50. bölüm · Kaçınılmaz Son

KIRK DOKUZUNCU BÖLÜM

İrem Mumcu

Başım dayanılmaz şekilde zonkluyordu. Hava kararmıştı. Ağlaya ağlaya kanepede uyuyakalmıştım. Gözlerimi araladığımda Elisa'nın başucumda durduğunu gördüm. Uyandığımı fark ettiği anda gözlerinde beliren heyecanı seçebiliyordum.

"Hey," dedi, elini alnıma koyarken. Sarı saçlarından bir tutam gözüne düşmüştü. Bana mavi gözleriyle bakarken gülümsemeye çalıştım, ama bu bile büyük çaba gerektiriyordu. "Nasılsın?" diye sordu kısık bir sesle, parmakları usulca saçlarımla oynarken.

"Berbat," diye mırıldandım, yüzüme düşen saçları geriye iterken. Her zamanki gibi uyumak hiçbir şeyi düzeltmemişti. Çocukluğumuzdan beri bize söylenen yalanlardan sadece biriydi bu.

Hemen yanıma yaklaşıp elini elimin üzerine koydu.

"Biliyorum," demekle yetindi. Onun bunu yapmasını seviyordum. Hayatımdaki, beni gerçekten anlayan tek insan oydu. Eskiden Aidan'ın da beni anladığını sanırdım, ama yanılmıştım. Aklıma Aidan gelince midem burkuldu. Yaşanan her şey bir anda yeniden gözlerimin önüne geldi.

"Gitti, değil mi?" diye sordum, sesim titreyerek. "Gitti ve bir daha geri dönmedi. Sanki onun için hiçbir şey ifade etmiyormuşum gibi." Gözyaşlarım çoktan yanaklarımdan süzülmeye başlamıştı. Gözlerim yanıyordu. Onun yokluğu fiziksel bir acı gibiydi; bütün bedenime yayılan derin bir sızı...

Elisa beni kucaklayarak teselli etmeye çalıştı.

"Çok üzgünüm, tatlım. Sonunun böyle olacağını bilseydim seni buraya gelmeye asla ikna etmezdim," dedi, pişmanlıkla dolu bir sesle.

"Hayır, bu senin suçun değil. Bunu kimse bilemezdi. Aslında... Belki de her şey ortadaydı, ama ben yine de umuda tutundum. Yine aynı şeyi yaptım. Bu benim suçum. Her zamanki gibi..." diye fısıldadım. Hıçkırıklarım yüzünden sözlerim titriyordu.

"Sanırım sonunda neyin peşinde olduğunu anlamış olduk, değil mi?" dedi Elisa, birkaç dakikalık sessizliğin ardından.

Burnumu çekip başımı salladım. "Sanırım öyle, ama hiçbir şeyi açık açık söylemedi. Sürekli intikamından ve bunun bedelini ödeteceğinden bahsetti," diye mırıldandım, kelimeleri güçlükle çıkararak. Elisa'nın kolu hâlâ omzumdaydı. Gözlerimi ovuşturdum. Söylediği onca şeyden sonra parçaları birleştirmek zor değildi. "Sence gerçekten yapar mı?" diye kısık ve çatallı bir sesle sordum.

"Yapmaz," dedi kesin bir dille, biraz geri çekilip bana bakarken. Kaşları çatılmıştı. "Yapamaz. Nasıl yapsın ki? Bu o kadar kolay değil. Hem en önemlisi, o bir katil değil Liora." Sesi öylesine emindi, öylesine masumdu ki, sanki az önce onun söylediklerini duyan o değildi.

"Elisa, söylediklerini duymadın mı? Babam hakkında söylediklerini... Ona ne yapacağından bahsettiğini... Çok öfkeli! Benden bile vazgeçti. Onu öldüreceğini açık açık söylemedi belki, ama işin nereye gittiğini görmek zor değil. Evet, şu an bir katil değil ama bu, katil olmayacağı anlamına gelmiyor," dedim, sesim kırılarak. Nefesim boğazımda düğümlendi. Elisa'nın söylediklerine inanmak istiyordum, ama şu anda bunu yapmak imkânsız geliyordu.

Elisa başını iki yana salladı; sanki beni değil de kendisini ikna etmeye çalışıyordu.

"Bir şey yapmalıyız," dedim uzun bir sessizliğin ardından. "Onu durdurmazsak bunu yapacak, Elisa. Lütfen, onu durdurmalıyız. Burada oturup bunun olmasını bekleyemem."

"Biraz saçma gelebilirdi, ama babana haber versek nasıl olur?" diye önerdi Elisa tereddütle.

"Açıkçası bunu ben de düşündüm... Ama ya Aidan'a zarar verirse? Bunu yapmayacağına dair bir garanti veremem. Babamın ondan daha güçlü olduğunu biliyorsun," dedim çaresizce. Ona söylesem belki bana inanmazdı, ama yine de gardını düşüreceğini sanmıyordum. Hatta belki Aidan'ı önce o öldürtürdü. Bu düşünce mideme koca bir taş gibi oturdu ve nefes almamı zorlaştırdı.

"Tamam... Peki başka ne yapabiliriz?" diye sordu endişeyle.

"Bilmiyorum, ama Aidan'ın ölmesini de başka birinin ölmesini de izleyemem. Bir yol bulmalıyız ve bunu hemen yapmalıyız. Aidan'la konuşmak işe yaramadı, ama belki de haklısın. Belki babama söylemek mantıklıdır. Aidan'ı öldürmeden kendisini korumasını isteyebiliriz," dedim ama bu sözleri söylerken bile kulağa yanlış ve aptalca geliyordu.

Bu çaresizlikten nefret ediyordum. Ne yapacağımı bilmiyordum. Belki de Aidan planının son aşamasına gelmiş, ilk fırsatta babamı öldürmeye hazırlanıyordu. Ya da... Belki de söylediklerimi düşünmüş ve fikrini değiştirmişti. Ah, buna kendim bile inanmıyordum. Yine de çok küçük de olsa bir ihtimal vardı.

"Bence bunu hemen yapmalıyız. Kaybedecek vaktimiz olduğunu sanmıyorum. Hemen ara onu!" diye ısrar etti Elisa.

"Gecenin ikisinde mi?"

"Başka ne kadar zamanımız var ki?" diye karşılık verdi, telefonumu bana uzatırken. "Hemen ara!"

Babam birkaç çalışın ardından telefonu açtı ve ona her şeyi anlattım. Bunun Aidan'ın planını bozacağından ve ona zarar vereceğinden korkuyordum, ama başka seçeneğim yoktu. Aidan'ın onu öldürmeyi planladığını söyledim. Babam elbette bu fırsatı Aidan'la alay etmek için kullandı, ama sonunda onu ikna etmeyi başardım. Uyarımı dikkate aldığı sürece Aidan'a zarar vermeyeceğine dair bana söz vermesini istedim. Zor da olsa kabul etti, ama bir yanım aptalca bir şey yaptığımı haykırmaya devam ediyordu. Elisa'nın da yardımıyla Aidan'ın geri dönüşü olmayan bir şey yapmasına mani olduğumu kendime hatırlatmaya çalışıyordum. Ve elbette babam, bunun için bana teşekkür etmeyi de unutmadı. Konuşmaya devam ederken titrek bir nefes verdim. Eve dönüp dönmeyeceğimi sordu, ama bu mesele çözülene kadar dönemeyeceğimi söyleyerek bir bahane uydurdum. Madem Aidan buraya gelmeyecekti, ben de bir süre Elisa'da kalabilirdim.

Babam sonunda telefonu kapattığında Elisa'nın yüzündeki rahatlamayı gördüm. Bir bakıma ona söylemiş olmak benim de içimdeki kaygının bir kısmını hafifletmişti, ama yine de içimde geçmeyen bir pişmanlık vardı. Babama gerçekten ne kadar güvenebilirdim?

"Neden sanki bir hata yapmışız gibi hissediyorum?" diye mırıldandım. Midem düğümlenmişti.

"Neden?" diye sordu merakla.

"Bilmiyorum. Aidan'ın tam olarak nasıl bir plan yaptığını bile bilmiyoruz. Bunların hepsi sadece bir tahmindi... Babam kabul etti, ama gerçekten sözünü tutup Aidan'ı sağ bırakır mı bilmiyorum. Bir de Aidan... Öldürmeyi planladığı adamın artık her şeyi bildiğinden haberi bile yok. Ya bu ters teperse, Elisa? Ya ölen Aidan olursa?" derken sesim kırıldı ve farkına bile varmadan yeniden ağlamaya başladım.

"Neler söylüyorsun sen? Böyle bir şey olmayacak! Doğru olanı yaptık. Onu korkunç bir şey yapmadan önce durdurmak, ikinizin de hayatını mahvetmesini engellemek en doğrusu. Belki Aidan son anda fikrini değiştirir ve her şey düzelir," dedi Elisa, beni rahatlatmaya çalışarak.

"Ah, keşke öyle olsa," diye fısıldadım, başımı geriye yaslayıp gökyüzüne dua eder gibi bakarken.

Her şeyden çok Aidan'ın bu işten vazgeçmesini istiyordum. Ama bunun mümkün olduğuna inanmıyordum. Ya babam ölecekti ya da Aidan. Ve artık babam her şeyi bildiğine göre tek istediğim, korkunç bir şey yaşanmadan önce bunun bir an önce bitmesiydi. Aidan geri dönüşü olmayan bir karanlığın içine sürüklenmeden önce... Eğer Aidan'ın başına benim yüzümden bir şey gelirse, kendimi asla affedemezdim.

* * * * * * *

Aklımı kaçırmak üzereydim...

Saatlerdir salonda volta atıyordum ama tam olarak ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum. Kimseden hiçbir haber yoktu. Uyuyamıyor, başka hiçbir şey düşünemiyordum. Sabah olmuştu, ama düşüncelerim bir an olsun peşimi bırakmamıştı. Sürekli Aidan'ın ne yaptığını, babamın ne planladığını düşünüp duruyordum. Defalarca kendime belki de yanıldığımızı, belki Aidan'ın bunu gerçekten yapmayı hiç düşünmediğini söylüyor, bu düşünceyle kendimi yiyip bitiriyordum. Dakikalar boyunca yalnızca pişmanlık hissediyor, ardından Elisa yine beni sakinleştirmeye çalışıyordu.

Bu süre boyunca Elisa birkaç kez Melissa'yı kontrol etmeye gitti. Her seferinde biraz daha fazla uyuşturucu alıyordu. Her şey zaten böyle başlamamış mıydı? Bu illet ona nasıl bu kadar sıkı tutunabilmişti?

Kendimi suçlu hissediyordum. Birkaç saat önce nefret ettiğim adama, sevdiğim adamın planlarını anlatmıştım. Ne uğruna? Aidan'ı korumak için... Tek sebep buydu. Ama Aidan'ın bunu öğrendiğinde ne yapacağı konusunda en ufak bir fikrim bile yoktu.

"Elisa, doğru olanı yaptık, değil mi?" diye sordum yeniden, parmaklarımı saçlarımın arasından geçirirken. Elisa kanepede oturmuş beni izliyordu. Ter içinde kalmıştım.

"Elbette doğru olanı yaptık, Liora. Lütfen biraz sakinleşebilir misin? Bütün gece hiç uyumadın. Aidan'ın yaptıklarını kabullenmenin kolay olmadığını biliyorum, ama nefes alman gerekiyor. Babana söyledik. Bundan sonrasını o halledecek, değil mi?" dedi. Sesi benimkinin tam tersine son derece sakindi. Onun bu kadar sakin olmasını kıskanıyordum.

"Ama içimde hâlâ çok kötü bir his var. Ya Aidan gerçekten babamı öldürürse? Ya bizim her şeyi anladığımızı ve babama anlattığımızı fark ederse? Ya babam sözünü tutmaz da onun yerine Aidan'ı öldürürse? O zaman... O zaman onunla kurduğum bütün hayaller mahvolacak," diye fısıldadım. Düşüncelerim zihnimden çıkıp dilime dökülüyordu ve zihnim söylediğim her anda olanları gerçekmiş gibi algılayarak dehşete kapılıyordu.

"Sana söyledim, böyle bir şey olmayacak. Bak, ben de Aidan'ın söylediklerini duydum, ama yine de bunu gerçekten yapacağına inanmıyorum. Eğer bunca zaman seni gerçekten sevdiyse ve dün ona anlattıklarından sonra içinde en ufak bir tereddüt bile oluştuysa, fikrini değiştirecektir. Babanı öldürmek sizi birbirinizden daha da uzaklaştırır. Aidan'ın içinde zerre kadar aklı kaldıysa bunu mutlaka anlamıştır," dedi Elisa yumuşak bir sesle.

"Ama öyle görünmüyordu," diye karşılık verdim umutsuzlukla.

* * * * * * *

Ertesi günün akşamına doğru artık evde duramaz hâle gelmiştim. Endişeden kendimi yiyip bitirmiştim. Henüz hiçbir şey olmamış olması, hala olmayacağı anlamına gelmiyordu. Elisa'ya gidip Aidan'ı bulmam gerektiğini söylediğimde bana karşı çıktı. Benimle gelemeyecek olması onu daha da kaygılandırıyordu. Ne yapacağımı düşünürken aklıma bir anda Shawn geldi.

Hiç vakit kaybetmeden Shawn'ı arayıp beni evden almasını istedim. Hiç tereddüt etmeden geldi. Benim onunla gideceğimi öğrenince Elisa biraz olsun rahatladı, ama yine de evde kalmam gerektiğini düşündüğünü biliyordum. Kısa bir tartışmanın ardından onu ikna edip Shawn'ın arabasına bindim.

"Nerede olabileceğine dair en ufak bir fikrim yok," dedim kısık bir sesle. Hava tamamen kararmıştı.

"Belki fikrini değiştirmiştir," dedi Shawn, direksiyonu hafifçe kavrarken. Boş yolda yavaşça ilerliyorduk.

"Hayır, sanmıyorum. Neden herkes bunu söylüyor? Aidan bir şeye karar verdikten sonra asla geri adım atmaz," dedim kararlı bir şekilde. Shawn'ın kaşlarını çattığını gördüm. "Babam evde mi?"

"Evet."

"Evin çevresinde bir değişiklik oldu mu?" diye sordum.

"Korumalar her zamanki yerlerinde. Aidan'ın gelip gelmeyeceğini bilmedikleri için baban tedbir amaçlı dikkatli olmalarını söyledi," dedi. Sesi biraz yumuşamıştı. Sarı saçlarından bir tutam mavi gözlerinin üzerine dökülüyordu.

"Belki de eve gitmeliyiz. Eğer gerçekten gelirse onunla konuşma şansım olabilir," dedim, aklıma gelen ilk fikri dile getirerek. Aidan'ı nerede bulabileceğime dair hiçbir fikrim yoktu ve babam evde olduğuna göre, onu öldürmeyi planlayan biri büyük ihtimalle oraya gelecekti. Güçlükle yutkundum. Shawn hiçbir şey söylemeden arabayı eve doğru çevirdi. Bunu neden daha önce düşünmediğimi bilmiyordum, ama babamdan hiçbir haber gelmediğine göre şimdilik her şey yolunda olmalıydı.

Sessizlik içinde yol aldık ve babamın evine vardığımızda saat iyice geç olmuştu. Bu sırada elimden geldiğince Elisa'ya haber vermeye devam ettim. Korumalar her zamanki gibi girişte bekliyordu. Eve ulaşıp arabadan ineceğim sırada Shawn kolumdan tuttu.

"Liora, bekle," dedi. Tekrar kapıyı kapatmama neden oldu. Merakla ona baktım. Mavi gözlerinde bu kez farklı bir ifade vardı.

"Ne oldu?" diye sordum.

"Sana daha önce söylediklerim için özür dilemek istiyorum. Bu gece ne olacağını bilmiyorum, ama sonradan konuşma fırsatımız olmazsa diye bunu şimdi söylemek istedim," dedi, boğazını temizleyerek. Sözleri kalbimin daha da hızlı atmasına neden olmuştu. "Sana seni sevdiğimi söylediğimde ciddiydim. Bunun nasıl olduğunu bilmiyorum, ama oldu. Hâlâ seni seviyorum. Ama artık anladım ki o ne yaparsa yapsın sen her zaman Aidan'ı seveceksin. Bu hiç değişmeyecek ve ben bunun farkındayım. Sadece şunu bilmeni istiyorum; ben seni sevmekten asla vazgeçmeyeceğim. Kuzenim olman umurumda değil. Ve eğer Aidan bu gece buraya gelirse, ister bir şey olsun ister olmasın, sana söz veriyorum bir daha seni hiç görmeyeceğim. İngiltere'ye geri döneceğim. Ama eğer gelmezse seni bırakmayacağım. Ne olursa olsun."

Söylediklerini anlamaya çalışarak gözlerinin içine baktım. Neler oluyordu? Bu da neydi? Bu saçmalık da nereden çıkmıştı?

Tepki vermeme fırsat bile vermeden beni öptü. Ben geri çekilemeden ya da tek kelime edemeden arabadan inip uzaklaştı.

Şoku atlatıp arabadan inmem bir süre zaman aldı. Ne düşüneceğimi bilmiyordum. Shawn'dan kurtulabilmek için Aidan'ın gerçekten buraya gelmesi mi gerekiyordu? Neler oluyordu? Yoksa Shawn, Aidan'ın gelmeyeceğine inandığı için bu şartı mı uydurmuştu? Ama neden böyle düşünüyordu ki? Hiçbir şey mantıklı gelmiyordu!

Sessiz bahçede yürürken etrafıma göz gezdirdim. Shawn benden önce içeri girmişti. Yaklaşık iki dakika sonra ben de eve girdiğimde içerisi ürkütücü bir sessizliğe bürünmüştü. Ortalıkta kimse yoktu.

Fazlasıyla sessizdi.

Neler olduğunu sormak istiyordum, ama Shawn da ortadan kaybolmuştu. Nereye gitmişti?

Koskoca ev sessizliğe gömülmüştü. Garip bir şekilde tek bir ses bile yoktu. Ne televizyon açıktı ne de hizmetçilerden herhangi bir ses geliyordu.

Elimi ışık düğmesine uzattım, ama hiçbir şey olmadı. Neler oluyordu? Daha önce ışıklarla ilgili hiçbir sorun yaşandığını hatırlamıyordum. Sessizce merdivenlere yönelip babama seslendim. Shawn'ı da bulamıyordum. Merdivenleri çıkarken sessizliğin içinde kalbim çığlık atıyordu. Karanlık huzursuzluğumu daha da büyütüyordu.

Babam neredeydi? Shawn neredeydi? Ve en önemlisi... Aidan gerçekten buraya gelmiş miydi?

Koridordaki büyük sarkaçlı saatin yüksek sesi beni yerimden sıçrattı. Yatak odalarının bulunduğu koridorda tek bir ses çıkarmaktan korkarak dikkatlice ilerledim.

"Baba," diye seslendim alçak bir sesle. "Shawn, neredesiniz?"

Yavaşça ilerlerken ara sıra arkamı kontrol ediyordum. Önce Shawn'ın odasının kapısını çaldım. Cevap gelmedi. Bir kez daha kapıyı çaldıktan sonra dikkatlice kapıyı aralayıp içeri baktım. Kimse yoktu.

Yaklaşık bir dakika sonra babamın odasından çok hafif bir ses geldi. Kalbim ağzıma geldi.

Güçlükle yutkunup sesimi sabitlemeye çalıştım.

"Kim var orada? Baba, sen misin?"

Tanrım, neler oluyor?