Karadeniz Kızı/ Gerçek Ailem kitap kapağı

17. bölüm / 21

17. Bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 21Şu an: 17. Bölüm

Odamın kapısını kapatıp arkamı döndüğüm an, yüzüme inen o sert darbeyle başım sola doğru savruldu. Milan’ın tüm öfkesini, tüm kırılmışlığını yüklediği o yumruk yanağımda patlamıştı. Dudğımın kenarından sızan kanın sıcaklığını hissettim ama kılçığımı bile kıpırdatmadım. Yüzümü yavaşça ona doğru çevirdim.

Milan’ın gözleri çakmak çakmaktı. Göğsü körük gibi inip kalkıyor, dişlerini öyle sıkıyordu ki çene kemikleri derisini delecek gibi duruyordu. Yakama yapıştı. Beni o koca gövdemle hastane duvarına sertçe çarptı.

"Neden sakladın ulan?!" diye kükredi, sesi koridorda yankılandı. Gözlerinden akan o bir damla yaş öfkesine karışıyordu. "Neden sakladın Baras? Bize neden yalan söyledin? Biz senin düşmanın mıyız, yabancın mıyız? Kardeşimiz içeride can çekişiyor, sen bize gezmeye çıktık diyorsun. Eğer yolda kalbi dursaydı, o arabanın içinde can verseydi ne yapacaktın abi? Bunun hesabını kime verecektin?"

Karşılık vermedim. Elim belimdeki silaha gitmedi, kollarımı kaldırıp onu üzerimden atmadım. Hayatım boyunca beni yıkamayan o Milan, ilk kez karşımda bu kadar haklı ve bu kadar paramparçaydı.

"Çünkü korktum Milan," dedim. Sesim o gür, o dağları deviren adamın sesi değildi. Fısıltım duvardaki kan lekesi kadar soğuk ve ağırdı. "Eğer sizin o bahçedeki paniğinizi görseydim, o dağ yolunu beş dakikada inemezdim. Zamanla yarışıyordum. Dünya kollarımın arasında ölüyordu. Sizi korumak için değil, onu kurtarmak için hayatımın ilk yalanını söyledim."

Milan yakamı yavaşça bıraktı. Elleri iki yanına düştü. O sarsılmaz duruşu, o cellat gibi dikilen omuzları ilk kez çöktü. Sırtını duvara yaslayıp başını yukarı kaldırdı, ağlamamak için hastanenin o iğrenç beyaz tavanına dikti gözlerini.

Bakışlarım koridorun köşesindeki o plastik sandalyeye kaydı.

Barçın... her düştüğümüzde bizi şivesiyle, neşesiyle ayağa kaldıran koca yürekli kardeşim. Oraya çökmüş, sırtını duvara vermiş, bomboş gözlerle karşıdaki duvara bakıyordu. Tek bir damla yaş akmıyordu gözünden; çünkü o duygusal, o sıcak çocuk içindeki acının büyüklüğünden adeta taş kesilmişti. Ruhu çekilmiş gibiydi.

Bugüne kadar Alkan ailesini ben yönetmiştim. Her fırtınada dümende ben vardım. Herkesi ben doğrultmuş, herkese ben siper olmuştum. Ama şimdi, o sandalyede sönen o ışığı görmek içimdeki o son kaleyi de yıktı.

Ağır postallarımın koridorda çıkardığı o tok sesle Barçın’ın yanına yürüdüm. Önünde diz çöktüm. Hayatım boyunca kimsenin önünde eğilmeyen dizlerim, bu kez kardeşimin acısının önünde büküldü.

"Barçın..." dedim usulca.

Cevap vermedi. Bakışlarını duvardan ayırmadı.

Kollarımı onun o omuzlarına doladım. Koca gövdemle, tıpkı içerideki Dünya’yı sardığım gibi Barçın’ı da sımsıkı sardım, göğsüme çektim. Elim yavaşça saçlarının arasına gitti. O sert, nasırlı parmaklarımla saçlarını okşamaya başladım.

"Buradayım abim," diye fısıldadım kulağına, sesimdeki çaresizliği ilk kez bu kadar serbest bırakarak. "Buradayım aslanım. Bak bana. Kapatma kendini. O kuymak kokulu mutfağı bize haram etme. Ben bir yolunu bulacağım. Abiniz söz veriyor size, Dünya o dağ evine yürüyerek dönecek."

Barçın’ın göğsünden kopan o ilk hıçkırık, koridorun buz gibi duvarlarında yankılandı. Parmakları ceketimin kumaşına o kadar sert gömüldü ki, kumaşın gerildiğini hissettim. O neşeli, o ele avuca sığmayan çocuk gitmiş; yerine göğsü acıyla parçalanan, küçücük kalmış bir adam gelmişti.

"Abi..." dedi, sesi hıçkırıklarının arasında boğuluyordu. Başını omzumdan kaldırmadı, yüzünü ceketimin sert kumaşına daha da gömdü. "Abi, yalan dediler değil mi? O doktor yalan söylüyor de bana... Benim güneşim daha dün o mutfaktaydı. Kendi ellerimle koydum kuymağı tabağına. Alerjisi azmasın diye tereyağını bile tarttım ben abi... Rengi solmasın, canı yanmasın diye gözünün içine baktık."

Sert parmaklarımı saçlarının arasında gezdirmeye devam ettim. Saçlarını okşarken, içimdeki o sarsılmaz gücün aslında bu çocukların gözündeki o ışıktan ibaret olduğunu bir kez daha anladım. "Biliyorum aslanım, biliyorum. Sen görevini yaptın," dedim, sesim her şeye rağmen bir kalkan gibi dik dursun diye çabalayarak.

"Yapamadım abi." Hıçkırıkları daha da sıklaştı, omuzları deli gibi sarsılmaya başladı. "Koruyamadım onu. Biz ona burada bir nefeslik hava veremedik. Ben onun o mutfakta nefes alamadığını nasıl anlamadım abi? Nasıl fark etmedim yüzünün solduğunu? Gözümün önünde erimiş kardeşimiz, ben hala kaşık sallıyordum ocakta..."

Milan sırtını yasladığı duvardan yavaşça kayarak yanımıza, yere çöktü. O sert, tavizsiz elini Barçın’ın titreyen omzuna koydu. Milan’ın da gözleri dolmuştu, çenesi kasım kasım kasılıyordu. "Senin bir suçun yok Barçın," dedi Milan, sesi kalın ve pürüzlüydü. "Suç hepimizin."

Barçın başını omzumdan kaldırdı, kıpkırmızı olmuş, şişmiş gözlerini doğrudan benim zifiri karanlık gözlerime dikti. Yüzü yaşlar içindeydi.

"Abi, o daha onyedi yaşında da..." diye fısıldadı, sesi bu kez yalvarır gibiydi.

"Daha ömrünün baharı bile gelmedi. Saçları dökülecek diyor o adam... Yürüyemeyecek diyor. Dünya yatağa mahkum kalırsa ölür abi, o soluk benizli odalarda yaşayamaz bizim kardeşimiz. Sen Alkan'sın abi... Sen Baras Alkan'sın. Bir şey yap kurban olayım, sök al o hastalığı onun göğsünden. Gerekirse benim kalbimi verin ona, benimki sağlam, ben dayanırım abi..."

"Barçın. Kes sesini, saçmalama." diye çıkıştı Milan ama sesindeki öfkeden çok saf bir acı vardı. Barçın’ı kendi göğsüne doğru çekip teselli etmek istedi.

"Ben küçüktüm ama hatıyorum. Annemi hatırlıyorum. Ölen annemi."

Barçın’ın dudaklarından dökülen bu kelimeler, Milan’ın havada asılı kalan elini de, benim içimde yükselen o sert iradeyi de bir anda dondurdu. Koridordaki o keskin hastane kokusu gitti, yerine yıllar öncesinin, o cenaze evinin dondurucu ve kimsesiz soğukluğu çöktü.

Barçın, Milan’ın göğsüne doğru sığınırken başını salladı. Göz yaşları bu kez sessizce, sicim gibi akıyordu.

"Annem de böyle solmuştu abi," diye fısıldadı Barçın, gözlerini hastanenin o gri zeminine dikerek. "O da yatağa bağlandığında, o beyaz çarşafların arasında küçücük kalmıştı. Ben çocuktum, elini tutmuştum. Eli tıpkı Dünya’nınki gibi buz gibiydi. Annemin de saçları dökülmüştü... Git gide nefesi daralmıştı. Şimdi Dünya’yı da o yatakta öyle görünce... Annemin öldüğü o oda geldi gözümün önüne. Ben bir daha aynı acıyı kaldıramam Baras abi. Dünya da annem gibi ellerimizin arasından kayıp giderse, ben bu canı taşıyamam."

Milan, Barçın’ı o güçlü kollarının arasına alıp sımsıkı sararken dişlerini birbirine bastırdı. Kafasını Barçın’ın omzuna gömdü. O sert, tetikte yaşayan koca Milan’ın omuzları ilk kez çaresizlikle titredi. Annemizin ölümü bizim bu ailedeki ilk ve en büyük yaramızdı; o yarayı iyileştirememiştik ama birbirimize siper olmuştum. Şimdi o yaranın aynısı Dünya ile açılıyordu.

Önlerinde durdum. İkisinin de üzerine gölgem düştü.

"Bana bakın," dedim, sesimdeki o sarsılmaz inancı bu kez doğrudan onların ruhuna aşılamak ister gibi. Eğildim, ikisinin de omzuna elime koydum.

"Dünya, annem olmayacak. Biz o zaman çocuktuk. Elim kolumuz bağlıydı, çaresizdik. Hiçbir şey yapamamıştık. Ama şimdi büyüdük. Şimdi arkanızda dağ gibi abiniz var. Ben buradayken, siz o cehennemi ikinci kez yaşamayacaksınız."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

61okunma 7beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…