Bölümler 21Şu an: 18. Bölüm
- 1 1. Bölüm847 kelime
- 2 2. Bölüm1.046 kelime
- 3 3. Bölüm971 kelime
- 4 4. Bölüm849 kelime
- 5 5. Bölüm888 kelime
- 6 6. Bölüm892 kelime
- 7 7. Bölüm930 kelime
- 8 8. Bölüm776 kelime
- 9 9. Bölüm899 kelime
- 10 10. Bölüm1.169 kelime
- 11 11. Bölüm780 kelime
- 12 12. Bölüm797 kelime
- 13 13. Bölüm936 kelime
- 14 14. Bölüm1.021 kelime
- 15 15. Bölüm922 kelime
- 16 16. Bölüm1.181 kelime
- 17 17. Bölüm987 kelime
- 18 18. Bölüm535 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 19. Bölüm1.154 kelime
- 20 20. Bölüm598 kelime
- 21 21. Bölüm846 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Odanın kapısı yeniden açıldığında, o ağır steril kokunun arkasından bu kez sedyenin demir sesleri duyuldu. Baras abimin o sarsılmaz kararlılığı bile, ameliyathane ekibinin "Başka çareniz yok, birkaç saati bile çıkaramayabilir" diyen kesin ve son tıbbi uyarısıyla kırılmıştı. Yüzde seksen ölüm riski olan o karanlık kumarı oynamaktan başka yol kalmamıştı.
Beni sedyeye alırlarken göğsümdeki o amansız bıçak darbesi canımı bir kez daha yaktı ama bu kez inlemedim. Dişlerimi sıktım. Leyla'nın asillik kuralından değil, etrafımda adeta bir etten duvar gibi duran beş adamın daha fazla yıkılmaması için yaptım bunu.
Yeşil ameliyat önlüğünün içinde o kadar küçülmüştüm ki, sedye beni yutmuş gibiydi. Ameliyathaneye doğru giden o soğuk koridorda sedye yavaşça ilerlerken, abilerim iki yanımda benimle birlikte yürüyordu.
"Durun," dedim fısıltıyla. Sesimi duyurabilmek için tüm gücümü harcadım. "Lütfen, bir dakika durun."
Baras abim tek bir hareketiyle sedyeyi süren görevlileri durdurdu. O koca koridorda sadece monitörlerin ve benim zoraki aldığım nefeslerin sesi kaldı. Bakışlarımı sırayla üzerimde titreyen o beş çehreye çevirdim. Hepsinin gözlerinde aynı katıksız dehşet, aynı çaresiz bekleyiş vardı.
Bileklerimdeki bezlerin izi hala duran ellerimi yavaşça kaldırdım. Milan abimin ve Baras abimin ellerini tuttum. Parmaklarım buz gibiydi, onlarınki ise sımsıcak.
"Bana bakın..." dedim, gözlerimden akan yaşlar kulaklarıma doğru süzülürken. Dudaklarımı uyuşukça yukarı kıvırıp küçük bir tebessüm yerleştirdim yüzüme. "Çok korkuyorum... Kalbim sanki göğsümü delip çıkacakmış gibi vuruyor, biliyorum. Ama sizden bir şey isteyeceğim."
Barçın hıçkırarak sedyenin kenarına diz çöktü, alnını elimin üzerine koydu. "İste çiçeğim, iste kurban olduğum... Canımı iste vereyim," diye ağladı.
"Eğer..." dedim, boğazımdaki o düğüm nefes almamı zorlaştırırken. "Eğer o masada... kalbim dikiş tutmazsa. Eğer uyanamazsam... Sakın kendinizi suçlamayın. Lütfen."
"Dünya, kes sesini abicim. Uyanacaksın." dedi Ezel, koridorun ortasında gözyaşları sicim gibi akarken. Eray ise yanındaki duvara tutunmuş, hıçkırıklarını gizlemek için ceketinin yakasını ağzına bastırmıştı.
"Dinleyin beni," dedim, Milan abimin parmaklarını daha sıkı tutarak. O sert adamın gözlerinden ilk kez yaşlar dökülüyor, kirli sakallarından aşağı süzülüyordu. "Siz beni o cehennemden kurtardınız. Ben hayatımda ilk kez... sizin yanınızda, güvende hissettim. Barçın abimin kuymak kokusunu duydum, Milan abimin benim için sandalye çekmesini gördüm... Ezel ve Eray'ın bana ekmek uzatışını gördüm. Ben... ben sevilmeyi sizde gördüm. Bana çok güzel iki gün verdiniz. Yılların acısını o iki günde unuttum ben."
Baras abim önümde yavaşça eğildi. O dağ gibi adam, o kimseden emir almayan cellat, sedyenin kenarında küçücük kalmıştı. Alnını alnıma dayadı. Nefesi yüzüme çarpıyordu ve koca gövdesi zangır zangır titriyordu.
"Sen ölmeyeceksin küçüğüm," diye fısıldadı, sesi ruhumu sarsacak kadar derinden ve ağlayarak çıktı. Sesi titremiyordu, elleri titriyordu. Gözlerinden yaş akmıyordu ama içinin kan ağladığına yemin ede bilirdim. Ama kanıtlayamazdım.
"Ben izin vermiyorum. O masayı da, o doktorları da, o ölümü de yıkarım geçirim. Uyanacaksın."
"Eğer uyanamazsam abi," dedim, son gücümle gözlerinin en içine bakarak. "Leyla’nın kelimeleri yüzünden değil... Benim kalbim sizin sevginizi taşıyamayacak kadar küçüktü, ondandır. Kendinize yük etmeyin. O evi neşesiz bırakmayın. Söz verin bana."
Kimse söz veremedi. Koridordaki o ağır, yırtıcı sessizlik herkesin boğazına sarıldı.
Doktorlar sedyeyi yavaşça ileriye doğru hareket ettirdiğinde, ellerim onların sıcak avuçlarının içinden kayarak ayrıldı. Ameliyathanenin o büyük, soğuk çift kanatlı kapısı açıldı. İçeriden gelen o bembeyaz, dondurucu ışık gözlerimi kamaştırırken arkama, koridora baktım.
Baras abim arkamdan gitmek ister gibi bir adım attı ama Milan onu sımsıkı tuttu. Barçın yere kapaklanmış ağlıyordu. İkizler birbirine sarılmıştı. Beni o kapıdan içeri alırlarken, kapılar üzerime yavaşça kapandı.
Bölüm etkileşimi
