Karadeniz Kızı/ Gerçek Ailem kitap kapağı

20. bölüm / 21

20. Bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 21Şu an: 20. Bölüm

Yıllar önce

Dünya Su 9 yaşında

Dokuz yaşındaydım.

Dünyanın en ağır, en dondurucu taşının bir çocuğun göğsüne nasıl yerleştirildiğini ilk kez o gün öğrendim. İstanbul’un o yüksek duvarlı, soğuk ve ruhsuz malikanesinde, zaman benim için korkudan ibaretti.

Sadece acı vardı. Ve o acının başrolünde, isminin asilliğinin arkasına sığınmış zalim bir kadın duruyordu: Leyla.

O gün, malikanenin büyük salonundaki o devasa aynanın karşısında saçlarımı tarıyordu. Canımı acıta acıta, her fırça darbesinde kafa derimi yüzmek ister gibi asılıyordu saçlarıma. Aynadaki yansımama bakıyordum; yüzüm kireç gibiydi, gözlerim korkudan büyümüştü. Ama içimde, dokuz yaşındaki bir çocuğun asla bastıramayacağı o en saf, o en masum özlem çırpınıyordu. Bir anne şefkatine, bir anne sıcaklığına öyle muhtaçtım ki…

Fırçayı sertçe kafama bastırdığında acıyla inledim. Dudaklarımdan o yasak, o korkunç kelime dökülüverdi. İçimdeki o küçük kız çocuğunun saflığıyla, tamamen korumasızca mırıldandım:

"Acıyor… Anne, lütfen yavaş tara, canım çok acıyor."

O an, odadaki zaman tamamen dondu. Saçımdaki fırçanın baskısı birden durdu ama bu bir merhamet duruşu değildi; fırtınadan önceki o tekinsiz sessizlikti. Aynadan Leyla’nın yüzüne baktım. O asil, o kusursuz maskesi saniyeler içinde paramparça oldu. Göz bebekleri nefretle, tiksintiyle büyüdü. Dudakları öfkeden yukarı doğru kıvrıldı.

"Sen…" dedi, sesi adeta dondurucu bir kuyu asidi gibi döküldü üzerime. "Sen az önce bana ne dedin?"

Korkudan soluğum kesildi, parmaklarım bembeyaz tül elbisemin eteklerine gömüldü. "Ben… Ben özür dilerim," diye kekeledim, sesim titreyerek. "Ağzımdan kaçtı, yemin ederim istemeden oldu."

"Bana bak." O kibar, o aristokrat kadın gitmiş, yerine bir canavar gelmişti. Fırçayı elinden fırlattı; metal fırça büyük bir gürültüyle parkeye düşüp yankılandı. Saçlarımı tam kökünden kavradığı gibi beni oturduğum sandalyeden yere fırlattı. Dizlerim o sert zemine çarptığında canımın acısından çığlık attım.

"Sen kimsin de bana anne diyorsun?!" diye bağırdı, üzerime doğru eğilerek. O sivri, upuzun tırnaklarıyla çenemi öyle bir sıktı ki, etimin delindiğini hissettim. Yüzümü yüzüne yaklaştırdı. "Ben senin gibi bir lanetin, senin gibi sokak köşesinden toplanmış bir pisliliğin annesi falan değilim! Sen bu eve sadece bir yük, bir cezasın! Sen benim soyadımı, benim havamı kirleten bir lekesin!"

"Özür dilerim… Anne demem bir daha, valla demem!" diye yalvardım. Göz yaşlarım yanaklarımdan süzülüp onun çenemi sıkan ellerine damlıyordu.

Ama bu gözyaşları onun içindeki o vahşi canavarı daha da besledi. "Sana asilliğin ilk kuralını öğretemedim galiba," dedi dişlerinin arasından. "Ağlamayacaksın! Ve haddini bileceksin. Madem o pis ağzınla kutsal bir kelimeyi kirlettin, o zaman cezasını da çekeceksin."

Saçlarımdan tutarak beni o şatafatlı salonun zemininde bir çuval gibi sürüklemeye başladı. "Bırak, lütfen bırak!" diye hıçkırarak yalvarıyordum, ellerimle onun bileklerini tutmaya çalışıyordum ama dokuz yaşındaki gücüm ona yetmiyordu. Beni koridorlardan geçirdi, o parıltılı odaların arkasındaki o dondurucu, o karanlık bodrum katının merdivenlerine doğru fırlattı.

Merdivenlerden yuvarlanırken sırtım, kollarım o sert basamaklara çarptı. Bodrumun o rutubetli, loş ışıklı zeminine kapaklandığımda nefesim kesilmişti. Göğsümün tam ortasında, yıllar sonra ameliyat masasına yatmama sebep olacak o ilk ince sızı, o ilk ritim bozukluğu belirdi. Kalbim göğüs kafesimi parçalamak ister gibi çılgınca vurmaya başladı.

Leyla merdivenlerin başından bana doğru baktı. Gözlerinde zerre kadar acıma yoktu.

"Bu gece burada, bu karanlıkta kalacaksın," dedi buz gibi bir sesle. "O ağzından çıkan her bir kelimenin, o hadsizliğinin bedeli bu. Temiz havayı hak etmiyorsun. O anne kelimesini bir daha ağzına alırsan, seni bu banyonun zeminine gömerim, kimse de bulamaz seni."

"Anne… pardon, Leyla Hanım… Karanlık… Çok korkuyorum, kalbim acıyor." diye bağırdım merdivenlerin dibinden. Kollarımı kendime sararak büzüldüm.

"Acısın," dedi ve yukarıdaki o ağır metal kapıyı üzerime büyük bir gürültüyle kapattı. Kilit sesleri koridorda yankılandı. Tak. Tak. Tak.

Karanlık beni yuttu.

Rutubetli, dondurucu soğuk kemiklerime işlerken, dokuz yaşındaki Dünya Su o köşede küçücük kaldı.

Göğsümü tuttum, nefes alamıyordum.

Duvarlar üzerime geliyordu.

Hayatımda ilk kez o gün anladım; sevgisizlik bir insanı yavaş yavaş öldüren en sinsi hastalıktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

72okunma 4beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…