36. bölüm · Karanlıkta bir ışık

36. Bölüm

Satiratolyesi Book

İLAHİ BAKIŞ AÇISI;

Sare odasına doğru ilerlerken Ömer arkasında sessizce durdu.

Farkında olmadığı bir şekilde yüzünde hafif bir gülümseme hüküm sürüyordu.

Bir an için, tüm o gerginlik, tüm öfke, sanki yerini tuhaf bir hafifliğe bırakmıştı.

Tam o sırada koridorun köşesinden Fatih çıkageldi. Çıkış işlemlerini halletmiş, aceleyle ilerliyordu.

Karşısında Ömer’i görünce kaşlarını kaldırdı.

"Hayırdır abi, delirdin mi? Koridorun ortasında dikilmiş, niye gülüyorsun durduk yere?"

Ömer hemen yüzündeki gülümsemeyi sildi.
Sert ve kontrol edilmiş hâline geri döndü.

"Ne gülmesi ula? İki saattir seni bekliyoruz." dedi.

Arkasını döndü.

"Ağaç olduk lan."

Adımlarını hızlandırarak yürümeye başladı.

Fatih de peşinden yürürken mırıldandı:

"Bu adama da bir şeyler oldu. Kafayı kökten yedi galiba."

Ömer, Fatih’in sözlerini duydu. Sert bir tonla bağırdı:

"Fatih!"

Fatih hemen telaşla konuştu:

"Komutanım!"

Ömer sert bir nefes aldı.

Sesinin tonunu yumuşatmadan devam etti:

"Sesini kes ki, ses tellerinin ızdırabını…" dedi.
Omzunun üstünden arkaya baktı.
"Gerisini anladın sen!"

Fatih derince yutkundu.

"Emredersiniz, komutanım!"

Ömer gerginliğini bastırmaya çalışıp sabır çekiyordu. Az önceki sakin hâlinden eser kalmamıştı.

Koridorun sonundaki çıkışa doğru ilerlemeye devam etti.

Ömer direksiyonun başındaydı. Araba yavaş yavaş hastanenin bahçesinden çıktı. Güneş soluk ışıklarıyla parlıyordu.

Ön koltukta Fatih otururken, arkada yayılmış bir şekilde Ahu ve Mert oturuyordu.

Ahu, arabaya bindiğinden beri sinirle söyleniyordu.

"Adama bak ya... Gelmiş benim bacıma bağırıyor. Hayır, ananın ağrısı varsa kız ne yapsın?

Testleri almış, sonuç bekliyor. Sabaha kadar ayaktaymış, hâli kalmamış zaten. Bir de seninle mi uğraşsın?"

Kesik bir nefes aldı öfkeyle.

Fatih kaşlarını çattı. Anlamak ister gibi arkasını döndü.

"Noldu ki?"

Ahu bu soruyu bekliyormuş gibi başını sallayıp her şeyi nişanlısına anlattı.

Bir süre sessizleşti.

Sonra başını yanındaki Mert’e çevirdi.

"Ama Sare’yi gördün, değil mi? Nasıl da adama doğru yürüdü... Valla ben aşırı etkilendim. İlk defa öyle gördüm onu."

Mert başını salladı.

"Valla ben bile etkilendim. Hayır, hem doktorum hem de bacım olmasa, kaçırmazdım."

Ömer duyduğu sözlerle gözlerini yola odaklamıştı. Sinirli bir nefes çekti, yavaşça soludu.

Mert hafif bir imayla devam etti sözlerine.

"O hâlini birine benzettim ama... dişi kurt mu desem yoksa..."
kelimelerin üstüne bastırarak devam etti.
"BÖRÜ mü desem... bilemedim ama onu andırıyordu sanki."

Ömer hafifçe kaşlarını çattı. Dikiz aynasından arkaya baktı.

Mert’le göz göze gelince "Çaylak!" dedi.
Sert, uyarır gibi, sadece bir kelimeyle.

Mert sessiz kaldı.

Ömer’in sert sesiyle araba sessizleşti.

Araba ilerlerken, Ömer’in gözlerinin önüne hâlâ Sare’nin o hâli geliyordu: gözlerindeki öfke, hırçın bakışı, adamın karşısına dikilişi...

Elinde olmayarak içinden geçirdi:
Harbiden tam bir Asena gibi.

O öfke, yorgunluk ve hırçınlık birleşmişti; gözleri kızarmış, dudakları sıkmaktan şişmişti.

O an gözünün önüne gelince, Ömer nefesi kesiliyormuş gibi hissetti. Kalbi göğüs kafesinden çıkmak ister gibi atıyordu.

Bir an direksiyona bakarken camı açtı.

Rüzgâr sertçe yüzüne vurdu. Ama hâlâ gözlerinin önünde Sare’nin dimdik duruşu vardı.

Sonra aklına söylenirkenki hâli geldi.

O kadar doğal ve samimiydi ki sanki varlığını unutmuştu. Öyle de olmuştu zaten; Sare varlığını unutmuştu.

Peki sonra fark edince? O telaşlı hâli, utanışı... Bambaşkaydı bu kadın.
Farklıydı.
En azından Ömer için...

Gözlerinin önünde garip bir ışıldamayla bakan ala gözler belirdi bu kez.

Öfkeden kızarmış bakışları...

O bakışların garip bir duyguya dönüşüne tanık olmuştu Ömer. Ama anlam verememişti. Neydi kadının gözlerindeki o duygu?
Bilmiyordu.

Ömer sessizce düşündü. Bir şeyden emindi ama...

O gözlerde tarif edilemez bir huzur vardı. Bu inkâr edilemezdi.

Kadının gözlerine bakınca memleketinde gibi hissetmişti adam.

Sanki Karadeniz’in hırçın dalgalarını görüyordu.

Bu kadın...
Adamın içinde, kimseye açmadığı bir yere yerleşmişti.

Artık emindi.
Geri dönüşü yoktu.

Yüreğine sinsice kök salan kadını...
Vatanı yapmak için,
Ne gerekiyorsa yapacaktı.
Gerekirse savaşacaktı.

*
*
*
*
*
Normalden daha kısa bir bölüm olduğunun farkındayım. Maalesef bayramdan dolayı boş vaktim olmadı. Sizleri de daha fazla bekletmemek adına bir bölüm yayınlamak istedim. Bu seferlik affedinnn🫠

Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayın lütfen.

Şimdiden teşekkür ederim 🥰

iyi okumalar dilerim.

Seviliyorsunuzzz🤍