5. bölüm / 14
MÜHÜRBAŞARAMADIM
Bölümler 14Şu an: BAŞARAMADIM
- 1 BİR ÇOCUĞUN VERDİĞİ SÖZ3.341 kelime
- 2 BEKLEYİŞ366 kelime
- 3 AYNI TOPRAKLAR729 kelime
- 4 ENDİŞE724 kelime
- 5 BAŞARAMADIM644 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 DAVET766 kelime
- 7 KANLI DÜĞÜN723 kelime
- 8 NEHİRİN ANLATIMI744 kelime
- 9 BUL BENİ643 kelime
- 10 GİTME569 kelime
- 11 BİTMESİN BU MASAL337 kelime
- 12 ÇARESİZİM454 kelime
- 13 KALP524 kelime
- 14 DÖNDÜN BONCUK254 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Nehir dizlerinin üzerine çöktü.
Askerin başını dikkatlice sabitledi.
— Geri çekilin!
Etrafındaki herkes sustu.
Nehir'in elleri titriyordu ama durmadı.
— Hadi...
Bir kez daha müdahale etti.
— Lütfen...
Sesi çatladı.
— Hadi, aç gözlerini.
Yanındaki sağlık görevlisi onunla birlikte çalışıyordu.
Nehir ise sadece önündeki adama bakıyordu.
Sanki biraz daha uğraşırsa onu geri getirebileceğine inanıyordu.
— Daha bitmedi...
Nefesi kesik kesikti.
— Daha bitmedi dedim!
Tekrar denedi.
Gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı.
— Beni duyuyor musun?
Cevap yoktu.
— Lütfen...
Bir an durdu.
Sonra yeniden devam etti.
— Ben seni bırakmayacağım.
Bu cümleyi söyler söylemez dondu.
Ben seni bırakmayacağım.
Aynı cümleyi yıllar önce de söylemişti.
Babası hastanedeyken...
Küçücük elleri babasının elini tutarken...
— Baba, seni kurtaracağım.
Babası ona gülümsemişti.
— Sen doktor olacaksın, Nehir. İnsanları kurtaracaksın.
Nehir'in gözlerinden yaşlar boşandı.
— Ben doktor oldum...
Sesi titriyordu.
— Bak, oldum...
Ama karşısındaki adamdan hiçbir tepki gelmedi.
Nehir son kez baktı.
Sonra ellerini yavaşça geri çekti.
Sessizlik.
Sağlık görevlisinin sesi çok uzaktan geliyormuş gibiydi.
— Nehir...
Nehir ayağa kalkmaya çalıştı.
Dizleri güçsüzdü.
Bir adım attı.
Sonra sendeledi.
— Hayır...
Başını iki yana salladı.
— Hayır...
Bir adım daha attı.
Gözlerini yerdeki askerden ayıramıyordu.
— Hayır, olmaz...
Ellerini saçlarına götürdü.
— Daha biraz önce buradaydı...
Sesi yükseldi.
— Daha biraz önce yaşıyordu!
Gözyaşları artık durmuyordu.
— Ben yetişemedim...
Nefesi boğazında düğümlendi.
— Yine yetişemedim.
Ve o an babasının sesi zihninde yankılandı.
“Sen insanları kurtaracaksın, Nehir.”
Nehir gözlerini kapattı.
— Söz vermiştim...
Dudakları titriyordu.
— Baba, ben sana söz vermiştim.
Dizlerinin bağı çözüldü.
Tam yere düşecekken biri kolundan tuttu.
Kuzey.
Nehir ona bakmadı bile.
— Bırak...
Kuzey bırakmadı.
— Nehir.
— Bırak beni!
Kuzey sessiz kaldı.
Nehir sonunda ona baktı.
Yüzü gözyaşları içindeydi.
— Ben onu kurtaramadım.
Kuzey'in bakışları yumuşadı.
— Elinden geleni yaptın.
— Yetmedi!
Nehir'in sesi köyün sessizliğinde yankılandı.
— Benim elimde öldü!
Kuzey bir an gözlerini kapattı.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
— Sen onun son anlarında yalnız kalmasına izin vermedin.
Nehir'in gözlerinden yeni yaşlar aktı.
— Ama kurtaramadım...
Kuzey başını hafifçe eğdi.
— Her hayat bizim elimizde değil, Nehir.
Nehir cevap veremedi.
Sadece ağladı.
Çünkü yıllardır taşıdığı o korku yeniden karşısına çıkmıştı:
Birini kaybetmek.
Ve daha da kötüsü...
Onu kurtaramamış olmak.
Kuzey ise ilk kez Nehir'in karşısında güçlü görünmeye çalışmadı.
Sadece yanında kaldı.
Çünkü bazı yaralar sarılmazdı.
Bazı acılar geçmezdi.
İnsan yalnızca onlarla yaşamayı öğrenirdi.
Nehir'in dizlerinin bağı tamamen çözüldü.
Olduğu yere dizlerinin üzerine çöktü.
Başını eğdi.
Omuzları sarsılarak ağlamaya başladı.
— Hayır...
Sesi neredeyse duyulmuyordu.
— Hayır, hayır...
Ellerini yüzüne kapattı.
Gözlerinin önünden babasının yüzü geçiyordu.
“Sen insanları kurtaracaksın, Nehir.”
— Baba...
Dudakları titredi.
— Özür dilerim...
Kuzey birkaç adım gerisinde duruyordu.
Onu ilk kez böyle görüyordu.
Nehir ağlıyor, ama etrafındaki insanların sesleri yeniden yükseliyordu.
— Doktor!
— Burada da yaralı var!
— Çocuklara bakabilir misiniz?
Nehir başını kaldırdı.
Gözyaşlarını kolunun tersiyle sildi.
Bir an daha yerde kaldı.
Sonra derin bir nefes aldı.
Titreyen ellerini dizlerine dayayıp ayağa kalktı.
Bacakları hâlâ güçsüzdü.
Bir an sendeledi.
Ama düşmedi.
Kuzey ona yaklaşacak oldu.
Nehir elini kaldırdı.
— İyiyim.
Kuzey bir şey söylemedi.
Nehir yerdeki çantasını aldı.
Gözleri hâlâ yaşlıydı.
Ama bu kez bakışlarında başka bir şey vardı.
Kararlılık.
Yanındaki sağlık görevlisine döndü.
— Çocukları önce kontrol edin.
Sonra başka bir yaralının yanına koştu.
— Tamam, beni duyuyor musunuz?
Bir diğerine geçti.
— Sakin olun, buradayım.
Bir çocuk korkuyla ağlamaya başlayınca hemen yanına çömeldi.
— Korkma. Geçecek. Şimdi benimle nefes al.
Çocuğun elini tuttu.
Kendi gözlerinden yaşlar hâlâ akıyordu.
Ama elleri yeniden çalışıyordu.
Kalbi acıyordu.
Babası aklından çıkmıyordu.
Az önce kaybettiği adam da...
Ama Nehir durmadı.
Çünkü önünde hâlâ yardım bekleyen insanlar vardı.
Kuzey uzaktan onu izledi.
Nehir'in ağladığını görmüştü.
Yıkıldığını da.
Ama yine de ayağa kalkmıştı.
Kuzey'in dudaklarından yalnızca tek bir cümle döküldü:
— İşte benim Boncuğum...
Nehir duymadı.
Duysa bile cevap verecek hâli yoktu.
Çünkü o gece Ploski'de Nehir'in kendi acısını bir kenara bırakıp kurtarabileceği herkesi kurtarması gerekiyordu.
Ve o, gözyaşlarının arasından yeniden çalışmaya devam etti.
Bölüm etkileşimi
