız bırakmam sorun olur mu?""Hayır.""Emin misiniz?""Ben hallederim."Nora birkaç saniye daha tereddüt etti. Sonra başını salladı."Öyleyse fazla oyalanmayın.""Umarım bu tavsiyeyi kendiniz de dinlersiniz."Gülümsedi."Elimden geleni yapacağım."Kapıyı açtı."Lady Diana?""Evet, Nora?""Çok güzelsiniz."Bu kez cevap vermeden önce kısa bir an durdum.Sonra ona samimiyetle gülümsedim."Teşekkür ederim, Nora."Kapı kapandı.Oda sessizleşti.Dışarıdan gelen müzik daha belirgin hâle gelmişti. Bazen uzak bir kahkaha, bazen hızlı adımlarla geçen bir hizmetlinin sesi duyuluyordu.Ayağa kalktım.Birkaç adım attım.Sonra durdum.Nereye gideceğimi biliyordum.Nasıl davranacağıma ise hâlâ tam olarak karar verememiştim.Bir balo salonuna girerken insanın ellerini nereye koyması gerektiği bile düşündüğümden daha karmaşık görünüyordu.Kollarımı önümde birleştirdim.Sonra bundan vazgeçtim.Ellerimi yanlarıma bıraktım.Bu da fazla resmî geldi.Sonunda hiçbir şey yapmamaya karar verdim.Olduğum gibi durdum.Aynanın karşısına geçip kendime son kez baktım.Dışarıda yaklaşık yirmi dakika geçmiş olmalıydı.Müzik artık daha canlıydı.Kalabalığın uğultusu da belirgin biçimde artmıştı.Artık beklemek için bir sebep kalmamıştı.Elbisemin eteğini hafifçe düzelttim.Kapıya yürüdüm.Elimi tokmağa uzattığım sırada derin bir nefes aldım.Kapıyı açtım.Ağır maun kapılar geriye doğru açılırken koridorun sıcak ışığı üzerime düştü.Dışarı çıktığım anda sarayın gecesi beni bütün hareketliliğiyle karşıladı.Koridorlarda hizmetliler ellerindeki tepsilerle ilerliyor, muhafızlar her zamanki yerlerinde dimdik duruyor, uzaklardan gelen müzik taş duvarların arasında yankılanıyordu.İlk adımımı attım.Ayakkabılarımın topukları mermer zemine hafifçe vurdu.Tık.Sonra bir kez daha.Tık.Koridorun karşı tarafında duran iki muhafızın bakışları istemsizce bana çevrildi.Beni gördüklerinde yüzlerindeki kısa şaşkınlığı fark etmemek mümkün değildi.Aylar boyunca beni sarayın içinde görmüşlerdi.Fakat bu kez bakışları bir anlığına üzerimde kaldı.Sonra ikisi de aynı anda önlerine döndü.Valyria muhafızlarının disiplini, meraklarından daha güçlüydü.Ben ise yürümeye devam ettim.Ne hızlandım ne de yavaşladım.Topuk seslerim taş koridorda düzenli biçimde yankılanıyordu.Tık.Tık.Tık.Köşeyi döndüğümde birkaç hizmetli beni gördü. İçlerinden biri hafifçe kenara çekildi ve başını eğdi."Lady Diana."Başımı hafifçe eğerek karşılık verdim."Teşekkür ederim."Büyük kabul bölümüne yaklaştıkça müziğin sesi güçlenmeye başladı.Balo salonunun girişinde iki muhafız daha duruyordu.Aralarındaki yüksek kapılar kapalıydı.İçeriden yüzlerce insanın sesi geliyordu.Konuşmalar.Kahkahalar.Kadehlerin birbirine değen sesi.Ve orkestranın giderek yükselen melodisi.Kapıların önünde durdum.Bir hizmetli beni görünce hemen öne çıktı."Lady Diana."Saygıyla eğildi."Buyurun."Kapıların iki kanadı aynı anda açılmaya başladı.Önümde yüksek bir galeri ortaya çıktı.Balo salonunun giriş kısmı, salonun kendisinden birkaç basamak yukarıda kurulmuş geniş bir balkon gibiydi. İki yanda yükselen taş korkuluklar altın işlemelerle süslenmiş, sütunların arasına Valyria'nın sancakları asılmıştı. Galerinin tam ortasından aşağıya doğru uzanan geniş merdiven ise iki yana hafifçe kıvrılarak salonun zeminine iniyordu.Basamakların kenarlarında sıralanan şamdanların alevleri, koyu taşın üzerinde titreşen altın çizgiler oluşturuyordu.Aşağıda salon bütün ihtişamıyla uzanıyordu.Kristal avizeler yüksek tavandan sarkıyor, yüzlerce mumun ışığını salonun cilalı mermer zeminine yayıyordu. Duvarlardaki altın işlemeler, sütunların üzerindeki kabartmalar ve yüksek pencerelerden görünen gecenin karanlığı birbirine karışıyordu.Salon kalabalıktı.Krallar ve kraliçeler, prensler ve prensesler, dükler ve düşesler, kontlar ve kontesler, generaller, şövalyeler, elçiler ve Valyria'nın önde gelen aileleri kendi aralarında konuşuyordu.Müzik devam ediyordu.Ben ise merdivenin başında duruyordum.Aşağıdaki birkaç kişi başını kaldırdı.Bir kadın beni fark etti.Sonra yanındaki adam ona baktı ve baktığı yöne, bana başını çevirdi.Ardından başka biri.Birkaç saniye içinde merdivenin bulunduğu bölümdeki bakışların yönü değişmeye başladı.Salon uğultusu yavaşça kesildi.Başımı hafifçe kaldırdım.Bir elim elbisemin yanında sakince duruyordu.Diğerini korkuluğa koydum.Ve ilk adımımı attım.Topuğum mermer basamağa hafifçe değdi.Tık.Bir adım daha.Tık.Elbisemin eteği arkamdan ağır ağır hareket ediyor, gümüş zincirler saçlarımın arasından usulca sallanıyordu.Merdivenlerden inmeye devam ettim.Bu kez üzerimdeki bakışları saymadım.Kimin ne düşündüğünü de merak etmedim.Yalnızca aşağı indim.Çünkü bu gece salona girdiğimde insanların beni nasıl göreceğini kontrol edemezdim.Ama kendimi nasıl taşıyacağımı biliyordum.Mermer zemine ulaştığımda birkaç saniye olduğum yerde kaldım.Az önce üzerimde toplanan bakışlar artık salonun tamamına yayılmış değildi. İnsanlar yeniden konuşmaya, kadehlerini kaldırmaya, birbirlerine dönmeye başlamıştı. Yine de bazı bakışların üzerimden tamamen çekilmediğini hissedebiliyordum.Bunun sebebini anlamakta zorlanmadım.Bu gece salona giren herkesin adı daha kapıdan geçerken ilan edilmişti. Hanedanlar, unvanlar, rütbeler... Herkesin kim olduğu, nereden geldiği ve hangi aileyi temsil ettiği biliniyordu.Benim adım ise hiç duyulmamıştı.Kimse beni karşılamamış, kimse hangi haneden geldiğimi söylememişti.Bu yüzden salonun içinde benim için küçük bir belirsizlik oluşmuştu.Kimdi bu kadın?Birkaç kadın bakışlarını üzerimde gezdiriyor, özellikle takılarımdaki pırlanta ve gümüş ejderhayı ve elbisemin işlemelerini inceliyordu. Bir tanesi yanındaki arkadaşına bir şey fısıldadı. Arkadaşı bana baktıktan sonra hafifçe gülümsedi.Erkeklerin ilgisi ise daha açıktı.Kimi bakışlarını hemen kaçırıyor, kimi birkaç saniye fazla bakıp ardından yanında konuştuğu kişiye dönüyordu. Birkaç genç asilzadenin konuşmalarının ortasında susup beni takip ettiğini fark ettim.Buna rağmen kimse sınırı aşmıyordu.Burası Valyria Kraliyet Sarayı'ydı.Burada nezaket yalnızca bir erdem değil, öğrenilmiş bir davranış biçimiydi.Ben ise bütün bunları fazla önemsememeye çalışarak salonun kenarındaki masalara doğru ilerledim.Nora'yı bulmam uzun sürmedi.Salonun sağ tarafındaki sütunların arasında, ana dans pistini gören geniş bir masada oturuyordu. Yanında Helena ve Edric vardı. Üstat Constantine de masanın diğer tarafında oturmuş, elindeki kadehle bir şeyler anlatıyordu. Aelor ise sandalyesine hafifçe yaslanmış, onları dinliyordu.İlk beni Helena fark etti.Konuşmasının ortasında sustu.Ardından Nora'nın bakışlarını takip ettiğini gördüm.Nora'nın yüzünde önce şaşkınlık, sonra giderek büyüyen bir gülümseme oluştu."İşte geliyor."Constantine başını çevirdi.Edric de baktı.Aelor'un yüzünde ise birkaç saniye boyunca hiçbir ifade oluşmadı.Sonra yavaşça gülümsedi.Ben masaya yaklaştığımda Nora hemen ayağa kalktı."Hoş geldiniz, Lady Diana."Elini uzatıp beni oturacağım yere doğru yönlendirdi."Sanırım girişiniz beklediğimizden biraz daha başarılı oldu."Kaşımı kaldırdım."Ne demek istiyorsun?"Nora etrafına baktı."Hiç."Helena hafifçe güldü."Yalan söylüyor.""Ben sadece gerçeği söylüyorum."Constantine kadehini masaya bıraktı."Salonun yarısının birkaç dakika önce neden aynı anda sustuğunu merak ediyordum.""Ben susturmadım.""Hayır." Aelor gülümsedi. "Sadece içeri girdin."Edric bana bakarken gözlerinde açık bir memnuniyet vardı."Takım olması gerektiği gibi duruyor."Elimi boynumdaki ejderhanın üzerine götürdüm."Gerçekten güzel olmuş."Helena'nın yüzünde gururlu bir ifade belirdi."Ben sana söylemiştim."Nora hemen araya girdi."Hayır, bunu ben söylemiştim.""Sen yalnızca saçını yaptın.""Bu da küçümsenecek bir şey değil."Gülümsedim.Masaya oturduğumda üzerimdeki gerginliğin bir kısmı azalmıştı.Tanıdığım insanların arasında olmak iyi gelmişti.Tam o sırada salonun karşı tarafına baktım.Kral İgor, yüksek pencerelerin önünde toplanmış bir grup konuğuyla konuşuyordu.Yanında birkaç Valyria soylusu ve yabancı bir hükümdarın elçisi vardı. Bir kadın da grubun hemen yanında duruyordu. Açık renkli elbisesinin üzerine işlenmiş gümüş detaylar, onun yüksek bir haneye mensup olduğunu belli ediyordu.Kadın Kral İgor'a bir şey söyledi.Yüzünde hafif flörtez, kendinden emin bir gülümseme vardı.Kral İgor onu dinledi.Nezaketle cevap verdi.Fakat ilgisinin daha çok karşısındaki erkek elçide olduğunu fark ettim. Konuşurken onun söylediklerine dikkatle kulak veriyor, arada bir başını sallıyordu.Kadın bir kez daha konuştu.Bu kez Kral İgor'un yüzünde yalnızca nezaketten bir tebessüm oluştu.Sonra...Bakışları değişti.Gözleri kalabalığın üzerinden bana ulaştı.Tam o anda nefesim fark etmeden kesildi.Kral İgor birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.Sanki konuştuğu insanların arasında bulunmasına rağmen artık onların söylediklerini duymuyordu.Bakışları üzerimde kaldı.Ben de gözlerimi ondan ayıramadım.Daha önce beni defalarca görmüştü.Zırh içinde.Askerî kıyafetler içinde.Gündelik kıyafetlerle.Fakat o bakışta daha önce hiç karşılaşmadığım bir şey vardı.Beni ilk kez yalnızca Diana olarak görüyordu.Bir kadın olarak.Bunu düşünmek bile yüzümün ısınmasına yetti.Yanaklarımın, burnumun üzerinin ve kulak uçlarımın sıcaklaştığını hissettim.Kral İgor'un da yüzündeki o kusursuz soğukkanlılık bir anlığına çatladı.Yanaklarının üzerinde belli belirsiz bir renk oluştu.Çok kısa sürdü.Sonra kendisini toparladı.Ben de bakışlarımı hafifçe indirip başımı küçük bir hareketle eğdim.Bir selam.Kral İgor karşılık verdi.Fakat gözlerini benden hemen çekmedi.Yanındaki adam bir şey söylediğinde sonunda ona döndü.Ben ise Nora'ya baktım.Nora'nın yüzündeki ifade her şeyi anlamış birinin ifadesiydi."Ne?""Hiçbir şey.""Yine o 'hiçbir şey' yüzünü yaptın."Nora gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı."Gerçekten hiçbir şey söylemeyeceğim.""İyi.""Çünkü söylersem kızacaksınız.""Kesinlikle."Nora sonunda güldü."Tamam."Masadaki kadehlerden birini eline aldı."Fakat başka bir konuda konuşabilirim.""Dinliyorum."Kadehi bana uzattı."Valyria'nın özel meyve şarabı."Kadehe baktım."Şarap mı?""Evet.""Ben pek içmem.""Biliyorum."Nora göz kırptı."O yüzden yalnızca tadına bakacaksınız."Kadehi elime bıraktı."Beğenmezseniz içmezsiniz."Kokladım.Meyve kokusu oldukça belirgindi."Bu gerçekten şarap mı?"Nora'nın yüzü aydınlandı."İşte tam olarak bu yüzden seveceksiniz."Küçük bir yudum aldım.Tatlıydı.Beklediğimden çok daha hafifti.Kaşlarım şaşkınlıkla hafifçe kalktı.Nora hemen fark etti."Sevdiniz.""Fena değil.""Fena değil mi?"Bir yudum daha aldım."Oldukça güzel."Nora zafer kazanmış gibi gülümsedi."Ben size demiştim."Masadaki sohbet yeniden devam etti.Constantine gecenin programından, Helena sarayın misafirleri için hazırlanan son düzenlemelerden söz ediyor; Edric ise birkaç gün önce tamamladığı yeni bir mücevher işinden bahsediyordu.Ben de arada bir kadehimden küçük bir yudum alarak onları dinliyordum.Zaman geçtikçe salon daha da kalabalıklaştı.İnsanlar masalarından kalkıyor, birbirlerinin yanına gidiyor, yeni tanışmalar yapıyor, eski dostlarını buluyordu.Bir süre sonra masamıza yaklaşan ilk kişi uzun boylu ve dikkat çekici bir adamdı. Omuzlarına kadar uzanan altın sarısı saçları, geriye doğru özenle taranmıştı. Yüz hatları belirgin ama sert değildi; düzgün çenesi, yüksek elmacık kemikleri ve sakin bakışları ona genç yaşına rağmen oturaklı bir görünüm veriyordu. Gözleri derin bir yeşildi. Üzerindeki koyu lacivert kraliyet ceketi, omuzlarından geriye uzanan ağır pelerini ve göğsündeki altın arma, onun yalnızca soylu biri olmadığını açıkça gösteriyordu.Yanımıza geldiğinde önce Nora'ya, ardından bana baktı."Hanımefendi."Başını saygıyla eğdi."Umarım sohbetinizi bölmüyorum."Nora hemen gülümsedi."Hayır, elbette."Genç adam bakışlarını yeniden bana çevirdi."Bu gece saraya giren bütün konukların isimlerini duydum. Sizin adınız ise duyduklarım arasında değildi."Sesindeki merak açıkça hissediliyordu ama bakışlarında kabalık yoktu."Bu nedenle kendimi tanıtmadan önce sizin adınızı öğrenmenin daha doğru olacağını düşündüm."İstemeden gülümsedim."Diana."Bir an bekledim."Diana Emery."Kral'ın yüzünde hafif bir tebessüm oluştu."Memnun oldum, Lady Diana.""Ben de.""Ben William."Kısa bir duraksamanın ardından ekledi:"William, Stálríki'nin Kral'ı."Adını duyduğumda onu tanıdım. Stálríki, Valyria ve Avalon sınırlarının ötesindeki en güçlü krallıklardan biriydi."Memnun oldum, Kral William.""İnanın, memnun olan taraf yalnızca siz değilsiniz."Kaşlarımı hafifçe kaldırdım.Kral William bunu fark edip gülümsedi."Affedin. Sanırım bunu biraz daha zarif söylemeliydim.""Hayır."İlk kez biraz daha rahat güldüm."Gayet açık söylediniz.""Öyleyse en azından dürüst olduğumu söyleyebilirsiniz.""Onu söyleyebilirim."Kral William'ın yüzünde memnun bir ifade belirdi.Bakışları bir anlığına elbiseme, ardından takılarımdaki pırlanta ejderhaya kaydı."Bu gece gördüğüm en özel ve güzel mücevherlerden biri."Elimi istemsizce baş takısına götürdüm."Gerçekten mi?""Evet."Sonra ekledi:"Gerçi mücevherin mi, yoksa onu taşıyan kişinin mi daha güzel olduğuna karar vermekte biraz zorlanıyorum."Ne diyeceğimi bilemedim.Yanaklarımın yeniden ısındığını hissettim."Teşekkür ederim."Kral William hafifçe güldü."Sanırım bu gece size söylenen her güzel sözün karşılığını teşekkür ederek vereceksiniz.""Başka ne söylemem gerektiğini bilmiyorum."Bu kez Kral William'ın yüzündeki gülümseme daha sıcak bir hâl aldı."Bu da oldukça güzel bir cevap."Nora'nın yanımda sessizce gülümsemekte olduğunu fark ettim.Ona baktım.Nora hemen kadehini dudaklarına götürdü.Sanki hiçbir şey duymamış gibi davranıyordu.Kral William bir süre daha bizimle sohbet etti. Konuşması ölçülüydü; kendisinden çok karşısındaki insanı dinleyen bir tavrı vardı. Bana saray hakkında birkaç soru sordu, Nysera Gecesi'ni nasıl bulduğumu merak etti."Oldukça etkileyici.""İlk balonuz mu?""Evet."Kral William şaşırdı."Öyleyse ilk geceniz için oldukça iyi bir başlangıç yapmışsınız.""Neden?""Çünkü bütün salon sizi konuşuyor."Ne diyeceğimi bilemedim.Bunun iyi mi yoksa kötü mü olduğundan emin değildim.Kral William ise bunu fark etmiş olacak ki konuyu değiştirdi."Umarım gecenin geri kalanında da eğlenirsiniz, Lady Diana."Başını hafifçe eğdi."Ve umarım bu gece sizinle yeniden karşılaşırım.""Umarım."Kral William masadan ayrıldığında Nora birkaç saniye sessiz kaldı.Sonra bana doğru eğildi."Lady Diana...""Ne?""Hiçbir şey."Gözlerimi kıstım."Nora."Gülmeye başladı."Gerçekten hiçbir şey söylemeyeceğim.""İyi.""Ama çok güzel bir başlangıçtı.""Ne başlangıcı?"Nora'nın gülümsemesi daha da büyüdü."Ne başlangıcı?""Hiç.""Az önce de hiç demiştin.""Bu kez gerçekten hiçbir şey."Başımı iki yana salladım. Nora'nın yüzündeki ifadeye rağmen ne demek istediğini tam olarak anlayamıyordum. Kral William'ın söylediklerinde olağandışı bir şey görmemiştim. Bana güzel olduğumu söylemişti. Bunu daha önce de söyleyenler olmuştu. Fakat bu gece söylenen sözlerin çoğu diğerlerinden biraz farklıydı.Belki de yalnızca elbiseydi.Ya da ilk kez böyle bir gecenin içinde bu şekilde bulunuyor olmamdı.Kadehimden küçük bir yudum daha aldım.Nora bana bakıp gülümsedi."Şarabı biraz fazla sevdiniz galiba.""Hayır.""İkinci kadeh."Kadehe baktım.Gerçekten ikinci kadehi ne zaman doldurduğumu fark etmemiştim."Bu kadar hafif olacağını düşünmemiştim.""Ben de zaten o yüzden size tattırmak istedim."Bir yudum daha aldım.Meyvenin tatlılığı hâlâ belirgindi. Alkolün keskinliği neredeyse hiç hissedilmiyordu. İçimi kolaydı.Fazla kolay.Nora'nın bakışları yüzümde dolaştı."Yavaş.""Yavaş içiyorum.""Bu, sizin yavaşınızsa normal hızınızı görmek istemiyorum."Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım."Abartıyorsun," dedim."Hiç de bile," dedi Nora.Başımı iki yana salladım.Masadaki sohbet devam ederken salonu izlemeye başladım. İnsanlar artık daha rahat hareket ediyordu. İlk karşılaşmaların resmiyeti biraz olsun kırılmış, küçük gruplar birbirinden ayrılıp yeniden birleşmeye başlamıştı.Kral William'ın ardından iki genç asilzade daha masamıza uğradı.Biri koyu kahverengi saçlı, mavi gözlü ve uzun boyluydu. Diğeri siyah saçlarını ensesinde toplamış, akik gözleri parlayan, atletik yapılı, yüzünde hafif bir gülümseme taşıyan genç bir şövalyeydi. İkisi de önce Nora'ya selam verdi, ardından benimle tanışmak için izin istedi.Kendimi yeniden aynı durumda buldum.Adımı söyledim.Onlar da kendilerini tanıttılar.Biri elbisemin işlemelerinden söz etti. Diğeri saçlarımdaki gümüş ejderhayı sordu. Sorularının arasında söyledikleri bazı sözler beni şaşırtıyor, bazıları ise istemeden gülümsememe neden oluyordu."Bu kadar güzel bir başlığın altında bir hikâye olmalı."Bunu söyleyen genç şövalyeye baktım."Başlığın mı?""Hayır."Gülümseyerek başını hafifçe eğdi."Sizin."Bir an ne diyeceğimi bilemedim.Sonra yine aynı cevabı verdim."Teşekkür ederim."Nora'nın yanımdaki sessiz kahkahasını duydum.Ona dönüp kaşlarımı çattım."Ne var?""Hiç.""Yine başladı."Nora kadehini kaldırdı."Ben gerçekten hiçbir şey söylemiyorum."Masamızdaki sohbet ilerledikçe insanların ilgisinin tesadüf olmadığını anlamaya başlamıştım. Yine de bunun ne anlama geldiğini tam olarak bilmiyordum.Benim için insanlar ya bir şey sormak, bir mesele konuşmak ya da benden bir şey istemek için yanıma gelirdi.Şimdi ise bazıları yalnızca benimle konuşmak için geliyordu.Bunun hoşuma gitmediğini söyleyemezdim.Hatta hoşuma gidiyordu.Ama nedenini anlayamıyordum.Belki de ilk kez biri bana yalnızca kim olduğum için değil, olduğum kadın için bakıyordu.Bu düşünceyle birlikte yüzümün yeniden ısındığını hissettim.Şarabın etkisi de yavaş yavaş kendini göstermeye başlamıştı. Yanaklarımın üzerine hafif bir sıcaklık yayılmış, kulak uçlarım pembeleşmişti. Konuşurken normalden daha kolay gülümsediğimi fark ediyordum.Nora bunu da fark etmişti."Tamam.""Ne tamam?""Bir kadeh daha yok.""Ben daha istemedim.""İsteyeceksiniz.""Hayır.""Yüzünüz söylüyor."Gülerek başımı çevirdim."Sen gerçekten çok konuşuyorsun.""Bu gece görevim sizi hayatta tutmak.""Şarap yüzünden mi?""Şarap, dans, prensler, krallar..."Bana bakıp gözlerini büyüttü."...ve sizin farkında olmadan bütün salonu peşinizden sürüklemeniz.""Nora."Gülmeye başladı.Ben de kendimi tutamadım.O sırada salonun öbür ucundan gelen hareketlilik dikkatimi çekti.İnsanlar yavaş yavaş dans pistinin çevresinde toplanıyordu.Orkestra değişmişti.İlk notalar duyulduğunda tanıdım.Vals.Bir an gözlerim piste takılı kaldı.Çocukluğumdan kalan birkaç hareketi hatırlıyordum. Nora'yla haftalarca çalışmıştık. Bir zamanlar bildiğim adımları yeniden öğrenmiş, dönüşleri tekrar etmiş, müziğin ritmini bedenime hatırlatmaya çalışmıştım.Dans etmek istiyordum.Bunu kimseye söylememiştim.Masada oturmaya devam ettim.Çünkü kiminle dans edeceğimi bilmiyordum.Daha doğrusu, bu gece böyle bir şeyi isteyip isteyemeyeceğimi bile bilmiyordum.Gözlerim bir kez daha piste kaydı.Tam o sırada Üstat Constantine'in beni izlediğini fark ettim.Bakışlarımız kesişti.Yüzünde hafif bir tebessüm oluştu."Lady Diana."Başımı ona çevirdim."Efendim?"Constantine ayağa kalktı."Sanırım bu dansı bana borçlusunuz."Şaşkınlıkla ona baktım."Ben mi?""Elbette."Elini bana doğru uzattı."Yoksa bütün gece şu masada oturup insanların sizi seyretmesine izin vermeyi mi düşünüyorsunuz?"Nora'nın yüzü bir anda aydınlandı."İşte bu!""Sen sus, Nora."Nora kahkahayı bastı.Constantine hâlâ elini uzatmış bekliyordu.Gülümsedim.Elimi onun eline bıraktım."Memnuniyetle."Sandalyemden kalktım.Eteğimin ağırlığını bir elimle hafifçe toparlayıp piste doğru ilerledim.Orkestra ilk ölçüleri tamamlıyordu.Constantine beni dans pistinin ortasına götürdü.Bir elini nazikçe elime aldı, diğerini uygun mesafeyi koruyarak sırtımın yanına yerleştirdi."Hatırlıyor musunuz?""Bir kısmını.""Öyleyse geri kalanını müzik hatırlatır."İlk üç ölçü başladı.Bir.İki.Üç.Adımımı geri attım.Constantine ileri geldi.Yan adım.Birleşme.Sonra yeniden ayrılma.Vücudum müziğin ritmine uyum sağladıkça ilk gerginliğim dağıldı. Eteğim her dönüşte ayaklarımın çevresinde genişçe açılıyor, ardından yeniden toparlanıyordu.Bir dönüş.Sonra bir tane daha.Mermer zeminde ayakkabılarımın çıkardığı hafif ses, orkestranın yaylıları arasında kayboluyordu.Constantine kusursuz bir dansçıydı.Beni yönlendirmesi o kadar doğal ve sakindi ki ne zaman döneceğimi düşünmek zorunda kalmıyordum.Bir süre sonra gerçekten dans ettiğimi hissettim.Sadece adımları hatırlamıyordum.Onları yaşıyordum.Müziğin ölçüsü değiştiğinde pistteki çiftler de düzenlerini değiştirmeye başladı.Eşler birer birer ayrılıyor, başka partnerlere geçiyordu.Constantine kulağıma doğru eğildi."Şimdi sıra değişiyor.""Şimdiden mi?""Nysera Gecesi'nin küçük geleneklerinden biri."Bir sonraki dönüşün ardından elimden ayrıldı.Yerine başka biri geldi.Bu kez masamıza daha önce uğrayan genç şövalyeydi.Saygıyla eğildi."İzninizle."Başımı salladım.Yeni partnerim elimi aldı.Müzik devam etti.Adımlar yeniden başladı.Bu kez hareketler biraz daha hızlıydı.Dönüşüm sırasında eteğim açılıyor, ardından bedenimin çevresinde yeniden toplanıyordu. Partnerimin eli yalnızca gerektiği kadar yönlendiriyor, aramızdaki mesafe hiç bozulmuyordu.Dans etmek düşündüğümden daha güzeldi.Ve ilk kez o gece kendimi gerçekten rahat hissediyordum.Ta ki gözlerim salonun diğer tarafına kayana kadar.Kral İgor da dans ediyordu.Yanında, az önce konuştuğu soylu kadın vardı.Onu izlemem gerektiğini düşünmüyordum.Yine de gözlerim tekrar tekrar ona dönüyordu.Kral İgor'un eli kadının elindeydi. Diğer eli, dansın gerektirdiği mesafede duruyordu. Yüzünde her zamanki sakin ifade vardı.Bunu görmek neden hoşuma gitmiyordu?Bilmiyordum.Bir dönüş yaptım.Gözlerimi ondan ayırdım.Sonra yine baktım.Kral İgor da o sırada bana bakıyordu.Bir anlığına göz göze geldik.Müziğin ritmi devam etti.Ama nedense o tek bakışta adımlarımın arasındaki mesafe uzamış gibi hissettim.Partnerim dönüş için elimi yönlendirdi.Başımı çevirdim.Dans etmeye devam ettim.Kral İgor da kendi partneriyle dans etmeyi sürdürdü.Fakat birkaç dakika sonra eşler yeniden değişti.Bu kez önümde, çevredeki diğer soylulardan daha ileri yaşta, ağırbaşlı görünüşlü bir adam duruyordu. Üzerindeki işlemeli koyu renk ceket ve göğsündeki arma, yüksek bir haneye mensup olduğunu gösteriyordu."Majesteleri Kral Edmund."Başını eğdi."Lady Diana."Şaşırdım."Beni tanıyor musunuz?""Girişinizden beri adınızı öğrenmek için sabırsızlananlardan biriyim."Gülümsedim."Sanırım bu gece adım beklediğimden daha fazla duyulacak."Kral Edmund güldü."Umarım buna ben de katkıda bulunabilirim."Müzik yeniden yükseldi.Elimi tuttu.Dans başladığında onun da iyi bir dansçı olduğunu fark ettim.Fakat bu kez aklım başka yerdeydi.Kral İgor yine pistteydi.Başka bir kadınla.Bakışlarım istemeden ona kaydı.Kral İgor'un da bakışları beni buldu.Bu kez yüzünde hiçbir ifade değişmedi.Ama birkaç saniye boyunca partnerinin söylediklerine cevap vermedi.Ben de kendi partnerimin söylediklerini tam olarak duyamadım.İkimiz de neden birbirimize baktığımızı bilmiyorduk.Bildiğimiz tek şey, gözlerimizi birbirimizden ayırmanın nedense zor olduğuydu.Orkestra bir kez daha dönüşü hızlandırdı.Partnerim beni döndürdü.Bir an için Kral İgor görüş alanımdan çıktı.Sonra yeniden göründü.Tam karşımdaki başka bir çiftin arasından.Ve bir sonraki eş değişiminde...Elim başka bir el tarafından tutulmadı.Bir adım attım.Karşımdaki kişinin kim olduğunu görmek için başımı kaldırdım.Dünya bir anlığına sessizleşti.Kral İgor.O da aynı anda bana bakıyordu.İkimiz de duraksadık.Sanki orkestranın bütün sesleri bir anda uzaklaşmıştı.Gözlerim onun gözlerinde kaldı.Kral İgor'un eli hâlâ uzanmıştı.Benim elim de onun elinin üzerinde duruyordu.Bir an için ikimiz de ne yapacağımızı bilemedik.Sonra müzik bizi yeniden hareket ettirdi.Kral İgor elimi biraz daha sağlam tuttu.Diğer eli belimin yanına, dansın gerektirdiği ölçülü mesafede yerleşti."Lady Diana."Sesini duyduğumda kalbimin atışı hızlandı."Majesteleri."Birlikte ilk adımı attık.Sonra ikinciyi.Üçüncüde döndük.Bu kez müziğin ritmini düşünmüyordum.Kral İgor'un beni nasıl yönlendirdiğini hissediyordum.Elindeki kuvvet kontrollüydü. Ne fazla sıkıydı ne de tereddütlü.Dönüşüm sırasında eteklerim mermer zeminde geniş bir yay çizdi.Saçlarımdaki gümüş zincirler hareketle birlikte hafifçe savruldu.Kral İgor'un gözleri bir anlığına yüzümden ayrılmadı.Ben de onun gözlerine bakmaya devam ettim.Konuşmuyorduk.Gerek de yoktu.Bir dönüş daha.Sonra yeniden karşı karşıya geldik.Nefes alışımın değiştiğini fark ettim.Kral İgor'un da nefesi eskisi kadar düzenli değildi.Ama ikimiz de bunu dile getirmedik.Orkestra birinci valsi bitirdi.Yeni bir parça başladı.Biz fark etmedik.Salonun çevresindeki sesler giderek uzaklaştı.Sanki yüksek tavan, kristal avizeler, kalabalık ve bütün o insanlar birkaç adım gerimizde kalmıştı.Yalnızca müzik vardı.Ve biz.Kral İgor beni döndürdü.Eteğim açıldı.Sonra yeniden onun karşısında toplandı.Elimi kaldırdı.Döndüm.Bir an için gümüş zincirler yanağıma değdi.Dönüşümü tamamladığımda yeniden onun karşısındaydım.Bu kez yüzünde çok hafif bir tebessüm vardı.Ben de farkında olmadan gülümsedim.Kral İgor'un bakışları yüzümde birkaç saniye daha kaldı.Sanki bu gece beni ilk kez görüyordu.Ben de onu.Müzik devam etti.Bir parça daha.Sonra bir tane daha.Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum.Etrafımızdaki insanlar gerçekten kaybolmuş gibiydi.Ta ki bir kadehin yere düşmesiyle çıkan keskin ses salonun içinde yankılanana kadar.İrkilerek başımı çevirdim.Bir anda her şey geri geldi.Salon.Avizeler.İnsanlar.Müzisyenler.Konuşmalar.Ve bizim hâlâ pistin ortasında olduğumuz gerçeği.Etrafımızdaki çiftlerin çoğu çoktan ayrılmıştı.Hatta bir süre önce başlayan yeni parça bile sona ermek üzereydi.Kral İgor ile göz göze geldim.İkimizin de yüzünde aynı şaşkınlık vardı.Sonra ikimiz de neredeyse aynı anda toparlandık.Kral İgor elimi nazikçe bıraktı.Ben eteğimi hafifçe toparladım.O bir adım geriye çekildi.Ben de zarifçe eğildim."Teşekkür ederim, Majesteleri."Kral İgor'un bakışları hâlâ üzerimdeydi."Ben teşekkür ederim, Lady Diana."Başımı kaldırdım.Bir an daha birbirimize baktık.Sonra ayrıldık.Kral İgor kendi tarafına doğru ilerlerken ben masama döndüm.Nora beni görür görmez ayağa kalktı.Yüzünde öyle bir ifade vardı ki ne söyleyeceğini daha söylemeden anlamıştım."Tek kelime etme."Nora dudaklarını birbirine bastırdı."Henüz hiçbir şey söylemedim.""Yüzün söylüyor."Bu kez kahkahayı tutamadı.Ben de istemeden gülümsedim.Fakat oturduğumda kalbim hâlâ olması gerekenden hızlı atıyordu.Ve salonun diğer ucunda, Kral İgor da kendi yerine geçerken birkaç kez farkında olmadan arkasına baktı.
