2. bölüm / 44
Karanlıkta bir ışık2. Bölüm
Bölümler 44Şu an: 2. Bölüm
- 1 1. Bölüm645 kelime
- 2 2. Bölüm768 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3. Bölüm660 kelime
- 4 4. Bölüm960 kelime
- 5 5. Bölüm576 kelime
- 6 6. Bölüm816 kelime
- 7 7. Bölüm565 kelime
- 8 8. Bölüm838 kelime
- 9 9. Bölüm736 kelime
- 10 10. Bölüm576 kelime
- 11 11. Bölüm530 kelime
- 12 12. Bölüm1.082 kelime
- 13 13. Bölüm1.421 kelime
- 14 14. Bölüm969 kelime
- 15 15. Bölüm564 kelime
- 16 16. Bölüm656 kelime
- 17 17. Bölüm744 kelime
- 18 18. Bölüm865 kelime
- 19 19. Bölüm593 kelime
- 20 20. Bölüm454 kelime
- 21 21. Bölüm608 kelime
- 22 22. Bölüm464 kelime
- 23 23. Bölüm565 kelime
- 24 24. Bölüm532 kelime
- 25 25. Bölüm555 kelime
- 26 26. Bölüm779 kelime
- 27 27. Bölüm658 kelime
- 28 28. Bölüm994 kelime
- 29 29. Bölüm866 kelime
- 30 30. Bölüm604 kelime
- 31 31. Bölüm722 kelime
- 32 32. Bölüm822 kelime
- 33 33. Bölüm732 kelime
- 34 34. Bölüm685 kelime
- 35 35. Bölüm717 kelime
- 36 36. Bölüm609 kelime
- 37 37. Bölüm896 kelime
- 38 38. Bölüm703 kelime
- 39 39. Bölüm695 kelime
- 40 40. Bölüm815 kelime
- 41 41. Bölüm877 kelime
- 42 42. Bölüm1.026 kelime
- 43 43. Bölüm642 kelime
- 44 44. Bölüm713 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ailece salonda oturuyorduk.
Ortamda gözle görülür bir gerilim vardı.
Ne annem ne de babam bir şey söylemiyorlardı. Artık bu sessizliğe dayanamayarak, “Baba, bir şey demeyecek misiniz?” diye sordum.
Annemle babam birbirlerine baktılar ve annem söze koyuldu.
“Bize söyleyecek bir söz bıraktın mı ki kızım?” dedi.
Derin bir nefes aldım.
Bu konuşmanın zor olacağını biliyordum ama onlar işimi daha da zorlaştırıyorlardı. Toprak, yanımda olduğunu hissettirmek istermişçesine elimi tuttu.
Babamlara dönerek,
“Böyle yaparak ablamı üzdüğünüzün farkında değil misiniz?” dedi.
Annem Toprak’a bakıp kızgın bir sesle,
“Sen karışma.” dedi.
Toprak tam anneme bir şey söylemek için ağzını açmıştı ki susması için elini sıktım.
Babam en sonunda ağzını açarak,
“Gitmeyeceksin Sare. İptal edeceksin ve burada başka bir hastaneye başvuru yapacaksın. Olmazsa eğer Faruk amcanla konuşurum. Seni yeğeni gibi sever, hastanesinde çalışmanı eminim çok ister.” dedi ve bana baktı.
Algılayamayarak yüzüne baktım.
Resmen gitmemem için arkadaşıyla konuşup beni hastanesine aldırmayı teklif ediyordu. Beni az buçuk tanıyan bir insan bile torpille bir işe girmeyeceğimi bilirdi. Babam bunu bana nasıl teklif ediyordu? Bu düşünce dahi sinirlenmeme yetti.
Sinirle ayağa kalkarak,
“Ne diyorsun baba sen, ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?” diye bağırdım.
O ise gayet sakin bir sesle koltuğa yaslanarak bana baktı ve
“Evet.” diye cevap verdi.
Bu sefer,
“Hiç mi tanımıyorsun baba beni? Bunu kabul etmeyeceğimi bilmiyor musun?” dedim.
Onun karşımda böyle rahat cevap vermesi beni daha da çileden çıkarmıştı.
Bağırmamın üzerine annem araya girerek,
“Bağırmayı kes ve yerine otur. Baban senin iyiliğin için konuşuyor.” dedi.
Hemen cevap vererek,
“O nereden biliyor benim için neyin iyi olup olmadığını, anne?” diye tekrar bağırdım.
Toprak araya girerek,
“Abla sakin ol. Böyle bir şeyi kabul etmeyeceğini ben de biliyorum. Lütfen otur, sakince konuşalım.” dedi.
Tekrar koltuğa oturdum.
Babam tekrar söze girerek,
“Ben diyeceğimi dedim. Gitmiyorsun ve Ankara’da kalıyorsun, Sare. Bitti. Bu konu burada kapandı.” dedi.
“Hayır baba, kapanmadı. Sen de çok iyi biliyorsun ki ben Hakkari’ye gideceğim. Siz isteyin ya da istemeyin ben oraya gideceğim. Sadece bu sefer belki arkamda olursunuz diye düşünmüştüm ama yanılmışım. Siz yine karşımda durmayı seçtiniz. Sizden tek bir ricam var; yanımda değilsiniz, bari önümde engel olmayın.” diyerek sözlerimi bitirdim.
Annem,
“Sen nasıl böyle konuşuyorsun Sare? Biz ne zaman arkanda olmadık? Nankörlük ediyorsun. Hakkari ne ya? İnsanları ne biçim, kim bilir nasıllar. Hem ne olduğu belli olmayan saçma sapan bir hastanede yapamazsın sen.” dedi, yüzünde küçümser bir ifadeyle.
Bu durum benim sinirimin daha da köpürmesini sağladı.
“Ne biçim konuşuyorsun sen, anne? Oradaki insanların senden, benden ne farkı var? Oradaki insanların doktora, tedaviye ihtiyacı var. Sen burada harika bir hayat yaşarken oradaki çoğu insan hastane yüzü görmemiş. Siz evladınızı düşünüyorsunuz sözde, ya oradaki anneler ne yapsın? Hastanede doğru düzgün doktor yok diye kaç çocuk annesiz babasız kaldı, bir tahminin var mı? Ben söyleyeyim, yok. Hatta biliyor musun, benim bile yok anne. İşte bu yüzden gitmem lazım. Çünkü oradaki insanların doktora ihtiyacı var ve ben sırf siz istemiyorsunuz diye oraya gitmezsem hem kendi doğrumdan çıkarım hem de vicdanım körelir. Bu yüzden siz ne derseniz deyin ben üç gün sonra gidiyorum.”
Annem sözlerim karşısında başını eğip sessiz kalırken babam,
“Eğer beni dinlemeyeceksen üç günü beklemene gerek yok. Şu an da gidebilirsin. Ama unutma, o kapıdan çıktığın an böyle bir ailen yok.” dedi.
Ben hayal kırıklığı ile babama bakarken Toprak,
“Ne diyorsun baba sen?” diye bağırdı.
Babam ona bakarak,
“Sen karışma Toprak.” dedi.
Toprak bunun üstüne daha da yükselerek,
“Ne demek karışma baba? Sırf ablam kendi hayalleri için gitmek istiyor diye böyle yapmak ne demek? Sen nasıl babasın bu—”
Toprak devam edecekken sözünü kestim ve babamın karşısına dikildim.
“Canın sağ olsun baba ama bu sözlerini sakın unutma. Çünkü ben asla unutmayacağım.” dedim.
Arkamı dönüp gidecekken durdum ve cümleme devam ettim.
“Bir gün bu sözlerinden pişman olursan sakın kapıma gelme. Çünkü senin Sare diye bir kızın yok, Mehmet Yalçın.” dedim ve odama doğru ilerledim.
Arkamdan Toprak da geliyordu.
Odaya girer girmez dolabın üstündeki valizi elime aldım ve kıyafetlerimi koymaya başladım. Toprak beni durdurmaya çalışarak yapmamam gerektiğini, babamın o sözleri sinirle söylediğini, o yüzden gitmemem gerektiğini söyleyip duruyordu.
Toprak’a dönerek,
“Ablacım, artık burada durmayacağımı biliyorsun. Merak etme, seni asla bırakmam. Sen benim yanıma gelirsin, ben Ankara’ya gelirim, görüşürüz. Ama şimdi gitmeliyim, biliyorsun. Seni hep arayacağım.” dedim.
Artık kabullenmiş olmalı ki kafasını salladı ve bana sarıldı.
“En azından ben de seninle geleyim, oraya yerleşinceye kadar.” dedi.
“Olmaz ablam, okulun var senin. Ben hallederim.” dedim.
Yine ağzını açıp bir şey diyecekti ki bakışlarımla birlikte sustu.
Valizimi hazırlamış, üstümü değiştirmiştim. Şimdi kapıda Toprak’la sarılıyordum.
Toprak,
“Beni sürekli ara, haberdar et. Aradığımda da aç.” deyip duruyordu.
Ona tamam dedim ve son kez sarılıp öptüm.
Tam kapıdan çıkıyordum ki annemin seslendiğini duydum ama dönüp bakmadım.
Bende olan evin anahtarını vestiyere bıraktım ve kapıyı kapatarak çıktım.
Bölüm etkileşimi
