46. bölüm · Kaçınılmaz Son

KIRK BEŞİNCİ BÖLÜM

İrem Mumcu

Zaman acımasızca akıp gitmeye devam ediyordu.

Ondan tek bir haber bile alamamıştım. Benden kaçıyor, aramalarıma cevap vermiyor, her şeyi mahvediyor ve onu deliler gibi özlememe neden oluyordu.

Aradan geçen onca zamana rağmen ben hâlâ aynıydım. Aidan aynıydı, hislerim aynıydı, lanet olası Aidan hâlâ aynıydı, duygularım da aynıydı...

Kahretsin, bu sessizliği ne anlama geliyordu? Yine her şey bitmiş miydi? Gerçekten böyle mi düşünüyordu? Ama neden? Bana tek kelime etmeden her şeyi nasıl bitirebilirdi? Bu onun için gerçekten bu kadar kolay mıydı? Ben onun için bunca şeyi yapmışken...

Yine...

Artık neredeyse hiç odamdan çıkmıyordum. Ne olursa olsun! Birkaç gün önce babamın bazı iş arkadaşları eve gelmişti. Kalabalıktı ve aşağı inmeye bile tenezzül etmedim. Kendimi berbat hissediyordum. Sonuçta Shawn'ın yeni işini kutlamak için verilen saçma bir akşam yemeğiydi. Sonrasında babam bana uzun bir nutuk çekti, ama kimin umurunda? Yaşadığım her şeyin sorumlusu hâlâ o!

Shawn birkaç kez odama gelip benimle konuşmak istediğini söyleyip durdu, ama kapıyı kilitledim ve onu içeri almayı reddettim. Aynı evde yaşamamıza rağmen son bir hafta içinde onu yalnızca bir iki kez görmüştüm. Neyse ki işe başlamıştı da günün büyük kısmında evde olmuyordu.

Artık bu durum sıkıcı olmaya başlamıştı, ama şu an tek odak noktam Aidan'dı. Filmler artık ilgimi çekmiyordu. Kitaplara da odaklanamıyordum. Aynı cümleyi defalarca okuyup hiçbir şey anlayamıyordum. Buna bir son vermem gerekiyordu! Aidan'ın ne yaptığını, neden tam bir haftadır telefonlarıma cevap vermediğini öğrenmeliydim. Shawn, beni görmezden gelmesinin tek sebebi olamazdı.

Tam evden çıkacakken kapım çalındı. Evde kimsenin olmadığını sanıyordum. Saat neredeyse beşti.

"Kim o?" diye seslendim kapının ardından.

"Benim, baban," dedi kilitli kapının diğer tarafından. Boğazım bir an kurudu. Şimdi ne yapacaktım?

"Konuşmak istemiyorum. Lütfen git," diye bağırdım, beni duysun diye.

"Bu durumu konuşmak için geldim. Lütfen kapıyı aç, Liora. Bu doğru değil," dedi. Sesi kapının ardından boğuk geldiği için söylediklerini anlamakta zorlanıyordum. Bir an tereddüt ettim.

Hangi durumdan bahsediyordu? Onunla konuşmuyor oluşumdan mı? Yoksa buraya geldiğimden beri içine gömüldüğüm bu depresyondan mı? Belki de artık beni bu evde istemediğini söyleyip gönderecekti. Neredeyse hiç ortalıkta görünmeyen, yaşamıyor gibi davranan bir kızının olması onun da moralini bozuyordu ve benden kurtulmak istiyordu. Böylece ben de Aidan'ın yanına giderdim ve her şey eskisi gibi olurdu.

"Liora?" Babamın sabırsız sesi beni düşüncelerimden çekip çıkardı. Hızla ayağa kalkıp kapının kilidini açtım.

Bir süre sadece bana baktı.

"Bir yere mi gidiyordun?" diye sordu, üzerimi değiştirdiğimi fark ederek.

"Biraz hava almayı düşünüyordum," dedim, onu içeri davet etmeden. Kapının önünden çekilip yatağıma oturdum. Ahşap zeminde yankılanan ayak seslerini duyabiliyordum. Peşimden içeri girmişti.

Saçlarımı yüzümden geriye ittirdim.

"Bu odada öldüğünü düşünmeye başlamıştım," dedi, bana biraz daha yaklaşırken. Şakasına gülmedim. Başımı öne eğmiş, bir an önce söyleyeceklerini söyleyip gitmesini bekliyordum. Tepkim onu biraz şaşırtmış gibi görünüyordu, ama konuşmaya devam etti.

"Liora, neyin var?"

"Bir şeyim yok. İyiyim," dedim umursamaz bir tavırla. O iki kelimenin altında binlerce duygu saklıydı. Benim kaçış yöntemim buydu.

"Buna mı iyi diyorsun?" diye iç çekti. Yanıma oturunca refleks olarak biraz daha uzaklaştım. "Buraya geldiğinden beri seni doğru düzgün göremiyoruz. Ne kadar oldu?" Ben bile hatırlamıyordum, bu yüzden cevap vermedim. Sadece ona bakmamaya devam ettim. "İlk başta bunun normal olduğunu düşündüm. Annenin ölümünden dolayı sarsıldığını söyledim kendi kendime. Ama bu... Bu çok daha kötü. Odanın dışına bile çıkmıyorsun. Artık yemek yiyip yemediğini bile bilmiyorum," dedi yumuşak bir sesle. Bana dokunmak için elini uzattı, ama geri çekildim. O bana yaklaşmaya çalıştıkça ben ondan daha da uzaklaşıyordum.

Sessiz kalmaya devam ettim. O konuşuyor, ben ise başımı kaldırıp yüzüne bile bakmıyordum.

"Neyin var? Neden konuşmuyorsun? Bana anlatabilirsin," dedi, sesini biraz yükselterek. Onu duyuyordum, ama onunla konuşmak istemiyordum. Ağır bir nefes verip kendimi ona bakmaya zorladım.

"Ha, sana anlatabilir miyim?" diye sordum, kaşımı kaldırarak. Uzun süredir konuşmadığım için sesim çatlamıştı. Babam ses tonumu fark etmiş olmalıydı ki hiçbir şey söylemedi. Bir anda uzun zamandır içimde tuttuğum sözleri söyleyecek cesareti buldum. Onun aksine ben kendimi konuşmaya zorladım. "Ne zaman ilgili bir baba olmaya karar verdin, BABA?"

Gözlerinin içine baktım ve ilk kez yüzündeki ifadenin sertleştiğini gördüm.

Boğazı hafifçe hareket etti. "Ben her zaman senin iyiliğini istedim," dedi.

Kaşlarımı çatarak ona baktım. Birkaç saniye sonra söylediklerini sindirebildiğimde acı acı güldüm. "Ne? Bizim iyiliğimiz için mi? O yüzden mi bizi bırakıp o kadınla evlendin?" dedim, sesim giderek yükselirken kalbim anında hızlandı. "O yüzden mi bizi evden kovup sefalet içinde yaşamamıza göz yumdun?" Öfkem kontrolden çıktığı için bir anda ayağa fırladım. Konu anneme ve yaşadığımız hayata geldiğinde hep böyle oluyordum. Cevap vermesini bile beklemedim. Gözlerim ondan ayrılmıyordu. "Etrafına bir baksana şimdi, baba. Geriye ne kaldı? O kadın nerede? İnsanlar nerede? Sevdiğin herkes nerede? Değdi mi? Söyle bana! Bütün bunlar gerçekten bizim iyiliğimiz için miydi?"

İlk kez ağlamıyordum. Öfkem giderek büyüyordu ve burada bulunduğum süre boyunca aslında bu konuyu hiç konuşmadığımızı fark ettim. Tamamen haksız olan oydu. Bir an, "Her şeyi senin iyiliğin için yaptım," sözünü yüzüne vurmak istedim, ama bunun sırası değildi.

Babam da ayağa kalktı ve sanki buna hakkı varmış gibi bana bağırdı.

"Seninle yeniden başlamak için uğraşıyorum Liora, ama sen buna izin vermiyorsun! Sürekli odana kapanıyorsun, dışarı çıkmıyorsun! Ben seninle konuşmaya çalıştığımda ise bana bıçak gibi sözler saplıyor, beni kendinden uzaklaştırıyor, beni öfkelendiriyorsun," dedi, gözlerini gözlerime dikerek.

Derin bir nefes aldım. "Her şeyi düzeltmeye çalışıyorsun, ama artık çok geç. O kadın öldü. Annem öldü. Ve şimdi birdenbire beni yanında mı istiyorsun? Ne için? Yeni bir başlangıç mı? O tren çoktan kalktı, baba. Bunu asla düzeltemeyeceksin. Eskiden senin 'Her şeyi senin iyiliğin için yaptım' masallarına inanan o küçük kız artık yok!" dedim, sesim öfkeden yanıp tutuşuyordu.

"Ağzından çıkanı kulağın duysun! Ben senin babanım! Arkadaşın değil!" derken yumruklarını sıktığını gördüm. Bir adım geri çekildi.

"İşte senin sorunun da tam olarak bu, öfken ve bencilliğin! Her şey hep seninle ilgili! Başkalarının ne hissettiği umrunda bile olmuyor. Bana yardım etmeye çalıştığında bile bunu kendin için yaptın. Aidan'ı tedavi etmeye çalıştığında bile amacın yine kendindi! Peki sonunda eline ne geçti? Ben söyleyeyim, hiçbir şey! Kocaman bir hiç! Şişmiş egona biraz daha bencillik eklemekten başka hiçbir şey! Sen busun! Ve sen mutluluğu asla hak etmeyeceksin! İş yerindeki o insanlar var ya, sana sadece paran olduğu için değer veriyorlar. Paran olmasa dönüp yüzüne bile bakmazlar!"

Sesimi kontrol edemiyordum. O kadar hızlı konuşuyordum ki söylediklerimi düşünmeye bile fırsat bulamıyordum. Ve daha ne olduğunu anlayamadan eli yüzüme çarptı.

Darbeyle sendeledim. Dengemi kaybeder gibi oldum. Gözlerim bir anlığına bulanıklaştı, yanan yanağıma elim istemsizce gitti.

"Dayı!"

Shawn'ın sesi duyulunca gözlerimi açtım. Az önce yaşananları anlamlandırmaya çalışırken yanağımdaki acı doğruca kalbime işliyordu. Bana daha önce hiç vurmamıştı. Yaramazlık yaptığım çocukluk günlerinde bile elini kaldırmamıştı. Ama şimdi, ilk kez vurmuştu. Acı sadece yanağımda değildi. Göğsümün tam ortasındaydı.

Göz göze geldik. Hâlâ öfkeliydi. Hâlâ bana aynı sert bakışlarla bakıyordu. Hayır, ağlamayacaktım. Çok öfkeliydim ve tek bir damla gözyaşı dökmeyecektim. Ağlayacaksam bile şimdi olmayacaktı.

Yanağımı tutarken Shawn hızla yanıma gelip beni tutmaya çalıştı. Onu sertçe ittim.

"Tebrikler baba. Sonunda bunu da yaptın. Üstelik hiç şaşırmadım."

Acı acı güldüm. Başka hiçbir şey söylemeden koltuğun üzerindeki çantamı alıp odadan fırladım. Arkamdan ismimi seslenmesi umurumda bile değildi.

Kapıdan çıkar çıkmaz gözyaşlarım çaresizliğimle birlikte yüzümden süzülmeye başladı. Bu kez onları durdurmaya çalışmadım. Tek istediğim oradan uzaklaşmaktı. Hızla çıkışa doğru yürürken Shawn kolumu yakaladı.

"Nereye gidiyorsun?"

"Bırak beni!"

"Liora, seninle konuşuyorum! Nereye gidiyorsun?"

Hızlı yürümekten nefes nefese kalmıştım. Öfkem ve gözyaşlarım birbirine karışıyordu. Attığı tokat, zaten paramparça olan kalbimde geriye kalan son şeyi de kırmıştı. Babamdan nefret ediyordum. Şimdi ise ondan daha da çok nefret ediyordum. Eğer bu mümkünse!

"Bırak beni dedim! Nereye gittiğim seni ilgilendirmez! Bu evde kalamam!" diye çıkıştım. O sırada evden oldukça uzaklaşmıştık. Shawn kolumu daha sıkı tuttu ve beni durdurdu. Bu kez iki kolumdan birden tutup kendisine bakmamı sağladı.

"Dayım sana neden vurdu? O bağrışmalar neydi?" diye sordu.

"Bilmiyormuş gibi davranma. İkinizin iş birliği yaptığını biliyorum. Tek yaptığınız beni Aidan'dan uzak tutmaya çalışmak. Tebrikler, bunu da başardınız. Senin yüzünden Aidan benimle konuşmuyor bile. Şimdi mutlu musun? Evet, onun yanına gidiyorum! Çünkü başka kimsem yok! Belki o da beni sevmiyor, ama burada kalmak daha mı iyi? Söyle bana, hangisi daha az acıtıyor sence?"

"Gitme," dedi alçak ve zorlanan bir sesle. "Bunu düzeltebiliriz."

"Neyi düzeltebiliriz? Ben o evde resmen mahkûm gibi yaşıyorum! Sizin yüzünüzden odamdan bile çıkmak istemiyorum, sen ise bana bunu düzeltebileceğimizi söylüyorsun!"

"Bunu zorlaştıran sensin, farkında değil misin? Evet, kendini odana kapatıyor ve hepimizle iletişimini kesiyorsun. Bazen içeride hâlâ yaşayıp yaşamadığını bile merak ediyorum."

"Şu anda babam gibi konuşma! Bir de sen vurursan tam olacak!" dedim sinirle.

Güçlükle yutkundu ve beni kendine doğru çekti. "Sana asla zarar vermem," diye fısıldadı. Nefesi yüzüme değiyordu.

Boğazım yanıyordu. Kendimi toparlamaya çalıştım. Bana öyle bakıyor olması hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Ben beni sevmeyen, beni tamamen görmezden gelen bir adama âşıktım. Shawn ne yaparsa yapsın bunu değiştiremezdi.

"Boş ver," diye mırıldandım ve kollarını iterek ondan kurtuldum. Bu kez peşimden gelmeyeceğini bilerek koşmaya başladım. Belki de buna ihtiyacım vardı. Belki de babamın evinden tamamen ayrılabilmek için böyle bir sebebe ihtiyacım vardı. Ama bunun bu kadar kolay bitmeyeceğini biliyordum. Şu an tek istediğim Aidan'ı görmekti. Onun yanına gidiyordum, ama ne için? Beni görmezden gelen bir adamın yanında olmak neyi değiştirecekti ki?

Düşüncelere dalmış hâlde neredeyse bir saattir yürüyordum. Yavaş yavaş ilerliyor, zihnimin beni sürüklemesine izin veriyordum. Babamın söylediklerini, benim söylediklerimi düşünüyordum. Acaba haklı mıydım? Aidan'ın geçmişte söylediği sözler zihnimde yankılanmaya başladı. Gerçekten babama mı benziyordum? Ben de insanları onun yaptığı gibi yarı yolda mı bırakıyordum?

Sürekli aynı cümle dönüp duruyordu aklımda.

"Her şeyi senin iyiliğin için yaptım."

Ben de her şeyi Aidan'ın iyiliği adına yapmamış mıydım? Babamın tedavileri, onu uyuşturucudan kurtarma çabalarım... Bunların hepsi onun iyiliği içindi. Ama ben gerçekten onun iyiliğini düşünerek yapmıştım. Babamın yaptıklarının hangi kısmı bizim iyiliğimiz içindi?

Hayır.

Onun yaptıklarında zerre kadar iyilik yoktu.

Sadece bencillik vardı.

Ve hayır...

Ben onun gibi değildim.

Nightmare'e vardığımda hava çoktan kararmıştı. Gözlerim hemen Aidan'ı aramaya başladı. Onunla konuşmam gerekiyordu. Bu görmezden gelme oyunu artık yeterince uzamıştı.

Barmene onu sordum, ama yine bu kez hangi cehennemin deliğine kaybolduğunu kimse bilmiyordu. Sonunda barmen Aidan'ın yukarıdaki odasında olduğunu söyleyince hiç vakit kaybetmedim.

Merdivenleri hızla çıkıp doğruca kapısına gittim ve var gücümle kapıya vurmaya başladım.

İçeriden homurdandığını duydum, ama hiçbir şey söylemedim. En azından yaşıyordu.

Kapıyı açmasını ve beni karşısında görmesini bekledim. Ona geldiğimi söylemeyecektim. Zaten buna hiçbir zaman fırsat vermiyordu. Telefonlarımı bile açmıyordu.

Derin bir nefes aldım ve yavaşça verdim.

Birkaç homurdanmanın ardından kapı gıcırdayarak açıldı.