46. bölüm · Kurt Sürüsü

BÖLÜM 45: KAOSUN ŞAFAĞI

Keskin Kalem

Bölümler
1 Giriş 2 BÖLÜM 1 GÖLGELERİN ARDINDAKİ GÖZLER 3 BÖLÜM 2: SURLARIN GÖLGESİNDE 4 BÖLÜM 3: GÜNEŞİN SON SAKİNİ 5 BÖLÜM 4: GÖLGE VE ÇELİK 6 BÖLÜM 5: ÇITIRTI VE GÖLGELER 7 BÖLÜM 6: EMANET VE GECEYE DÖNÜŞ 8 BÖLÜM 7: KANLI DÖNÜŞ 9 BÖLÜM 8: AYRI YOLLAR, AYNI KADER 10 BÖLÜM 9: ESİR KAMPINDAKİ AYNA 11 BÖLÜM 10: DEMİR MASKELİ GÖLGE 12 BÖLÜM 11: GÖLGELERİN İÇİNDEKİ CELLAT 13 BÖLÜM 12: ŞAFAĞIN SOĞUK YÜZÜ 14 BÖLÜM 13: SİYAH KEFENİN GÖLGESİ 15 BÖLÜM 14: KESİLEN NEFES 16 BÖLÜM 15: KÜL VE UMUTSIZLIK 17 BÖLÜM 16: İS KOKULU SOFRA 18 BÖLÜM 17: GÖLGELERİN İHANETİ 19 BÖLÜM 18: KORKUNUN DUVARLARI 20 BÖLÜM 19: KÜL OLAN YALAN 21 BÖLÜM 20: SİYAHIN ÖFKESİ 22 BÖLÜM 21: GÜNEŞİN BATTIĞI YERDEN GELEN GÖLGE 23 BÖLÜM 22: FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK 24 BÖLÜM 23: ZİNCİRLERİN SOĞUKLUĞU 25 BÖLÜM 24: İZİN PEŞİNDE 26 BÖLÜM 25: TAŞ DUVARLARIN ARASINDAKİ ZİYAFET 27 BÖLÜM 26: GÖLGELERİN İZİNDE 28 BÖLÜM 27: KÜL VE ÖFKE 29 BÖLÜM 28: KÖYDEKİ SESSİZ FIRTINA 30 BÖLÜM 29: KIZIL OKÇUNUN YOLCULUĞU 31 BÖLÜM 30: KAN VE YEMİN 32 BÖLÜM 31: KARLI YOLUN YORGUNLARI 33 BÖLÜM 32: ALTININ PARILTISI VE GÖLGENİN İZİ 34 BÖLÜM 33: GÖLGELERİN İZİNDE 35 BÖLÜM 34: DENİZDEN GELEN GÖLGE 36 BÖLÜM 35: ORMANIN GÖLGESİNDEKİ YABANCILAR 37 BÖLÜM 36: KUŞATMANIN EŞİĞİ 38 BÖLÜM 37: YARALI DÖNÜŞ VE İTİRAFLAR 39 BÖLÜM 38: İSTANBUL'UN ÇELİK DUVARI 40 BÖLÜM 39: ORMANIN LANETİ 41 BÖLÜM 40: VEDA VE İSTANBUL'UN GÖLGESİ 42 BÖLÜM 41: GÖLGELERİN İSTİLASI 43 BÖLÜM 42: MASKE DÜŞERKEN 44 BÖLÜM 43: KANLI SINIRDA SON SÖZ 45 BÖLÜM 44: GECE VE KANIN ÇAĞRISI 46 BÖLÜM 45: KAOSUN ŞAFAĞI 47 BÖLÜM 46: BİR NEFESLİK HUZUR 48 BÖLÜM 47: GÖLGELERİN İLK CEVABI 49 BÖLÜM 48: SİSİN ARDINDAKİ FISILTILAR 50 BÖLÜM 49: İNTİKAMIN ÇAĞRISI 51 BÖLÜM 50: VADİ GİRİŞİNDEKİ KANLI KESİŞME 52 BÖLÜM 51: MASKELERİN ARDINDAKİ YÜZ 53 BÖLÜM 52: ÇEMBERİN DARALDIĞI YER 54 BÖLÜM 53: MASKESİZ KÂBUS 55 BÖLÜM 54: ORMANIN GİZLİ SAKİNİ 56 BÖLÜM 55: KARANLIK UYKU 57 BÖLÜM 56: YENİ DÜZEN VE KEÇİ SAKALLI GÖLGE 58 BÖLÜM 57: YOLUN SONU VE ESKİ YARA 59 BÖLÜM 58: SAVAŞTAN ÖNCEKİ SESSİZLİK 60 BÖLÜM 59: KÜL VE SESSİZLİK 61 BÖLÜM 60: HİÇLİĞİN KIYISINDA 62 BÖLÜM 61: LONDRA’NIN GÖLGESİ VE DEMİRİN SON DİRENİŞİ 63 BÖLÜM 62: ÇELİK VE İRADE 64 BÖLÜM 63: HANIN GÖLGESİNDE, YARINSIZ BİR GECE 65 BÖLÜM 64: KRALIN İŞTAHI 66 BÖLÜM 65: SAVAŞIN ÇAĞRISI VE KANLI BİR VEDA 67 BÖLÜM 66: FIRTINADAN ÖNCE 68 BÖLÜM 67: DENİZDEKİ GÖLGE VE KİBİR 69 BÖLÜM 68: YENİLGİNİN AĞIR YÜKÜ 70 BÖLÜM 69: ÇELİK VE GÖLGE 71 BÖLÜM 70: VEDA VE İSYANIN EŞİĞİNDE 72 BÖLÜM 71: TAHTADAN DEVLERİN YÜRÜYÜŞÜ 73 BÖLÜM 72: ÖLÜLER VE ŞEREF 74 BÖLÜM 73: ORMANIN VAHŞİ YÜZÜ 75 BÖLÜM 74: KESKİN SESSİZLİK 76 BÖLÜM 75: FIRTINA ÖNCESİ

Sattam’ın kampı, meşalelerin titrek ışıkları altında bir yılan gibi kıvrılıyordu. Şahran, Ayhan, Ayla, Mehmet, Ali ve geride mevzilenen elli asker, kampın çeperindeki yoğun çalılıkların arasına sinmişlerdi. Kampın içinden gelen kahkahalar ve içki sesleri, yaklaşan ölümün habercisi olan o uğursuz sessizliği bastırıyordu.

Şahran, Kenshin’e doğru döndü. Kenshin’in gözleri, kampın girişinde devriye gezen, ellerinde mızraklarla sağa sola sallanan iki muhafıza kilitlenmişti.

Şahran: "Kenshin, oradaki iki nöbetçi... Bize görünmeden onları aradan kaldırabilir misin?"

Kenshin, tek kelime etmeden yere çömeldi. Vücudu, rüzgârın yaprakları sürüklemesi kadar sessiz bir şekilde ileri atıldı. Muhafızlar kendi aralarında şakalaşırken, Kenshin çoktan aralarındaki mesafeyi sıfırlamıştı. Önce sağdakinin ensesine sertçe vurup onu yere düşmeden yakaladı, diğerinin boğazına ise gölge gibi uzanan eliyle bir hançer sapladı. İki adam, toprağa bile değmeden cansız birer yük gibi çalılıkların arasına bırakıldı.

Şahran, Ali’ye dönerek bir işaret yaptı. Şahran: "Ali, sen burada kal, askerleri organize et. İşaret verdiğimiz an gürültüyü başlatın. Mehmet, Ayhan, Ayla, benimle gelin."

Dörtlü, kampın içine birer hayalet gibi sızdı. Çadırların arasından geçerken, her köşede bir ölüm ihtimali pusuya yatmıştı. Kenshin, onları çoktan geride bırakıp çadırların arasındaki gölgelere karışmıştı. Bir suikastçının devriyeye çıktığını gördü. Kenshin, adamın arkasına bir kedi çevikliğiyle sıçradı. Elini, düşmanının ağzına bir kıskaç gibi geçirirken, diğer elindeki bıçağı adamın şah damarına sertçe bastırdı. Adamın bedeni birkaç kez titredi ve Kenshin onu yavaşça yere bıraktı. Kage’nin o seçkin suikastçı birliğinden geriye sadece altı kişi kalmıştı.

Tam o sırada, kampın kuzey ucundan yükselen vahşi bir uluma, geceyi ortadan ikiye böldü.

Kampın dışındaki ormanın derinliklerinden, bir değil, onlarca Kurt Adam kükreyerek kampın üzerine yağdı. Sattam’ın askerleri daha ne olduğunu anlamadan, devasa yaratıklar çadırların üzerine çullandı. Meşaleler devriliyor, çadırlar yırtılıyor, gece bir anda kanlı bir arenaya dönüşüyordu.

Sattam, çadırından elinde kılıcıyla fırladı. Sattam: "NE OLUYOR BURADA? YİNE Mİ BU YARATIKLAR?! MUAFIZLAR.

Kampın karmaşası içinde Sattam'ın bağırtısı yankılanırken, Kage de çadırından ağır adımlarla çıktı. Kage, elindeki katanayı hafifçe kınından sıyırdı, çevresindeki kargaşayı izledi. Yüzünde, bu kaostan zevk alan o çarpık gülümseme vardı. Ancak o an, gözleri kampın girişine, ateşin vurduğu o karanlık noktaya kaydı.

Orada, ifadesiz, ruhsuz bir maskeyle duran bir figür vardı. Kenshin.

Kage, maskenin arkasındaki o nefret dolu gözleri tanıdı. Dudaklarında, sanki beklediği bir misafir gelmiş gibi soğuk bir kıvrılma belirdi.

Kage: "Kenshin... Demek hala ölmedin, eski dostum."

Savaşın gürültüsü, bağırışlar ve Kurt Adamların parçaladığı etlerin sesleri arasında, iki eski düşman arasındaki zaman durmuştu. Kage katanasını tamamen çıkardı, ışık metalin üzerinde buz gibi parladı. Kenshin ise maskesinin altından sadece derin bir nefes aldı; bu nefes, üç yıllık intikamın ve acının bütün ağırlığını taşıyordu.

Şahran ve diğerleri, bu ana tanıklık etmek için bir çadırın arkasından izliyorlardı. Şahran kılıcını çekti. Artık pusuyu kurmanın vakti bitmiş, hesaplaşmanın saati gelmişti. Kage ve Kenshin’in bakışları kilitlenmişti; kamp, hem yaratıkların hem de insanların kanıyla yıkanmaya hazırlanıyordu.

Kamp alanı bir cehenneme dönmüştü. Kurt Adamlar, dehşet verici bir hızla çadırları parçalıyor, muhafızları havaya fırlatıyorlardı. Bir Kurt Adam, pençesini bir muhafızın göğsüne daldırıp kaburgalarını dışarı çıkardığında, diğer bir muhafız kılıcını yaratığın uyluğuna saplayarak onu tökezletti. Kanın kokusu ormanın tüm vahşetini kampa taşımıştı. Sattam’ın askerleri, bir yandan Kurt Adamlarla boğuşurken diğer yandan Osmanlı birliğinin ani baskınıyla perişan olmuşlardı.

Osmanlı askerleri, kaosun ortasına bir sel gibi aktı. Ayhan, Ali, Mehmet ve Şahran, sırt sırta vererek çelikten bir savunma hattı kurdular. Ayla, kampın dışındaki yüksek bir ağacın tepesinden, düşman hareketini adeta bir avcı kuşu gibi izliyordu. Attığı her ok; ya bir askerin gırtlağına ya da bir Kurt Adamın tam göz yuvasına saplanıyor, tek bir atış dahi boşa gitmiyordu.

Kenshin, altı suikastçı tarafından çember içine alındı. Suikastçılar aynı anda saldırdı, ancak Kenshin'in katanası havada bir ışık halkası gibi dönüyordu. Birinin boynunu biçti, diğerinin hamlesini savurup kolunu kesti. Tam o sırada, görünmeyen bir yerden gelen Kage, Kenshin’in böğrüne keskin bir bıçak sapladı. Kenshin acıyla sarsılırken, Kage onun üzerine bir yırtıcı gibi atıldı. Kılıçlar birbirine girdi, kıvılcımlar havada uçuşuyordu. Kage, sert bir tekme ile Kenshin'i yere serdi ve tek hamlede kılıcını elinden düşürdü.

Tam Kage kılıcını Kenshin'in kalbine indirmek üzereyken, Ali kendini Kage’nin önüne attı. Kage, tereddüt etmeden kılıcını Ali'nin göğsüne sapladı, ardından vahşice çekip boğazını kesti. Ali, son nefesini verirken yere yığıldı.

Sattam ise tam karşısında dev bir Kurt Adamla çarpışıyordu. Kılıcını yaratığın omzuna gömdü, ancak yaratığın pençesi Sattam’ın omzunu boydan boya yardı. Kan içinde kalsa da Sattam, dizleri üzerine çöküp kılıcını yerden destek alarak tekrar ayağa kalktı; hırsı, acısından büyüktü.

Kenshin, Ali'nin ölümünü gördüğü an, içinde bastırdığı o kör öfke bir patlamaya dönüştü. Ayağa fırladı ve Kage'nin üzerine bir fırtına gibi çöktü. Kage'nin kolunu çizdi, ardından hız kesmeden göğsüne iki derin darbe indirdi. Kage'nin kılıcı elinden düştü. Kage çaresizce ellerini yukarı kaldırdığında, Kenshin tek hamlede iki bileğini de kesti. Kage dizleri üzerine çökerken Kenshin, "Ailemin ruhu şimdi huzur bulacak," diye fısıldadı. Tam o anda, sağdan ve soldan saldıran iki dev Kurt Adam, Kage'yi pençeleriyle parçalara ayırdı.

Sattam, Osmanlı askerlerini gördüğü an kılıcını savurarak onlara saldırdı. Ancak on askerin amansız saldırısı karşısında göğsünden ve bacaklarından ağır yaralar alarak diz çöktü. Sattam, "Hayır... hayır! Ben şah olacaktım!" diye inledi. O anda, ormandan gelen dev bir Kurt Adam sürüsü kampı sardı. Sattam'ın üzerine atılan yaratıklar, onu çığlıkları arasında parça parça etti.

Şahran, Ali'nin cesedini omuzlayan Mehmet'i görünce, "Gidiyoruz!" diye bağırdı. Diğerleri toparlanmaya çalışırken, Kenshin olduğu yerde kaldı.

Şahran: "Kenshin! Hadi, gidiyoruz!"

Kenshin, kollarını gökyüzüne doğru yavaşça açtı. Yüzünde ilk defa huzurlu bir ifade vardı. "Siz gidin," dedi, sesi boşlukta yankılanarak. "Ben artık evime, ailemin yanına gidiyorum."

Kenshin karşı koymadı bile. Dev Kurt Adamlar, üzerine atıldığında tek bir hamle bile yapmadı. Sadece gülümsedi. Şahran, yıkılmış bir halde Kenshin'in son anına baktı. O, sadece intikamını değil, kendi huzurunu da almıştı. Şahran, Ayhan, Mehmet ve geri kalanlarla birlikte sessizce arkasını döndü. Geride, ormanın karanlığında artık sadece gölgeler ve Ali'nin kaybının acı sızısı kalmıştı. Kenshin'in son sözleri rüzgârda asılı kaldı: "Karanlık bitti, artık sadece ışığa yürüyorum."