33. bölüm · Karanlıkta bir ışık

33. Bölüm

Satiratolyesi Book

Güneş yavaş yavaş doğarken acil servisin ışıkları hâlâ aynıydı.

Ve hâlâ ayaktaydım.

Ameliyat biter bitmez acile gelmiştim.

Bir hastanın başından diğerine geçiyor, yorgunluğumu göz ardı etmeye çalışıyordum.

Çünkü bazı geceler...

Uykuya değil, hayata nöbet tutulurdu.

Bugün bir hayat daha boynuna dolanan ipten çekilmişti.

Bunda benim de payımın olması... beni hayata bağlayan şey buydu.

Tekrar hastaları kontrol etmek için travma odasına gittim.

Orta yaşlı adamın başına geçtim. O sıra biten serumu çıkaran hemşireye, "Hastanın tansiyonu kaç?" diye sordum.
"On ikiye sekiz, hocam."
Başımı salladım.
"İyi. Seruma devam edelim."

Başka bir yatağın başına geldim.

Bu kaza da gelen yaşlı kadındı.

Geceden beri bağıran oğlu ne hikmetse ortalıkta görünmüyordu.

"Hanımefendi, nasıl hissediyorsunuz?"

Yaşlı kadın yorgun bir şekilde gülümsedi.

"Daha iyiyim kızım. Serum ağrımı kesti biraz."

Damar yolunu kontrol ederken konuştum:

"Test sonuçlarını bekliyoruz. Biraz daha sabredin lütfen. Sonuçlar çıkar çıkmaz tedavinize başlayacağız."

Yaşlı kadın yine o yorgun gülümsemesini dudaklarına kondurdu.

"Sağol kızım. Allah senden razı olsun."

Hafifçe gülümsedim.

"Sizden de."

Nöbet masasına ilerledim.

Görevli hemşireye laboratuvarı arayıp bana vermesini söyledim.

Kısa süre sonra hemşire telefonu uzattı.

Ciddi bir ses tonuyla konuştum:

"Ben doktor Sare Yalçın. Travma odasından testler gönderdik. Ne zaman çıkar?"

Karşıdan yorgun bir erkek sesi duyuldu:

"Şu anda çalışıyoruz doktor hanım. Yoğunluk nedeniyle yaklaşık 30 dakika sürecek."

Derin bir nefes aldım ve onu onayladım. Kapanan telefonu hemşireye uzattım.

Biraz hava almak için acil servisten çıktım.

Kantine doğru ilerliyordum.

Birkaç adım daha atmıştım ki yaşlı kadının oğlu karşıma çıktı.
Yüzü öfkeden kıpkırmızıydı.

Koridorun ortasında öylece durduğumuzu fark eden birkaç göz bizden tarafa dönmüştü.

Adam dün gece olduğu gibi yine bağırarak konuştu:

"Annem hâlâ acı çekiyor?"

Sabrımın son demlerindeyken sakin olmaya çalışarak cevap verdim:

"Beyefendi... size öncede söyledim."

Yorgunluğum sesime yansıyordu:

"Annenizin ilk müdahalesi yapıldı. Kan tahlilleri alındı. Röntgen çekildi. Sonuçları bekliyoruz."

Adam ellerini iki yana açtı:

"NE SONUÇMUŞ ARKADAŞ!"

Derin bir nefes aldım:

"Bu işlemler zaman alıyor, beyefendi."

Adam bir adım daha yaklaştı:

"ZAMAN ALIYOR DA ALIYOR! SAATLERDİR AYNI ŞEYİ SÖYLÜYORSUNUZ!"

Sabrım artık taşmak üzereydi, hissediyordum:

"Çünkü gerçek bu." dedim.

"Ve emin olun, bağırmanız süreci hızlandırmayacak!"

Adam küçümseyen bir gülüş attı:

"Sen doktor musun gerçekten?"

Üzerime dönen gözlerin ağırlığı arttı.

Adam devam etti:

"Baksana... süs diye önlük giymişsin."

O cümle havada asılı kaldı.

Yüzümdeki ifadenin değiştiğini hissettim.

Üstümde yorgunluk vardı, öfke vardı, ama artık sabır terk ediyordu bedenimi.

Adama doğru bir adım attım.

Sert bir sesle:

"Yeter!"

Koridor sessizleşti.

Gözlerim doğrudan adama kitlenmişti.

"Sabaha kadar üç ağır kazalı hastayla uğraştık!"

Sesim artık sakin değildi.

"Birini sedyenin üstünde kaybetmemek için dakikalarca mücadele verdik!"

Adam bir şey söyleyecek gibi oldu ama devam ettim:

"Annenize de ilk müdahaleyi biz yaptık!"

Parmağımla acil servisi işaret ettim:

"Testleri biz aldık!"

Bir adım daha yaklaştım:

"Ve sonuçlar çıkmadan kimse sihirli bir tedavi uygulayamaz!"

Koridor tamamen sessizdi.

Sesim titremiyordu ama içindeki öfke açıktı:

"Biz işimizi yapıyoruz!"

Adam alaycı bir şekilde güldü:

"NE İŞ YAPIYORSUN YA SEN!"

Sonra küçümseyerek ekledi:

"Doktor olsan ne olacak... kadın başına ne anlayacaksın!"

O cümle sabrımın son kırıntısını da aldı.

Gözlerimde öfkenin ateşi yanmıştı.

Bu ateş sesime de yansıdı:

"Ne dediğini bir daha söyle!"

Adam omuz silkti:

"Duydun işte."

Bir adım daha yaklaştım.

Artık sesim keskin ve sertti:

"Sen burada bağırıp çağırırken annenin tedavisi yine bizim sayemizde devam ediyor."

Koridoru işaret ettim.

Her kelimenin üstüne basa basa konuştum:

"Ve senin gibi insanlıktan yoksun biri yüzünden burada çalışan hiç kimse işini bırakmayacak."

Bir saniye durdum:

"Özellikle ben!"

Adam öfkeyle elini kaldırdı:

"KES SESİNİ!"

İLAHİ BAKIŞ AÇISI; (aynı anda koridorun diğer tarafı)

Mert yavaş adımlarla yürüyordu.

Sonunda taburcu olmuştu.

Sare dün, "Sabah çıkabilirsin," demişti.

Kolundaki serumdan ve hastane yemeklerinden kurtulduğu için mutluydu.

Yanında Ahu vardı.

Elindeki telefona bakıyordu:

"Fatih çıkış işlemlerini halletmeye gitti ama çok uzun sürdü," dedi.

Mert omuz silkti:

"Evrak işi... hep uzun sürer."

Ahu koridorda bir anda durdu.

Uzakta bir hareketlilik vardı.

Bir adam... bir kadın...

Sanki tartışıyorlardı.

Ahu kaşlarını çattı:

"Mert."

Mert başını kaldırdı:

"Ne oldu?"

Ahu dikkatle baktı:

"Orada bir şey oluyor sanki."

Mert de bakışlarını o yöne çevirdi.

Adamın hareketleri sertti.

Kadın ise geri çekilmiyordu.

Ahu biraz daha dikkat etti.

Sonra bir anda gözleri büyüdü.

Kadın birine benziyordu...

Bir saniye.

İki saniye.

Ahunun yüzü bir anda değişti:

"Mert..."

Sesi panikle fısıltıya döndü:

"Mert... Sare..."

Mertin başı hızla döndü:

"Ne?"

Ahunun eli kolunu sıktı:

"MERT... SARE..."

Mert tekrar baktı.

Ve o an gerçekten fark etti.

Sare adama doğru bir adım daha atmıştı.

Adam elini kaldırdı.

Mertin yüzü gerildi:

"LAN..."

İkisi de hızla onlara doğru yürümeye başladı.

Yorumlarınızı ve beğenilerinizi bekliyorumm ☺️

İyi okumalar dilerim🤍