Bölümler 21Şu an: 3. Bölüm
- 1 1. Bölüm847 kelime
- 2 2. Bölüm1.046 kelime
- 3 3. Bölüm971 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4. Bölüm849 kelime
- 5 5. Bölüm888 kelime
- 6 6. Bölüm892 kelime
- 7 7. Bölüm930 kelime
- 8 8. Bölüm776 kelime
- 9 9. Bölüm899 kelime
- 10 10. Bölüm1.169 kelime
- 11 11. Bölüm780 kelime
- 12 12. Bölüm797 kelime
- 13 13. Bölüm936 kelime
- 14 14. Bölüm1.021 kelime
- 15 15. Bölüm922 kelime
- 16 16. Bölüm1.181 kelime
- 17 17. Bölüm987 kelime
- 18 18. Bölüm535 kelime
- 19 19. Bölüm1.154 kelime
- 20 20. Bölüm598 kelime
- 21 21. Bölüm846 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ben Dünya.
Hiçbir dünyaya sığamadım belki ama kendi dünyama sığmaya çalışıyorum.
Ben Dünya. İsmimi kim vermiş bilmiyorum ama ismim yüzünden dışlandığım çok olmuştu... İyi ki de bu isme sahiptim. Dışımdan hiçkimse ismimi sevmese de, içim öyle demiyordu.
Sev diyordu bana.
Bırak herkes nefret etsin, ama sen sev.
Varsın herkes senden iğrensin, sen sev.
Saat 3:46'ydı.
Bense bilmediğim Karadeniz yollarında yürüyordum.
Kabus görmüştüm, nefes darlığım başladığı için dört duvarın beni sıktığını hissetmiştim.
Hangi çocuk kabusta annesi görürdü ki?
Zaten herkes uyuyordu, dışarı çıkmak benim için sorun olmazdı. Annem ondan izinsiz dışarı çıkmama asla izin vermezdi.
Ayaklarıma kaynar su dökerdi de dışarı çıkmama izin vermezdi.
Yağmur yağıyordu.
Yağmurları severdim, insanları değil.
Etrafta bulutlara değen devasa dağlar olduğu için yol oldukça ürkütücü görünüyordu. Büyük ağaçlar her esen rüzgarla birlikte sallanıyordu. Gökyüzünden ayın ışığı yürüdüğüm taşlı yola düştüğü için yürümek zor değildi.
Üzerimde sadece siyah bir hoodie vardı. Üşümüyordum. Annem yüzünden o kadar sıcağa alıştım ki, kemiklerime kadar soğuğu hissetmek istiyorum bazen.
Yürüdüm. Aklım o kadar doludu ki nereye gittiğimi bilmeden yürüdüm. Ayaklarımın götürdüğü yere kadar yürüdüm.
Uzun saçlarım ıslanmış tenime değiyordu. Umursamadım. Kolay hasta olmazdım zaten.
Dilimin ucuna gelen şarkıyla yolda yürümeye devam ettim. Normalde kimsenin yanında düzgün cümle bile kuramam. Hep susarım.
Yanımda kimse bulunmadığı için ve ya buradaki evler karanlığa büründüğü için şarkıyı mırıldanmaya başladım.
"Beni sevmezsen,
Yağmurları sev.
Bulutlar ağlasın,
Sen gül güneş doğsun yeniden."
Kısa bir nefeslenip tekrardan devam ettim.
"Gidiyorum gözüm yaşlı,
Hatıran har yüreğime.
Sen sev yağmurları,
Yağmurlar yağsın yüzüme."
Çok iyi, hoş, güzel, muhteşemde.
Ben neredeyim?
Arkama dönüp baktım. Ormanlık.
Önüme baktım. Upuzun çaya doğru inen bir patika.
Soluma bir de sağıma kaydı ürkek bakışlarım. Solumdan gelen ışık, sağımdan gelen kurt sesi vardı.
Işık olan tarafa gitsem... Bir şey olur muydu? Yoksa ben mi fazla paranoyak oldum?
Kahretsin! Kaybolmayın tam da sırasıydı.
Yağmurlardan önümü tam göremiyordum ama sol tarafa gitmeyi seçtim. Sağ tarafta kurt, çakal sesleri geliyordu.
Ve evet. Ben kumar oynadım ve o tarafa gitmeye başladım.
Gittim. Gördüklerimin gerçek olamaması için dua ettim. Uzağımda beyaz ışığın tam altına çökmüş dört kişi ve başlarında duran bir adam vardı.
Elinde?
Elinde bir silah vardı?
Silah?
Silah!
Midemin bulandığını gözlerimdeki yaşların, yağmur damlalarına karıştığını hissettim. Bacaklarım titredi. Nefesim hızlandı.
Burada ne oluyordu?
Keşke kurt uluyan tarafa gitseydim, daha acısız bir ölüm olurdu.
Ne yapacaktım?
Merhaba ben hiçbir şey görmedim, siz devam edin mi diyecektim?
Hayır!
Bana zarar vermemeleri için onlara ne söyleye bilirdim?
Bilmiyordum.
Harika, onlarca derdim yokmuş gibi bir de bu başıma çıkmıştı.
"Onun yanında ne işin vardı? Ona ne hakla elini kaldırırsın?" Sırtı bana dönük olan adamın sesinin aniden yükselmesiyle irkildim. Sesi fazlasıyla sertti. Sesinin tonu adete, bana yaklaşmayın diye bağırıyordu.
Gözümün önü karardı.
Dizlerinin üzerine çöken adam ona ait bir sokakta yürüdüm diye bana el kaldıran adamdı.
Ve şimdi diz çökmüştü.
"Bilmiyordum abi, yemin ederim o kızın senin için değerli olacağını bilmiyordum. Affet abi, bir daha olmayacak. Asla abi bir daha o kıza dokunmayacağım."
Yağmurun şiddeti arttıkça, korkum da arttı.
Elimi koyacak bir yer aradım.
"Abini sikeyim Şerif. Bir kıza elini kaldırmadan önce iki kez düşüneceksin. Yoksa bu elleri kurtlara yem ederim."
Yanındaki siyah giymiş korumalar, ellerini önünde birleştirmiş, başları eğik duruyordular. Hepsi birer robot gibiydi.
Ruhsuz, cansız, soğuk.
Geri geri emeklemeye çalıştı ama çamur ve korku uzuvlarını kilitlemişti.
"Abi yapma! Kurban olayım abi! Söz verdim, şehri terk ederim!"
"Benim değerlimin ise canını yakmayacaktın. Ve ben kindar bir adamım Şerif. Bir kez hata yapan, yine yapar. Ve unutma Baras Alkan affetmez."
Titremeye başladım.
"Duydun mu beni?" Diye bağırdı karşısında duran adama. Şerif kedi gibi başını sallamaya başladı.
Arkama dönüp kaçmak istedim. Nefesim kesilene kadar, durmadan koşmak istedim.
Ben neyin içine düşmüştüm böyle?
Adam elindeki silahla düşünmeden adamın kafasına sıktı.
Çığlık attım.
Ormanlık alanda bir tek benim çığlığım ve silah sesi yankılandı.
Kulaklarımı kapatarak koşmaya başladım.
Ağaçların arasından geçtim, düştüm ama ayağa kalkarak tekrar koşmaya başladım.
Durursam kötü olurdu. Nefesim kesiliyordu ama durmadım. Koştum.
Aniden kolumu tutan elle bir daha korkudan çığlık attım.
Geri dönüp baktığımda o adamdı.
"Korkma. Gel seni evine bırakayım." Dedi. Sesi birkaç dakika öncesine rağmen şimdi yumuşaktı.
"Dokunmayın bana beyefendi. İstemiyorum sizinle eve gitmek." Korkuyla kolumu onun elinden kurtardım.
"Söz veriyorum sana birşey yapmam ben. Bu saatte daha da kaybolursun."
Başımı bir kez daha olumsuz şekilde salladım.
"Silahın var."
"Yok."
"Yalan söyleme. Adam vurdun."
"Korkma Dünya, yedi cihan ayağıma gelse de namlumun ucu bir tek sana dönmez."
...
Sabahı zor etmiştim. Dün gece Baras isimli adam beni eve kadar getirmişti. Peşinden de siyah arabalar onu takip etmişti. Tehlikeli biriydi anlaşılan.
Kendimi su dolu çukura düşmüş gibi hissediyordum. Boğuluyordum, çıkmaya çalışıyordum ama su beni yutuyordu. Çırpındıkça daha çok dibe batıyordum. Nefes almak lüks, yüzeye çıkmak imkansız gibiydi. Etrafımdaki sesler uğultuya dönüştü. Işık gitgide yok oldu denilecek kadar azaldı hayatımda.
Dün gece o adamla olan kısa konuşmam geldi aklıma.
"Teşekkür ederim beyefendi."
"Etme. Benimde senin gibi küçük, kaçak bir kardeşim var."
"Kardeşiniz çok şanslı olmalı."
"Öyle."
Derin bir nefes alıp yanımda oturan kıvırcık abime baktım. Gözlerim uykusuzluktan kapanıyordu ama onunla konuşmak istiyordum.
İsmini bile bilmiyordum.
"Size bir soru sora bilir miyim?" Dedim özlerinin içine bakarak. Milan abinin gözlerine bakamıyordum çünkü çok soğuk bakıyordu. Hevesle başını salladı, sanki yıllardır bu anı bekliyordu.
"Sor bakalım küçük,"
"İsmin ne?"
"Haa," dedi aydınlanmış gibi.
"Ben sana kendimi tanıtmayı unuttum."
Sol elini sıkmam için öne uzattı.
"Ben Barçın Kılıç. 23 yaşındayım. Böğürtlene bayılırım ama Milan abimin alerjisi var. En favori abin oluyorum, saçlarıma dokunulmasını sevmem ama sen istediğin an hiç sormadan dokuna bilirsin."
Elini tuttum hafif bir tebessüm ederek.
"Memnun oldum Barçın, bende Dünya Su."
"Kız, senin ikinci ismin mi var?" Dedi şaşırarak.
Başımı salladım elimi elinden çekerken. Gereksiz temaslardan nefret ederdim. Kolay kolay nefret etmezdim. Bir kez nefret ederdim. İkinci kez şans vermezdim.
"Evet ikinci ismim Su."
"Dünya Su... Ne güzel."
Dünya ve Su.
Yan yana gelince kulağa garip değil, aksine tamamlanmış bir cümle gibi geliyordu.
Sanki biri diğerinin eksikliğini kapatıyordu.
Dünya susuz yaşayamazdı.
Su da dünyasız var olamazdı.
Bölüm etkileşimi
