Karadeniz Kızı/ Gerçek Ailem kitap kapağı

21. bölüm / 21

21. Bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 21Şu an: 21. Bölüm

Ameliyathanenin o dondurucu kapısının önündeki koridorda zaman, doktorun dudaklarından dökülen o tek bir kelimeyle buz kesti. "Yaşıyor" demişti. Ama hemen ardından, beni o tenha köşeye çekip kurduğu o amansız, o lanet olası tıbbi cümleler göğsümün ortasına bir balyoz gibi indi.

"Baras Bey... Kalbi kurtardık ama bıçak darbesinin omuriliğe yaptığı baskı ve ameliyattaki komplikasyon yüzünden sinirler ağır hasar gördü. Dünya Hanım... Belden aşağısını hissedemiyor. Felç kaldı. Şu an narkozun etkisinden çıkıyor, bilinci yerine gelmek üzere. Ama uyandığı an bacaklarını hissedemezse..."

"Kriz geçirir," diye tamamladım doktorun sözünü.

Sesim koridordaki o mekanik cihazların sesinden bile daha ruhsuz, daha düz çıktı. Yüzüm bir heykel kadar katıydı. İçimde bir yerlerde volkanlar patlıyordu, o hastaneyi içindeki herkesle birlikte yakasım vardı ama dışarıdan bakan biri benim sadece buzdan bir duvar olduğumu düşünürdü.

Duygusuz, gaddar Baras.

Yeraltı dünyasını tek bir emriyle titreten o adam. Kardeşimin o narin, ince dikişlerle tutturulmuş kalbi, uyandığı an bacaklarını kıpırdatamadığını fark ederse o travmayı kaldıramazdı. Kendini yok ederdi.

"Evet," dedi doktor yutkunarak. "Şu an bu gerçeği kaldıracak durumda değil. Hem psikolojik, hem de fiziki olarak. Onu bir süre tıbbi olarak uyutmamız, koruyucu komaya almamız gerekiyor. Vücudunun ve kalbinin dinlenmesi lazım."

"Uzatma," dedim buz gibi bir sesle. "Ne gerekiyorsa yapın. O gözlerini açmayacak."

Doktor hızla yoğun bakım odasına doğru yönelirken, ben koridorun ortasında bekleyen kardeşlerime doğru yürüdüm. Adımlarım her zamanki gibi sessiz ve ağırdı. Ceketimin cebindeki ellerim, eklemlerimden sızan kanla sırılsıklamdı ama hissetmiyordum.

Barçın koridorun köşesinde, yere kapaklanmış vaziyette hala hıçkırıyordu. O her zaman mutfakta şarkılar söyleyen, etrafa neşe saçan adam gitmiş, yerine ruhu sökülmüş bir çocuk kalmıştı. Yanına geldim. Önünde yavaşça eğildim. O kimseden emir almayan, yeraltı dünyasının celladı olarak bilinen gövdemle, kardeşimin yanına çöktüm.

Elimi Barçın’ın darmadağın olmuş saçlarına bastırdım. Eğildim, o saçlardan uzunca, derin bir nefes alarak öptüm. Dudaklarımı saçlarının arasından çekerken fısıldadım.

"Ağlama. Çiçeğin yaşıyor. Abin burada. Herkes burda. Dünya'm iyi."

Barçın hıçkırıkları arasında başını kaldırıp yüzüme bakmaya çalışırken ben çoktan ayağa kalkmıştım. Yüzümdeki o sarsılmaz, duygusuz maskeyi yeniden taktım. Arkamı döndüm ve doktorun odasına doğru yürümeye başladım. Milan’ın, Ezel’in ve Eray’ın kan çanağına dönmüş gözleri arkamdan beni takip ediyordu ama hiçbirine tek bir açıklama yapmadım. Şimdi değil.

Doktorun odasının kapısını açtım, içeri girdim ve kapıyı arkamdan ölümcül bir sessizlikle kapattım. Masasının başında elinde enjektörlerle duran adama doğru adımladım. Gözlerim kapkara, dipsiz bir kuyu gibiydi.

"Şimdi," dedim, sesim odayı bir duvar gibi kaplarken. "Bana o kızı bu hale getiren hasarın detaylarını anlatacaksın. Ve ben dışarıda o kızın yollarını kapatan herkesin bacaklarını tek tek kırarken, sen içeride onun yeniden yürümesi için gerekirse canını vereceksin."

"Baras bey... Elimizden gelen herşeyi yaptık. Malesef..." Karşımda yağmurda kalmış serçe gibi titriyordu.

"Tamamla."

Doktorun kelimeleri ağzında tıkandı, boğazı düğümlendi. Karşımda, az önce ameliyathanede Azrail’le kumar oynamış o koca profesör gitmiş, yerine ölüm fermanını imzalamak üzere olan ürkek bir çocuk gelmişti. Yutkundu, masanın üzerindeki epikriz raporunu tutan parmakları zangır zangır titredi. Gözlerini benden kaçırmak için dosyalara gömdü.

"Tamamla," dedim yeniden.

Sesim bu kez daha da alçak, daha da derinden çıktı. Bağırmıyordum. Ben hiçbir zaman bağırmazdım. Benim dünyamda sesini yükseltenler güçsüz olanlardı. Ben sessizce öldürürdüm. Masaya doğru bir adım daha attım, gölgem adamın üzerine bir kâbus gibi çöktü. Eklemlerimden sızan kan masanın şeffaf camına tek bir damla halinde düştü. Tık. Odanın içindeki tek yaşam belirtisi o damlaydı.

"Malesef... Omurilikteki L4 ve L5 sinir köklerinde tam kat kesi var Baras Bey," diye mırıldandı en sonunda, sesi adeta bir fısıltı gibi döküldü. "Bıçak darbesi dar alanda öyle bir hasar bırakmış ki, operasyon sırasında ödemi boşaltsak da... refleks ve duyu kaybı mutlak. Tıbbi olarak... Dünya Hanım bir daha asla adım atamayacak. Solunumunu ve kalbini sabitlemek için onu yüksek doz sedasyonla uyutuyoruz. Uyandığı an hissedeceği o boşluk... O şok, zaten dikiş tutmayan kalbini tamamen durdurur. Bu yüzden... bu yüzden onu günlerce, belki haftalarca bu uykuda tutmak zorundayız. Uyandığında... tekerlekli sandalyeye uyanacak."

Tekerlekli sandalye.

Yüzümdeki tek bir kas bile oynamadı. Gözlerim kapkara, dipsiz bir kuyu gibi sabitti. Ama içimde, o hastaneyi de, o doktorları da, bu şehri de haritadan silecek bir kıyamet koptu. Yeraltı dünyasının kimseden emir almayan, duygusuz celladı Baras, o an kendi içinde ilk kez diz çöktü. Ama bunu kimse görmeyecekti.

"Haftalarca," dedim, düz ve ruhsuz bir tonla. "Onu ne kadar gerekiyorsa o kadar uyutacaksın. O uykudayken canı acımayacak. Kalbi sıkışmayacak."

"Baras Bey, bu kalıcı bir—"

"Kalıcı olan tek şey benim," diyerek sözünü kestim. Masanın üzerine eğildim, yüzümü yüzüne yaklaştırdım. Göz bebeklerimdeki o saf, o amansız ölüm vaadini gördüğünde adamın nefesi kesildi. "Sen içeride onu o uykuda acısız tutacaksın. Dünyanın en iyi nörologlarını, en iyi fizik tedavi uzmanlarını bu odaya yığacaksın. Gerekirse Amerika’dan, gerekirse cehennemin dibinden getireceksin o doktorları. Kardeşim gözlerini açtığında, o bacakları hissedecek. Eğer hissetmezse..."

Duraksadım. Dudaklarım hain, buz gibi bir tebessümle yukarı kıvrıldı.

"Eğer kardeşim bir daha adım atamazsa, bu şehirde yürüyen tek bir canlı insan bırakmam. Başta sen olmak üzere, o kıza bu acıyı yaşatan kim varsa hepsinin bacaklarını kendi ellerimle kırar, o bodrum katlarına gömerim. İşini yap."

Telefonumu cebimden çıkardım. Yeraltı dünyasındaki en sadık adamımın numarasını tuşladım. Koridorda, kardeşlerimin şaşkın bakışları altında telefona doğru fısıldadım. Sesim bir celladın son hükmü gibiydi.

"Leyla’yı alın. O yıllar önce kardeşimi kapattığı bodrum katı neresiyse, onu oraya zincirleyin. Ben gelene kadar nefes alsın, ama yürüyemesin. Geliyorum."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

64okunma 6beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…