Kaçınılmaz Son kitap kapağı

15. bölüm / 52

Kaçınılmaz Son

ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Yazar: İrem Mumcu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 52Şu an: ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
  1. 1 TANITIM605 kelime
  2. 2 BİRİNCİ BÖLÜM1.977 kelime
  3. 3 İKİNCİ BÖLÜM1.937 kelime
  4. 4 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM2.136 kelime
  5. 5 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM1.799 kelime
  6. 6 BEŞİNCİ BÖLÜM2.185 kelime
  7. 7 ALTINCI BÖLÜM1.943 kelime
  8. 8 YEDİNCİ BÖLÜM1.008 kelime
  9. 9 SEKİZİNCİ BÖLÜM1.810 kelime
  10. 10 DOKUZUNCU BÖLÜM1.687 kelime
  11. 11 ONUNCU BÖLÜM1.347 kelime
  12. 12 ON BİRİNCİ BÖLÜM1.310 kelime
  13. 13 ON İKİNCİ BÖLÜM1.786 kelime
  14. 14 ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM1.554 kelime
  15. 15 ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM2.282 kelime · Okuduğun bölüm
  16. 16 ON BEŞİNCİ BÖLÜM2.108 kelime
  17. 17 ON ALTINCI BÖLÜM2.637 kelime
  18. 18 ON YEDİNCİ BÖLÜM2.270 kelime
  19. 19 ON SEKİZİNCİ BÖLÜM1.967 kelime
  20. 20 ON DOKUZUNCU BÖLÜM2.212 kelime
  21. 21 YİRMİNCİ BÖLÜM2.264 kelime
  22. 22 YİRMİ BİRİNCİ BÖLÜM2.148 kelime
  23. 23 YİRMİ İKİNCİ BÖLÜM2.200 kelime
  24. 24 YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM2.352 kelime
  25. 25 YİRMİ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM2.649 kelime
  26. 26 YİRMİ BEŞİNCİ BÖLÜM2.482 kelime
  27. 27 YİRMİ ALTINCI BÖLÜM2.036 kelime
  28. 28 YİRMİ YEDİNCİ BÖLÜM3.687 kelime
  29. 29 YİRMİ SEKİZİNCİ BÖLÜM3.113 kelime
  30. 30 YİRMİ DOKUZUNCU BÖLÜM2.643 kelime
  31. 31 OTUZUNCU BÖLÜM1.067 kelime
  32. 32 OTUZ BİRİNCİ BÖLÜM1.737 kelime
  33. 33 OTUZ İKİNCİ BÖLÜM3.738 kelime
  34. 34 OTUZ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM1.780 kelime
  35. 35 OTUZ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM3.463 kelime
  36. 36 OTUZ BEŞİNCİ BÖLÜM2.846 kelime
  37. 37 OTUZ ALTINCI BÖLÜM1.700 kelime
  38. 38 OTUZ YEDİNCİ BÖLÜM2.228 kelime
  39. 39 OTUZ SEKİZİNCİ BÖLÜM1.533 kelime
  40. 40 OTUZ DOKUZUNCU BÖLÜM1.918 kelime
  41. 41 KIRKINCI BÖLÜM2.095 kelime
  42. 42 KIRK BİRİNCİ BÖLÜM2.644 kelime
  43. 43 KIRK İKİNCİ BÖLÜM2.120 kelime
  44. 44 KIRK ÜÇÜNCÜ BÖLÜM2.544 kelime
  45. 45 KIRK DÖRDÜNCÜ BÖLÜM1.889 kelime
  46. 46 KIRK BEŞİNCİ BÖLÜM1.680 kelime
  47. 47 KIRK ALTINCI BÖLÜM1.886 kelime
  48. 48 KIRK YEDİNCİ BÖLÜM1.996 kelime
  49. 49 KIRK SEKİZİNCİ BÖLÜM2.488 kelime
  50. 50 KIRK DOKUZUNCU BÖLÜM1.983 kelime
  51. 51 ELLİNCİ BÖLÜM2.432 kelime
  52. 52 ELLİ BİRİNCİ BÖLÜM (FİNAL)2.433 kelime

Suçlama, gerçeklik ya da bambaşka bir şey...

Ne zaman uyuyakaldığımı bilmiyordum. Telefonumun sesi beni uykunun bulanıklığından çekip çıkardı, gözlerim titreyerek aralandı. Neler oluyordu? Başım zonkluyordu. Kendimi berbat hissediyordum. Kendi yatağımdaydım, evet, en azından bundan emindim. Gözlerimi ovuştururken pencereden içeri süzülen güneş ışığı gözlerimi yaktı. Elbette doğru düzgün uyuyamamamın bir sebebi vardı. Keşke her şeyi tek bir gecede silebilseydim. Keşke bu mümkün olsaydı.

Aidan.

Uyuşturucu.

Kendine zarar vermesi.

Gece boyunca düşüncelerim bunların etrafında dönüp durmuştu, ama doğru olup olmadığını bile bilmiyordum. Ortada sadece bir sessizlik vardı, ama aynı zamanda zihnim kulakları sağır eden bir gürültüyle doluydu.

Bütün gecemi mahveden şey buydu, ama neden bu kadar önemsiyordum ki? Ne fark ederdi? Belki uyuşturucu kullanmıyordu. Belki yapması gereken önemli bir işi vardı ve telefonunu kapatmak zorunda kalmıştı. Belki şarjı bitmişti. Belki evde değildi ve telefonunu şarja takamıyordu.

Ama onu defalarca aradın ve çalmasına rağmen açmadı.

Kafamın içindeki o inatçı ses yeniden ortaya çıkıp görmezden gelmek istediğim bir detayı önüme sürükledi. Hayır, bunu düşünmek istemiyordum. Hayır, uyuşturucu kullanmıyordu ve telefonu açmamak için mutlaka geçerli bir sebebi vardı. Bu kadar basitti.

Saat neredeyse sekiz olmuştu ve yarım saat sonra işte olmam gerekiyordu. Harika, bir iç rahatlatıcı düşünce daha!

Evden çıkmadan önce annemin odasına sessizce girip huzur dolu yüzüne küçük bir öpücük kondurdum. O kadar sakindi ki. Yüzündeki o masumiyet, beni hayata bağlayan tek şeydi. Dudaklarımda yumuşak bir gülümseme belirdi. Üzerinden kayan battaniyeyi kollarının üzerine yeniden çektim ve onu huzurlu uykusunda yalnız bırakıp evden çıktım.

Beni nasıl bir günün beklediğini bilmiyordum.

Duygularımdan korunmak için kulaklıklarımı takarak en sevdiğim şarkıyı açtım. Temmuz olmasına rağmen hafif bir esinti vardı ve sıcakla hoş bir tezat oluşturuyordu. Müzik beni sakinleştirdi, melodisi düşüncelerimi alıp götürdü ve kendimi biraz daha hafif hissetmemi sağladı. Bir süreliğine şaşırtıcı derecede Aidan'ı düşünmeyi bile bıraktım, ama kulaklıkları çıkardığım anda gerçekliğin yeniden üzerime çökeceğini biliyordum. Bu yüzden şimdilik içerisinde bulunduğum ana odaklanmayı seçtim.

Grammy Bar'ın kapısından içeri adım attığım anda kalbim hızla çarpmaya başladı. İçimi bir gerginlik kapladı. Bu kadar kısa sürede yaşadığım her şey zihnimde canlı bir şekilde yeniden canlandı, her anı tekrar yaşadım. Bunu üzerimden atmalıydım. Mutlu olmalıydım. İşimi sevmeliydim. Başka seçeneğim yoktu.

"İnanamıyorum, Liora!"

Lyla'nın tatlı sesi düşüncelerimden sıyrılmamı sağladı. Parlak gülümsemesine karşılık vermemek imkânsızdı. Beni gördüğüne herkesten daha çok o sevinmiş gibiydi.

"Lyla!" diye sevinçle seslendim, kollarını boynuma dolarken. Ben de ona sarıldım. Onun arkasında Fiona belirdi. Yüzündeki beklenmedik sıcak ifadeyi görmezden gelmeyi seçtim.

"Geri mi döndün?!" diye sordu Lyla, gözleri yüzümü incelerken. Fiona'dan farklı olarak Lyla samimiydi. Bu yüzden onunla daha iyi anlaşıyordum.

"Evet, sanırım döndüm," dedim içeri doğru ilerlerken. Ne yazık ki...

"Ah, sevindim! Umarım bu sefer her şey daha iyi gider," dedi ve barın arkasına geçip bardakları silmeye devam etti. Sözleri beni gülümsetti. Ben de öyle umuyordum. Tek dileğim buydu.

"Tekrar hoş geldin, Liora. Seni burada görmek güzel," dedi Fiona ve kısa bir şekilde sarıldı. Nazik gülümsememi koruyarak soyunma odasına doğru ilerledim. Timothy'nin ofisinin önünden geçerken onu görmezden gelmeye çalıştım, ama o hemen dışarı çıkarak kendini gösterdi.

"Günaydın ve tekrar hoş geldin, Liora," dedi, kendinden emin ve samimiyetsiz bir gülümsemeyle.

"Size de günaydın," diye mırıldandım isteksizce.

Onunla konuşmaya hiç niyetim yoktu, bu yüzden hızla soyunma odasına yöneldim. Bu kaçınılmazdı. Bu işten tamamen ayrılana kadar onunla yüzleşmek ve ne yazık ki varlığına katlanmak zorundaydım. Kararımı verirken bunu düşünmüştüm. Cesaret, her şeyle yüzleşmek demekti. Annem için güçlü olmalıydım.

Üniformamı giydikten sonra aynada kendime baktım.

Unuttun mu? İnsanların ne düşündüğünü umursamıyorsun. Onlar kim ki zaten? Hiçbiri önemli değil. Onları umursamıyorsun ve sözlerinin seni etkilemesine izin verecek kadar zayıf değilsin. Sen cesursun. Sen korkusuzsun. Ve her şeyi başarabilirsin. Sadece kendine inan. Bugünden sonra her şey daha iyi olacak. Buna inan.

Zihnime verdiğim bu son emirle yüzüme soğuk su çarptım.

Hazırdım.

Bar dolmaya başladığında ve yeniden çalışma düzenime alıştığımda gün, farkında dahi olmadan akıp gitti. Eski alışkanlıklarıma geri döndüm, elimde tepsiyle müşterilere servis yapıyor, memnun kalmaları için sahte bir gülümsemeyi yüzümden eksik etmiyordum. O gülümseme benim maskemdi. Onu takmak zorundaydım. Takmadığımda neler olduğunu acı bir şekilde öğrenmiştim.

Aklımdaki Aidan meselesini görmezden gelmeye çalışıyordum, ama işe yaramıyordu. Birinin uyuşturucu kullandığı nasıl anlaşılırdı ki? Gözlerinden mi? Sesinden mi? Yoksa bedeninden mi?

Yanına yaklaştığım insanların gözlerini incelemeye başladım. Göz altlarındaki çöküklüklere, kızarıklıklara ya da davranışlarında tuhaf bir şey olup olmadığına baktım, ama hiçbirinde dikkat çeken bir belirti yoktu. Samanlıkta iğne aramak gibi bir şeydi bu. Gerçekten uyuşturucu kullanımının açık işaretleri bunlar mıydı?

Hiçbirinin kollarında iğne izi ya da morluk yoktu. Uyuşturucunun sadece enjekte edilerek değil, burundan çekilerek ya da hap şeklinde de alınabildiğini okumuştum. Birinin kullandıktan sonra kendini kötü hissetmesi ne kadar sürerdi? Bağımlılık ne kadar sürede gelişirdi? Vücutta hangi belirtiler ortaya çıkardı?

Bunların hepsi internette yazıyordu, ama ben anlamıyordum. Sadece okumuştum ve internet bilgilerinin ne kadar doğru olduğu da tartışılırdı. Başka çarem yoktu. İşten sonra kesinlikle Aidan'ı bulacak, her şeyi yüz yüze soracaktım. Telefonlarıma cevap vermediğine göre onu nerede olursa olsun arayıp bulacaktım. Bana kızması ya da bağırması umurumda değildi. Net bir cevap alacaktım. Alamazsam bu düşünce beni içten içe kemirip bitirecekti.

Günüm beklediğimden çok daha sakin geçti. İş yerindeyken, uzun zamandır bu kadar huzurlu hissetmemiştim. Akşam olmuştu ve buna inanamıyordum. Timothy hiçbir şey yapmamış, sadece kendi işiyle ilgilenmişti. Ara sıra bana bakışını yakalıyordum, ama bunu düşünmek istemiyordum. Ona karşı biraz suçluluk hissediyordum ve bakışlarından kaçınmak kendimi daha iyi hissetmemi sağlıyordu.

Artık Aidan'ı bulma zamanı gelmişti.

Saat akşam yediydi. Dışarı adım attığımda gökyüzü kararmaya başlamıştı. Yorgun hissetmiyordum. Hatta sakin geçen bir iş gününden sonra biraz daha rahatlamıştım. Aidan'la konuşup her şeyi netleştirdiğimde daha da iyi hissedeceğimi umuyordum.

Bardan birkaç adım uzaklaştım. Aidan'ın genelde nerelerde takıldığını, hangi barları tercih ettiğini bilmiyordum, ama onu arkadaşlarıyla en son gördüğümde Nightmare adlı bir yere girmişlerdi ve beni de bir kez oraya götürmüştü. O anıyı hatırlamak bile içimde bir ürperti yarattı, ama bunu görmezden gelmeye zorladım kendimi. Onu orada bulmayı umarak adımlarımı hızlandırdım. Kalbim açıklayamadığım bir heyecanla çarpıyordu.

Birden biri kolumu yakaladı ve beni karanlık bir ara sokağa çekti. Kalbim göğsümden fırlayacak gibi oldu. Bu kimdi? Beni gölgelerin içine doğru sürükledi ve yüzünü görebilmem için sırtımı duvara yasladı.

Aidan.

Aradığım kişi...

Hızla atan kalbimin ritmi değişti.

"Ben de tam seni arıyordum," dedim neşeli bir sesle. Dik durmaya çalıştım, ama sırtım duvara yaslanmışken bunu pek başaramadım. O anda çatılmış kaşlarını ve gözlerindeki karanlığı fark ettim. Kızgın mıydı? Evet, hem de çok.

"Yine işe dönmüşsün demek," dedi keskin bir sesle. "Bu ne demek oluyor, Liora? Dün gece Timothy'nin senin evinde olmasının sebebi bu muydu?" Nefesi yüzüme çarptı, sigara kokusu burnumu yaktı. Söylediklerimi duymamış gibi davranıyordu. Onu aramaya çıktığıma yakında pişman olacağımı hissettim.

Sinirden kararmış gözlerine baktım. Cesareti nereden bulduğumu bilmiyordum, ama içimdeki bir parça onun öfkesini kabul etmeyi reddediyordu.

Çünkü o da en az benim kadar suçluydu.

Her açıdan.

"Evet," diye cevap verdim. Cesaretim sadece bir gösteriden ibaretti. Gerçekte bacaklarım o kadar titriyordu ki beni bıraksa yere yığılabilirdim.

Başını yana eğip alaycı bir kahkaha attı.

"Ciddi misin, Liora? Bunca şeyden sonra o işe geri mi döndün? Kusura bakma, ama tam bir aptalsın," dedi. Sözleri zehir gibiydi. Tam bir aptal...

"Evet, faturalarını ödemek zorunda olan bir aptal," diye karşılık verdim. Sözleri kalbimi delip geçmişti, ama bunu belli etmemeye çalıştım. Yaşadığım bu durumu anlamıyordu. Nasıl anlayabilirdi ki? Lüks içinde yaşıyordu. Uyuşturucu kullanabilecek kadar çok parası vardı.

Ah, doğru ya... O mesele...

Onu karşımda bulmuşken kolunu yakaladım, daha önce inceleme fırsatı bulamadığım kolunu. Kolunu çevirip dikkatle baktım. Aynı morluklar hâlâ oradaydı. Dövmesi olmayan kolu morluklarla kaplıydı. Sonra dövmeli olan diğer koluna baktım. Muhtemelen onları gizlemek için o kolu seçmişti, ama orada da yeterince vardı.

"Ne yapıyorsun sen?" diye çıkıştı kolunu çekerken. Benden bir adım uzaklaşarak gözlerini kaçırdı.

"Ya sen? Haklıyım, değil mi?" Konuyu değiştirmesine fırsat vermeden üzerine gittim. Bana anlamaz bir ifadeyle baktı. Konuşmayı tekrar bana çevirmeye hazırlanıyordu, ama buna izin vermeyecektim. "Kullanıyorsun, değil mi? Hem de haddinden fazla. Dün gece bu yüzden cevap vermedin. Belki o zaman da etkisi altındaydın, sonra da bu yüzden aramalarıma dönmedin."

Kalbim deli gibi atıyordu. Vereceği cevaptan korkuyordum. Evet demesini istemiyordum. Onu sıkıştırıyordum, ama yapmak zorundaydım. Bu sefer cevap vermek zorundaydı.

"Bu seni ilgilendirmez," dedi soğuk bir sesle. Yüz ifadesi değişmedi. Bana bakıyordu. Doğru söyler gibi sadece gözlerime bakıyordu. Sesi bir duvar gibi sert gelirken cesaretimi söndürdü. Az önce alev alan mum, şimdi titreyen, korkak bir dumana dönüşmüştü.

"Bal gibi de ilgilendirir! Kullanıp kullanmadığını bana söyleyeceksin!" dedim. Sesim şaşırtıcı derecede kararlıydı, ama bu Aidan üzerinde işe yarar mıydı? Emin değildim. Geri tepmemesini umdum. Duvara toslamak istemiyordum.

Bana doğru bir adım attı. Sırtım duvara çarparken bedenini tamamen bana bastırdı. Ellerini başımın iki yanındaki duvara koyarak beni kıstırdı.

"Sana söyledim, seni ilgilendirmez!" diye bağırdı. Yüzü yüzüme birkaç santim mesafedeydi. Nefesi tenimi yakıyordu ve kalbim sanki göğsümden çıkmış gibiydi. Her kelimeyi yavaşça söylemesi kalbimi durdurdu. Kokusu hızla içime işledi.

"O zaman benim işe geri dönmem de seni ilgilendirmez!" diye karşılık verdim, kelimelerimi özellikle seçerek. Bu pervasız cesaretim başımı belaya sokacaktı, ama umurumda değildi. Biz eşittik. Ya da en azından öyle olduğumuzu umuyordum. Üzerimde hiçbir gücü yoktu.

Bir süre öylece durduk. İkimiz de konuşmadık. Gözleri kararmıştı. Gece tamamen çökmüştü ve yüzünü görmek oldukça zorlaşmıştı. Karanlığı sevmiyordum. Beni huzursuz ediyordu, ama şimdi farklıydı, sanki kaybolabileceğin ve gerçekten kendin olabileceğin bir an gibiydi. Ve bundan hoşlandığımı fark ettim.

Kimsenin bizi göremeyeceğinden emindim.

Gitmek istemiyordum. Bakışlarımın loş ışıkta zar zor seçilen dudaklarına sabitlendiğini fark ettim. Kalbim artık sadece çarpmıyordu, sanki yerinden kopuyordu. Sonra bir anda yumuşak dudakları dudaklarıma değdi. Parmaklarının boğazımın çukuruna dokunduğunu hissettim. Onu öptüm, neden yaptığımı bilmeden. Ona âşık değildim. Ona karşı bir şey hissetmiyordum. Değil mi?

Tanrım...

Öyleyse neden ona karşılık veriyorsun? Neden zihnin boş ve sadece ona odaklanmış durumda? Bedenin onu istiyor ve sen bunu biliyorsun.

Hayır. Hayır!

Bu doğru olamazdı.

Kaçmak istiyordum. Öpemezdi, öpmemeliydi!

Kalbim en ufak bir dokunuşta patlayacak bir balon gibiydi.

Bedenini bana bastırırken bir eli kalçama yerleşti, dudakları ise dudaklarımdan hiç ayrılmadı. Farkında olmadan dudaklarımdan yumuşak bir inilti kaçtı. Bunu fark ettiğim anda yüzüm ateş gibi yandı. Kızarmıştım. Aidan'dan hafif bir kıkırtı duydum, ama tam seçemedim. Dudaklarını dudaklarımdan bir nefes mesafesi kadar uzaklaştırdı. Alnını alnıma dayadı, parmaklarını belimde sıkılaştırdı. Artık her yer zifiri karanlıktı, koyu gözlerinin derinliğini bile zar zor seçebiliyordum.

"Bunu neden yaptın?" diye nefes nefese sordum. İnanılmaz hissediyordum. Daha önce hiç yaşamadığım bir duyguydu bu. Sanki ayaklarım yerden kesilmişti. Bulutların arasında süzülüyor, yukarıdan Aidan'a bakıyor gibiydim.

"Sen de karşı koymadın," diye fısıldadı alçak bir sesle. Dudaklarının köşesinin yukarı kıvrıldığını gördüm. Ah, midem... İçimdeki kelebekler bıçaklara dönüşmüştü.

"Lütfen bana gerçeği söyle," dedim, konuşmayı öpücüğümüzden uzaklaştırarak. Çünkü buna verecek bir cevabım yoktu. Evet, ona karşı koymamıştım. Onu istediğimi kendime bile itiraf edemiyordum. Bu çok zordu. Sadece o anda istemiştim. Onun öpücüğüne karşılık vermiştim ve olan olmuştu.

Geri çekilmeye çalıştı, ama bu sefer kollarımı boynuna doladım, gitmesine izin veremezdim. Bir cevaba ihtiyacım vardı. Evet ya da hayır.

"Lütfen söyle," diye tekrar ettim, gözlerinin derinliğine bakarak. "Bunu kaldırabilirim."

Fısıltıyla söylediğim sözleri duyduğunu biliyordum. Yüzünü zar zor görebiliyor olsam da üzerindeki hüznü hissedebiliyordum. Sözlerini duyabilmem için dudaklarını kulağıma yaklaştırd. Kalbim gümbür gümbürdü. Ne söyleyeceğini öğrenmek için yanıp tutuşuyordum, ama aynı zamanda içimde bir parça sonsuza kadar susmasını istiyordu. Cevap verirse canım yanacaktı, bunu biliyordum.

"Üzgünüm," dedi kısık bir sesle. Hayır!

Yedi harfli bir kelime, kalbime saplanan bir ok gibi.

Ne evet ne hayır.

Sesi kulaklarımı doldurdu, sertçe yutkunarak gözlerimi kapattım. Boynuna doladığım kollarımı gevşetmedim. Aksine onu kendime daha da yaklaştırdım. Oysa umutsuzca hayır demesini istemiştim.

Üzgün olduğunu söylemişti. Bu ne anlama geliyordu? Mecbur olduğunu mu ima ediyordu? Ama nasıl böyle bir mecburiyet olabilirdi? Bir insan nasıl madde kullanmak zorunda kalabilirdi? Neden üzgündü?

Kollarındaki morluklar, kendi bedenine çektirdiği bu acı...

Bu doğru olamazdı.

"Kendine bunu neden yapıyorsun?" diye sordum, ağlamaklı titrek sesimle. Boğazım düğümlendi. Bunu anlamlandıramıyordum. Hem şaşkındım hem de kalbim kırılmıştı. Ne düşünmem gerektiğini bilmiyordum, ama yine de neredeyse hiç tanımadığım bir adam için yas tutuyordum.

Onu yargılamalı mıydım? Ona kızmalı mıydım? Bu iğrenç alışkanlık yüzünden ona bağırıp gitmesini mi söylemeliydim?

Yoksa yanında mı kalmalıydım?

Bildiğim tek şey, kendisine ne kadar acımasız davranırsa davransın, ben ona acımasız davranmayacaktım.

Ağlıyordum. Hikâyesini bile bilmediğim bir adam için sessizce gözyaşı döküyordum. Karanlık, yüzümü saklıyordu ve bunun için minnettardım.

"Lütfen sorma. Açıklayamam," dedi, sıcak nefesi kulağıma çarparken. Omurgamdan aşağı bir ürperti yayıldı. Boğazımdaki düğümü yok etmek ister gibi yutkundum.

"Neden?" diye fısıldadım, nefesim boynuna değerek.

Garip bir şekilde ona sarılmak bana huzur veriyordu. O bir bağımlıydı. Bundan hoşlanıyor muydu? Hayır, bunda hoşlanılacak hiçbir şey yoktu. Bu bir madde bağımlılığıydı. Bunu isteyerek yaptığını düşünmüyordum. O zaman neden yapıyordu?

Derin bir nefes aldı, parmakları saçımı nazikçe kulağımın arkasına itti.

"Zamanı geldiğinde anlayacaksın. Şimdilik sadece şunu bil, üzgünüm," dedi ve yüzünü boynuma gömdü.

Neler oluyordu?

Sormak istediğim o kadar çok şey vardı ki. Nasıl başladığını, neden yaptığını, her şeyi bilmek istiyordum. İçimdeki her şey cevaplar için çırpınıyordu. Gitmesini istemiyordum. Sonsuza kadar burada kalmak istiyordum. Onunla, nefesiyle, kollarının arasında...

Bu karanlığın ve getirdiği tuhaf huzurun içinde kalmak istiyordum.

"Gitmem gerekiyor," dedi, kollarımı nazikçe boynundan çözerken. Sesindeki kırılmayı duydum. Kalbim sızladı.

"Seninle gelmek istiyorum," dedim alçak bir sesle. Nereye gittiğini bilmem gerekiyordu. Onun hakkında her şeyi öğrenme isteği içimde dolup taşıyordu.

"Gelemezsin. Buna izin veremem Liora."

"Lütfen, seninle gelmek istiyorum. Gitmeni istemiyorum Aidan. Seninle olmak istiyorum... Lütfen, benimle kal," diye yalvarmaya başladım. Kendime inanamıyordum. Acınası hissediyordum, kendi gözyaşlarımda boğuluyor gibiydim. Tanrım, bana ne oluyordu?

"Israr etme, güzelim. Sana söyledim, şimdi zamanı değil. Zamanı geldiğinde söz veriyorum, her şeyi bileceksin. Ama şimdi değil," dedi Aidan yumuşak sesiyle. Geri çekilmedi. Bunun yerine yüzümü ellerinin arasına aldı. "Sen... ağlıyor musun?" diye sordu.

"Hayır," dedim hemen, birkaç adım geri çekilip boğazımı temizlerken. Sesimin tekrar titremesini istemiyordum. "Peki," diye devam ettim daha fazla üstelemeden. "Zamanı geldiğinde..."

Olgun davranmalıydım. Onu daha fazla zorlamanın bir anlamı yoktu. Zaten şu anda bile beklediğimden daha fazlasını söylemişti. Bu arada ben de hayatımda hiç yaşamadığım duyguları aynı anda yaşamıştım.

Gitmeden önce dudaklarını son bir kez dudaklarımda hissettim. Bir dakika sonra o sıcaklık kayboldu, yerini sonsuz bir karanlığa bıraktı.

Kendimi toparlamam birkaç saniye sürdü. Sonra aceleyle loş ışıklı sokağa çıktım.

Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

42okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…