Kaçınılmaz Son kitap kapağı

38. bölüm / 52

Kaçınılmaz Son

OTUZ YEDİNCİ BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: İrem Mumcu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 52Şu an: OTUZ YEDİNCİ BÖLÜM
  1. 1 TANITIM605 kelime
  2. 2 BİRİNCİ BÖLÜM1.977 kelime
  3. 3 İKİNCİ BÖLÜM1.937 kelime
  4. 4 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM2.136 kelime
  5. 5 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM1.799 kelime
  6. 6 BEŞİNCİ BÖLÜM2.185 kelime
  7. 7 ALTINCI BÖLÜM1.943 kelime
  8. 8 YEDİNCİ BÖLÜM1.008 kelime
  9. 9 SEKİZİNCİ BÖLÜM1.810 kelime
  10. 10 DOKUZUNCU BÖLÜM1.687 kelime
  11. 11 ONUNCU BÖLÜM1.347 kelime
  12. 12 ON BİRİNCİ BÖLÜM1.310 kelime
  13. 13 ON İKİNCİ BÖLÜM1.786 kelime
  14. 14 ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM1.554 kelime
  15. 15 ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM2.282 kelime
  16. 16 ON BEŞİNCİ BÖLÜM2.108 kelime
  17. 17 ON ALTINCI BÖLÜM2.637 kelime
  18. 18 ON YEDİNCİ BÖLÜM2.270 kelime
  19. 19 ON SEKİZİNCİ BÖLÜM1.967 kelime
  20. 20 ON DOKUZUNCU BÖLÜM2.212 kelime
  21. 21 YİRMİNCİ BÖLÜM2.264 kelime
  22. 22 YİRMİ BİRİNCİ BÖLÜM2.148 kelime
  23. 23 YİRMİ İKİNCİ BÖLÜM2.200 kelime
  24. 24 YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM2.352 kelime
  25. 25 YİRMİ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM2.649 kelime
  26. 26 YİRMİ BEŞİNCİ BÖLÜM2.482 kelime
  27. 27 YİRMİ ALTINCI BÖLÜM2.036 kelime
  28. 28 YİRMİ YEDİNCİ BÖLÜM3.687 kelime
  29. 29 YİRMİ SEKİZİNCİ BÖLÜM3.113 kelime
  30. 30 YİRMİ DOKUZUNCU BÖLÜM2.643 kelime
  31. 31 OTUZUNCU BÖLÜM1.067 kelime
  32. 32 OTUZ BİRİNCİ BÖLÜM1.737 kelime
  33. 33 OTUZ İKİNCİ BÖLÜM3.738 kelime
  34. 34 OTUZ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM1.780 kelime
  35. 35 OTUZ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM3.463 kelime
  36. 36 OTUZ BEŞİNCİ BÖLÜM2.846 kelime
  37. 37 OTUZ ALTINCI BÖLÜM1.700 kelime
  38. 38 OTUZ YEDİNCİ BÖLÜM2.228 kelime · Okuduğun bölüm
  39. 39 OTUZ SEKİZİNCİ BÖLÜM1.533 kelime
  40. 40 OTUZ DOKUZUNCU BÖLÜM1.918 kelime
  41. 41 KIRKINCI BÖLÜM2.095 kelime
  42. 42 KIRK BİRİNCİ BÖLÜM2.644 kelime
  43. 43 KIRK İKİNCİ BÖLÜM2.120 kelime
  44. 44 KIRK ÜÇÜNCÜ BÖLÜM2.544 kelime
  45. 45 KIRK DÖRDÜNCÜ BÖLÜM1.889 kelime
  46. 46 KIRK BEŞİNCİ BÖLÜM1.680 kelime
  47. 47 KIRK ALTINCI BÖLÜM1.886 kelime
  48. 48 KIRK YEDİNCİ BÖLÜM1.996 kelime
  49. 49 KIRK SEKİZİNCİ BÖLÜM2.488 kelime
  50. 50 KIRK DOKUZUNCU BÖLÜM1.983 kelime
  51. 51 ELLİNCİ BÖLÜM2.432 kelime
  52. 52 ELLİ BİRİNCİ BÖLÜM (FİNAL)2.433 kelime

“Aidan, lütfen önce sakinleş,” dedim ona birkaç adım yaklaşırken. Nefes alışı sertleşmişti, ben ise zihnimde doğru kelimeleri, doğru açıklamaları kurmaya çalışıyordum. Ama başaramıyordum. Ne söylemem gerektiğini ya da bunu nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum. Ona yine yalan söylediğimi anlayacaktı ve bu her şeyi daha da kötüleştirecekti.

Aidan gözlerini kapatıp birkaç saniye hareketsiz durdu, sonra tekrar açtı. Öfkeden yanıp tutuşuyordu. Sessizliği, konuşmamı beklediği anlamına geliyordu. Artık aramızda yalnızca birkaç adım vardı.

“Özür dilerim,” diye nefes verdim, fark etmeden nefesimi tuttuğumu yeni fark ederek.

“Ne için?” diye sordu, kaşını kaldırırken. Gözleri öfkeyle yanıyordu.

“Birazdan duyacakların için,” diye fısıldadım. Gözlerinin içine bakamıyordum. Bunu pat diye söyleyemezdim. Önce yavaşça alıştırmalıydım onu. Belki kötü bir şey geleceğini hissederse, korktuğum şekilde tepki vermezdi. Ah…

“Beni delirtmeye mi çalışıyorsun?” Yumruklarını sıktı, hâlâ burnundan sert nefesler alıyordu, adeta kuduran bir fırtına gibiydi. “Söylesene artık. Ne oldu?”

Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım, her şeyi tek seferde söyleyebilecek kadar havayı ciğerlerime doldurdum. Sonra gözlerimi yeniden açtım.

İşte buydu.

“Birazdan babamın adamı gelip beni alacak,” dedim, gerçeğin ilk parçasını ortaya bırakırken.

“Bu ne demek?” diye sordu, kafası daha da karışmış olmalıydı. “Babanın adamı gelip seni ne için alacak?”

Kapının arkasında duran Elisa’ya baktım. O da söylediklerim karşısında donup kalmış görünüyordu. Bunun bu kadar erken olmasını beklememiş olmalıydı. Ben de beklemiyordum…

“Babamın evine taşınıyorum, Aidan,” dedim sonunda, kendimi zorlayarak gözlerinin içine bakarken. Gözlerim çoktan dolmuştu.

Olduğu yerde kıpırdamadan durdu, sözlerimi tartıyor gibiydi. Sonra bir anda yüzü gerildi. Göz bebekleri büyüdü. Başını iki yana sallayıp gözlerini kısarak bana baktı.

“Babanın evine mi taşınıyorsun?” Bu kelimeler kalbime saplanan hançerler gibiydi. Bunları gerçekten sesli söylediğime hâlâ inanamıyordum. Yüzündeki öfke daha da arttı.

“Evet,” diye başımı salladım, bakışlarının altında parçalanıyormuşum gibi hissederek. Kalbim çığlık atmak, kurtulmak, itiraz etmek istiyordu, ama onun yerine öylece durmuş, sessizce Aidan’ın vereceği cevabı bekliyordu.

“Bu... bu gerçek mi?” diye sorarken ellerini havaya kaldırdı. “Hayır, imkânsız! Bu kesin şaka olmalı!” Dudaklarını hafifçe aralarken yüzünü inançsızlık kapladı. Ah, keşke gerçekten şaka olsaydı. Gözleri büyürken arkasında duran Elisa’ya döndü. “Bunu duydun mu?” dedi beni işaret ederek. Elisa başını salladı. “Liora babasının evine taşınıyormuş!” Sözlerinden alay akıyordu. Ardından acı bir kahkaha attı ve tekrar bana döndü. Onun gülüşünü duyunca gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldü. “Neden?”

Bir cevap bekliyordu. Hayır, birden fazla cevap bekliyordu. Aidan’ın ifadesi değişmişti. Öfke hâlâ oradaydı, ama artık içine alay da karışmıştı. Tavrındaki bu ani değişim beni huzursuz etmişti. İlk tanıştığımız zamanki kibirli hâline geri dönmüş gibiydi. Kalbimin içinden keskin bir acı geçti. Nefesim düğümlendi. Kollarını göğsünde birleştirip bana baktı.

“Aidan, yapma,” diye yalvardım, sesim neredeyse fısıltıdan ibaretti. Onun alaycılığı kendimi daha da kötü hissettiriyordu. Suçluluk beni boğuyor, duygularımı karmakarışık hâle getiriyordu.

Ama Aidan yalnızca başını hafifçe yana eğdi ve sessiz, duygusuz bir kahkaha attı.

“Ben hiçbir şey yapmıyorum, Liora. Bunu yapan sensin. Ben hâlâ cevap bekliyorum,” dedi sakin ve soğuk bir sesle.

Demek köşeye sıkışmak böyle bir şeydi. Artık kaçış yoktu. Sadece o alaycı bakışları bile beni ezmeye yetiyordu. Ve daha kötüsü, bunu hissedebiliyordum. Ruhumu emanet ettiğim Aidan’ı, benim Aidan’ımı kaybetmeye başlıyordum. Açıklamalı mıydım? Yoksa kaçınmalı mıydım? Gerçekten bilmiyordum. Gerçeği söylersem sinirlenecekti. Söylemezsem yine sinirlenecekti. O yüzden… belki de en iyisi her şeyi bitirmekti. Bedeli ne olursa olsun içimdeki yükü boşaltmam gerekiyordu.

Derin bir nefes aldım.

Ve nefesimi sertçe verirken, sözlerim ona acımasızca çarptı.

“Çünkü babam bunu şart koştu,” dedim. “Senin için yardım istemeye ona gittim, iyileşmen için bana yardım etmesini istedim. O da kabul etti, ama tek bir şartla, sonsuza kadar ona geri dönmem şartıyla. Ben de kabul ettim, Aidan. Sen iyi ol diye kabul ettim… Sen mutlu ol diye.”

Hızlı ama net konuşuyordum, olabildiğince açık olmaya çalışıyordum. Yine de bazı yerlerde bakışlarım titriyordu. Kelimelerimi dikkatle seçiyordum, belki, sadece belki, benden nefret etmesine sebep olmayacak kelimeleri.

Aidan kıpırdamadı. Sadece bana baktı.

Bize sonsuzluk gibi gelen bir sessizliğin içinde öylece durduk.

“Bunu senin için yaptım, Aidan,” diye fısıldadım. “Sadece senin için… senin iyi olman için.”

Hiçbir şey söylemedi. Yüzündeki ifadeyi okumak imkânsızdı.

Bir şey söylemeliydim. Bana kızamazdı. Anlaması gerekiyordu. Bunu onun için yapmıştım. Bir an bile düşünmeden. Kendimi bile düşünmeden.

Ve hâlâ düşünmüyordum.

“Az önce ne dedin sen?” Sesi omurgamdan aşağı ürpertiler gönderdi. Utançla bakışlarımı yere çevirdim. Çok öfkeliydi. Öfkeden de öte. “Benim iyi olmam için mi?” Sesi jilet gibi keskinleşti. “Aklını mı kaçırdın sen, Liora?”

Ona bakmadım. Bakamadım. Her an kalbim durup ayaklarının dibine yığılacakmışım gibi hissediyordum.

“Bana bak!” diye kükredi.

İrkilerek başımı kaldırabildim. İlk kez, affedilemez bir suç işlemiş bir çocuk gibi hissediyordum.

“Yani bana diyorsun ki,” dedi alçak ve zehirli bir sesle, “bu lanet tedavinin tamamı, bütün bu olay, babanın işiydi? Ve karşılığında da sonsuza kadar onun yanında kalmayı kabul ettin? Ve gerçekten… bunu benim iyiliğim için yaptığını mı düşünüyorsun?”

Sözleri ateş gibi yakıyordu. Ben ise o alevlerin içinde eriyip gidiyordum.

“Evet ama... ”

Ellerini havaya kaldırıp sözümü kesti.

Olduğum yerde kaldım.

“Bana yalan söyledin, Liora!” Sesi odanın içinde yankılandı. “Tekrar tekrar! Defalarca!”

Kalbim durdu.

“Kahretsin, Liora! Senin sorunun ne?”

Artık odanın içinde volta atıyordu, sesi duvarları titretiyordu. Yüzü öfkeden kıpkırmızı olmuştu. Alnındaki damar belirginleşmişti. Ve ben sadece ağlayabiliyordum. Çaresizce.

Haklıydı. Hiçbir bahanem yoktu. Kendimi savunacak tek bir sözüm bile kalmamıştı.

“Aidan…” diye boğuk bir ses çıkardım.

“Ah, ama şimdi anlıyorum,” dedi alaycı bir şekilde, beni ona bakmaya zorlayarak.

Neyi anlamıştı?

“Beni mutlu etmek gibi bir derdin hiç olmadı,” diye tükürür gibi söyledi. “Asıl planın bu değildi, değil mi? Hayır, sen sadece bir bahane istedin. O zavallı babana geri dönmek için bir sebep arıyordun. Baştan beri bunu planladın, öyle değil mi?” Keskin bir nefes çektim. “Bütün şu tedavi meselesi, sadece bir kılıftı. Kullanışlı bir bahaneydi,” diye devam etti. “Altı ay boyunca benimle kaldın, ama hepsi rol yapmaktan ibaretti. Sadece bu anı bekliyordun. Babanın gelip seni geri almasını, senin de o mükemmel hayatına geri dönmeni. Çünkü sen busun, değil mi Liora?” dedikten sonra ardından acı bir kahkaha yükseldi. “Sen gösteriş ve lüks dolu bir dünyaya aitsin. Benim gibi biriyle burada kalman zaten mümkün değildi. Pislik, kırılmış bir bağımlıyla.” Sesi öfkeden çatladı. “Bir de şu sözde tedavi meselesi var tabii. Unut gitsin. Senin suçluluk duygusuyla baktığın bir yardım projesi olmayacağım.”

Her kelime, her hece bedenime saplanan oklar gibiydi. Daha da fazla ağlamaya başladım. Benim hakkımda böyle düşünmesi kalbimi paramparça etmişti. Artık hiçbir şey hissedemiyordum. Gerçekten düşündüğü şeyler bunlar mıydı? Gözyaşlarımın arasından yüzüne bakmaya devam ettim.

“Bunları içinden gelerek söylediğine inanmıyorum,” dedim, nefes almaya çalışarak.

“Sen öyle sanmaya devam et,” dedi, kalbime bir darbe daha indirirken. O anda ölmek istedim. Her şeyden kaçıp kurtulmak…

“Benim hakkımda böyle düşündüğüne inanmıyorum, Aidan. Bunları kalbinden söylemiyorsun. Hayır, bunlar gerçek değil! Benim düşündüğüm tek şey sendin. Babamın bize yardım etmesine sadece seninle mutlu olmak istediğim için izin verdim. Ah, bunların hiçbiri gerçek değil!”

Göğsümü tutup derin nefesler almaya çalışırken nefes nefese kaldım. Ağlıyordum, ama Aidan hiçbir şey yapmıyordu. Tepki vermiyor, yanıma gelmiyor, bana inandığını söylemiyordu. Ona baktığımda gözlerini kaçırdı. Hayır, hayır… bunları gerçekten söyleyemezdi…

Hıçkırıklar boğazımı parçalayarak çıkarken göğsüm daha da sıkışıyordu.

“Ah, benimle mutlu olmak için öyle mi? Bu yüzden babanın evine gidiyorsun yani,” dedi Aidan alayla. Sesinde zerre duygu yoktu.

“Anlamıyorsun. Başka seçeneğim yoktu.”

“Yeter artık! Sana inanmıyorum Liora. Baştan söyleseydin bunu asla kabul etmezdim. O adamın tedavisini istemiyorum!”

Hâlâ bağırıyordu. İçeriden Melissa’nın ağlamaklı sesi geldiğinde bile aldırmadı.

“İşte tam da bu yüzden sana söyleyemedim. Neden anlamıyorsun, Aidan? Söyleseydim tedavi olmayı kabul etmeyecektin. Bunu asla kabul etmeyeceğini biliyordum.”

Yaptıklarımı çaresizce haklı çıkarmaya çalışıyordum. Bana inanmaması gözyaşlarımı durdurmama yardımcı olmuyordu. Belki işler biraz olsun düzelmeye başlıyordu, buna inanmak istiyordum. Yüzüne baktığımda bir süre sessiz kaldı. Yüzündeki gerginlik hâlâ duruyordu ve gözlerindeki acı ile öfkenin birleşimi kalbimi parçalayıp geçiyordu.

“Başka yollar bulabilirdik. Bana söyleseydin belki daha iyi seçenekler arardık. Bir yer buldun diye sana güvendim, sana inandım, hiçbir şey demedim. Liora, bana hiç gitmeyeceğini söylemiştin. Hep yanımda olacağını… Senin kalmak dediğin şey bu mu?” Bu kez sesi daha sakindi. “Demek ki en büyük hatam, en başından sana güvenmekmiş.”

Sözleri içimi parçalamaya devam ediyordu.

“Aidan, başka kime gidebilirdim? Kimseyi tanımıyorum. Babamdan başka gidecek kimsem yoktu. Peki ya sen? Gidebileceğin doktorların ya da akrabaların mı var?” diye aniden sordum. Söylediğim an yüzü daha da sertleşti. Göz göze geldik ve bir saniye içinde pişmanlık içimi kapladı, ama geri almam için bana fırsat vermedi.

“Evet, senin şerefsiz baban yüzünden kimsem yok. Çünkü onları o öldürdü. Ne için? Lanet para için! Hiç kimseyi düşünmeden, sadece kendini düşünerek…” Gözlerini bana dikti. “Biliyor musun? Sen de onun gibisin, Liora. İnsanların yüzüne gülüp en beklemedikleri anda onları sırtından bıçaklıyorsun…”

Sözleri görüşümü kaybediyormuşum gibi hissettirdi. Sendeliyerek yatağın kenarına tutunabildim. Artık ne düşüneceğimi bilmiyordum. Sevdiğim adamın beni korkunç şeyler yapmış babama benzetmesi canımı daha da çok yakmıştı. Hâlâ orada duruyor, gittikçe daha derine batıyordum. Eğer her şeyin böyle sonuçlanacağını bilseydim, bunu asla kabul etmezdim. Asla.

Aidan’ın farklı bir yüzünü görürken, aslında onun gerçek hâlinin bu olduğunu fark ettim. Rol yapmıyordu, gerçekten buydu. Ve ben hâlâ bu adamı seviyordum. Ona ihtiyacım vardı. Hâlâ onu düşünüyordum, ama o hiçbir şey yapmıyordu. Sadece orada durup bana bağırıyor, beni suçluyordu.

Elisa da ortalıkta görünmüyordu. Gerçi artık onun bu işe karışmasını istemiyordum. Gitmesi gereken bendim. Elisa onun yanında kalacaktı. Aidan onun her şeyi bildiğini öğrenirse ona da kötü davranabilirdi. Bunu göze alamazdım.

Kapı çaldı.

Bir saat gerçekten bu kadar çabuk mu geçmişti? Gelen o muydu?

Sesle irkildim ve Aidan’ın sert sesi yeniden duyuldu. Hâlâ biraz önce söylediklerine cevap verememiştim.

“İşte geldi, hanımefendi. Sevgili baban senin için araba göndermiş. Hadi şimdi git, onunla mutlu hayatını yaşa,” dedi yatağın yanına koyduğum bavulu eline alırken.

Kıyafetlerimin olduğu bavulla dışarı çıkışını gözyaşları içinde izledim. Bacaklarımın izin verdiği kadar peşinden gitmeye çalıştım. Elisa koltukta oturuyordu. Beni gördüğü an hızla yanıma geldi.

“Tatlım,” dedi kolumdan tutarken. Ne kadar yıkılmış olduğumu görebiliyordu.

“Her şeyi mahvettim,” dedim nefes nefese.

“Lütfen, yardım etmeme izin ver.”

“Hayır, seni zaten yeterince bu işe sürükledim. Lütfen Aidan’a her şeyi bildiğini söyleme,” dedim aceleyle. Aidan yaklaşmış, kapıyı açık tutuyordu. “Seni bulacağım,” diye fısıldadım, kolumdan tutmasına izin verirken. Elisa, Aidan’ın beni bir bez bebek gibi dışarı sürükleyişini çaresizce izliyordu.

Nefes alamıyordum.

“Defol git! Bitti artık, anlıyor musun? Git, babanla mutlu ol…”

Sendeliyip yere düştüm. Ellerim yerdeki küçük taşların üzerine geldi. Beni ittiği için mi ağlamalıydım, gitmemi söylediği için mi yoksa onu bir daha hiç göremeyeceğim için mi? Kahretsin, her şey yine kendi aptallığım yüzünden parçalanmıştı.

Babam beni eve götürmesi için Dimitri’yi göndermişti. Dimitri kollarımdan tutup ayağa kaldırdı, ama ona bakamadım. Gözlerim kapının girişinde duran Aidan’a kilitlenmişti. Gözlerindeki öfke, onu sonsuza dek kaybettiğimi anlamamı sağladı. Kalbim bu gerçeği kabul etmeye çalışırken boğuluyormuş gibi hissediyordum. Hıçkırarak ağlıyordum. Ona koşup sarılmak istiyordum, ama bunun hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini biliyordum. Aidan’ın öfkesi, benim aptallığım… her şeyi mahvetmişti.

Kapı sertçe kapanınca Dimitri’nin tutuşundan kurtulup kapıya koştum. Avuçlarımdaki taşlar derime daha derin saplanıp ellerimi kesene kadar kapıya vuruyordum. Ama umurumda değildi. Hiçbiri kalbim kadar acıtmıyordu.

“Aidan, lütfen kapıyı aç!”

Yalvarırken içeriden kırılan eşyaların sesi yankılandı. O kadar çok gürültü vardı ki bir an evin yıkıldığını sandım. Aidan’ın her şeyi kırdığını duyabiliyordum. Bağırıyordu. Öfkeliydi. Acı çekiyordu. Ve ben dışarıda ağlıyordum. Çaresizce, elimden hiçbir şey gelmeden.

“Hanımefendi, lütfen kendinize gelin,” dedi Dimitri, hâlâ kolumdan çekiştirirken.

Ama gitmek istemiyordum. Aidan’ı bırakmak istemiyordum. Şimdi gidersem her şeyin sonsuza dek biteceğini biliyordum. Bir daha o güzel gözlerindeki sevgiyi göremeyecek, bana “güzelim” deyişini duyamayacak, kalbimi hızlandıran dokunuşunu hissedemeyecektim.

LANET OLSUN SANA BABA!

Bir süre sonra Dimitri’nin çekiştirmesine teslim olup arabaya bindim. Kendimi bir ceset gibi hissediyordum. Ağlamaktan, kapıya vurmaktan tükenmiştim. Aidan’dan kolayca ayrılacağımı hiç düşünmemiştim, ama bunun bu kadar yıkıcı olacağını da hayal etmemiştim. Keşke her şeyi Aidan’a bir mektupla anlatsaydım. Belki o zaman daha az acı verirdi. Belki onun acı çekişine tanık olmak zorunda kalmazdım. Kendi acımdan çok, ona bunu benim yaşatmış olmam beni tamamen mahvediyordu.

Eve geldik.

Aidan’dan uzak bir yer istemiyordum, Aidan’ın olmadığı bir yer istemiyordum! Ah, hayır, hayır… her şey uyuşturucular yüzündendi…

“Hayır aptal, her şey senin yüzünden!”

Yürümekte zorlanırken iç sesim gerçeği yüzüme haykırıyordu. Bahçeden geçerken birkaç kişinin bana baktığını fark ettim. Berbat görünüyordum, evet. Eskiden tanıdığım insanlardı bunlar. Babam bizi evden atmadan önce biz de bu yere aittik. Ama yeni sevgilisini hayatına sokunca bizi kapının önüne koymuş, annemle başka bir evde yaşamaya başlamıştık.

Sürekli şunu düşünüyordum, keşke annem hâlâ yaşıyor olsaydı. Belki bunların hiçbiri olmazdı. Ya da en başından beri, keşke o kadın babamın karşısına hiç çıkmasaydı, onu baştan çıkarmasaydı ve kendi ailesini çöpmüş gibi atmasına sebep olmasaydı. Keşke her şey farklı olsaydı, belki Grammy Bar’da çalışmazdım, o maskeli partide Aidan’la tanışmazdım, annem ölmezdi ve sonunda hayatım bu kadar acımasız bir hâle gelmezdi. Kim bilir?

Dimitri bavulumu taşıyarak yanımda yürürken, babamı görmeden odama çıkıp ölene kadar ağlamak istiyordum. Bu devasa evde tek başına yaşadığına inanamıyordum. Artık eskisi gibi değildi. İnsan bir günde içinde boğulabilirdi. Belki de bu yüzden burada olmamı istiyordu.

Ah tabii, kapıda ona yakalanmadan içeri giremezdim.

Onu görünce yüzümü buruşturdum. Görünüşümü umursamadan doğrudan odama gitmeye çalıştım, ama beni durdurdu.

“Liora, kızım, sana ne oldu böyle?” diye sordu, sahte bir endişeyle. Kızım mı?

Ona cehenneme gitmesini söylemek istedim, ama dilimin ucundaki kelimeleri yuttum.

“Bu seni hiç ilgilendirmez! Zaten her şey senin suçun. Şimdi bir de bana kızım mı diyorsun? Sadece odama gitmek istiyorum,” diye çıkıştım.

Yanından geçip büyük hole adım attığımda derin bir nefes aldım. Burası çok değişmişti. Merdivenlerden çıkarken babam hiçbir şey söylemedi. Ah, ne büyük misafirperverlik. Sanırım geri dönüşümün ilk günü şerefineydi. Dimitri bavulumla arkamdan gelirken hızla odama, eski odama girdim…

İçeri adım attığım anda keskin bir acı kalbimi doldurup nefesimi kesti. Ne düşüneceğimi bilmiyordum. Buradan ayrılırken bir daha geri döneceğimi hiç düşünmemiştim. Ah, ama böyle geri dönmek istememiştim. Keşke annem burada olsaydı. Bu evde hâlâ onun kokusunu alabiliyordum. Tıpkı ardımda bıraktığım o evde olduğu gibi…

Şu anda kalbim, en çok sevdiğim iki insanın yokluğuyla acıyordu. Annem… ve Aidan.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18