Bölümler 21Şu an: 9. Bölüm
- 1 1. Bölüm847 kelime
- 2 2. Bölüm1.046 kelime
- 3 3. Bölüm971 kelime
- 4 4. Bölüm849 kelime
- 5 5. Bölüm888 kelime
- 6 6. Bölüm892 kelime
- 7 7. Bölüm930 kelime
- 8 8. Bölüm776 kelime
- 9 9. Bölüm899 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 10. Bölüm1.169 kelime
- 11 11. Bölüm780 kelime
- 12 12. Bölüm797 kelime
- 13 13. Bölüm936 kelime
- 14 14. Bölüm1.021 kelime
- 15 15. Bölüm922 kelime
- 16 16. Bölüm1.181 kelime
- 17 17. Bölüm987 kelime
- 18 18. Bölüm535 kelime
- 19 19. Bölüm1.154 kelime
- 20 20. Bölüm598 kelime
- 21 21. Bölüm846 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Baras Alkan
Gözlerimin önünde bir adamın canını alırken bile elim titrememişti ama kucağımda küçücük kalan bu kız çocuğunun hıçkırıkları karşısında ilk defa ne yapacağımı bilemedim. Dünya… Benim küçük, kaçak kardeşim. 17 yıl boyunca kim bilir ne acılar çekmişti o zayıflık kabul etmeyen, dik durmaya zorlayan aristokrat maskesinin altında.
Göğsüme tutunmuş, parmaklarını siyah gömleğime sımsıkı dolamıştı. Sanki bıraksam o eski cehennemine, o sevgisiz odalara geri dönecekmiş gibi korkuyla sığınıyordu bana.
Ağlamaktan, hıçkırmaktan bir süre sonra hali kalmadı. O ürkek, narin bedeni kucağımda yavaş yavaş gevşedi, nefesi düzene girdi.
Uyumuştu.
Büyük elimi yavaşça o ıslak, uzun saçlarının arasına daldırdım. İncinmesinden korkarak, usul usul okşadım saçlarını. "Geçti küçük," diye fısıldadım odanın sessizliğine doğru. "Geçti abim. Bu evden içeri o şerefsizlerin hiçbiri bir daha adımını atamaz."
Onu sarsmadan, kırılacak bir cam parçası gibi kucağımdan kaldırıp yatağa doğru yürüdüm. Usulca bıraktım yorganın üzerine. Ayak uçlarındaki yorganı çekip üzerine örttüm. Yüzüne düşen birkaç ıslak saç telini parmağımın ucuyla kenara ittim. Gitmeden önce şakağına dudaklarımı bastırdım.
O sevgisiz kadının ve Önder’in onun ruhunda açtığı her yaranın hesabını tek tek soracaktım.
Bu da en büyük abi sözüydü.
Odadaki şöminenin ateşini kontrol edip sessiz adımlarla dışarı çıktım. Kapıyı arkasından hafifçe kapattım.
Aşağı kata indiğimde Milan ve Barçın salonda volta atıyordu. Barçın ellerini saçlarının arasına geçirmiş, o her zamanki neşesinden eser kalmamış bir halde koltuğa çökmüştü. Beni görünce ikisi de hızla öne atıldı.
"Nasıl? Uyudu mu abi?" diye sordu Barçın, şivesi bile hüznün altında ezilmişti.
"Uyudu," dedim sesimi alçak tutarak. Merdivenlerin altındaki masaya doğru yürüyüp kendime bir viski doldurdum. "Ağlamaktan halsiz düştü. Sakın yukarı çıkıp rahatsız etmeyin. Bırakın dinlensin, beyni yorgun kızın."
Milan dişlerini sıkarak öfkeyle soludu. "Önder... O adamı kendi ellerimle boğasım var abi. O kadını eve getirip o rezilliği sergilemek nedir ya? Dünya uyanık olsaydı, içeri girip görseydi o sahneyi ne yapacaktık?"
"Görmedi Milan. Görmeyecek de," dedim kadehi kafama dikerken. "O herif bitti benim için. Kendi pisliğinde boğulacak."
Tam o sırada dış kapı hafifçe tıklandı. İçeri giren sağ kolum, baş korumam Tahir’dı. Yüzündeki o ciddi ve gergin ifadeden ters giden bir şeyler olduğunu hemen anladım. Yanıma gelip başını hafifçe eğdi.
"Baras Bey," dedi, sesini sadece bizim duyabileceğimiz bir tonda tutmaya çalışarak. "Önder Bey'in adamlarından haber geldi. İstanbul'daki avukatlarını aramış."
Kaşlarımı çattım, gözlerimi Tahir’e diktim. "Ne istiyormuş o şerefsiz?"
Tahir yutkundu, bakışlarını Milan ve Barçın arasında gezdirdikten sonra doğrudan bana baktı.
"Önder Bey, Dünya Hanım için vilayet davası açtı abi. Resmi olarak velayetini ve vasiliğini üzerine almak, onu bu evden zorla götürmek için yasal süreci başlatmış."
Salona bir anda buz gibi bir sessizlik çöktü. Barçın oturduğu yerden fırladı, Milan'ın ise yumruklarını sıkmaktan parmak boğumları çıtırdadı. Kadehi masaya sertçe bıraktım. Çıkan ses sessizliği bıçak gibi böldü.
"Kanunla, mahkemeyle benim olanı benden alabileceğini mi sanıyor o ihtiyar?" dedim, sesim Karadeniz’in en hırçın dalgalarından daha karanlık çıkmıştı. "Tahir, avukatlara söyle. O davayı daha başlamadan bitirecekler. Gerekirse o adliye sarayını Önder'in başına yıkarım ama Dünya’yı o cehenneme bir daha teslim etmem."
...
Dünya Su
Gözlerimi açtığımda odanın içi tamamen karanlıktı. Şöminedeki ateş küçülmüş, sadece etrafa kırmızı, cılız bir ışık yayıyordu. Yatak o kadar yumuşak, o kadar sıcaktı ki bir an nerede olduğumu algılayamadım.
Sonra tenime sinen odun ve hafif viski kokusunu hissettim.
Baras...
Dün gece beni o banyonun soğuk zemininden çekip alan, kucağında bir çocuk gibi sakinleşene kadar sırtımı sıvazlayan en büyük abim.
Hayatımda ilk kez bir erkeğin, bir adamın göğsünde hıçkıra hıçkıra ağlamış ve o güven hissinin içinde sızıp kalmıştım.
Yerimde hafifçe kıpırdandım. Boğazım hâlâ kupkuruydu ve ağlamaktan göz kapaklarım sızlıyordu. Odada çıt çıkmıyordu ama aşağı kattan çok derinden gelen boğuk sesler kulaklarıma çalındı.
Yataktan usulca süzüldüm. Ayakkabılarım yatağın kenarına düzgünce bırakılmıştı. Onları giymeden, çıplak ayaklarımla sessizce kapıya doğru yürüdüm. Leyla'nın evinde öğrendiğim en iyi şey, bir gölge gibi sessiz hareket etmekti.
Kapıyı milim milim aralayıp koridora çıktım. Sesler merdiven boşluğundan yukarıya doğru sızıyordu. Baras’ın o kalın, pürüzlü ve buz gibi sesini duymamak imkansızdı.
"Gerekirse o adliye sarayını Önder'in başına yıkarım ama Dünya’yı o cehenneme bir daha teslim etmem."
Duyduğum kelimeler zihnimde şimşek gibi çaktı.
Adliye sarayı... Önder... Cehennem...
Beni geri mi götürmek istiyorlardı? Önder Bey benim için mahkemeye mi başvurmuştu?
Göğsümün ortasına yine o tanıdık, ağır taş oturdu. Nefesim daralmaya, boğazım düğümlenmeye başladı. Demek bu yüzden dün gece o kadar öfkeliydiler. Demek bu yüzden beni o evden apar topar çıkarıp Baras'ın bu dağ evine getirmişlerdi.
"Abi," dedi Barçın’ın sesini duydum bu kez. O her zamanki neşesinden eser yoktu, sesi titriyordu. "Kız duyarsa mahvolur. Zaten o kadının elinden yeni kurtuldu, psikolojisi darmadağın. 17 yıl sonra hayatı bir anda değişti. Bir de mahkeme kapılarında o herifin yüzünü görürse dayanamaz."
"Duymayacak," dedi Baras, sesi o kadar kesin ve otoriterdi ki tartışmaya kapalıydı. "Dünya bu evde kaldığı sürece o şerefsiz adliyeden içeri bile adım atamayacak. Tahir, yarın ilk iş Önder’in açtığı o velayet davasının dosyasını masamda görmek istiyorum. Kim o davaya imza attıysa, kim Önder’in arkasındaysa tek tek çökeceksiniz tepelerine."
Velayet davası...
Önder Kılıç beni o iğrenç, Elvan ile paylaştığı eve zorla götürmek için dava açmıştı. Beni hiç tanımayan, DNA testini bile görmeye tenezzül etmeyen adam, şimdi kanun zoruyla beni yanına çekmeye çalışıyordu. Muhtemelen Kılıç ailesinin "asaletine" ve "adına" leke gelmesin diye yapıyordu bunu. Tıpkı Leyla gibi...
Her şey sadece bir gösterişten ibaretti onlar için.
Merdiven basamağının kenarına tutundum. Çıplak ayaklarım buz gibi ahşap zeminde donarken, gözümden bir damla yaş usulca süzüldü. Yine birileri benim hayatım üzerinde kararlar alıyordu.
Yine birileri beni bir mal gibi paylaşamıyordu.
Ama bu sefer farklıydı.
Aşağıda, elinde silahla adam vuran o karanlık adam, benim için adliye sarayını yıkmaktan bahsediyordu.
Bölüm etkileşimi
