1. bölüm / 44
Karanlıkta bir ışık1. Bölüm
Bölümler 44Şu an: 1. Bölüm
- 1 1. Bölüm645 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2. Bölüm768 kelime
- 3 3. Bölüm660 kelime
- 4 4. Bölüm960 kelime
- 5 5. Bölüm576 kelime
- 6 6. Bölüm816 kelime
- 7 7. Bölüm565 kelime
- 8 8. Bölüm838 kelime
- 9 9. Bölüm736 kelime
- 10 10. Bölüm576 kelime
- 11 11. Bölüm530 kelime
- 12 12. Bölüm1.082 kelime
- 13 13. Bölüm1.421 kelime
- 14 14. Bölüm969 kelime
- 15 15. Bölüm564 kelime
- 16 16. Bölüm656 kelime
- 17 17. Bölüm744 kelime
- 18 18. Bölüm865 kelime
- 19 19. Bölüm593 kelime
- 20 20. Bölüm454 kelime
- 21 21. Bölüm608 kelime
- 22 22. Bölüm464 kelime
- 23 23. Bölüm565 kelime
- 24 24. Bölüm532 kelime
- 25 25. Bölüm555 kelime
- 26 26. Bölüm779 kelime
- 27 27. Bölüm658 kelime
- 28 28. Bölüm994 kelime
- 29 29. Bölüm866 kelime
- 30 30. Bölüm604 kelime
- 31 31. Bölüm722 kelime
- 32 32. Bölüm822 kelime
- 33 33. Bölüm732 kelime
- 34 34. Bölüm685 kelime
- 35 35. Bölüm717 kelime
- 36 36. Bölüm609 kelime
- 37 37. Bölüm896 kelime
- 38 38. Bölüm703 kelime
- 39 39. Bölüm695 kelime
- 40 40. Bölüm815 kelime
- 41 41. Bölüm877 kelime
- 42 42. Bölüm1.026 kelime
- 43 43. Bölüm642 kelime
- 44 44. Bölüm713 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bugün sonuçların açıklanacağı gündü.
Sabah ezanı bile okunmadan uyanmıştım. Heyecandan uyku denen şey bana küsmüş gibiydi. Gözlerim kapalı olsa bile zihnim sabaha çoktan varmıştı. Kalbim sanki kaburgalarımı kapı gibi tıklatıyordu.
Yatağın içinde bir süre tavana baktım.
“Bugün öğreniyorum…” diye fısıldadım kendi kendime.
Daha fazla yatamayacağımı anlayınca kalktım. Banyoya gidip yüzümü yıkadım. Soğuk su yüzüme değince içimdeki karmaşa biraz sakinleşir gibi oldu ama tamamen geçmedi. Aynadaki yansımama baktım. Göz altlarım uykusuzluktan hafif morarmıştı ama gözlerimde başka bir şey vardı. Kararlılık.
Üzerimi değiştirdim. Ev sessizdi.
Annemlerin odasından gelen düzenli nefes sesleri, Toprak’ın odasından gelen garip horlama senfonisi… Ev uyuyordu ama ben çoktan güne başlamıştım.
Kahvaltı için erkendi.
Kendime bir kahve yaptım. Fincanı elime alınca kokusu bile içimi rahatlattı. Sonra balkona çıktım.
Sabah keskin ve serindi. Hava yüzüme değdikçe kendime geldiğimi hissediyordum.
Balkon korkuluğuna yaslandım. Sokağa baktım. Hayat daha yeni uyanıyordu.
Ve o anda kendimi düşündüm.
Ben Sare Yalçın.
26 yaşındayım.
Atama bekleyen bir genel cerrahım.
Ankara’da doğdum, Ankara’da büyüdüm.
Hâlâ ailemle yaşıyorum. Ve başıma bela ama kalbimin en yumuşak köşesi olan bir erkek kardeşim var.
Toprak.
21 yaşında. Diş hekimliği okuyor.
Ama görseniz 21 demezsiniz. Çocuk gibi. Özellikle benim yanımda. Sürekli sataşır, uğraşır, sinir eder.
Ama doğduğu günden beri arkasını toplayan kişi hep ben oldum. Yediği haltların çoğunu ben düzelttim.
Ve buna rağmen…
Onsuz bir hayat düşünemiyorum.
Sonra annem ve babam…
Onlarla hiçbir zaman tam anlamıyla anlaşamadım.
Ben özgürlüğüne düşkün biriyim. Küçüklüğümden beri kendi kararlarımı kendim vermek istedim. Onlar kontrol etmek istedi. Ben karşı çıktım. Ve böylece evin asi kızı oldum.
Ama bu sayede kendi ayaklarımın üstünde durmayı öğrendim.
Ve şimdi…
Eğer Hakkari’deki hastaneye kabul edildiysem…
Asıl fırtına o zaman kopacaktı.
Ailem başvuru yaptığımı biliyordu.
Ama nereye yaptığımı bilmiyordu.
Onlar Ankara’da kalacağımı sanıyordu.
Ama ben Hakkari’yi seçmiştim.
Çünkü orada ihtiyaç vardı.
Çünkü çoğu doktor zorunlu görevi biter bitmez oradan gidiyordu.
Ve çünkü… açıklayamadığım bir his vardı.
Sanki o şehirde beni bekleyen bir şey vardı.
Ne olduğunu bilmiyordum.
Ama içimde bir pusula vardı ve iğnesi hep orayı gösteriyordu.
Düşüncelerimin içinde kaybolmuşken saate baktım.
08:00
Evden gelen seslere bakılırsa herkes uyanmıştı.
İçeri girdim. Annem beni görünce klasik sabah tepkisini verdi:
“Bu havada sabahın köründe ne işin var balkonda?”
“Sana da günaydın anne.” dedim ve mutfağa yürüdüm.
Arkamdan söylenmeye devam etti. Umursamadım.
Mutfağa gelince annem kahvaltı hazırlamaya başladı. Sonra bana dönüp:
“Toprağı uyandır. Ekmek almaya gitsin.” dedi.
Tabii.
Zor uyanan oğlunu uyandırma görevi her zamanki gibi bana kalmıştı.
Of çekerek odasına gittim.
Kapıyı açtım.
Toprak yatakta öküz gibi yayılmıştı. Ağzı açık, saçlar darmadağın, yorgan yarısı yerde. Önce dayanamadım, gülerek fotoğrafını çektim.
Sonra seslendim.
“Toprak…”
“Topraaaak…”
“Toprak kalk…”
Tık yok.
Sonunda yanındaki su bardağını aldım.
Ve üstüne boşalttım.
Bir anda sıçrayarak uyandı. Küfür
ederek.
“Aaaa terbiyesiz!” dedim gülerek.
Beni görünce:
“Ablaaaaa!” diye bağırdı.
Yataktan fırlayıp üstüme atlayacaktı ki telefonu yüzüne tuttum.
“Bir adım daha atarsan bunu Melike’ye atarım.”
Fotoğrafı görünce gözleri büyüdü.
“SAKINNN!”
“Sesini alçalt. Üstünü değiştir. Ekmek almaya git.”
“Of abla yaa…”
“Ablaya oflanmaz. Taş olursun valla.”
Saçına el atıp sırıtınca:
“Ben zaten taş gibiyim.” dedi.
Terliği çıkarmaya eğilince:
“Tamam tamam sustum! Çık odamdan!” dedi.
“Çabuk ol.”
Beş dakika sonra mutfağa geldi.
Sonra yanıma sokulup yanağımdan öptü.
“Canım ablam.”
Sarılıp saçını karıştırdım.
“Hadi git. Yoksa ikimiz de annemin terliğini yeriz.”
Gülerek:
“O zaman ben kaçar kaptan.” dedi ve çıktı.
Arkasından bakarken fark ettim.
Toprak kaç yaşına gelirse gelsin…
Benim için hep küçük kardeşim olacaktı.
Öğlen olmuştu.
Kalbim tekrar hızlanmaya başladı.
Belki açıklanmıştır diye bilgisayarın başına oturdum.
Siteyi açtım.
Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki nefesim kesiliyor sandım.
Gözlerimi kapattım.
“Ya olmadıysa…”
Bu düşünce beynimin içinde dönüp duruyordu.
Sonra derin nefes aldım.
Ve gözlerimi açtım.
Ekranı görür görmez…
Çığlık attım.
Ağlamaya başladım.
Toprak koşarak odaya geldi.
“Abla ne oldu?!”
Ekranı gösterdim.
“Toprak… ben yanlış görmüyorum değil mi?”
Ekrana baktı.
Sonra yüzü aydınlandı.
“Evet abla. Kabul edilmişsin.”
Bana sarıldı.
Ben de ona sarıldım.
İçimden sürekli şükrediyordum.
Kabul edilmiştim.
Hakkari’ye gidiyordum.
Ama…
Asıl mesele şimdi başlıyordu.
Bunu babama söylemek.
Ve evde kopacak fırtına.
Bölüm etkileşimi
