3. bölüm / 14
MÜHÜRAYNI TOPRAKLAR
Bölümler 14Şu an: AYNI TOPRAKLAR
- 1 BİR ÇOCUĞUN VERDİĞİ SÖZ3.341 kelime
- 2 BEKLEYİŞ366 kelime
- 3 AYNI TOPRAKLAR729 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 ENDİŞE724 kelime
- 5 BAŞARAMADIM644 kelime
- 6 DAVET766 kelime
- 7 KANLI DÜĞÜN723 kelime
- 8 NEHİRİN ANLATIMI744 kelime
- 9 BUL BENİ643 kelime
- 10 GİTME569 kelime
- 11 BİTMESİN BU MASAL337 kelime
- 12 ÇARESİZİM454 kelime
- 13 KALP524 kelime
- 14 DÖNDÜN BONCUK254 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kuzey
Helikopterin kapısı kapandığında dışarıdaki sesler bir anda boğuklaştı.
Timde herkes sessizdi.
Kimse gereksiz konuşmuyordu.
Çünkü bu görev, diğerlerinden farklıydı.
Hedefimiz Ploski Köyü'ydü.
Bölgedeki sivillere yönelik bir saldırı hazırlığı olduğuna dair istihbarat alınmıştı. Köyde yaşayan kalabalık bir aşiret ailesi de özellikle hedef gösterilmişti.
Görevimiz belliydi.
Saldırıyı önlemek.
Köyü boşaltmak zorunda kalırsak sivilleri güvenli bölgeye çıkarmak.
Ve gerekirse onları korumak.
Timdeki askerlerden biri haritayı açtı.
— Komutanım, köye giriş için kuzey hattı daha güvenli görünüyor.
Haritaya baktım.
— Hayır. Kuzey hattını kullanmayacağız.
— Neden?
Parmağımı haritanın üzerine koydum.
— Burada son iki gündür hareketlilik var. Güvenli görünen yer bazen en tehlikeli yerdir.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra telsizden karargâhın sesi geldi.
— Kuzey, dikkatli olun. Siviller içeride. Öncelik siviller.
Çenemi sıktım.
— Anlaşıldı.
Tam o sırada aklıma Nehir geldi.
Dün koridorda bana bakışı...
“Ne zaman dönersin?”
O soruyu sormaması gerekiyordu.
Ben de cevap vermemeliydim.
Çünkü ona gerçeği söyleyemezdim.
Ama içimde garip bir his vardı.
Sanki bu görevde beni asıl korkutan şey düşman değildi.
Nehir'in başına bir şey gelmesiydi.
Başımı kaldırdım.
— Herkes hazır olsun.
Tim ayağa kalktı.
Ben ise içimden tek bir cümle geçirdim.
Boncuk, sakın karşıma çıkma.
---
Nehir
Hastanenin acil servisinde yoğun bir gün geçiriyordum.
Sabah gelen telefonla birlikte bölgeye geçici doktor desteği gerektiğini öğrenmiştim.
Ploski Köyü.
İsmi duyduğumda sadece başımı sallamıştım.
Görev görevin gereğiydi.
Kuzey'in orada olabileceği aklımın ucundan bile geçmedi.
Zaten bana nereye gittiğini söylememişti.
Ben de sormamıştım.
Neden soracaktım ki?
Aramızda yılların bıraktığı boşluk vardı.
Hem o askerdi.
Ben doktordum.
Onun dünyasıyla benim dünyamın yolları artık kesişmemeliydi.
En azından ben öyle sanıyordum.
Ambulans köye yaklaştığında dışarı baktım.
Ploski, uzaktan sakin görünüyordu.
Ama köyün girişinde olağan dışı bir hareketlilik vardı.
Birkaç araç...
Silahlı askerler...
Ve köyün merkezinde toplanmış insanlar.
Ambulans durduğunda kapıyı açıp aşağı indim.
Yanımdaki sağlık görevlisine döndüm.
— Önce çocuklar ve yaşlılar kontrol edilecek. Sonra diğer yaralılara bakarız.
Tam çantamı alırken köyün ileri gelenlerinden biri yanıma geldi.
Yüzündeki ifade oldukça ciddiydi.
— Doktor hanım?
— Evet.
— Ben Reşat Ağa.
Başımı salladım.
— Memnun oldum.
Adam etrafa baktı.
— Burada kalmanız güvenli olmayabilir.
— İnsanların bana ihtiyacı varsa kalırım.
Reşat Ağa birkaç saniye yüzüme baktı.
— Cesursunuz.
— Cesur değilim. Doktorum.
O sırada uzaktan bir ses yükseldi.
İnsanlar bir anda hareketlendi.
Askerler köyün girişine doğru yöneldi.
Reşat Ağa'nın yüzündeki ifade değişti.
— İçeri geçin.
— Neden?
— Lütfen.
Ne olduğunu anlamaya çalışırken bir asker yanımıza koştu.
— Reşat Ağa, kadınları ve çocukları evlerin arka tarafına alın.
Ben hemen çantamı açtım.
— Yaralı mı var?
Asker bana baktı.
— Doktor musunuz?
— Evet.
— O zaman bizimle gelin.
Peşlerinden koşmaya başladım.
Ama birkaç adım sonra...
Bir ses duydum.
Telsizden gelen kısa bir emir.
Ardından başka bir ses.
Kalın, sert ve fazlasıyla tanıdık.
— Herkes yerini alsın. Sivilleri içeri alın.
Adımlarım durdu.
O sesi dünyanın neresinde olursam olayım tanırdım.
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
Başımı yavaşça çevirdim.
Köyün diğer tarafındaki askerlerin arasında biri yürüyordu.
Üzerinde tam teçhizat vardı.
Yüzü ciddi...
Bakışları keskin...
Ama ben onu üniformasından değil, gözlerinden tanıdım.
Kuzey.
Bir an ikimiz de birbirimize baktık.
Sanki çevremizdeki bütün sesler kesilmişti.
Kuzey'in yüzündeki ifade önce şaşkınlığa, sonra öfkeye dönüştü.
Bana doğru birkaç adım attı.
— Nehir?
Sesindeki şaşkınlık o kadar büyüktü ki neredeyse nefes alamadım.
— Kuzey...
Bir saniye boyunca birbirimize baktık.
Sonra Kuzey'in yüzündeki sertlik tamamen değişti.
— Sen burada ne yapıyorsun?
— Doktor olarak geldim.
Kuzey gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Sonra timine döndü.
— Boncuk benimle.
Kaşlarımı kaldırdım.
— Benim adım Nehir.
Kuzey bana sertçe baktı.
— Şu an tartışacak zaman değil.
— Bana emir veremezsin.
— Verebilirim.
— Veremezsin.
Timdeki askerlerden biri ikimize bakıp belli belirsiz gülümsedi.
Kuzey ona öyle bir baktı ki adam hemen ciddileşti.
Ben ise kollarımı göğsümde birleştirdim.
— Ayrıca neden bu kadar sinirlisin?
Kuzey birkaç saniye sustu.
Sonra sesi beklediğimden daha yumuşak çıktı.
— Çünkü burada olmaman gereken bir yerde olduğunu düşündüğüm için.
— Ama buradayım.
— Biliyorum.
Bakışları üzerimde sabitlendi.
— İşte sorun da bu.
Tam o anda telsizden yeni bir çağrı geldi.
Kuzey'in yüzündeki bütün ifade değişti.
Görev modu.
Bana döndü.
— Nehir, ne olursa olsun timden ayrılma.
— Kuzey...
— Söz ver.
İlk kez sesinde emir değil, endişe vardı.
Ben cevap veremeden Kuzey arkasını döndü.
Ve ben onun uzaklaşmasını izlerken tek bir şeyi anladım:
Kuzey bu köye beni görmeden gelmişti.
Ben de onun burada olduğunu bilmeden gelmiştim.
Ama artık ikimiz de aynı yerdeydik.
Ve Ploski Köyü'nde başlayacak şey, yalnızca bir görev değildi.
Geçmişimizin yeniden mühürlenmesiydi.
Bölüm etkileşimi
