Karadeniz Kızı/ Gerçek Ailem kitap kapağı

2. bölüm / 21

2. Bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 21Şu an: 2. Bölüm

İnsanın kendini hiçbir yere sığdıramaması nasıl bir his bilir misiniz?

Koskoca bir dünyada, milyonlarca insanın arasında kendine ait küçücük bir yer bile bulamamak...

Nereye gidersen git yabancı hissetmek. İnsanların arasında yürürken bile sanki görünmez bir duvarın arkasında yaşamak.

Herkesin bir yeri, bir amacı, ait olduğu bir hayatı varmış gibi gelirken senin yalnızca kenarda durup onları izlemek zorunda kalman...

En kötüsü de yalnız olmak değildir.

En kötüsü, kalabalığın içinde bile kendini yapayalnız hissetmektir.

Bazen insan bir eve değil, bir kalbe sığmak ister.

"Dünya? Abicim hadi uyan evimize geldik."

Gözlerimi ağır ağır araladım.

Arabanın camından dışarı baktığımda ilk gördüğüm şey yemyeşil dağlardı. Sis, dağların eteklerine ince bir örtü gibi çökmüş; yağmur ise camda küçük damlalar bırakıyordu.

Karadeniz...

Buraya hiç gelmemiştim. Ama duyduğum kadarıyla güzel bir yerdi.

Hakkında çok kitap okumuştum.

Karadeniz sevdaları...

Yarım kalan aşklar, kavuşamayan insanlar, yağmurun altında verilen sözler ve yıllar geçse bile unutulmayan hikâyeler...

Çocukluğumdan beri okuduğum her kitapta Karadeniz başka türlü anlatılırdı bana. Kimi zaman sevdiğini kaybeden bir adamın sessizliği, kimi zaman ailesinden kaçıp dağların arasında kendine yeni bir hayat kuran bir kız, kimi zaman da yıllar sonra aynı yerde karşılaşan iki insan...

Belki de bu yüzden burası bana hep biraz masal gibi gelmişti.

Ama şimdi o masalın içindeydim.

"Uyandım." Dedim kısaca.

Gülümseyerek bana baktı. Yol boyunca ben uyumuştum diye hiç biri konuşmamıştı. Konuşsalar bile kısık sesle konuşmuştular.

Büyük olan abi dışarıdan bakılınca sert birine benziyordu. Ama bana bakınca gözleri yumşuyordu.

Kıvırcık olan tatlı abi bana sarılmak, hatta öpmek istiyordu belki de ama onları tanımadan izin veremezdim. Mesafe koymalıydım aramıza, önemliydi.

Arabanın kapısını açtığımda yüzüme vuran ilk şey, nemli ve buz gibi soğuk hava oldu.

Ciğerlerime dolan toprak kokusu o kadar güçlüydü ki, bir an nefesim kesildi. Abim bagajdan valizleri indirirken ben öylece durmuş, sislerin arasında kaybolan dağ yollarını izliyordum.

İstanbul’un gürültüsünden sonra burası bana fazla sessiz, fazla yabancı gelmişti.

"Hadi Dünya'm, ıslanma daha fazla. Hasta olursun." dedi. Ona baktım. Üzerinde kısa kol yokmuş gibi konuşuyordu.

"Siz üşümüyor musunuz?"

"Alışığız biz abicim." Dedi sıcak bir gülümsemeyle.

Hemen gözlerimi kaçırdım. Bir erkeğin gözlerinin içine uzun uzun bakmamam gerekirdi. Üvey annemin o buz gibi sesi zihnimde yankılandı. “Bir erkeğin karşısında dik durma, gözünü yere indir. Ne derlerse boyun eğ, sesini çıkarma. Sakın ola ki yanlarında ağlayıp sızlama.”

Başımı salladım sadece ve karşımda duran üç katlı büyük tahtadan eve baktım.

Kıvırcık saçlı olan gülerek yanıma yaklaştı.

"Ee, söyle bakalım Karadeniz güzeli en yakışıklı abin benim değil mi?"

Utandım.

Yanaklarımın alev alev yandığını hissettim. Bir erkeğin bana böyle hitap etmesi, üstelik bu kadar rahat davranması alışık olduğum bir şey değildi.

"Kaç abi var ki?"

Kıvırcık saçlı olan bu sorum üzerine kocaman bir kahkaha attı. O gülerken, arkada sessizce valizleri taşıyan diğer abi de tebessüm ediyordu.

"Merak etme küçüğüm, bu evde sandığından daha fazla adam var." Merak etsemde, sustum. Dudaklarımı birbirine bastırdım ve bakışlarımı yeniden ayak uçlarıma indirdim.

"Hadi, içeri geçelim artık. Dışarıda iyice buz kestiniz," dedi beni buraya getiren abi.

Kıvırcık saçlı olan hemen öne atıldı. Bagajdaki büyük valizlerden birini tek hamlede sırtladı. O kadar enerjik ve hareketliydi ki, onun yanındayken insanın içinin kararması imkansız gibiydi.

"Yürü bakalım İstanbullu, Karadeniz’in kalbine hoş geldin." diyerek merdivenleri neşeyle tırmanmaya başladı.

Ben de adımlarımı onların adımlarına uydurmaya çalışarak arkalarından yürüdüm.

İçeride beni neyin beklediğini bilmeden yürüdüm.

...

Yaşamaya değer hayatım hiçbir zaman olmadı. Bomboş bir hayat yaşadım. Anlamı olmayan bir hayat. Annem sayesinde.

Kiminin annesi yoktur. Onun acısını çeker. Annesizlik kötüdür.

Ama annen varken, annesizliği yaşamak daha kötüdür. Benim hiçbir zaman babam olmadı. Şöyle bir bakınca annemde olmamış.

Oldu ama annelik, babalık yapan olmadı.

17 yıldır annemin tanıştığı, konuştuğu, yattığı, gözlerimin önünde her gece eve farklı erkek getirdiğini görmüştüm.

Bir kez sormuştum, sadece küçük aklımla.

Kim? demiştim. Baba mı? demiştim. Babam mı geldi? demiştim. Karşında tokat yemiştim. Ne sormuştum ki? Basit bir soru.

Hangi çocuk yedi yaşında annesinden tokat yer?

Hangi kalpsiz anne yapar bu kötülüğü.

Bilmiyorum ama benim annem yapmıştı.

Canımı çok yakmıştı.

Baba mı?

Şimdi aynı çatı altında babam ile duruyordum. Gerçek babam. Eve girince sarılmış, hasret gidermişti sanki. Konuşmuştu, 'kızım' demişti, saçımı okşamıştı.

Ama DNA testini öğrenmeye bile gelmemişti. Kızının yanında durmak istememişti. Belki bir sebebi vardır dedim. Kırılmıştım ama belli etmedim. Sustum. İçime attım. 17 yıldır içime atıyorum bir kez daha atsam ne değişir ki?

Hiçbir şey.

Yani benim abilerim olmasaydı, benim yanımda duran kimse olmayacaktı onu anladım.

Hayat beni dünyanın bir köşesinden Rusya'dan, Karadeniz'e savurmuştu. Herşeyim değişmişti. Tüm düzenim.

Ama gerçek ailem vardı.

Yorgun olduğumu söylemiştim ve büyük abi beni bu odaya getmişmişti. İlk uykum geldi ama düşündükçe uykum kaçmıştı.

Yanımda duran iki tane valize ve telefonuma baktım. Canım hiçbir şey istemiyordu. Ne konuşmak, ne ağlamak, ne de yürümek.

Oturup odanın bir köşesine düşünmek istiyordum.

Benden alınan 17 yılımı...

Bir daha yaşanmayacak çocukluğumu, kaybettiğim neşemi... Geri gelmeyecek hayatımı. Kısaca herşeyi.

Büyük abi ve kıvırcık abi babalarına karşı soğuktu. Öyle bir soğukluk ki, yüzlerine bile bakmıyordular.

Ama neden?

Çok merak etsem de sustum.

Evet, yine ve yine sustum.

Başımı yumuşacık olan yastığa koydum ve içimden koyunları saymaya başladım. Gözlerim yavaşça kapandı, nefesim düzene girdi, düşünceler yok oldu.

Uyudum.

...

"Dünya'm? Abicim hadi uyan bebeğim. Açsın yemek ye." Yakından kulağıma dolan alıştığım sesle gözlerimi açtım.

"Günaydın uykucu. Hadi kalk saatlerdir yol geliyoruz. Yemek yemedin. Birlikte yiyelim." Başımı salladım. Yüzüme gelen saçlarımı bir kenara ittim ve yatakta doğruldum.

"Günaydın." Dedim yüzüne bile bakmadan.

"Abim yüzüme neden bakamıyorsun?"

Ne desem diye bir kez düşündüm.

Omuz silktim sadece. Bilmiyordum.

Neden abimin yüzüne bakamıyordum bende bilmiyordum.

"İsminiz ne?" Dedim yorganın desenlerini incelerken. Mantıklı ama geç sorulan bir soruydu.

Elini çenemde hissettim. Kafamı yavaşça kaldırdı, yüzüne bakmaya mecbur etti. Yüzüne baktım. Siyah gözleri, sıkılmış çenesi, sert bakan bir yüz ifadesi vardı.

"Ben Milan. Milan Kılıç. İkinci abinim."

Başımı salladım.

"Memnun oldum, Milan bey." Abi diyemezdim, ismini söylesem saygısızlık olurdu, Milan bey dedim o da fazla garip oldu.

"Bey ne güzel kardeşim? Abi de. Zorlamıyorum seni güzelim. Ne zaman söylemek istersen razıyım. Senden gelen herşey başımın üstüne." Gözlerim dolacak gibi oldu ama izin vermedim.

Bir kez yanında ağlardım onların yanında. Bir kez daha aynı hatayı yapmazdım.

"Yanımda ağlama."

"Sesin kötü."

"Ağlayacaksan git başka yerde ağla."

"Annen değilim ben senin. Anne deme bana."

"Senin gibi lanet bir çocuk benim kızım olamaz."

"Uzak dur benden."

"Fazla kilolusun." 52 kiloydum.

"Yemek yeme, diyet yap, manken gibi ol. Sen sadece bir hayal kırıklığısın."

Hayal kırıklığı...

Benim hayatım, hallerim, umutlarım, geleceğim, onlar ne peki?

Onlar da bir hayal kırıklığı...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

150okunma 15beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…