8. bölüm / 44
Karanlıkta bir ışık8. Bölüm
Bölümler 44Şu an: 8. Bölüm
- 1 1. Bölüm645 kelime
- 2 2. Bölüm768 kelime
- 3 3. Bölüm660 kelime
- 4 4. Bölüm960 kelime
- 5 5. Bölüm576 kelime
- 6 6. Bölüm816 kelime
- 7 7. Bölüm565 kelime
- 8 8. Bölüm838 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 9. Bölüm736 kelime
- 10 10. Bölüm576 kelime
- 11 11. Bölüm530 kelime
- 12 12. Bölüm1.082 kelime
- 13 13. Bölüm1.421 kelime
- 14 14. Bölüm969 kelime
- 15 15. Bölüm564 kelime
- 16 16. Bölüm656 kelime
- 17 17. Bölüm744 kelime
- 18 18. Bölüm865 kelime
- 19 19. Bölüm593 kelime
- 20 20. Bölüm454 kelime
- 21 21. Bölüm608 kelime
- 22 22. Bölüm464 kelime
- 23 23. Bölüm565 kelime
- 24 24. Bölüm532 kelime
- 25 25. Bölüm555 kelime
- 26 26. Bölüm779 kelime
- 27 27. Bölüm658 kelime
- 28 28. Bölüm994 kelime
- 29 29. Bölüm866 kelime
- 30 30. Bölüm604 kelime
- 31 31. Bölüm722 kelime
- 32 32. Bölüm822 kelime
- 33 33. Bölüm732 kelime
- 34 34. Bölüm685 kelime
- 35 35. Bölüm717 kelime
- 36 36. Bölüm609 kelime
- 37 37. Bölüm896 kelime
- 38 38. Bölüm703 kelime
- 39 39. Bölüm695 kelime
- 40 40. Bölüm815 kelime
- 41 41. Bölüm877 kelime
- 42 42. Bölüm1.026 kelime
- 43 43. Bölüm642 kelime
- 44 44. Bölüm713 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bugün izin günümdü.
Sabah ne kadar uyumak istesem de uyuyamamış, alıştığım gibi erkenden kalkmıştım.
Belki tekrar uyurum diye yatakta dönüp duruyordum ama nafileydi, uyuyamamıştım. En sonunda yataktan kalktım ve adımlarımı banyoya yönlendirdim.
Güzel bir duş alıp biraz bakım yapsam fena olmazdı diye düşünüyordum. Buna ihtiyacım olduğu bilakis yüzümden de anlaşılıyordu.
Duştan çıkmış, üzerime siyah, rahat bir pijama takımı giymiştim. Bugün evden çıkmayı düşünmüyordum. O yüzden rahat şeyler tercihimdi. Yüz bakımı yapmış ve bunun doğru bir karar olduğunu adeta ışıldayan cildimden görebiliyordum. Çok iyi gelmişti bana. En son nemlendirici kremimi sürmüştüm.
Karnımın guruldamasıyla yönümü mutfağa çevirerek yürümeye başladım. Güzel bir kahvaltı yapmalıydım. Kaç haftadır öylece öğünü geçiştiriyordum.
Kahvaltı hazırlıyordum ki telefonum çalmaya başladı.
Arayana baktığımda Ahu olduğunu gördüm ve bekletmeden hemen açtım.
Açar açmaz cıvıl cıvıl bir sesle konuşmaya başladı.
"Günaydınlar efenimmm, nasılsınız bakalım? İzin gününüz nasıl geçiyor?" dedi.
Ben de aynı neşeyle:
"Çok iyiyim canım. Kahvaltı hazırlıyordum ve izin günüm de muhteşem geçiyor. Bugün komple evdeyim." dedim.
O da bana cevaben:
"Yok canım, bugün evde falan değilsin. Akşama misafirliğe davetliyiz." dedi.
Bir an şaşkınlıkla:
"Misafirlik mi?" dedim.
Ahu gayet rahat bir şekilde:
"Evet canım." dedi.
Ben olayı anlamak istercesine:
"Benim neden haberim yok Ahu'cum bu durumdan? Ayrıca ne misafirliği ya, kim beni seninle evine çağırdı Allah aşkına?" dedim.
O ise:
"Hani sana bahsetmiştim, İpek abla vardı. Hah işte o çağırdı bizi. Seninle tanışmak istiyor." dedi.
"Allah aşkına Ahu, kadının benden nasıl haberi oldu da tanışmak istiyor?" dedim.
Ahu ise rahatlığı sesinden belli olacak şekilde:
"Eee, ben bahsettim senden. O da seni çok merak etti. Tutturdu, illa bugün bize gelin diye." diye cevap verdi.
Ben ise biraz sinirlenerek:
"Kurban olayım Ahu, benim tanımadığım insanların evinde ne işim var? Bir de tek başımıza. Gerilirim kızım ben." dedim.
O:
"Tek değiliz ki, kalabalık olacağız. Benim bir tanecik aşkımın tim arkadaşları da olacak." dedi.
İstemsizce ağzımdan yüksek sesli bir:
"NEEE?" çıktı.
Bu kız şaka yapıyor olmalıydı, değil mi? Benim tanımadığım onca insanın arasında ne işim vardı diye düşünürken, bu düşüncemi dile getirerek Ahu hanıma sordum.
"Ahu, şaka mı yapıyorsun? Benim tanımadığım o kadar kişi arasında ne işim var?" dedim.
O da:
"Ee, tanışırsınız kızım. Hem burada arkadaşın olur, fena mı? Merak etme, hepsi çok iyi insanlar. Seni de çok sevecekler, ben eminim." dedi.
Derin bir nefes alarak, tedirgin bir sesle:
"Ah Ahu, başıma ne işler açtın..." dedim.
O da tedirginliğimi hissetmiş gibi:
"Sorun yok Sare. Gideceğiz, onlarla tanışacaksın. Yemek yiyeceğiz. Hepsi bu." dedi.
Ne dersem diyeyim Ahu'nun ikna olmayacağını biliyordum. Onu artık tanıyordum.
Bu yüzden durumu kabullenerek:
"Tamam." dedim.
Sonra hemen:
"Ama bunun hesabını sana soracağım. Görürsün sen." diye ekledim.
Bunu dememle gülerek:
"Tamam, sorarsın canım. Bugün işten erken çıkacağım, yarım gün izin aldım. İstersen sen bana konum at, sana geleyim. Beraber hazırlanıp gideriz." dedi.
Ben onu onaylayınca birkaç saate bende olacağını söyleyerek telefonu kapattı.
Derin bir nefes alarak kahvaltı için hazırladığım masaya oturdum.
Eskiden yeni insanlardan çekinmezdim. Ama şimdi nedense üstümde bir gerginlik vardı. Son zamanlarda yaşadığım olaylar beni kendi kabuğuna çekilmiş biri yapmıştı. Artık kolay kolay her ortama giremiyordum. Bunun farkındaydım.
Kahvaltımı yapmıştım. Biraz ortalığı toplayayım diye giriştiğim evden, kapının sesiyle ayrıldım. Saate baktığımda ikiye geliyordu. Demek ki gelen Ahu'ydu.
Kapı bir daha çaldığında aceleyle gittim ve açtım.
Karşımda sırıtarak Ahu duruyordu.
"Selammmm bebekkkk." diyerek neşeyle konuştu.
Bu kız hep böyleydi sanırım.
İlk geldiğimde çekingen biriydi.
Ben nereden bilebilirdim ki bunun içinde böyle bir şahsiyetin olduğunu? Ama onu bu kısa zamanda çok sevmiştim. Samimi ve içtendi.
Ben de ona gülümsedim ve:
"Hoş geldin canım." dedim.
Geçmesi için kenara çekildim.
Ayakkabılarını çıkardı ve içeri geçti. Önce bana sarıldı, sonra da üstündeki monttan bir an önce kurtulmak ister gibi çıkardı. Evet, bu kısa zamanda onu, montlardan nefret ettiğini bilecek kadar tanımıştım.
Hareket edemiyormuş içinde, bu yüzden sevmiyormuş.
Ahu ile oturmuş, kahve eşliğinde sohbet ediyorduk. O hastanedeki dedikoduları anlatıyordu, ben de şokla dinliyordum.
En sonunda:
"Vay be, bizim hastane neymiş böyle." dedim.
O da gülerek:
"Ohoo, daha neler neler var, bir bilsen." dedi.
Sonra her zamanki gibi biricik aşkı Fatih'ten bahsediyordu ki telefonu çaldı. Eline alıp kimin aradığına baktığında gülümseyerek ekranı bana çevirdi.
Kocaman harflerle ve kalplerle dolu "AŞKIM" yazısını görünce yüzümü buruşturdum.
O ise:
"Aman sen ne anlarsın be." dedi ve cilveli bir şekilde:
"Alo aşkımm." diyerek telefonu açtı.
Onun bu hâline gülüp rahat konuşması için boş kahve fincanlarını aldım ve mutfağa doğru ilerledim.
İçeri geri döndüğümde Ahu'nun telefon konuşması bitmişti. Beni görünce Fatih'in bizi alacağını söyledi. Ben de onu onaylayarak kendimi koltuğa bıraktım.
Ahu ise bana hâlâ bir şeyler anlatma derdindeydi.
En sonunda dayanamayarak:
"Ahu, Allah Fatih'e sabır versin valla." dedim.
Önce neden böyle bir şey dediğimi anlamaya çalıştı, sonra anlamış olacak ki yanındaki yastığı bana fırlattı.
"Sen var ya çok kötüsün." dedi.
Ben gülmeye başlayınca o daha da sinir olup bir yastık daha attı.
En sonunda ben ayağa kalkarak:
"Bu kadar eğlence yeter, Ahu Hanım. Hadi kalk da hazırlanalım. Gelir birazdan senin biricik aşkın." dedim imayla.
O da benim gibi ayağa kalkarken bir yandan da söyleniyordu:
"Senin bir sevgilin olunca göreceğim ben seni." dedi.
Ben de gülmeye devam ederek:
"Aynen canım." dedim.
Ve hazırlanmak için kıyafetlerimin olduğu odaya ilerlemeye başladık.
Bölüm etkileşimi
