27. bölüm · Karanlıkta bir ışık

27. Bölüm

Satiratolyesi Book

Sare sonunda evine gelmişti.

Evin kapısını kapattığında sırtını bir anlığına kapıya yasladı.

Ev sessizdi.

Hastanenin koşuşturması yoktu.

Sadece kendi nefesi.

Çantasını masaya bıraktı.

Saçlarını ensesinde hafifçe topladı.

Kahve yapmak için mutfağa ilerledi.

Su ısınırken dalıp gitti.

"Kapıyı kırmak kolaydı belki..."

Ömer'in sözleri yankılandı zihninde.

Bakışı geldi aklına. Sert değil. Savunmasız da değil.

Ama garip bir ciddiyet vardı. Söz verirken insanın omurlarına yük biner ya, öyle bir şey.

Neden öyle dedi?

O adam gerçekten dışarıda beklemeyi göze alacak biri miydi?

Yoksa sadece o anın etkisiyle mi konuşmuştu?

Sare kaşığı kupanın içinde gereksiz yere döndürdü.

Şunu kabul etmek zorundaydı:

O konuşmadan sonra içindeki kırgınlık azalmıştı. Tamam, bitmedi ama... kabuğu çatlamıştı.

Odasına doğru ilerledi. Çok yorulmuştu.

Yatağının kenarına oturdu. Tavana bakarken kendi kendine mırıldandı:

"Affettim dedim ama... tamamen değil."

Dedi, sanki kendini uyarmak ister gibi.

Çünkü affetmek başka, güvenmek başka şeydi.

Ve güven bir gecede dikilen bir dikiş değildi.

Ama bir şey daha vardı.

Ömer'in "Gerekirse o zoru seçerim." deyişi.

Kim sevmediği, güvenmediği bir kadın için zor olanı seçerdi ki?

Eli komodinin üzerindeki kahveye gitti.

Bir yudum aldı.

Yüzünü buruşturdu, buz gibi olmuştu. Kupayı tekrar yerine bıraktı.

Yatağa iyice yerleşti. Başını yastığa koydu.

Kendine kızdı.

"Neden düşünüyorum ki?"

Ama düşüncelerle kendini uykunun kollarına bıraktı.

İLAHİ BAKIŞ AÇISI;

Dışarıda hava serindi.

Saat öğleden sonra beş, belki de altıya yakındı.

Güneş dağların arkasına doğru yerleşmişti.

Ömer poligondaydı.

Kulaklıklarını taktı. Tabancasını aldı.

Şarjör kontrolünü yaptı.

Mekanizma sesi boş duvarda yankılandı.

Hedef kağıdı uzak mesafedeydi.

Hedef, tam ortadaki siyah daireydi.

Pozisyon aldı.

Normalde zihni hedefle bir olurdu. Ama... bu gece hedefin ortasında başka bir şey vardı.

Doktor hanımın gözleri.

Tetiğe bastı.

Pat.

Mermi siyah dairenin kenarına isabet etti.

Kaşları hafif çatıldı.

Bir nefes aldı. Bu sefer daha sakin.

Bu sefer hedefte kendisi vardı.

"Ben gerekirse o zoru seçerim."

Pat.

Bu sefer kurşun tam merkeze isabet etti.

Gözlerini kapatıp bir saniye bekledi.

Bu hissettiği duygulara alışık değildi Ömer. O net bir adamdı. Emir komuta zincirine bağlı, her şeyi planlı bir adam...

Operasyonda karar vermek kolaydı.

Tehdit belliydi.

Hedef belliydi.

Ama bir kadının güvenini kazanmak...

Bu başka bir savaştı.

Son mermiyi de sıktı.

Hedefin ortası delinmişti.
Silahını indirdi.

Kendi kendine alçak bir sesle konuştu:

"Bekleyeceğiz o zaman."

Bu cümle onun için bir meydan okumaydı.

Çünkü Ömer fazla sabırlı bir adam değildi. Ama ilk defa sabır zoruna gitmiyordu.

Sare'nin onu affettiğini hissetmişti.

Tam olarak affetmek değildi belki. Ama kapıyı tamamen kapatmamıştı.

Gün yerini geceye bıraktı.

Soğuk arttı.

Ve iki ayrı yerde iki kalp, birbirinden habersiz aynı soruyu sordu:

Bu sadece bir başlangıç mı?

SARE'DEN;

Sare dışarıdan gelen korna sesiyle gözünü açtı.

Yatağın içinde telefonunu ararken sonunda buldu.

Saate baktı.

08.21.

"Sabahın köründe hangi öküz kornaya basıyor?" diye söylenirken bir yandan da tekrar uyumaya çalışıyordu.

Uyuyamadı.

Yavaş hareketlerle kalktı yataktan. Başındaki o yoğun yorgunluk yoktu ama vücudu hâlâ ağırdı.

24 saat nöbetten sonra normal, diye düşündü.

Ama asıl yorgunluk uykusuzluktan mıydı, yoksa dün gece zihninde dönüp duran cümlelerden mi, emin değildi.

Neyse ki bugün izinliydi.

İzinli olmak güzel bir kelimeydi ama insanın aklı izin yapmıyordu işte.

Odasının camını açtığında Hakkari'nin kuru ve soğuk havası doldu içeri.

Bir süre dışarıda gezdirdi bakışlarını. Daha erken olmasına rağmen çocuklar dışarıda koşturuyorlardı.

Onların bu kadar kolay neşelenebilmesine bazen imreniyordu.

Keşke insan büyüdükçe ağırlaşmasa.

Derin bir nefes çekti içine ve rahat kıyafetler alarak banyoya ilerledi. Dün o kadar yorgundu ki üzerini bile değiştirmeden uyumuştu.

Sıcak su omuzlarından akarken yorgunluğu biraz daha hafifledi.

Belki de bazı şeyleri fazla büyütüyordu, diye geçirdi içinden.

Ama kalp, mantık kadar disiplinli değildi.

Uzun bir duşun ardından saçlarını kurutup mutfağa geçti.

Kendine basit bir kahvaltı hazırladı.

Çayın buharı bardaktan yükselirken ev yine sessizdi.

Televizyon açmadı. Sessizlik hoşuna gidiyordu.

Kahvaltısını bitirdi. Evi toparladı. Çamaşırları makineye atıp serdi. Bütün camları açıp evi havalandırdı.

İşi bittiğinde kendine bir kahve yapıp pencerenin önüne oturdu.

Hava çok güzeldi. Tabii soğukluğunu saymazsak. Eli telefonuna gittiğinde saatin öğlene geldiğini gördü.

Pencereyi kapatıp koltuğa uzandı.

Eline televizyonun kumandasını alıp izlemek için film arıyordu ki telefonu çaldı.

Kalkıp telefonu aldığında kaşları hafifçe çatıldı.

Bilinmeyen bir numara.

Açtı.

"Efendim?" dedi.