Karadeniz Kızı/ Gerçek Ailem kitap kapağı

16. bölüm / 21

16. Bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 21Şu an: 16. Bölüm

Gözlerimi açtığımda odadaki o keskin, dondurucu ilaç kokusu ciğerlerime doldu ama bu kez nefes alamadım. Göğsümün tam ortasında, kaburgalarımı etimden ayırmak isteyen o amansız bıçak hala oradaydı. Damarlarımdan içeri tonlarca sakinleştirici akıttıklarını hissediyordum; vücudum bir çuval gibi ağırlaşmış, zihnim uyuşmuştu. Ama kalbime saplanan o vahşi sızı, o kimyasal uykulara bile meydan okuyordu. Geçmiyordu. Canım öyle çok yanıyordu ki, hafifçe kıpırdanıp sol tarafıma dönmek istedim.

O an bileklerimde sert bir direnç hissettim.

Kollarımı hareket ettiremiyordum. Bakışlarımı yavaşça aşağıya indirdiğimde, ellerimin beyaz gazlı bezlerle hastane yatağının demir korkuluklarına sımsıkı bağlanmış olduğunu gördüm. Ani bir hareket yapıp kalbimi daha fazla zorlamayayım diye beni bu yatağa kilitlemişlerdi. Kendimi bir kez daha korumasız, bir kez daha bir kafesin içinde hissettim. Gözlerimden akan o sıcak yaşlar kulaklarıma doğru süzüldü.

"Dünya? Uyanmış... Milan abi, uyanmış bal peteği."

Sağ tarafımdan gelen bu titrek ses Barçın’a aitti. Başımı hafifçe çevirdiğimde, yatağımın etrafında adeta sarsılmaz bir etten duvar gibi dizilen abilerimi gördüm. Barçın yatağın kenarına diz çökmüş, ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüştü. Sol tarafımda Milan abi duruyordu; kollarını göğsünde bağlamıştı ama o güçlü omuzları ilk kez çökmüş, dudakları acıyla yukarı kıvrılmıştı. Yatağın ayak ucunda ise ikizler, Ezel ve Eray yan yana duruyorlardı. Ezel çenesini sıkmaktan yüzündeki kemikleri belirginleştirmişti, Eray ise bana bakmamak için gözlerini odanın köşesindeki serum askısına dikmişti.

Hepsi buradaydı. Malikanede bana o ağır kuralları dayatan, canımı yakan o insanlara karşı beni koruyan herkes başımdaydı.

Ama biri eksikti.

Odanın her köşesine, kapının eşiğine, pencerelerin önüne baktım. O devasa gövdesiyle odayı dolduran, ne zaman arkama dönsem sarsılmaz bir çınar gibi dikilen o adam yoktu. Baras abim yoktu. Baş ucumdaki sandalye boştu.

"Abi..." diyebildim, sesim boğazımdaki o kuruluk yüzünden sadece bir nefes gibi çıktı. Bileklerimi hafifçe sarsarak bağları gösterdim. "Baras... Baras abim nerede?"

Milan abi derin bir nefes alıp yatağa doğru bir adım attı. Eğilip saçlarımı okşarken elinin buz gibi olduğunu hissettim. "Burada abicim, gitmedi. Kapının önünde, doktorlarla konuşuyor," dedi. Sesini dik ve güçlü tutmaya çalışıyordu ama gözlerindeki o çaresiz yıkımı gizleyemiyordu.

"Beni... neden bağladılar?" diye fısıldadım, göğsümdeki sızı anlık bir dalgayla yeniden vururken. Dişlerimi birbirine bastırdım. "Çok acıyor Milan abi. Kalbim çok acıyor."

Barçın hıçkırığını tutamayarak başını yatağın çarşafına gömdü. "Kurban olayım sana, canını acıtmamak için bağladılar da... Ani bir hareket etmeyesin, o güzel kalbin daha fazla yorulmasın diye," diye mırıldandı ağlayarak.

Ezel ayak ucundan öne atıldı, yatağın demirine tutundu. "Dünya Su, bana bak güzelim. Sakın korkma, tamam mı? Biz buradayız. Hepimiz senin yanındayız," dedi ama sesi titriyordu. Eray ise daha fazla dayanamayarak arkasını döndü ve yüzünü duvara kapattı.

Onların bu halini gördüğümde, göğsümdeki ağrıdan daha büyük bir sızı yerleşti içime. Leyla yine haklıydı galiba. Ben yine birilerine yük olmuştum. Benim yüzümden bu güçlü, bu tehlikeli adamlar hastane koridorlarında çocuk gibi ağlıyordu.

Gözlerimi odanın yarı açık kapısına diktim. Orada, buzlu camın arkasında Baras’ın o devasa gölgesini aradım. Bana "Bu çiçek solana kadar bekle, çiçek solmadan seni alacağım" diyen o adam, şimdi neden gelip elimi tutmuyordu? Neden beni bu yatağın bağlarından kurtarmıyordu?

Galiba bu kez solan çiçek değil, bendim. Canı hala üzerindeydi gülün. Ama benim canım, yavaş yavaş beni terk ediyordu.

İçimden geçen bu acı düşünceyle birlikte, gözümden süzülen son yaş damlası kulağıma doğru akıp çarşafta kayboldu. Kollarımı sımsıkı tutan o beyaz bezler canımı yakmıyordu ama beni bağladıkları bu yatak, İstanbul’daki o soğuk banyo zemininden çok daha çaresiz hissettiriyordu. Karadeniz’in dağlarını, buz gibi akan o şelaleyi, Barçın’ın neşeli şivesini ne kadar çabuk kaybetmiştim... Hepsi birer masaldı ve benim masallarım, her zaman olduğu gibi yine çok kısa sürmüştü.

"Su..." diye mırıldandı Ezel. Sesi o kadar kısık çıkmıştı ki, sanki kendi kurduğu cümleden bile korkuyordu. Yatağın ayak ucundan yanıma doğru yaklaştı, yavaşça eğildi. "Bize öyle bakma güzelim. Buradayız biz. Bak, Milan abi burada, Barçın burada... Seni bırakmayız."

"Nefes..." diyebildim sadece. Dudaklarım birbirine yapışıyordu. "Nefes alamıyorum Milan abi. Göğsüm... göğsüm çok dar."

Milan abi kollarını çözdü. O sert, tavizsiz adamın yüzü adeta iki gün içinde on yaş yaşlanmış gibi duruyordu. Yanıma gelip yatağın kenarına oturdu. Buz gibi elleriyle saçlarımı alnımdan geriye doğru itti. "Zorlama kendini abicim," dedi, sesi çatallanarak. "Doktorlar ilaç veriyor. Geçecek bu ağrı, tamam mı? Sadece sakin ol."

"Baras..." dedim tekrar. Gözlerim hala o yarı açık kapıdaydı. Eğer o kapıdan içeri girerse, o devasa gövdesiyle yatağın başucuna dikilirse, göğsümdeki bu amansız sancıyı tek bir bakışıyla söküp alacakmış gibi geliyordu. "Bana kızdı mı? Ona yalan söylediğim için... canımın acısını sakladığım için mi gelmiyor?"

"Uyy, kurban olayım senin o temiz kalbine da." dedi Barçın, başını çarşaftan kaldırarak. Gözleri şişmiş, yüzü kıpkırmızı olmuştu. "Abim sana kızar mı hiç? O kapının önünde... o senin için..." Cümlesini tamamlayamadı. Hıçkırığı boğazına kaçınca elini ağzına bastırıp odanın köşesine doğru kaçtı.

Milan abime baktım. Gözlerim dolmuştu.

"Senin için ne? Bana ne oluyor abi?"

Sorduğum bu soru, odanın içindeki o ağır sakinleştirici kokusunu bile bastıracak kadar keskin bir sessizliğe sebep oldu. Milan abimin saçlarımı okşayan o buz gibi eli, sorumla birlikte havada asılı kaldı. Hayatım boyunca kimseden korkmayan, dağ gibi dik duran o adamın göz bebeklerinin titrediğini gördüm. Dudaklarını birbirine bastırdı, çenesi öyle bir kasıldı ki yüzündeki yaralar gerildi.

"Bir şey olduğu yok güzelim," dedi Milan abi. Sesi o kadar derinden ve zoraki geliyordu ki, kelimeler boğazına batıyor gibiydi. "Sadece biraz yoruldu o küçük kalbin. Yaşadığın şeyler kolay değildi. Hepsi üst üste geldi. Şimdi dinleniyorsun işte."

"Yalan söylüyorsun," diye fısıldadım. Bileklerimi yatağın demirlerine bağlayan o beyaz bezleri hafifçe sarsarak gözlerinin içine baktım. "Eğer sadece yorulsaydım beni bu yatağa böyle kilitlemezdiniz. Barçın köşede çocuk gibi ağlamazdı. Eray yüzünü duvara dönmezdi... Bana doğruyu söyle abi. Leyla doğru mu söyledi? Ben... ben gidici miyim?"

"Dünya! Kes sesini."

Kapının eşiğinden yükselen o gür, o yırtıcı ses odadaki tüm havayı dağıttı. Başımı hızla o tarafa çevirdim. Baras abim, kapının kasasını dolduran o devasa gövdesiyle içeri adım atmıştı. Gözleri zifiri bir karanlığa bürünmüştü ama o karanlığın arkasında, hayatımda ilk kez gördüğüm bir darmadağınıklık vardı.

Gömleğinin yakasını açmış, nefes almakta zorlanıyor gibiydi. Adımları her zamanki o sarsılmaz gücünde değildi; sanki buraya gelene kadar o da benimle birlikte yüz kez ölmüş gibiydi.

Hızla yatağın kenarına geldi. Milan abi yavaşça ayağa kalkıp kenara çekilirken, Baras abim baş ucumdaki boş sandalyeye değil, doğrudan yatağın kenarına, tam yanıma oturdu. Elindeki o şeffaf poşetin içinde duran pembe gülü komodinin üzerine bıraktı.

Hiç durmadan, gözlerimin içine baka baka elini uzattı ve bileklerimi yatağa bağlayan o beyaz gazlı bezleri tek bir hamlede kördüğümlerinden çözüp fırlattı.

"Kimse seni bu yatağa bağlayamaz," dedi dişlerinin arasından, sesi titreyerek. "Benden izinsiz senin canını kimse acıtamaz. Kimsenin yalanına da, kuralına da inanma güzelim. Leyla kim ulan? O şerefsizler kim? Abin burada diyorum sana. Ben buradayken ölüm bile bu odaya girmeye cesaret edemez."

Bağlardan kurtulan ellerimi yavaşça kaldırdım. Parmaklarım titreyerek onun o nasırlı, kocaman eline uzandı. Baras abim, benim o küçücük ellerimi iki avucunun arasına aldı, dudaklarına götürüp sımsıkı öptü.

O an, yanağıma damlayan o sıcaklığın onun gözyaşı olduğunu bir kez daha hissettim.

"Abi..." dedim, göğsümdeki o bıçak yerinden oynarken acıyla inleyerek. "Korkuyorum. Kalbim yerinden çıkacak gibi vuruyor göğsüme. Canım çok yanıyor."

Baras abim eğildi, o devasa gövdesiyle beni sarmalayıp başımı göğsüne yasladı. Kulağım tam kalbinin üzerine geldi. Onun kalbi de benimki gibi çılgın bir ritimle, adeta göğüs kafesini parçalamak istercesine çarpıyordu.

"Korkma abisinin güzeli," diye fısıldadı saçlarımın arasına. "O canını yakan taşı göğsünden söküp alacağım. Gerekirse o kalbi kendi ellerimle iyileştireceğim."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

54okunma 4beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…