43. bölüm / 44
Karanlıkta bir ışık43. Bölüm
Bölümler 44Şu an: 43. Bölüm
- 1 1. Bölüm645 kelime
- 2 2. Bölüm768 kelime
- 3 3. Bölüm660 kelime
- 4 4. Bölüm960 kelime
- 5 5. Bölüm576 kelime
- 6 6. Bölüm816 kelime
- 7 7. Bölüm565 kelime
- 8 8. Bölüm838 kelime
- 9 9. Bölüm736 kelime
- 10 10. Bölüm576 kelime
- 11 11. Bölüm530 kelime
- 12 12. Bölüm1.082 kelime
- 13 13. Bölüm1.421 kelime
- 14 14. Bölüm969 kelime
- 15 15. Bölüm564 kelime
- 16 16. Bölüm656 kelime
- 17 17. Bölüm744 kelime
- 18 18. Bölüm865 kelime
- 19 19. Bölüm593 kelime
- 20 20. Bölüm454 kelime
- 21 21. Bölüm608 kelime
- 22 22. Bölüm464 kelime
- 23 23. Bölüm565 kelime
- 24 24. Bölüm532 kelime
- 25 25. Bölüm555 kelime
- 26 26. Bölüm779 kelime
- 27 27. Bölüm658 kelime
- 28 28. Bölüm994 kelime
- 29 29. Bölüm866 kelime
- 30 30. Bölüm604 kelime
- 31 31. Bölüm722 kelime
- 32 32. Bölüm822 kelime
- 33 33. Bölüm732 kelime
- 34 34. Bölüm685 kelime
- 35 35. Bölüm717 kelime
- 36 36. Bölüm609 kelime
- 37 37. Bölüm896 kelime
- 38 38. Bölüm703 kelime
- 39 39. Bölüm695 kelime
- 40 40. Bölüm815 kelime
- 41 41. Bölüm877 kelime
- 42 42. Bölüm1.026 kelime
- 43 43. Bölüm642 kelime · Okuduğun bölüm
- 44 44. Bölüm713 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
SARE'DEN;
Sohbet ilerledikçe masadaki gürültü de artıyordu.
Mert bir şeyler anlatıyor, Fatih araya giriyor, Ahu onların bu hâline gülmekten duramıyordu.
Ben ise kahvemden küçük yudumlar alıp onları dinliyordum.
Mertin yükselen sesiyle bakışlarımız ona döndü.
"Şu melemeni kim yaptı?"
Aslı kaşlarını kaldırdı.
"Ben yaptım."
Mert lokmasını ağzına attı. Sonra gözlerini kapattı.
"Helal olsun."
Masadakiler onun bu hâline gülerken Aslı konuştu.
"Bir an şikâyet edeceksin sandım."
Mert çapkınca sırıtarak Aslı'ya baktı.
"Yok, tam tersine evlenme teklif edecektim." deyip göz kırptı.
Aslı yüzünü buruşturdu.
"Defol."
Masadan tekrar kahkahalar yükseldi.
Ben de istemsizce gülümsedim.
Kahvemden bir yudum daha aldım.
Önümdeki tabak hâlâ neredeyse boştu.
Canım istemiyordu.
Bir iki lokma almak için uzanıyor, sonra yine vazgeçiyordum.
Tam kahvemden bir yudum daha alacakken yanımdaki hareketlilik dikkatimi çekti.
Başımı çevirdim.
Ömer önündeki tabağa sessizce kahvaltılıkları yerleştiriyordu.
Bir parça peynir. Domates. Zeytin.
Her şeyden kararında koymuştu.
Ben birkaç saniye onu izledim.
Sonra tekrar kahveme döndüm.
Ama birkaç saniye sonra önümdeki tabağın alındığını fark ettim.
Kaşlarımı çattım.
Başımı kaldırdığımda Ömer'in kendi hazırladığı tabağı benim önüme bıraktığını gördüm.
Bir an donup kaldım.
Ömer ise benim boş tabağımı almıştı.
Sanki yaptığı şey dünyanın en normal hareketiydi.
Şaşkınlıkla ona baktım.
O ise hiç bakmadı.
Boş tabağı önüne koydu.
Çatalını aldı.
Sonra yeniden kendine tabak hazırlamaya başladı.
Hiçbir şey söylemeden.
Hiçbir açıklama yapmadan.
Kalbim anlamsız bir şekilde hızlandı.
Önümde duran tabağa baktım.
Sonra ona.
Sonra tekrar tabağa.
Ne yapacağımı bilemiyordum.
Masadaki sohbet devam ediyordu.
Kimse fark etmemiş gibiydi.
Ya da ben öyle sanıyordum.
Karşımdan gelen bakışları hissedince başımı kaldırdım.
Ahu.
Dudaklarını birbirine bastırmıştı.
Gülmemeye çalışıyordu.
Önce bana baktı.
Sonra Ömer'e.
Sonra tekrar bana döndü.
Şaşkın bir şekilde sırıttı.
Allah'ım.
Fark etmişti.
Hem de kesinlikle fark etmişti.
Yerimde hafifçe kıpırdandım.
Görmezden gelmeye çalıştım.
Başaramadım.
Çünkü Ahu gözünü dahi kırpmadan bana bakıyordu hâlâ.
En sonunda dayanamadım.
"Bir şey mi oldu Ahucum?"
Ahu anında masum bir ifade takındı.
"Yok canım."
Kısa bir nefes verdim.
"O zaman niye öyle bakıyorsun?"
Ahu sırıttı.
"Nasıl bakıyorum?"
Bakışlarımla onu işaret ettim.
"İşte öyle."
Ahu omuz silkti.
"Ben öyle bakıyorum sadece."
Yalan.
Koskoca bir yalan.
Hem de yüzüme baka baka.
Bizim konuşmamızla masadakilerin dikkati bize dönmüştü. Hepsi bir şeyler anlamaya çalışıyor olacak ki gözler Ahu'yla benim aramda gidip geliyordu.
Mert dayanamayarak konuştu.
"Ne oluyor be?"
Ben aniden lafa atladım.
"Yok bir şey."
Ahu da benimle aynı anda söze girdi.
"Hiçç."
Mert bizim ani çıkışımızla gözlerini kıstı.
"Kesin bir şey oldu. Ne kaçırdım ben? Dedikodu mu var la yoksa?"
Mertin sorusuyla Ahu tekrar sırıtınca elimdeki çatalı biraz daha sıkı tuttum.
Şu an burada olmasak kesin saçına yapışmıştım.
Tam o sırada yanımdan gelen sakin ama baskın ses duyuldu.
"Ahu."
Ahu'nun bakışları anında Ömer'e döndü.
Ömer boş çay bardağını masaya bıraktı.
"Sen bana bir çay doldur hadi abim."
Ses tonu sakindi.
Ama içinde hafif bir uyarı vardı.
Ahu bunu anlamış olacak ki sırıtışı biraz daha büyüdü.
"Tabii abii."
Sandalyesini geri çekerek ayağa kalktı.
Ama gitmeden önce bana son bir kez baktı.
Hem de o sinir bozucu bakışıyla.
"Sana da doldurayım mı Sareciğim?"
Ben de ona aynı gülümsemeyle karşılık verdim.
Ama gözlerim başka bir şey söylüyordu.
Buna emindim.
Seninle sonra görüşeceğiz.
Uzun uzun baktım.
Ahu bunu anlamış olacak ki kahkahasını zor tuttu.
"Yok, sağ ol canım."
diye cevap verdim dişlerimin arasından.
Ahu mutfağa doğru giderken omuzları gülmekten olacak hafifçe titriyordu.
Ben ise önümde duran tabağa indirdim bakışlarımı.
Tam o sırada bir gölge hareket etti.
Başımı çevirdim.
Ömer elindeki ekmek sepetinden bir dilim aldı. Sepeti tekrar masanın ortasına koydu.
Sonra usulca bana doğru yaklaştı.
Elindeki bir dilim ekmeği tabağımın yanına bıraktı.
Gözlerini bana çevirmedi.
Sanki söylediği şey bizim için çok sıradan bir cümleymiş gibi:
"Yemeğini ye doktor."
dedi.
Kalbim bir anlığına ne yapacağını şaşırdı.
Ömer ise hiçbir şey olmamış gibi kahvaltısına dönmüştü.
*
*
*
*
*
Biraz kısa oldu farkındayım, ama başka sahneye geçeceğim. o yüzden böyle oldu. kusura bakmayınnn🫠
yorum ve beğeni yapmayı unutmayın lütfenn. düşünceleriniz benim için çok kıymetli☺️
iyi okumalar dilerim.
Seviliyorsunuzzz 🤍 🥰
Bölüm etkileşimi
