Bölümler 21Şu an: 7. Bölüm
- 1 1. Bölüm847 kelime
- 2 2. Bölüm1.046 kelime
- 3 3. Bölüm971 kelime
- 4 4. Bölüm849 kelime
- 5 5. Bölüm888 kelime
- 6 6. Bölüm892 kelime
- 7 7. Bölüm930 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8. Bölüm776 kelime
- 9 9. Bölüm899 kelime
- 10 10. Bölüm1.169 kelime
- 11 11. Bölüm780 kelime
- 12 12. Bölüm797 kelime
- 13 13. Bölüm936 kelime
- 14 14. Bölüm1.021 kelime
- 15 15. Bölüm922 kelime
- 16 16. Bölüm1.181 kelime
- 17 17. Bölüm987 kelime
- 18 18. Bölüm535 kelime
- 19 19. Bölüm1.154 kelime
- 20 20. Bölüm598 kelime
- 21 21. Bölüm846 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ne kadar uyudum bilmiyorum ama uyandığımda rahat bir yataktaydım.
Üzerimdeki yorgan sımsıcaktı ve odanın içi buram buram odun kokuyordu. Gözlerimi yavaşça araladım. Burası dün gece kaldığım o oda değildi. Tavandaki ahşap kirişler daha kalın, duvarlar ise koyu renk kütüklerdendi. Odanın köşesindeki şöminede çıtırdayarak yanan ateş, içeriye loş ve huzurlu bir ışık yayıyordu.
Yatakta hafifçe doğruldum. Üzerimde hâlâ dünkü siyah hoodiem vardı ama ayakkabılarım çıkarılmış, yatağın kenarına düzgünce dizilmişti.
Neredeydim ben?
Dün gece arabada duyduğum konuşmalar bir bir zihnime döküldü. Babam Önder Kılıç ve o kadın... Salonun ortasındaki o mide bulandırıcı sahne... Milan abimin öfkesi ve en son kurduğu o cümle. "Baras abime gideceğiz."
Demek burası o adamın, Baras Alkan'ın eviydi.
Yataktan yavaşça kalktım. Ayaklarımı soğuk ahşap zemine bastığımda içim ürperdi. Adımlarım her zamanki gibi sessiz ve mesafeliydi. Kapıya doğru yürüdüm, kulpu yavaşça indirip koridora çıktım. Ev devasaydı ama çıt çıkmıyordu.
Aşağı kattan gelen kısık sesleri duyunca merdivenlere doğru yöneldim. Trabzanlara tutunarak basamakları birer birer indim. Büyük, taş duvarlı bir salona açıldı merdivenler.
Salondaki geniş koltukta Milan ve Barçın abim oturuyordu. Karşılarında ise, elindeki viski bardağını yavaşça sallayarak ateşi izleyen o adam vardı.
Baras Alkan.
Üzerinde siyah bir gömlek vardı, saçları hafifçe dağılmıştı. O geceki o acımasız katilden eser yok gibiydi ama yaydığı o tehlikeli enerji hâlâ salonun her köşesini kaplıyordu.
"Uyanmış," dedi Baras, arkası dönük olmasına rağmen merdivendeki varlığımı hissetmiş gibi.
Sesi pürüzsüz ve çok sakindi.
Milan ve Barçın hızla arkalarına döndüler. Barçın beni görür görmez hemen ayağa kalktı, yüzündeki o neşeli şiveyle öne atıldı.
"Aha, uyandı bizim fındık kurdu. Günaydın abisinin gülü, iyi uyudun mu bakayum?"
"Günaydın," dedim kısık bir sesle. Bakışlarımı yere indirdim. Bir hanımefendi erkeklerin olduğu bir ortama böyle dağınık girmemeliydi ama başka çarem yoktu. "Rahatsızlık verdiğim için özür dilerim."
"Ne rahatsızlığı güzelim, saçmalama," diyerek yanıma geldi Milan abim. Elini omzuma koydu, saçlarımı okşadı. Sesindeki o dün geceki öfkeden eser kalmamıştı. "Bizim biraz işimiz vardı, seni tek bırakmak istemedik. Baras abimin evi daha güvenliydi."
Yalan söylüyordu. Beni korumak için, o iğrenç sahneyi görmeyeyim diye buraya getirdiklerini biliyordum. Ama sustum. Yine hiçbir şey belli etmedim.
Baras elindeki bardağı masaya bıraktı ve oturduğu yerden kalktı. Boyu Milan abimden bile daha uzundu.
"Tanışalım bakalım kaçak kız. Ben Baras Alkan. En büyük abinim."
Duyduğum kelimeler zihnimde yankılanırken öylece kalakaldım. Bakışlarım önce Baras’ın o buz gibi, sert çehresine, ardından arkasında duran Milan ve Barçın abime kaydı.
En büyük abim mi?
Bu evde sandığımdan daha fazla adam var derken, Barçın gerçekten de haklıydı. Ama dün gece gözünü kırpmadan birinin hayatını elinden alan bu adamın benim abim olması... İçimdeki korkuyu bir anlığına tamamen unutturdu, yerini derin bir şaşkınlığa bıraktı.
"En büyük abim mi?" diye fısıldadım, sesimin dışarı çıkmasına zor izin vererek.
Baras hafifçe başını salladı. "Evet küçük. Ama ilk önce gözlerime bak. O güzel gözlerini benden alma."
Zorlukla da olsa başımı kaldırdım. Zifiri karanlık, dipdiri ve ne hissettiğini asla açık etmeyen gözlerine baktım. Tam o gözlerin içinde, dün geceki o dehşet anı tekrar canlandı.
Silah vardı.
Onun ellerindeydi o silah.
Gözünü kırpmadan bir adamı vurmuştu. İstanbul'da, sırf onun sokağından geçtim diye bana el kaldıran, o narin asalet maskemin altında canımı yakan o adamı, dün gece çamurların içinde diz çöktürmüştü.
Ve tek bir kurşunla hayatını elinden almıştı.
İçim ürperdi. Bacaklarımın yeniden titremeye başladığını hissettim.
Bu adam kimdi?
Benim abim olduğunu söyleyen Baras Alkan aslında kimdi?
Bir katil mi, bir kurtarıcı mı, yoksa bu dağların arkasındaki o karanlık dünyanın ta kendisi mi?
"Benden korkuyorsun," dedi Baras, sesindeki o mutlak sakinliği bozmadan. Gözlerini bir an bile gözlerimden ayırmıyordu.
"Biraz... Ama çok değil." Dedim onu kırmamak adına.
Duygularımı gizlemek benim hayatta kalma biçimimdi.
Baras bu cevabım üzerine derin bir nefes aldı. Yüzündeki o taş gibi sert ifade aniden dağıldı. Gözlerinde ilk defa dün geceki adamdan çok farklı, neredeyse şefkatli bir ışık parıldadı.
"Dürüstlüğünü sevdim küçük kaçak," dedi, sesindeki o buzlar erirken. "Ama benden zerre kadar bile korkmanı istemiyorum. Ben dışarıdaki dünyaya canavar olabilirim. Ama sana sadece abiyim."
Barçın hemen yanımızda bitiverdi, neşeyle omzuma dokundu. "Uyy, duydun mu fındık kurdu? Baras abim koskoca Karadeniz'de bir tek sana yumuşadı da. Biz bir kelime yanlış etsek kafamıza sıkar, sana gelince 'küçük kaçak' oldun."
"Barçın, amma boş yaptın abim sabah sabah. Geç masaya," diyerek gülümsedi Milan abim.
Masaya geçtiğimizde sofranın zenginliği gözümü kamaştırdı. Sıcak sıcak tüten pideler, kuymaklar, çeşit çeşit peynirler ve reçeller vardı. Ben her zamanki zarafet kurallarımla, tabağın kenarından küçük bir parça peynir alıp sessizce çiğnemeye başladım. Leyla'nın "Yemeği kibar ye, manken gibi ol" sözleri zihnimde çınlıyordu.
Baras tabağıma baktı, sonra kendi eliyle büyük bir parça kıymalı pideyi tabağımın tam ortasına bıraktı.
"O kuş kadar peynirle doyulmaz Dünya," dedi kesin bir dille. "Benim soframda o tabak bitecek."
"Ama ben..." diye mırıldandım, çekinerek. "Fazla yiyemem."
"Yersin, yersin," dedi Barçın ağzı dolu dolu konuşurken. Şivesi yine tavan yapmıştı. "Buraya bakayum bana, Karadeniz’in havası adamı acıktırır. Ye da, can feda o pideye. Hem bak, Milan abim de sana sarma sakladı dünden."
Milan abi ciddiyetle başını salladı. "Ye abicim, çekinme. Burada kimse seni yargılamaz."
Hayatımda ilk kez bir sofrada baskı altında hissetmiyordum. Evet, Baras yemem konusunda sertti ama bu sertliğin arkasında beni aç bırakmak isteyen değil, aksine beni beslemek, iyileştirmek isteyen bir güç vardı.
Tam çayımdan bir yudum almıştım ki, dışarıdan büyük bir araba gürültüsü duyuldu. Çakıl taşlarının ezilme sesi ve ardından sert bir fren...
Salondaki tüm abilerimin bakışları aynı anda kapıya döndü. Baras’ın yüzü saliseler içinde eski o karanlık, tehlikeli haline büründü. Elindeki çatalı yavaşça masaya bıraktı.
"Gelmeyecekti," dedi Milan abi, dişlerinin arasından tıslayarak. "Buraya gelmeye cesaret edemez demiştim."
Barçın’ın yüzündeki o neşeli ifade tamamen silindi. "Önder Kılıç..." diye mırıldandı.
Babam gelmişti.
İçimde büyük bir korku dalgası daha büyümeye başladı. Dün gece o kadından sonra, şimdi babamla burada, Baras’ın evinde karşı karşıya gelecektik.
Bölüm etkileşimi
