52. bölüm / 52
Kaçınılmaz SonELLİ BİRİNCİ BÖLÜM (FİNAL)
Bölümler 52Şu an: ELLİ BİRİNCİ BÖLÜM (FİNAL)
- 1 TANITIM605 kelime
- 2 BİRİNCİ BÖLÜM1.977 kelime
- 3 İKİNCİ BÖLÜM1.937 kelime
- 4 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM2.136 kelime
- 5 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM1.799 kelime
- 6 BEŞİNCİ BÖLÜM2.185 kelime
- 7 ALTINCI BÖLÜM1.943 kelime
- 8 YEDİNCİ BÖLÜM1.008 kelime
- 9 SEKİZİNCİ BÖLÜM1.810 kelime
- 10 DOKUZUNCU BÖLÜM1.687 kelime
- 11 ONUNCU BÖLÜM1.347 kelime
- 12 ON BİRİNCİ BÖLÜM1.310 kelime
- 13 ON İKİNCİ BÖLÜM1.786 kelime
- 14 ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM1.554 kelime
- 15 ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM2.282 kelime
- 16 ON BEŞİNCİ BÖLÜM2.108 kelime
- 17 ON ALTINCI BÖLÜM2.637 kelime
- 18 ON YEDİNCİ BÖLÜM2.270 kelime
- 19 ON SEKİZİNCİ BÖLÜM1.967 kelime
- 20 ON DOKUZUNCU BÖLÜM2.212 kelime
- 21 YİRMİNCİ BÖLÜM2.264 kelime
- 22 YİRMİ BİRİNCİ BÖLÜM2.148 kelime
- 23 YİRMİ İKİNCİ BÖLÜM2.200 kelime
- 24 YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM2.352 kelime
- 25 YİRMİ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM2.649 kelime
- 26 YİRMİ BEŞİNCİ BÖLÜM2.482 kelime
- 27 YİRMİ ALTINCI BÖLÜM2.036 kelime
- 28 YİRMİ YEDİNCİ BÖLÜM3.687 kelime
- 29 YİRMİ SEKİZİNCİ BÖLÜM3.113 kelime
- 30 YİRMİ DOKUZUNCU BÖLÜM2.643 kelime
- 31 OTUZUNCU BÖLÜM1.067 kelime
- 32 OTUZ BİRİNCİ BÖLÜM1.737 kelime
- 33 OTUZ İKİNCİ BÖLÜM3.738 kelime
- 34 OTUZ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM1.780 kelime
- 35 OTUZ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM3.463 kelime
- 36 OTUZ BEŞİNCİ BÖLÜM2.846 kelime
- 37 OTUZ ALTINCI BÖLÜM1.700 kelime
- 38 OTUZ YEDİNCİ BÖLÜM2.228 kelime
- 39 OTUZ SEKİZİNCİ BÖLÜM1.533 kelime
- 40 OTUZ DOKUZUNCU BÖLÜM1.918 kelime
- 41 KIRKINCI BÖLÜM2.095 kelime
- 42 KIRK BİRİNCİ BÖLÜM2.644 kelime
- 43 KIRK İKİNCİ BÖLÜM2.120 kelime
- 44 KIRK ÜÇÜNCÜ BÖLÜM2.544 kelime
- 45 KIRK DÖRDÜNCÜ BÖLÜM1.889 kelime
- 46 KIRK BEŞİNCİ BÖLÜM1.680 kelime
- 47 KIRK ALTINCI BÖLÜM1.886 kelime
- 48 KIRK YEDİNCİ BÖLÜM1.996 kelime
- 49 KIRK SEKİZİNCİ BÖLÜM2.488 kelime
- 50 KIRK DOKUZUNCU BÖLÜM1.983 kelime
- 51 ELLİNCİ BÖLÜM2.432 kelime
- 52 ELLİ BİRİNCİ BÖLÜM (FİNAL)2.433 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
AIDAN'IN ANLATIMINDAN
Ne düşünmem gerektiğini bilmiyordum. Bileklerimdeki acı, kaşımdan yanağıma doğru süzülen kan, bedenimin her yanını saran ağrılar... Bunların hiçbirinin bir anlamı yoktu. Buraya sonunu düşünmeden gelmiştim. Ölmekten korkmuyordum. Olabilecek en kötü şey ne olabilirdi ki?
Çekeceğim acı, bugüne kadar yaşadığım her şeyden daha fazla olamazdı. Ben uyuşturucunun içine doğmuştum. Geri dönüşü olmayan bir karanlık, rızam bile olmadan hayatıma zorla sokulmuştu ve yıllardır o karanlığın içinde yolumu bulmaya çalışıyordum.
Sonra bir gün, hiç beklemediğim anda, o karanlığın içinde küçücük bir ışık gördüm. Tam kaderime teslim olmam gerektiğine inanmaya başlamışken önümde bir umut belirdi ve bana, belki de... Belki de yürüdüğüm bu yoldan çıkmanın bir yolu olabileceğini düşündürdü.
Liora...
Kestane rengi saçları ve ela gözleriyle karşımda durmuştu; sanki içimdeki karanlığın küçük de olsa bir parçasını söküp atabilecek, beni bu sonsuz boşluktan çekip çıkarabilecek güce sahipti. Onu gördüğüm ilk anda bunu bütün benliğimde hissetmiştim. Kolay biri olmayacağını biliyordum; bunu gözlerinden görebiliyordum. Tıpkı benim gibi, o da farklı bir karanlığın pençesine düşmüş, hayatta kalmaya çalışan biriydi. Aynı yolda yürüyen ruhların birbirini tanıyabildiğini söylerler. Bizimkisi de farklı olmayacaktı. Bunu hissedebiliyordum.
Peki ya sonradan onun hakkında öğrendiğim her şey beni nereye sürükleyecekti? Babasının ailemi öldürmüş olması, yıllarımı onu bulmaya adamış olmam, sonunda ona hiç olmadığı kadar yaklaşmış olmam... Gerçekleşiyordu. Nihayet ruhumu yıllardır yakan intikam arzusundan kurtulabilecektim. İçimi kemiren o ateş sonunda sönecekti. Ama hayatla ilgili unuttuğum bir şey vardı.
Aşk.
Aşk, hiç beklemediğim bir anda üzerime çöküp her şeyi paramparça etti. Liora'ya duyduğum sevgi, geri kalan her şeyi arka plana itmeye başlamıştı. Bana duyduğu güven... Bana daha önce hiç kimse böyle güvenmemişti. Melissa dışında...
Sözleriyle bana değerli olduğumu hissettiriyordu. Kayıplarla dolu bu lanet hayatın içinde yaşamaya devam etmem için bana sebepler veriyordu. Dokunuşuyla, öpücükleriyle, sesiyle beni ilk kez geleceğin daha güzel olabileceğine inandırmıştı. Hissedebiliyordum; sevgi içimdeki karanlığı yavaş yavaş silmeye başlamıştı. Onun için yapmayacağım hiçbir şey yoktu. Uzun yıllardan sonra ilk kez hayal kırıklığına uğratmak istemediğim biri vardı. Onun için bırakmak istiyordum. Ne kadar zor olacağını bilsem de uyuşturucuyu geride bırakmak istiyordum. Temiz bir geleceğe gerçekten adım atmak istiyordum. Beni ben yapan adamdan, David'den, sırf onun için vazgeçmeye hazırdım.
Peki o ne yaptı?
Yine arkamdan iş çevirdi.
Benim iyiliğim için.
Lanet olsun, benim iyiliğim için mi?! Onun babası da ailemi kendi iyiliği için öldürmemiş miydi? İnsanlar, bir şeyi bizim iyiliğimiz için yaptıklarını söylerken bizi ne kadar büyük bir felaketin içine sürüklediklerini, o felaket gelip yüzlerine tokat gibi çarpana kadar fark etmiyorlar.
Ve işte tam o anda içimdeki intikam ateşi yeniden alevlenmeye başladı. Liora'nın farklı olduğunu sanmıştım. Ama o da babası gibiydi. Bunu kendi gözlerimle görmek hayatımın en ağır anlarından biriydi. Birine güvenmiştim ve yine hayal kırıklığına uğramıştım. David en başından beri haklıydı. Bu intikam için yıllarca beklemiştim ve bunu aşk gibi anlamsız bir şey uğruna mahvedemezdim. Mahvetmeyecektim. Böylece karanlık beni yeniden içine çekmeye başladı.
Liora'nın beni değiştirmesine yeterince izin vermiştim. Bu kez her şeyi tamamen bitirmeliydim.
Tek başıma.
Bedeli ne olursa olsun.
Ama yine... Yine kendi sebepleri uğruna bana ihanet etti. Ona tek kelime etmemiş olmama rağmen gidip babasına her şeyi anlattı ve beni kendi elleriyle onun kurduğu tuzağın içine attı. Neden bu kadar saf olmak zorundaydı? Daha en başında babasına inanmış olması bile ne kadar zayıf olduğunun kanıtıydı. Buna rağmen hâlâ bunu benim iyiliğim için yaptığını söyleyebiliyordu.
Dalga mı geçiyordu?
Ne olacağını sanmıştı? Frank'in onu nasıl manipüle ettiğini hepimiz görebiliyorduk; tıpkı yıllar önce ailemi öldürmeden önce benim anne ve babamı manipüle ettiği gibi. Şimdi de aynı kolaylıkla kendi kızına zarar veriyordu ve Liora bunu bile göremiyordu. O adam ölse ne olurdu ki?
Onun ölümü dünya için bir armağan olurdu.
Bana ise huzur verirdi.
Ailemin intikamını almanın huzurunu yaşamama sebep olurdu.
Şimdi ikisi de karşımda duruyordu.
Frank Johnson... Bana öfkeyle bakan, beni kendi elleriyle öldürmek isteyen bir adam.
Ve onun yanında Liora Johnson... Gözleri yaşlarla dolu, sanki sadece sözleriyle her şeyi düzeltebilirmiş gibi bana daha iyi olmam için yalvaran kadın.
Kuzeni Shawn kollarımı sıkıca tutuyor, kaçmamı engelliyordu. Gerçekten kaçmak istiyor muydum ki?
Bilmiyordum.
Liora'ya bakarken dudaklarımdan sessiz bir kahkaha döküldü. "Söylediklerine gerçekten inanıyor musun?" diye sordum, düzensiz nefesler alarak. Sonra başımı hafifçe yana eğip beni içine sürüklediği durumu işaret ettim. "Bir de şimdi ölecek kişiye bak." O kişi o değildi. Bendim. Ve yine onun yüzünden her şey darmadağın oluyordu. "Beni kurtaramazsın, Liora. Ben kurtarılmak istemiyorum," dedim. Bunu anlamasını istiyordum. Ne olursa olsun, bu karanlıktan çıkış yoktu. Bu lanet çukurdan kaçış yoktu. Tam düşüncelerimle sözlerim birbirine karışırken beklenmedik bir şey oldu.
Duygularım beklemediğim bir anda değişti.
"Şu drama bir son verin artık!" diye bağırdı Frank Johnson, Liora'yı sertçe iterek.
Nefesim kesildi. Liora sendeleyerek yere düşerken aniden göz göze geldik. Gözlerinde acıyı ve hayal kırıklığını görebiliyordum. Bana bir şey olmasını istemiyordu; bunu görebiliyordum. Ve sonunda, en başından beri bana anlatmaya çalıştığı şeyi anladım.
Onu öyle görmek göğsümün tam ortasında bir şeyin sıkışmasına neden oldu.
Tıpkı eskisi gibi...
Kalbime keskin bir sızı saplandı.
Öfkem vücudumdan çıkmak ister gibi kabardı.
Bana istediği kadar zarar verebilirdi, ama Liora'ya el sürmesine izin vermeyecektim. O bunu hak etmiyordu. Onun tek istediği beni kurtarmaktı. Beni bu cehennemden çıkarabilmek uğruna kendi güvenli hayatını bile gözden çıkarmaya razıydı. En başından beri...
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
Ölmekten korkmuyordum.
Ama bugün ölmeyecektim.
Kollarımı kasıp başımı hızla geriye savurdum ve kafamın arkasını Shawn'ın yüzüne, tam burnuna geçirdim. Acıyla sendeleyip geriye çekildi. Kavrayışı bir anlığına gevşeyince kendimi kurtarmayı başardım. Bir saniye bile kaybetmeden Frank'in üzerine atıldım. Bunu beklemediği belliydi. Hamlemin üzerine şaşkınlıkla gözleri açıldı. Silah elinden fırlayıp uzağa düştü. Dengesini kaybederek yere yuvarlandı. Toparlanmasına fırsat vermeyerek yumruklarımı peş peşe yüzüne indirmeye başladım.
"Liora'ya bir daha asla elini süremeyeceksin!" diye kükredim. "Hiç kimse bana ait olana dokunamaz!"
Her şey o kadar hızlı olmuştu ki ne kadar süre ona vurduğumu bilmiyordum. Belki birkaç saniyeydi.
Belki birkaç dakika.
Belki de daha uzun.
"Aidan!"
Adımın yankılanmasıyla olduğum yerde donup kaldım. Ellerim kana bulanmıştı. Sesin geldiği yöne döndüm. David, yanındaki korumalardan biriyle birlikte kapının önünde duruyordu. Shawn ile Frank'in koruması Dimitri çoktan etkisiz hâle getirilmişti.
Sonra onu gördüm.
Ve sanki yer ayağımın altından çekildi.
Liora elinde silahla duruyordu.
Silahı doğrultmuştu.
Gözyaşları yanaklarından durmadan akıyordu.
Ama gözleri...
Gözlerinde yalnızca öfke vardı.
Kalbim deli gibi çarpmaya başladı.
Hayır.
Silah bana doğrultulmamıştı.
Babası hedefindeydi.
Yerde kanlar içinde yatan adama doğrultmuştu silahı.
"Lanet olsun!" diye haykırdı Liora.
"Liora," dedim usulca, Frank'in üzerinden geri çekilerek. Ellerimi ondan kaldırdım ve nefesimi düzene sokmaya çalıştım.
Yapmazdı.
Tetiği çekmezdi.
Değil mi?
"Neden bunu yapıyorsunuz? İkiniz de ölmek mi istiyorsunuz?!" diye bağırdı. "Öyle mi? İkiniz de ölmek mi istiyorsunuz?!"
Gözlerindeki çaresizliği ve korkuyu görebiliyordum. O kadar öfkeliydi ki sonrasında ne olacağını düşünemiyordu. Tıpkı benim buraya gelirken neler olacağını düşünmediğim gibi. Şimdi ona, elinde silahla öylece dururken baktığımda ne yaptığımı fark ettim.
Onu ilk gördüğümde yüzünde gördüğüm masumiyet...
Gitmişti.
Yerini karanlık almıştı.
Dipsiz bir uçuruma bakıyordum sanki.
Onu kendi karanlığımın içine ben sürüklemiştim.
Ve artık yapmak üzere olduğu şeyi düşünürken benden bile daha karanlık görünüyordu.
Kendi acıma, kendi intikamıma öylesine kapılmıştım ki onun ne kadar dibe battığını fark etmemiştim bile.
"Peki öyle olsun!" dedi Liora, sesi en ufak bir tereddüt taşımıyordu.
"Liora," dedim, yavaşça ayağa kalkarken. Göz göze gelmeye çalıştım. Belki... Belki gözlerimdeki korkuyu görürse dururdu. Belki yapmak üzere olduğu şeyi fark ederdi.
"Ne oldu, Aidan? İstediğin şey bu değil miydi?" diye fısıldadı. "Babamın ölmesini istiyordun, değil mi?" Silahı daha sıkı kavradı. "O zaman bunu senin yerine ben yaparım."
İçime buz gibi bir ürperti yayıldı.
"Hayır," dedim hemen. "Bunu yapamazsın. Sen bir katil değilsin, Liora. Bu sen değilsin," diye yalvardım, onu durdurabilmek için. Acı bir kahkaha attı.
"Öyle mi? Katil değil miyim? O zaman söyle bana, Aidan, bunca zamandır bana göstermeye çalıştığın şey neydi?" Gözlerini gözlerime dikti. "Sen buraya babamı öldürmeye geldin. Sonuçlarını düşünmeden hareket ettin. Bunun seni neye dönüştüreceğini düşünmeden."
Haklıydı.
Onu öldürmeye gelmiştim.
Bir katil olmaya hazırdım.
"Liora, buraya katil olmayı düşünerek gelmedim," dedim, sesim neredeyse fısıltıya dönüşmüştü. "Ben sadece... Sadece acının sona ermesini istedim. Belki... Belki onu öldürürsem sonunda ailem için adalet yerini bulurdu. Belki o zaman biraz olsun huzur bulabilirdim."
İnanamazmış gibi başını iki yana salladı.
"Yani ne olacak? Onu öldürmek sana huzur mu verecek?" diye sordu, sesi çatlayarak.
"Peki ya sen?" diye karşılık verdim. "Şu anda yaptığın şey ne? Eğer o tetiği çekersen sen de bir katil olacaksın."
Zihni durmaksızın çalışıyor, anılar gözlerinin arkasında birbiri ardına beliriyordu, bunu görebiliyordum. Belki de bu yüzden tereddüt etmişti.
"Bu adam..." diye fısıldadı, güçlükle yutkunarak. "Bana acıdan başka hiçbir şey vermedi. Önce annemle beni terk etti. Sonra senin aileni hiçbir sebep yokken öldürdü, seni yetim bıraktı, seni bağımlılığının daha da derinlerine itti. Bütün bunlardan sonra bile bana durmadan yalan söyledi. Beni tekrar tekrar manipüle etti." Sesi titriyordu. "Bu adam... Yaşamayı hak etmiyor." Titrek bir nefes aldı. "O benim babam değil. Babalar kızlarını korur. Onlara zarar vermez. Sevdikleri her şeyi yok etmez. Ama bu adam..." Çenesini sıktı. Parmağı tetiğin üzerinde titriyordu. "Beni mahvetti. Şimdi de seni öldürmeye çalışıyor. Bunu göremiyor musun, Aidan? Hiçbir şeyi umursamıyor."
Frank umurumda değildi. Yaşaması da ölmesi de umurumda değildi. Umurumda olan tek kişi Liora'ydı.
Ve o andan itibaren, daha önce ne söylemiş olursam olayım, neye inanmış olursam olayım...
Bu kadını koşulsuz seviyordum.
Ve ruhunu bu karanlıkla kirletmesine asla izin vermeyecektim.
"Liora, bana bak, güzelim," dedim, dikkatini bana vermesini sağlayarak. Titreyen elleriyle silahı zar zor tutuyordu. Ona sarılmak, içindeki bütün karanlığı alıp onu yeniden saf ışığa kavuşturmak istiyordum. Karanlığım onu her an biraz daha yuttuğunda kendimden biraz daha nefret ediyordum. "Bak, bu sen değilsin. Bu adamı öldürmek sana hiçbir şey kazandırmayacak. O ne yapmış olursa olsun, hâlâ senin baban ve onu öldürmek seni sadece daha karanlık bir uçurumun içine sürükleyecek. Bu son değil, güzelim. Bunu yapamazsın. Sen benim yüzümden bu hâldesin ve yine benim yüzümden daha da dibe batmanı istemiyorum. Lütfen... Lütfen bir düşün," dedim, sesimi olabildiğince sakin tutmaya çalışarak. Bunu yapmak istemediğini biliyordum; bunu sadece beni kurtarmak için yapıyordu. "Tamam, bak, ona bir daha asla el sürmeyeceğim," diye ekledim, gözüm Dimitri ve Shawn'ın üzerindeyken yavaşça geri çekilerek.
David arkamda duruyordu. Hepsi dikkatle bizi dinliyordu. Ama onların söyleyeceği herhangi bir şeyin gerçekten önemi var mıydı? Liora şu an benden başka kimseyi dinleyecek gibi görünmüyordu ve onu durdurabilecek tek kişi bendim. Bir şey yapmalıydım, yoksa geri dönüşü olmayan bir karanlığın içinde kaybolacaktı.
"Belki sen ona dokunmayacaksın, ama ben onun da bana söz vermesini istiyorum. Sana bir daha asla zarar vermeyeceğine yemin etmesini istiyorum. Seni rahat bırakmasını istiyorum," dedi ve silahın namlusunu babasına biraz daha bastırdı. Yerde yatan Frank Johnson şaşkınlıkla ona bakıyordu. Kızının bir erkek uğruna onu öldürmeye hazır olması, belli ki onu derinden sarsmıştı. Ne kadar canavar olursa olsun, hiç kimse böyle bir yükü taşıyamazdı.
"Liora... Kızım," dedi Frank, konuşmakta zorlanarak. Ağzındaki kanı yere tükürdü. "Gerçekten beni öldürecek misin?"
Liora bir an duraksadı, ama gözlerindeki öfke en ufak bir şekilde bile azalmadı. "Bu sana bağlı, baba," dedi. Sesi zehir gibiydi.
"Benden ne istiyorsun?" diye sordu Frank, acıyla doğrulmaya çalışırken. Liora, silahı üzerinden ayırmadan kanepenin kenarına yaslanmasına izin verdi.
"Aidan'la birlikte buradan sağ salim çıkmamıza izin vermeni istiyorum," dedi net bir şekilde. "Ve biz gittikten sonra peşimize düşmeyeceksin. Aidan da sana bir daha dokunmayacak," diye ekledi, bana bakarak.
Onun ruhunu koruyabilmek için her şeyi yapardım. Hiç düşünmeden başımı salladım. Hayatımda ilk kez biri benim için kendini feda etmeye hazırdı. Gördüklerime inanamıyordum.
Liora konuşmaya devam etti. "Bak, Aidan kabul etti. Eğer sen kabul etmezsen, yemin ederim seni öldürürüm, baba! Hem de bir saniye bile tereddüt etmeden," dedi, gözlerini onunkilerden ayırmadan.
Frank uzun süre ikimizin arasında bakışlarını gezdirdi. Söyleyecek söz bulamıyor gibiydi. En az benim kadar şaşkındı.
"Tamam," dedi sonunda isteksiz bir fısıltıyla.
"Duymadım," dedi Liora, ona doğru bir adım atarak.
"Lanet olsun, tamam dedim!" diye bağırdı Frank.
"Adamlarının da peşimize düşmesini istemiyorum. Buradan güvenli bir şekilde çıkacağız ve beni bir daha asla görmeyeceksin. Aidan'ın da peşine düşmeyeceksin. Bu anlaşma burada bitecek!" dedi Liora. Sonra bana döndü. "Bu senin için de geçerli, Aidan. Bana şimdi söz vermeni istiyorum. Babamdan intikam almaya çalışmayacaksın ve onun adını bir daha senin ağzından duymayacağım. Aileni öldürdüğünü biliyorum. Yaptıklarından en ufak bir pişmanlık duymadığını da biliyorum. Ama intikam çözüm değil. Senin de onun gibi soğukkanlı bir katile dönüşmeni istemiyorum," dedi. Gözleri yaşlarla doluydu ve gözlerini gözlerimden ayırmıyordu.
Benim için her şeyi yapıyordu. Beni önemsiyordu. Tek istediği iyi olmamdı. Ben onu hak edecek ne yapmıştım?
Bacaklarımda kalan son güçle yavaşça ona doğru yürüdüm. Ona her zamankinden daha çok sarılmak istiyordum. Benim için öldürmeye, benim için kendi babasının canını almaya hazırdı ve bir an bile tereddüt etmemişti. Kurtarıcı ben değildim. Oydu. Karanlığımı aydınlığa çevirmek için gelen oydu. Geçmişin yakan zincirlerinden kurtulmama yardım eden oydu.
Gözlerinin derinliklerine bakarak usulca ellerine uzandım. "Bunlar sana yakışmıyor, güzelim," diye mırıldandım ve ellerini yavaşça aşağı indirerek silahı indirmesini sağladım. Bu andan sonra bizi kimse durduramazdı. Önümüzdeki tek engel yine kendimizdik. Gözleri yaşlarla doluydu. Elleri titriyordu. İçindeki duyguların ağırlığını, yapmak üzere olduğu şeyin yükünü hissedebiliyordum. Ona dokunduğum anda hepsini hissettim.
"Ben sadece seni kurtarmak istedim, Aidan," diye hıçkırdı. Bana sarılıp sarılmamak konusunda kararsız gibiydi. "Tek istediğim seni bu karanlıktan çıkarmaktı."
Başını eğdi ve hıçkırıklarını artık tutamayınca elleriyle yüzünü kapatarak yere çöktü. Ben de onunla birlikte diz çöktüm ve narin bedenini kollarımın arasına aldım. Kalp atışlarımı hissetmesini istiyordum. O kalbin onun için attığını bilmesini istiyordum.
"Bundan sonra bu kalp sadece senin için atacak, Liora," diye fısıldadım.
Hıçkırıkları arasında başını göğsümden kaldırdı. Gözyaşlarıyla ıslanmış gözleri parlıyordu. Dudaklarında küçük bir tebessüm belirdi. Alt dudağını ısırdı. Tam konuşacakken dudaklarını dudaklarımla buluşturdum. Onsuz geçen her anın bana onu ne kadar özlettiğini bedenimin her hücresinde hissedebiliyordum. Onsuz geçen her an boşa geçmiş zamandan ibaretti.
"Her şey için çok özür dilerim. Seni bu karanlığın içine sürüklediğim için özür dilerim. Bundan sonra ne istersen, öyle olacak güzelim," dedim, biraz geri çekilirken. Yüzünü iki elimin arasına aldım. Bana inanmasını istiyordum. Söylediğim her şeyi bütün kalbimle söylüyordum. Biz birbirimize bağlıydık ve bu saatten sonra kimsenin bu bağı koparmasına izin vermeyecektim.
"Bu karanlıktan birlikte çıkacağız. Birlikte iyileşeceğiz," diye fısıldadı.
Gülümseyerek başımı salladım.
"Birlikte iyileşeceğiz," diyerek onu yeniden kollarımın arasına çektim.
Onu bir daha hiç bırakmak istemiyordum. Nefes aldığım her an yanımda kalmasını sağlayacaktım. Bunun için ne gerekiyorsa yapacaktım. Birlikte karanlığın üstesinden gelecektik. Kalplerimiz tek bir ritimde atarken geçmişin yaralarını geride bırakacak ve ruhlarımızı birlikte iyileştirecektik.
Birlikte her şeyin üstesinden gelecektik.
SON
* * * * * * *
YAZARIN NOTU:
Bu yolculuk boyunca benimle olduğunuz ve bu hikâyeyi okuduğunuz için teşekkür ederim. Tatlı, ama bir o kadar da duygusal bir sonla karşı karşıyayız ve bundan sonra Liora ile Aidan'ın hayatının çok daha aydınlık olacağına inanıyorum. Yaşadıkları onca acıdan sonra en azından artık birlikteler. Ve Aidan'ın da söylediği gibi, birlikte olmak her şeyin üstesinden birlikte gelmek demektir.
Sevdiğiniz insanların elini asla bırakmayın. Sizi iyileştirmelerine ve size yardım etmelerine izin verin. İnanın bana, bir kez buna izin verdiğinizde her şeyin çok daha güzel olacağını göreceksiniz. Size uzanan yardım elini görmezden gelmeyin.
Ve asla vazgeçmeyin!
Ne zaman ilhama ihtiyaç duyarsanız, Liora ile Aidan'ın hikâyesi her zaman sizin için burada olacak. 💫❤️
Bölüm etkileşimi
