46. bölüm · Kurt Sürüsü
BÖLÜM 45: KAOSUN ŞAFAĞI
Sattam’ın kampı, meşalelerin titrek ışıkları altında bir yılan gibi kıvrılıyordu. Şahran, Ayhan, Ayla, Mehmet, Ali ve geride mevzilenen elli asker, kampın çeperindeki yoğun çalılıkların arasına sinmişlerdi. Kampın içinden gelen kahkahalar ve içki sesleri, yaklaşan ölümün habercisi olan o uğursuz sessizliği bastırıyordu.
Şahran, Kenshin’e doğru döndü. Kenshin’in gözleri, kampın girişinde devriye gezen, ellerinde mızraklarla sağa sola sallanan iki muhafıza kilitlenmişti.
Şahran: "Kenshin, oradaki iki nöbetçi... Bize görünmeden onları aradan kaldırabilir misin?"
Kenshin, tek kelime etmeden yere çömeldi. Vücudu, rüzgârın yaprakları sürüklemesi kadar sessiz bir şekilde ileri atıldı. Muhafızlar kendi aralarında şakalaşırken, Kenshin çoktan aralarındaki mesafeyi sıfırlamıştı. Önce sağdakinin ensesine sertçe vurup onu yere düşmeden yakaladı, diğerinin boğazına ise gölge gibi uzanan eliyle bir hançer sapladı. İki adam, toprağa bile değmeden cansız birer yük gibi çalılıkların arasına bırakıldı.
Şahran, Ali’ye dönerek bir işaret yaptı. Şahran: "Ali, sen burada kal, askerleri organize et. İşaret verdiğimiz an gürültüyü başlatın. Mehmet, Ayhan, Ayla, benimle gelin."
Dörtlü, kampın içine birer hayalet gibi sızdı. Çadırların arasından geçerken, her köşede bir ölüm ihtimali pusuya yatmıştı. Kenshin, onları çoktan geride bırakıp çadırların arasındaki gölgelere karışmıştı. Bir suikastçının devriyeye çıktığını gördü. Kenshin, adamın arkasına bir kedi çevikliğiyle sıçradı. Elini, düşmanının ağzına bir kıskaç gibi geçirirken, diğer elindeki bıçağı adamın şah damarına sertçe bastırdı. Adamın bedeni birkaç kez titredi ve Kenshin onu yavaşça yere bıraktı. Kage’nin o seçkin suikastçı birliğinden geriye sadece altı kişi kalmıştı.
Tam o sırada, kampın kuzey ucundan yükselen vahşi bir uluma, geceyi ortadan ikiye böldü.
Kampın dışındaki ormanın derinliklerinden, bir değil, onlarca Kurt Adam kükreyerek kampın üzerine yağdı. Sattam’ın askerleri daha ne olduğunu anlamadan, devasa yaratıklar çadırların üzerine çullandı. Meşaleler devriliyor, çadırlar yırtılıyor, gece bir anda kanlı bir arenaya dönüşüyordu.
Sattam, çadırından elinde kılıcıyla fırladı. Sattam: "NE OLUYOR BURADA? YİNE Mİ BU YARATIKLAR?! MUAFIZLAR.
Kampın karmaşası içinde Sattam'ın bağırtısı yankılanırken, Kage de çadırından ağır adımlarla çıktı. Kage, elindeki katanayı hafifçe kınından sıyırdı, çevresindeki kargaşayı izledi. Yüzünde, bu kaostan zevk alan o çarpık gülümseme vardı. Ancak o an, gözleri kampın girişine, ateşin vurduğu o karanlık noktaya kaydı.
Orada, ifadesiz, ruhsuz bir maskeyle duran bir figür vardı. Kenshin.
Kage, maskenin arkasındaki o nefret dolu gözleri tanıdı. Dudaklarında, sanki beklediği bir misafir gelmiş gibi soğuk bir kıvrılma belirdi.
Kage: "Kenshin... Demek hala ölmedin, eski dostum."
Savaşın gürültüsü, bağırışlar ve Kurt Adamların parçaladığı etlerin sesleri arasında, iki eski düşman arasındaki zaman durmuştu. Kage katanasını tamamen çıkardı, ışık metalin üzerinde buz gibi parladı. Kenshin ise maskesinin altından sadece derin bir nefes aldı; bu nefes, üç yıllık intikamın ve acının bütün ağırlığını taşıyordu.
Şahran ve diğerleri, bu ana tanıklık etmek için bir çadırın arkasından izliyorlardı. Şahran kılıcını çekti. Artık pusuyu kurmanın vakti bitmiş, hesaplaşmanın saati gelmişti. Kage ve Kenshin’in bakışları kilitlenmişti; kamp, hem yaratıkların hem de insanların kanıyla yıkanmaya hazırlanıyordu.
Kamp alanı bir cehenneme dönmüştü. Kurt Adamlar, dehşet verici bir hızla çadırları parçalıyor, muhafızları havaya fırlatıyorlardı. Bir Kurt Adam, pençesini bir muhafızın göğsüne daldırıp kaburgalarını dışarı çıkardığında, diğer bir muhafız kılıcını yaratığın uyluğuna saplayarak onu tökezletti. Kanın kokusu ormanın tüm vahşetini kampa taşımıştı. Sattam’ın askerleri, bir yandan Kurt Adamlarla boğuşurken diğer yandan Osmanlı birliğinin ani baskınıyla perişan olmuşlardı.
Osmanlı askerleri, kaosun ortasına bir sel gibi aktı. Ayhan, Ali, Mehmet ve Şahran, sırt sırta vererek çelikten bir savunma hattı kurdular. Ayla, kampın dışındaki yüksek bir ağacın tepesinden, düşman hareketini adeta bir avcı kuşu gibi izliyordu. Attığı her ok; ya bir askerin gırtlağına ya da bir Kurt Adamın tam göz yuvasına saplanıyor, tek bir atış dahi boşa gitmiyordu.
Kenshin, altı suikastçı tarafından çember içine alındı. Suikastçılar aynı anda saldırdı, ancak Kenshin'in katanası havada bir ışık halkası gibi dönüyordu. Birinin boynunu biçti, diğerinin hamlesini savurup kolunu kesti. Tam o sırada, görünmeyen bir yerden gelen Kage, Kenshin’in böğrüne keskin bir bıçak sapladı. Kenshin acıyla sarsılırken, Kage onun üzerine bir yırtıcı gibi atıldı. Kılıçlar birbirine girdi, kıvılcımlar havada uçuşuyordu. Kage, sert bir tekme ile Kenshin'i yere serdi ve tek hamlede kılıcını elinden düşürdü.
Tam Kage kılıcını Kenshin'in kalbine indirmek üzereyken, Ali kendini Kage’nin önüne attı. Kage, tereddüt etmeden kılıcını Ali'nin göğsüne sapladı, ardından vahşice çekip boğazını kesti. Ali, son nefesini verirken yere yığıldı.
Sattam ise tam karşısında dev bir Kurt Adamla çarpışıyordu. Kılıcını yaratığın omzuna gömdü, ancak yaratığın pençesi Sattam’ın omzunu boydan boya yardı. Kan içinde kalsa da Sattam, dizleri üzerine çöküp kılıcını yerden destek alarak tekrar ayağa kalktı; hırsı, acısından büyüktü.
Kenshin, Ali'nin ölümünü gördüğü an, içinde bastırdığı o kör öfke bir patlamaya dönüştü. Ayağa fırladı ve Kage'nin üzerine bir fırtına gibi çöktü. Kage'nin kolunu çizdi, ardından hız kesmeden göğsüne iki derin darbe indirdi. Kage'nin kılıcı elinden düştü. Kage çaresizce ellerini yukarı kaldırdığında, Kenshin tek hamlede iki bileğini de kesti. Kage dizleri üzerine çökerken Kenshin, "Ailemin ruhu şimdi huzur bulacak," diye fısıldadı. Tam o anda, sağdan ve soldan saldıran iki dev Kurt Adam, Kage'yi pençeleriyle parçalara ayırdı.
Sattam, Osmanlı askerlerini gördüğü an kılıcını savurarak onlara saldırdı. Ancak on askerin amansız saldırısı karşısında göğsünden ve bacaklarından ağır yaralar alarak diz çöktü. Sattam, "Hayır... hayır! Ben şah olacaktım!" diye inledi. O anda, ormandan gelen dev bir Kurt Adam sürüsü kampı sardı. Sattam'ın üzerine atılan yaratıklar, onu çığlıkları arasında parça parça etti.
Şahran, Ali'nin cesedini omuzlayan Mehmet'i görünce, "Gidiyoruz!" diye bağırdı. Diğerleri toparlanmaya çalışırken, Kenshin olduğu yerde kaldı.
Şahran: "Kenshin! Hadi, gidiyoruz!"
Kenshin, kollarını gökyüzüne doğru yavaşça açtı. Yüzünde ilk defa huzurlu bir ifade vardı. "Siz gidin," dedi, sesi boşlukta yankılanarak. "Ben artık evime, ailemin yanına gidiyorum."
Kenshin karşı koymadı bile. Dev Kurt Adamlar, üzerine atıldığında tek bir hamle bile yapmadı. Sadece gülümsedi. Şahran, yıkılmış bir halde Kenshin'in son anına baktı. O, sadece intikamını değil, kendi huzurunu da almıştı. Şahran, Ayhan, Mehmet ve geri kalanlarla birlikte sessizce arkasını döndü. Geride, ormanın karanlığında artık sadece gölgeler ve Ali'nin kaybının acı sızısı kalmıştı. Kenshin'in son sözleri rüzgârda asılı kaldı: "Karanlık bitti, artık sadece ışığa yürüyorum."
