Bölümler 21Şu an: 4. Bölüm
- 1 1. Bölüm847 kelime
- 2 2. Bölüm1.046 kelime
- 3 3. Bölüm971 kelime
- 4 4. Bölüm849 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5. Bölüm888 kelime
- 6 6. Bölüm892 kelime
- 7 7. Bölüm930 kelime
- 8 8. Bölüm776 kelime
- 9 9. Bölüm899 kelime
- 10 10. Bölüm1.169 kelime
- 11 11. Bölüm780 kelime
- 12 12. Bölüm797 kelime
- 13 13. Bölüm936 kelime
- 14 14. Bölüm1.021 kelime
- 15 15. Bölüm922 kelime
- 16 16. Bölüm1.181 kelime
- 17 17. Bölüm987 kelime
- 18 18. Bölüm535 kelime
- 19 19. Bölüm1.154 kelime
- 20 20. Bölüm598 kelime
- 21 21. Bölüm846 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Geber, öl Dünya. Sadece büyük bir dertsin. Kızım olmayı hak etmiyorsun."
"Anne özür dilerim. Söz veriyorum bir daha olmayacak."
"Bir şartla özrünü kabul ederim."
"Ne?"
"O topuklu ayakkabılarla ayakların kırılana dek yürüyeceksin. Gece ve ya gündüz. Fark etmez, o ayakkabılar senin ayağından çıkmayacak."
"Söz veriyorum yapacağım."
Yaptım. Annemin oyuncağı oldum. O beni affetsin diye geceleri uyumadım. Ona layık bir kız olmak istedim. Eğer ona layık olursam belki beni sever dedim. Değer verir, saçımı okşar, yanımda olurdu dedim.
Hataydı.
Bunu düşünmem, kendime hayaller biriktirmek en büyük pişmanlıktı.
Sevmedi.
Değer vermedi.
Yanımda olmadı.
Bana el kaldırırken sadece dokundu saçlarıma.
Anneler böyle mi sever?
En son hatırladığım ayak bileğim de çatlak olmasıydı. Özel bir hastanede uyandım. Başımda doktor vardı.
Oysaki ben onu bekliyordum.
Küçük bir vicdan istiyordum ama onda kalp yoktu ki. Yanımda onu istiyordum ama o canımın acısını önemsememişti.
"Günaydın kızım." Diyen Önder beye döndüm.
Babam...
"Günaydın Önder bey." Dedim mesafeli bir ses tonuyla.
"Bu gün seni biriyle tanıştıracağım. Abilerin işte olduğu için evde rahat kaynaşırsınız." Kim diye sorgulamadım. Başımı salladım sadece.
Koltuğun bir kenarına çekildim ve gözlerimi kapattım.
Yorgundum.
Fiziksel olarak değil.
Beynim yorgundu.
Dinlenmek istedi, izin verdim.
Düşünmek istemedim hiçbir şeyi.
Ama olmadı.
Gözlerimi kapıdan gelen ani zil sesiyle açtım. Önder bey gülümseyerek ayağa kalktı ve kapıya doğru gitti. Bende ayaklandım. Gelen her kimse onu koltukta oturarak bekleyemezdim.
Saygısızlık olurdu.
Önder bey kapıyı açınca içeri kahkaha atan bir kadın girdi. Üzerinde kısa kırmızı elbise, siyah topuklu ayakkabı vardı. Sarı dalgalı saçları onu pürüzsüz gösteriyordu. Beyaz teni bakışları üzerine çekiyordu.
Bu kadın kimdi?
"Merhaba tatlım, ben senin üvey annen Elvan Kılıç."
Kılıç?
Üvey anne?
Anne?
Bakışlarım Önder beye döndü. Uzun, heybetli boyuyla Elvan hanımın yanına geldi ve başına öpücük kondurdu.
Bu kadarı fazlaydı.
Bir çocuğun kaç annesi olurdu ki?
Nefes darlığımın tekrar geldiğini hissettim. Suda boğuluyormuş gibi hissettim. Çaresiz hissettim.
Benim annem ölmüştü. Barçın ve Milan abi konuşurken duymuştum.
Benim annem ölmüştü!
Yoktu benim annem!
Anlayın artık!
Önder beyin bakışları bana döndüğünde, Elvan hanımın yüzündeki o yapmacık gülümseme büyüdü.
İçimdeki nefessizlik dalga dalga yayıldı, sanki ciğerlerime hava yerine cam kırıkları doluyordu.
"Tanıştığıma memnun oldum," diyebildim sadece. Sesim bir fısıltıdan farksızdı, boğazımdaki yumruyu yutkunarak eritmeye çalıştım ama nafileydi.
"Ah, ne kadar da tatlı ve uslu bir kız," dedi Elvan hanım rahatça koltuğa otururken.
Önder bey, yani babam, yanıma gelip elini omzuma koydu. Şu an bana kimsenin dokunmasını istemiyordum.
"Elvan hayatımıza yeni katıldı kızım. Sana destek olmak, onun buradaki yokluğunu hissettirmemek istiyor," dedi samimi bir sesle.
Yokluğunu hissettirmemek mi? Onun?
İsmini bile söylemiyordu.
Annemin yokluğu bir uçurumdu ve ben o uçurumdan zaten aşağı atılmıştım.
Bir annenin yokluğu uçsuz bucaksız uçurumdan farksızdı. Solmuş bir çiçekten tekrar canlanmasını isteye bilirsiniz.
Ama imkansızdır.
Bu hayatın yazılmamış bir kanunudur.
Solan bir çiçeğin, yağmurda tekrar canlanması imkansızdı.
Yağmur, toprağa can verebilirdi ama dalından kopup sararmış bir yaprağı asla eski yeşiline döndüremezdi.
Benim ruhum da o dalından kopan yapraklar gibiydi.
Solmuştu.
"Ben... Biraz odamda dinlenebilir miyim? Kendimi pek iyi hissetmiyorum," dedim. Önder beyin yüzünde hafif bir endişe oluştu. Onu rahatlatmak için konuştum.
"Dün gece geç uyuduğum için uykum var Önder bey. Merak etmeyin." Dediğim gibi yanından geçerek odama doğru hızla gitmeye başladım.
Gözlerim yanıyordu ama tek damla akmadı.
Uyumak istiyordum.
Birkaç dakikalığına olsa bile.
Sadece uyumak.
...
"Ne hakla o kadını evime getirirsin baba! Haber bile vermeden nasıl yapa bilirsin? Hiç mi düşünmedin o kızın hislerini, hiç mi? Bu kadar mı düştün sen?"
Aşağı kattan gelen yüksek seslerden yerimde sıçrayarak uyandım. Akşam olmuştu. Terlemiştim.
"Dünya önce bize alışacaktı. Her şey yavaş yavaş olacaktı baba. O kadının benim evime bir daha adımını atmayacak demedim mi ben baba?"
"Milan kes sesini! Karşında arkadaşın yok! Baban var. O ses tonuna dikkat et."
"Yapmayacaktın bunu Önder Kılıç. Sınırı geçmeyecektin. Haddini bilecektin. Eğer kardeşim biraz bile içine kapanırsa, biraz daha susarsa kanım üzerine yemin ederim sürtüğünü bu Karadeniz den kendim atarım! Hatta daha kötüsünü yaparım, beni buna mecbur etme!"
Aşağıdaki bağrışmalar odamın duvarlarında yankılanırken kalbimin göğüs kafesimi delip geçecek gibi çarptığını hissettim.
Yataktan kalktım.
Yüksek ses vardı.
Ses vardı.
Çok ses vardı.
Tekrar yatağa oturdum. Nefes darlığım geliyordu. Gözlerim yeni uyandığım üstelik yataktan hemen kalktığım için karardı. Kulaklarımda yankılanan sesleri daha fazla duymamak için ellerimi kulaklarıma kapattım.
'Yapma Dünya.'
'Bu sen değilsin Dünya.'
'Bu evde değil Dünya.'
'Güçlüsün sen, nelere katlandın.'
'Bunun da üstünden gelirsin.'
'Unut Dünya, geçmişini unut.'
'Nefes alamıyorsun, biliyorum Dünya.'
'Boğazındaki o düğüm canını bıçaktan daha çok yakıyor.'
'Kimse duymuyor diye bağırmaktan vazgeçtin, değil mi?'
'Duvarlar üstüne geliyor, tavan ruhunu eziyor.'
'Sır sır üstüne bindi, taşıyamıyorsun artık bu yükü.'
'Yavaşça yere bırakıyorsun kendini, dizlerin tutmuyor.'
'Gözlerin açık ama karanlıktan başka hiçbir şey görmüyorsun.'
'Tükeniyorsun Dünya, sessizce yok oluyorsun.'
Gözlerimi açtığım. Boğazım kurumuştu. Dağılan saçlarımı yavaşça düzelttim. Yataktan kalktım. Aşağı inmeyecektim. Oraya ait değildim.
Ses vardı. Sesler vardı. Bağırma vardı. Kulaklarımı tıkasam da ruhuma sızan sesler vardı.
Göğsüme sert bir yumruk yemiş gibi hissettim. Kalbim ağrıyordu. Fiziksel bir sızıydı bu; tam göğsümün ortasında, nefesimi kesen, beni iki büklüm eden bir sancı.
Tekrar uzandım yatağa, gözlerimi kapattım. Uyumaya çalıştım.
Uyumak örterdi değil mi?
Uymak insanın içinde çözemediği her derdi, her yarayı örterdi.
Aşağıdaki bağrışmalar yavaş yavaş uğultuya dönüştü, sesler uzaklaştı. Tam zihnimin iplerini bırakıp o derin boşluğa düşecekken, odamın kapısı yavaşça açıldı.
Bölüm etkileşimi
