17. bölüm / 44
Karanlıkta bir ışık17. Bölüm
Bölümler 44Şu an: 17. Bölüm
- 1 1. Bölüm645 kelime
- 2 2. Bölüm768 kelime
- 3 3. Bölüm660 kelime
- 4 4. Bölüm960 kelime
- 5 5. Bölüm576 kelime
- 6 6. Bölüm816 kelime
- 7 7. Bölüm565 kelime
- 8 8. Bölüm838 kelime
- 9 9. Bölüm736 kelime
- 10 10. Bölüm576 kelime
- 11 11. Bölüm530 kelime
- 12 12. Bölüm1.082 kelime
- 13 13. Bölüm1.421 kelime
- 14 14. Bölüm969 kelime
- 15 15. Bölüm564 kelime
- 16 16. Bölüm656 kelime
- 17 17. Bölüm744 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 18. Bölüm865 kelime
- 19 19. Bölüm593 kelime
- 20 20. Bölüm454 kelime
- 21 21. Bölüm608 kelime
- 22 22. Bölüm464 kelime
- 23 23. Bölüm565 kelime
- 24 24. Bölüm532 kelime
- 25 25. Bölüm555 kelime
- 26 26. Bölüm779 kelime
- 27 27. Bölüm658 kelime
- 28 28. Bölüm994 kelime
- 29 29. Bölüm866 kelime
- 30 30. Bölüm604 kelime
- 31 31. Bölüm722 kelime
- 32 32. Bölüm822 kelime
- 33 33. Bölüm732 kelime
- 34 34. Bölüm685 kelime
- 35 35. Bölüm717 kelime
- 36 36. Bölüm609 kelime
- 37 37. Bölüm896 kelime
- 38 38. Bölüm703 kelime
- 39 39. Bölüm695 kelime
- 40 40. Bölüm815 kelime
- 41 41. Bölüm877 kelime
- 42 42. Bölüm1.026 kelime
- 43 43. Bölüm642 kelime
- 44 44. Bölüm713 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yoğun bakım her zaman aynı kokardı: antiseptik, metal ve sessizlik.
Ama bu sessizlik normal bir sessizlik değildi.
İçinde bekleyiş vardı.
Kaygı vardı. Dualar vardı.
Yoğun bakım kapısının önünde herkes aynı kişi için bekliyordu.
Mert.
Ameliyatının üstünden dört gün geçmişti ama hâlâ uyanmamıştı.
Kontrollerini ise ben yapıyordum.
Şimdi de durumuna bakmak için yoğun bakım kapısına doğru ilerliyordum.
Yaklaştıkça günlerdir alışık olduğum yüzler yine görüş açıma girdiğinde, üzgünce gezdirdim gözlerimi üzerlerinde.
Fatih koridorda bir ileri bir geri gidiyordu. Ahu, nişanlısının yanında olmak için izin almış ve günlerdir yanından ayrılmamıştı.
Şimdi ise başını Aslı'nın omzuna yaslamış, tedirgin gözlerle sevdiğini izliyordu.
Gözüm bu sefer karşılarında oturan Emre ve Alp'e takıldı.
İkisi yan yana oturmuş, günlerdir olduğu gibi sessizce tim arkadaşlarından gelecek iyi bir haberi bekliyorlardı.
Asaf abi onlardan biraz uzakta telefonuyla konuşurken, yüzbaşı kafası ellerinin arasında, gözlerini boşluğa dikmiş bir şekilde oturuyordu.
Ayak seslerim duyulup bakışlar bana döndüğünde, kendimi konuşmak zorunda hissederek,
"Kontrolünü yapacağım. Merak etmeyin, bir sorun yok," dedim.
Hepsi sessizce beni onaylayıp tekrar önlerine dönerken, ben de yoğun bakım kapısından içeri giriyordum.
Mert'in yanına vardığımda yine günlerdir olduğu gibi yatağın üstünde hareketsiz yatıyordu.
Göğsü düzenli ama zorlukla inip kalkıyordu.
Monitörler ritmik sesler çıkarıyor, o sesler zamanın aktığını hatırlatıyordu.
Gözlerim karşıda, monitörlere bakıyordum.
Değerlerde küçük oynamalar vardı.
Çok küçük.
Ama bir doktora umut vermeye yetecek kadar.
O sırada serumu yenileyen hemşireye yaklaştım ve konuştum.
"Reflekslere bakıldı mı?" diye sordum.
"Biraz önce," dedi. "Zayıf ama var."
Başımı salladım.
Elime aldığım dosyaya bakarken monitörlerde bir ses artışı olunca hemen yönümü Mert'e çevirdim.
Bir şey oluyordu.
Bakışlarım bedenini süzerken gözlerim ellerinde takılı kaldı.
Parmakları… Çok hafif hareket ediyordu.
Belki bir kasılmaydı.
Belki refleks. Ama oradaydı.
Hemşireye, "Monitörlere bak," dedim hemen.
Hemşire bana bilgi verirken ben de bir yandan kontrol ediyordum.
Kalp ritmi hızlanmıştı.
Düzensiz değil. Canlı.
"Uyanıyor," dedim.
Bunu söylediğim an sanki içerideki hava değişti.
Günlerdir göğsümde olan o ağırlık kalkmıştı sanki.
Mert'in yanına iyice yaklaştım.
Adını söyledim. Yavaş ve net.
"Mert."
Tepki yoktu.
Bir daha söyledim.
"Mert, beni duyuyorsan elimi sık," dedim.
Uzun bir saniye geçti.
Sonra… Elim hafifçe sıkıldı.
Zayıf ama bilinçli.
"Buradayım," dedim. "Hastanedesin. Güvendesin."
Göz kapakları titredi, açılmak ister gibi.
Sonra tekrar kapandı.
Tekrar seslendim.
"Mert, ben buradayım."
Mert'in kaşları hafifçe çatıldı.
Sanki tanıdık bir ses arıyordu.
Gözleri aralandı.
İlk bakış… Boştu. Anlam arıyordu.
Birkaç saniye sonra Mert'in gözleri netleşti.
Tavana baktı. Işığa. Sonra etrafına.
Bana baktı.
"Doktor…" dedi güçlükle.
"Evet," dedim. "Ameliyat oldun. Şu an iyisin."
"Tim," dedi. "Onlar…"
Sözünü tamamlayamadı.
"İyiler," dedim hemen. "Hepsi yaşıyor."
Bu cümleyle birlikte gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
Derin bir nefes aldı.
Acıyla karışık ama bilinçli bir nefes.
"Başardık mı?" diye sordu.
O an kimse konuşmadı.
Ne denirdi ki? Bilmiyordum.
Sessizlik uzadı.
Mert gözlerini kapattı. Bir anlık huzur geçti yüzünden.
Ama sonra tekrar açtı.
"Sare…" dedi.
"Buradayım," dedim.
Gözleri beni buldu. Uzun uzun baktı.
Sanki gerçekten orada olduğuma emin olmak ister gibi.
Sanki tanıdık birini gördüğüne inanmak ister gibi…
"Yaşıyorum, değil mi?" diye sordu.
Gülümsedim.
Yorgun ama gerçek bir gülümseme.
"Evet," dedim. "Ama biraz dinlenmen lazım."
"Tamam," dedi. "Ama uyursam… uyanırım, değil mi?" diye sorunca,
Gözümden bir damlanın akıp gittiğini hissettim.
Bu soru, savaş görmüş bir adamın değil, korkmuş bir çocuğun sorusuydu.
"Elbette," dedim. "Yanındayız."
Gözleri sözlerimle birlikte tekrar kapandı.
Bu sefer daha sakindi.
Monitör düzenliydi.
Oda sessizleşti.
Ben dışarı çıktım. Gözümden yaşlar akmaya devam ediyordu.
Koridorda derin bir nefes aldım.
Kendimi toparlamaya çalıştım.
Yaşam bazen pamuk ipliğine bağlıydı.
Ama bazen o ip, insanın sandığından daha sağlam çıkardı.
Ve bugün…
Biri o pamuk ipliğine tutunmuştu.
Yoğun bakımın kapısı açılmış, karşımda bana umutla bakan gözler görünmüştü.
Ahu yanıma gelip,
"Nasıl? Sare. Bir düzelme yok mu?" dediğinde,
Yüzümde yeniden yorgun ama gerçek bir gülümseme oluştu.
"Uyandı," dedim ve hızlıca devam ettim.
"Merak etmeyin, iyi. Değerleri yavaş yavaş düzeliyor. Bir sorun çıkmazsa yarın normal odaya alacağız."
Hepsi sevinçle birbirlerine sarılırken ben de yüzümde buruk bir gülümsemeyle onları izliyordum.
Sonra, üstümde hissettiğim gözlerin ağırlığıyla ona döndüm.
Bana bakıyordu.
Bir süre sonra çekinmeden bana doğru yaklaştı.
Önümde durduğunda yüzüne bakmak için başımı hafifçe kaldırmıştım.
Hâlâ gözlerimin içine bakarken,
"Sağ ol…" dedi.
Usulca sustu.
Ama gözleri konuşmaya devam etti.
Bir çift kahverengi göz bana birçok şey söyledi.
Birçok duygu gördüm orada.
Pişmanlık. Acı. Umut. Ve minnet…
Derin bir nefes aldıktan sonra
konuştum.
"Siz de sağ olun, yüzbaşım. Görevim," dedim kısık bir sesle.
Böyle bana bakarken konuşmak zordu.
"İzninizle," diyerek yanından geçiyordum ki kolumdan tuttu.
Ve konuşmaya başladı.
"Doktor hanım, iyi ki buradasınız," dedi ve kolumu bıraktı.
Ne söyleyeceğimi bilemeyerek bir süre öylece baktım yüzüne.
Sonra kafamı hafifçe sallayabildim sadece.
Ve usulca yanından geçip uzaklaştım oradan.
Bölüm etkileşimi
