MÜHÜR kitap kapağı

6. bölüm / 14

MÜHÜR

DAVET

Vaveyla Yazarı: Bahar Koyuncu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 14Şu an: DAVET

Güneş yavaş yavaş batarken Ploski'nin üzerindeki gerginlik de biraz olsun dinmişti.

Nehir ise hâlâ hastanedeydi.

Sabah başladığı işin üzerinden saatler geçmişti.

Bir yaralıdan diğerine koşmuş, çocuklarla ilgilenmiş, yaşlıların başında durmuş, yorulduğunu bile fark etmemişti.

Üzerindeki beyaz önlük artık ilk hâlinden eser taşımıyordu. Gün boyunca müdahale ettiği yaralılardan bulaşan kan ve tozlarla kirlenmişti.

Saçları dağılmış, yüzü yorgunluktan solmuştu.

Ama durmamıştı.

Ta ki son hastanın durumunun iyi olduğunu öğrenene kadar.

Sağlık görevlisi yanına geldi.

— Doktor Hanım... Hepsi stabil.

Nehir gözlerini kapattı.

Derin bir nefes aldı.

— Peki diğerleri?

— Yaralıların çoğu kontrol altında.

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra sağlık görevlisi ekledi:

— Bugün kaybettiğimiz yalnızca bir kişi oldu.

Nehir'in yüzündeki ifade değişti.

O adam.

Ellerinin altında kaybettiği asker.

Gözlerini yere indirdi.

— Keşke...

Cümlesini tamamlayamadı.

Sonra hastanenin koridoruna baktı.

Saatlerdir ağlayan çocuklar artık daha sessizdi. Yakınları onların yanındaydı. İnsanlar birbirlerine sarılıyor, doktorlara teşekkür ediyordu.

Nehir yavaşça bir sandalyeye oturdu.

İlk kez bütün günün ağırlığı üzerine çöktü.

Ellerine baktı.

Titriyordu.

Başını geriye yasladı.

— Bir kişi...

Fısıltısı duyulmayacak kadar kısıktı.

— Bir kişiyi kurtaramadım.

Tam o sırada koridorun diğer ucunda bir gölge belirdi.

Kuzey.

Üzerindeki teçhizat hâlâ üzerindeydi.

Gözleri önce hastaneyi, sonra Nehir'i buldu.

Birkaç saniye hiçbir şey söylemeden baktı.

Nehir başını kaldırdı.

Göz göze geldiler.

Kuzey onun yorgun hâlini görünce kaşlarını çattı.

— Bütün gün böyle mi kaldın?

Nehir hafifçe başını salladı.

— İnsanlar yardıma muhtaçtı.

Kuzey yaklaştı.

— Sen de insansın, Nehir.

Nehir cevap vermedi.

Kuzey, üzerindeki kan lekelerine baktı.

Sonra gözlerini onun yüzüne çevirdi.

— Ama hepsini kurtardın.

Nehir başını iki yana salladı.

— Hepsini değil.

Kuzey bir an sustu.

— Bazen birini kurtaramamak, diğerlerini kurtarmadığın anlamına gelmez.

Nehir gözlerini kaçırdı.

— Biliyorum.

Ama sesinden, aslında bunu kendine anlatmaya çalıştığı belliydi.

Kuzey karşısındaki sandalyeye oturdu.

İlk kez gün boyunca hiçbir emir vermedi.

Sadece yanında kaldı.

Nehir ise başını duvara yasladı.

Gözlerini kapatırken içinden tek bir düşünce geçti:

Bugün bir hayatı kaybetmiştim.

Ama aynı gün...

Birçok insanın hayatta kalmasına yardım etmiştim.

Belki de doktor olmak tam olarak buydu.

Her zaman kazanamamak...

Ama yine de ayağa kalkıp bir sonraki hayat için mücadele etmek.
Akşam çökmüştü.

Köyün üzerindeki gerginlik biraz olsun azalmış, hastanedeki hareketlilik sakinleşmişti.

Nehir sandalyesinden kalkıp çantasını toplarken kapı açıldı.

İçeri Reşat Ağa girdi.

Yanında birkaç kişi daha vardı.

Nehir onu görünce ayağa kalktı.

— Reşat Ağa?

Adamın yüzünde bu kez gün boyunca ilk kez gerçek bir tebessüm vardı.

— Doktor kızım...

Nehir başını hafifçe eğdi.

— Buyurun.

Reşat Ağa önce Nehir'e, sonra odadaki diğer sağlık görevlilerine baktı.

— Bugün hepiniz canla başla çalıştınız. Bizim için yaptıklarınızı unutmayacağız.

Nehir hemen başını salladı.

— Biz sadece görevimizi yaptık.

— Görev dediğiniz şey bazen bir insanın hayatıdır.

Adam kısa bir süre sustu.

Sonra gülümsedi.

— Bu yüzden size bir davetim var.

Nehir şaşırdı.

— Davet mi?

— Yarın akşam kızımın düğünü var.

Nehir'in gözleri büyüdü.

— Düğün mü?

— Evet. Günlerdir hazırlık yapılıyordu. Yaşananlardan sonra iptal etmeyi düşündük ama kızım düğününün yapılmasını istiyor.

Reşat Ağa'nın yüzünde gururlu bir ifade oluştu.

— Siz de bizimle olacaksınız.

Nehir ne diyeceğini bilemedi.

— Ama...

— İtiraz istemiyorum.

Nehir istemsizce gülümsedi.

— Peki.

Reşat Ağa bu kez odanın dışına baktı.

— Komutanınız nerede?

Nehir'in gülümsemesi bir anda kayboldu.

— Kuzey mi?

— Evet. Onu ve timini de davet edeceğim.

Tam o sırada kapının önünden Kuzey'in sesi geldi.

— Beni mi arıyordunuz?

Reşat Ağa arkasını döndü.

— Tam da seni.

Kuzey içeri girdi.

— Buyurun.

— Yarın kızım evleniyor. Sizi ve timinizi düğünüme bekliyorum.

Kuzey kısa bir an düşündü.

— Ağa, görev...

— Göreviniz bugün bitti.

Kuzey'in bakışları bir an Nehir'e kaydı.

— Herkes mi davetli?

Reşat Ağa gülümsedi.

— Timiniz de, doktor hanımın arkadaşları da.

Nehir şaşkınlıkla baktı.

— Benim arkadaşlarım mı?

— Elbette. Burada sizinle birlikte çalışan herkes.

Kuzey'in dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

— O zaman geleceğiz.

Nehir hemen ona baktı.

— Sen benim adıma neden karar veriyorsun?

Kuzey kaşını kaldırdı.

— Sen gelmeyecek misin?

— Ben...

Bir an durdu.

Reşat Ağa araya girdi.

— Doktor kızım, yarın seni düğünde görmek istiyorum.

Nehir sonunda gülümsedi.

— Tamam. Geleceğim.

Kuzey başını hafifçe salladı.

— Güzel.

Nehir gözlerini kıstı.

— Ne güzel?

— Hiç.

— Kesin bir şey düşünüyorsun.

Kuzey'in gülümsemesi biraz daha belirginleşti.

— Yarın görürsün.

Nehir onun ne demek istediğini anlamaya çalışırken Reşat Ağa kahkaha attı.

— Siz ikiniz belli ki eski tanışıyorsunuz.

Nehir ve Kuzey aynı anda birbirlerine baktılar.

— Çocukluktan, — dedi Kuzey.

Nehir'in kalbi bir an hızlandı.

Çocukluk...

Boncuk ve Keleş...

Yıllar sonra aynı köyde, aynı düğünde yeniden yan yana geleceklerdi.

Ama ikisinin de bilmediği bir şey vardı.

Bu düğün, sadece eğlenmek için gittikleri bir gece olmayacaktı.

Çünkü Ploski'de bazı gözler onları çoktan fark etmişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

22okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.