Karadeniz Kızı/ Gerçek Ailem kitap kapağı

1. bölüm / 21

1. Bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 21Şu an: 1. Bölüm

"Anne söz veriyorum bir daha sözünden çıkmam. Yemin ediyorum kırmam seni bir daha verme beni onlara."

Ama onun gözlerinde ne bir acıma ne de bir şefkat kırıntısı vardı. Sadece derin, mesafeli bir sessizlik...

"Anne?" Oturduğu yerden sertçe bana döndü.

"Çocukluk etme Dünya. Biz buraya bir tiyatro sahnesi sergilemeye gelmedik. Ağlayıp sızlayarak asaletini lekeleme. Ne ekersen onu biçersin."

Hayran kalınacak bir şekilde gülümsedi ve devam etti.

"Benim kızım olmayı beceremedin."

Yutkundum.

Boğazıma dizilen hıçkırıklar canımı acıttı.

Haklıydı.

Onun gözünde ben hiçbir zaman yeterince kusursuz, yeterince zarif bir evlat olamamıştım. Ama beni yabancılara verecek kadar benden vazgeçtiğine inanmak istemiyordum.

"Tanımıyorum onları anne, yapma ne olur. Korkuyorum."

"Korkma, yanındayım" denmesine muhtaç bir çocuktum.

"Sonuçlar açıklanacak Dünya." dedi, kolunu yavaşça ama kesin bir tavırla ellerimin arasından çekerken. Sesinde en ufak bir titreme, tek bir duygu kırıntısı bile yoktu. "Ve o sonuçlar çıktığı an, herkes ait olduğu yere gidecek. Korkunun bir faydası yok. Artık bu gerçeği kabullenmek zorundasın."

"Ait olduğum yer burası, senin yanın!" diye fısıldadım, gözlerimden akan yaşları artık saklamayarak.

Bana doğru bir adım yaklaştı.

"Şimdi o gözyaşlarını sil. İçerideki insanlara ne kadar aciz olduğunu gösterme."

Nefes alamadığımı hissettim.

"Bir kız çocuğu ağlamaz. Hele ki benim yetiştirdiğim bir kız, başkalarının önünde gözünden tek bir damla yaş bile akıtamaz. Bu acizliği bana da, kendine de yaşatma."

Gözlerim kararıyor, kulaklarım uğulduyordu.

Bu kadın ne söylüyordu Allah aşkına?

Kalbimin sesi kulaklarımda atıyordu.

Tutunacak bir yer aradım ama etrafımdaki her şey, tıpkı hayatım gibi kaygan ve soğuktu.

Beyaz duvarlar üzerime doğru yıkılıyor, hastane koridorunun tavanı hızla daralıyordu. Gücümün tükendiğini, dizlerimin beni daha fazla taşıyamayacağını anladığım o salisede, gözlerimi sıkıca kapattım.

Bilincimi kaybetmek üzereyken, kolumda güçlü ve sımsıcak bir el hissettim.

Beni sertçe ama incitmeden kavrayan bu el, düşmeme izin vermedi.

Ama bilincim beni çoktan terk etmişti.

...

Saçlarımı okşuyan bir el hissettim. Ve birkaç erkek sesi.

"Abi ne kadar tatlı görüyor musun? Adamın yiyesi var ya. Bebek bebek."

Gelen bu neşeli ve samimi ses, kulaklarımdaki uğultuyu yavaş yavaş dağıttı. Göz kapaklarım tonlarca ağırlıktaymış gibiydi, açamıyordum. Ama bilincim yavaş yavaş yerine geldikçe, başımın altındaki yumuşak yastığı ve yüzüme vuran ılık esintiyi hissettim.

"Şşşt, az yavaş ol, uyandıracaksın," dedi daha kalın, daha oturaklı bir başka erkek sesi. Ses tonundaki o korumacı gizem, içimde tarif edemediğim bir güven hissi uyandırdı.

"Ama yalan mı abi? Baksana şuna, kirpikleri bile minicik. İnsan kıyamaz ki buna," diye fısıldadı konuşan ses. Bu kez sesi çok daha yakından, hemen baş ucumdan geliyordu.

"Annem görse hüngür hüngür ağlardı vallahi. Kaç yıldır bu anı bekliyordu."

Ağlardı?

Bekliyordu?

Benim gerçek annem öldü mü?

Gerçek annemin sıcaklığını hiç tadamayacak mıydım?

Gözlerim tekrar dolamaya başlayınca yerimde kırıpırdandım.

Saçlarımı okşayan el bir an duraksadı.

"Abi, kıpırdıyor! Uyanıyor galiba," dedi o genç ve neşeli ses, bu kez telaşla fısıldayarak.

"Şşşt, sakin ol oğlum, korkutma kızı," dedi saçlarımı okşayan o kalın, güven veren sesin sahibi. Hemen ardından bana doğru eğildiğini hissettim. Kokusu yine burnumu doldurdu.

"Dünya? Güzelim, duyuyor musun beni? Kendini zorlama, yavaşça aç gözlerini. Güvendesin."

Kirpiklerimi yavaşça araladım. Hastane odasının parlak ışığı gözlerimi kamaştırırken, baş ucumda bana doğru eğilmiş iki erkek yüzü belirdi.

Bana öyle bir bakıyorlardı ki, hayatım boyunca kimseden görmediğim bir hayranlık ve sahiplenme vardı o gözlerde.

"Siz kimsiniz?"

Bir hanımefendi ne olursa olsun mesafesini korur.

"Özür dilerim beyefendi," dedim, yattığım sedyede kendimi geriye doğru çekmeye çalışarak. Sesimi olabildiğince düz, pürüzsüz ve mesafeli tutmaya çalışıyordum.

"Lütfen aramızdaki sınırları koruyun. Ben sizi tanımıyorum. Ayrıca izniniz olmadan bana dokunmanız hiç etik bir davranış değil."

Saçlarımı okşayan esmer adamın eli havada asılı kaldı.

"Dünya? Biz yabancı değiliz ki abicim. Abiniz senin. Nasıl hissediyorsun kendini hm?"

"Ne oldu bana?"

Kıvırcık saçlı çocuk öne atladı.

"Küçük bir astım krizi sadece."

Astım krizi mi?

Benim daha önce hiç astımım olmamıştı ki. Göğsümdeki o sıkışmanın, nefes alamayışımın sebebi ciğerlerim değil, annemin dudaklarından dökülen o buz gibi kelimelerdi.

Ruhumun boğulduğunu onlara nasıl anlatabilirdim?

Yavaşça yutkundum, boğazımın kuruluğu canımı yaktı. Başımı çevirip bana "abicim" diyen esmer adama baktım. Havada asılı kalan elini yavaşça kendi dizinin üzerine indirmişti ama bakışları hâlâ üzerimdeydi.

"Annemin nerede olduğunu biliyor musunuz?"

İkisi de aynı anda bir birine baktı. Ne diyeceklerini bilmiyormuş gibiydiler.

Sesindeki o sert, öfkeli tınıyı gizlemek ister gibi yutkundu. "Leyla hanım kan örneği verildikten hemen sonra avukatlarımızla görüştü. Testin kesin sonuçlarını beklemedi Dünya. Eşyalarını alıp hastaneden ayrıldı."

"Gitti mi?" diye fısıldadım.

O an içimde bir şeylerin kırıldığını, un ufak olduğunu hissettim.

O çok övündüğü zarafeti, asilliği bu muydu?

Beni yabancı bir odada, tanımadığım insanların arasında tek başıma bırakıp arkasına bile bakmadan gitmiş miydi?

Sözünden çıkmayacağımı, onu bir daha asla kırmayacağımı söylemiştim oysa. Beni onlara vermemesi için yalvarmıştım.

Gözümden bir damla yaş aktı. Sonra bir tane daha. Ellerimi yüzüme kapattım ve sesli bir şekilde ağlamaya başladım.

Erkeğin yanında ağlama Dünya.

Bir kadın asla hıçkıra hıçkıra ağlamaz. Hele ki erkeklerin önünde, acizliğini asla ele vermez.

Gözyaşı zayıflıktır.

Onun sesi beynimde dönerken daha fazla ağladım. Kalbim acıyordu. Başımın üzerinde tanımadığım iki insan vardı.

Tanımadığım abilerim vardı.

Elimin üzerinde büyük bir el hissettim.

Büyük eller ellerimi yüzümden usulca çekti.

"Kapatma o güzel yüzünü abim. Ağla... İstediğin kadar ağla. Canın ne kadar yanıyorsa, hepsinin canını yakacağım. Söz veriyorum Dünya'm. Abi sözü."

Ne mesafeli durabildim, ne de asil bir hanımefendi gibi davranabildim.

Sadece sustum ve ağladım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

169okunma 63beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…