Karadeniz Kızı/ Gerçek Ailem kitap kapağı

5. bölüm / 21

5. Bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 21Şu an: 5. Bölüm

"Balık yemeğe gitmek ister misin abicim?" Bakışlarım dağların arasındaki o gri sis bulutuna takılı kalmışken duyduğum bu sesle irkildim. Başımı kapıya doğru çevirdim.

Gelen Barçın'dı.

Yüzünde az önceki kavganın gerginliğinden eser bırakmamaya çalışan, zoraki ama samimi bir tebessüm vardı.

"Balık mı?" diye fısıldadım.

"Evet ya," diyerek içeri girdi, yatağın kenarına ilişti. "Aşağıdaki patırtıya bakma sen. Erkek erkeğe rutin kavgalarımız işte. Milan abim ortalığı biraz dağıttı ama geçti gitti. Biz şimdi Ezel ve Eray'ın yanına, sahildeki o salaş balıkçıya gidiyoruz. Geliyorsun değil mi?"

Ezel ve Eray mı?

"Onlar kim?" dedim, kaşlarımı hafifçe çatarak.

Barçın ensesini kaşıdı, biraz mahcup görünüyordu. "Şey... Aslında onlar senin diğer abilerin. İkizler. Biz birden üzerine çok gelmeyelim, korkup kaçma diye başta söyleyemedik. Milan abimin fikriydi."

Bu evde gerçekten de sandığımdan daha fazla adam vardı. Bir an duraksadım. Aşağıdaki gergin havadan, o Elvan denilen kadının kokusunun sindiği odalardan kaçmak iyi gelebilirdi.

"Peki," dedim kısaca. "Gelelim."

...

Yol boyunca arabanın içinde çıt çıkmadı. Direksiyonda Milan abi vardı, dikiz aynasından ara sıra bana bakıyordu ama gözleri hâlâ öfkeden kapkaraydı. Belli ki babasına olan siniri henüz geçmemişti. Barçın ise yanımda oturmuş, camdan dışarıyı izliyordu.

Sonunda deniz kenarında, dalgaların sesinin ahşap duvarlarına vurduğu küçük bir salaş mekânın önünde durduk. İçeri girdiğimizde burnuma yoğun bir deniz ve kızartma kokusu doldu.

"Ooo, kimleri görüyorum." diye bir ses yükseldi köşedeki masadan.

Bize doğru dönen iki yüz gördüm. Birbirlerine o kadar benziyorlardı ki ayırt etmek imkansızdı. İkisi de uzun boylu, esmer ve Barçın gibi hareketli duruyorlardı.

"Hoş geldin küçük kız," dedi sağ taraftaki ayağa kalkıp bana doğru bir adım atarak. "Ben Ezel."

"Ben de Eray," dedi diğeri de hemen arkasından ekleyerek. "Sonunda tanışabildik."

"Memnun oldum," dedim, ellerimi önümde birleştirip hafifçe başımı eğerek. İstanbul'daki o katı kurallar yine bedenimi ele geçirmişti. "Ben Dünya Su."

"Geçin oturun hadi, üşümüştür kız," dedi Milan abi arkamızdan seslenerek. Masaya geçip oturduk. İkizler sürekli bana bakıyor, yüzümdeki her bir çizgiyi incelemeye çalışıyorlardı. Ama bakışlarında beni rahatsız eden hiçbir şey yoktu. Sadece merak ve sevgi vardı.

Garson masaya yanaştığında Eray neşeyle öne atıldı.

"Bize oradan hemen taze taze hamsi getiriyorsun şefim. Şöyle çıtır çıtır olsun. Karadeniz’e gelip de hamsi yememek olmaz, değil mi Dünya?"

Hamsi kelimesini duyduğum an içimdeki o eski, korku dolu an zihnime bir ok gibi saplandı.

7 yaşındaydım. Annemin hazırlattığı o balık sofrasında tabağımdakini yemediğim için saçlarımdan tutulup banyoya götürülmüştüm. "Zarafet kurallarına uyacaksın, ne konulursa yiyeceksin!" diye bağırmıştı kulağıma.

Zarafet kuralları balık yemek değildi ama.

Yutkundum. Boğazım kurudu. Bakışlarımı masadaki ahşap desenlere indirdim ve sesimi olabildiğince düz tutmaya çalışarak konuştum.

"Teşekkür ederim Eray bey," dedim kibarca. "Ama ben almayayım."

Eray şaşırarak kaşlarını kaldırdı. "Neden güzelim? Sevmez misin?"

"Benim... Benim balığa karşı alerjim var," dedim fısıltıyla. "Küçüklükten beri hiç yiyemiyorum. Vücudum hemen tepki veriyor."

Masaya bir anlık sessizlik çöktü. Milan abi hemen garsona döndü.

"İptal et hamsiyi. Bize başka neyiniz var et yemeklerinden, onlardan getir. Masaya balık gelmeyecek," dedi sert ve kesin bir sesle.Barçın elini hafifçe omzuma koydu, bu kez geri çekilmedim.

"Kusura bakma küçüğüm, bilsek söyler miydik hiç?" dedi üzüntüyle.

Başımı olumsuz anlamda salladım. "Önemli değil, gerçekten."

"Sorun değil vallahi, canını sıktığın şeye bak abicim," dedi Barçın, elini omzumdan yavaşça çekip neşeyle öne atılarak. Birden ses tonu değişti, o Karadeniz’in o kendine has, sıcak ve dalgalı şivesiyle konuşmaya başladı.

"Ula uşaklar, kızı daha ilk günden darladınız da. Yok hamsi ye, yok balık ye... Kız İstanbullu be, kibar kızdır o. Alerjisi var dediya işte. Garson. Bize oradan hemen sarma getur, kara lahana sarması. Yanına da güzel bir kuymak yap bakayum, peyniri uzasın gitsin tavanın dibine kadar."

Barçın’ın birden bire böyle konuşması, masadaki o gergin ve ciddi havayı bir anda dağıtıverdi. İkizlerden Ezel gülerek kafasına vurdu onun.

"Ula Barçın, kıza şive yapıp durma, anlamayacak şimdi dediklerini," dedi Ezel de benzer bir tonla.

"Neyi anlamayacak be? Anlar o anlar. Karadeniz kanı var amcam onda da, yabancı mıdır sanki?" Barçın bana doğru göz kırptı. "De bakayum Dünya Su, anliysun değil mi beni?"

Yanaklarımın hafifçe ısındığını hissettim ama bu kez utançtan değil, içimde uyanan o garip sıcaklıktandı. İstanbul’daki o buz gibi odalarda, herkesin birbirine yapmacık bir kibarlıkla hitap ettiği sofralardan sonra burası o kadar canlıydı ki...

"Anlıyorum," dedim, dudaklarımın kenarında çok hafif, neredeyse belirsiz bir tebessümle. "Kitaplardan okumuştum biraz."

"Kitaplardan ha?" Eray araya girdi, gözleri parlayarak. "Bak sen bizim fındık kurduna. Okumuş, kültürlü kız. Barçın gibi dağ ayısı değil yani."

"Kim dağ ayısı ula? Ben bu evin en entelektüel adamıyım be. Geçen gün gazete okudum ya oğlum," dedi Barçın, göğsünü kabartarak.

Onların bu tatlı atışması karşısında Milan abi bile dayanamadı, yüzündeki o sert ifade tamamen silindi ve derin bir nefes alıp gülümsedi. Masaya sıcak sıcak gelen yemeklerin dumanı üstündeydi. Önüme konulan kuymak tabağına baktım, tereyağı mis gibi kokuyordu.

"Hadi abicim, ye bakayum. Çatala sar o peyniri, çek yukarıya doğru. Eğer tavana değdiremezsen Karadenizli sayılmıyorsun, ona göre," dedi Barçın, elime çatalı tutuştururken

.Dediğini yaptım. Çatalı batırıp kaldırdığımda sünerek uzayan peynir masada küçük bir neşe tufanı kopardı. İkizler aynı anda "Aha, valla yaptı!" diye gülerken, Milan abi usulca tabağıma sarmalardan koyuyordu.

Hayatımda ilk kez bir sofrada nefesimin kesilmediğini, boğazıma hıçkırıkların dizilmediğini fark ettim.

Annemin "Diyet yap, kilo alma" diyen o zehirli sesi, Barçın’ın neşeli kahkahalarının arasında kaybolup gidiyordu.

Yemeğin sonlarına doğru Barçın çay bardağını eline alıp arkasına yaslandı.

"Eee Dünya Su, anlat bakayum bize. İstanbul'da ne yapardın, günlerin nasıl geçerdi? Merak ediyiz seni."

Soruyla birlikte içimdeki o görünmez duvarlar hafifçe sızladı.

Ne anlatabilirdim ki onlara?

Odama kilitlenip ağladığım geceleri mi, yoksa kırılan ayak bileğimi mi?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

94okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…