10. bölüm / 29
HÜKÜM ARENASI ღBİTTİღ𓍝 HÜKÜM ARENASI | 9
Bölümler 29Şu an: 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 9
- 1 𓍝 HÜKÜM ARENASI | PROLOG1.254 kelime
- 2 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 12.101 kelime
- 3 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 22.604 kelime
- 4 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 31.434 kelime
- 5 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 42.211 kelime
- 6 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 52.952 kelime
- 7 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 61.538 kelime
- 8 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 71.817 kelime
- 9 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 81.901 kelime
- 10 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 92.842 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 101.654 kelime
- 12 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 111.902 kelime
- 13 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 122.135 kelime
- 14 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 132.444 kelime
- 15 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 142.117 kelime
- 16 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 151.362 kelime
- 17 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 161.621 kelime
- 18 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 171.511 kelime
- 19 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 181.921 kelime
- 20 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 192.090 kelime
- 21 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 201.818 kelime
- 22 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 211.862 kelime
- 23 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 222.014 kelime
- 24 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 231.689 kelime
- 25 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 242.137 kelime
- 26 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 251.975 kelime
- 27 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 261.829 kelime
- 28 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 272.154 kelime
- 29 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 28 | FİNAL2.540 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-9-
Deniz, kapıyı açtığında karşısında Nermin'i görmeyi beklemiyordu. Uzun yıllar olmuştu yolları ayrılalı. Artık sadece otorite kadrosunda ortak karar alan iki hukuk insanıydılar. Şimdi onu yeniden evinin kapısında görmek... Deniz için şaşırtıcıydı ve bunu gizlemedi.
Nermin iki elini çantasında birleştirmiş karşısındaki adama bakarken onun tüm sorularına hazırdı. Hiçbiri umurunda değildi. Hakkında ne düşüneceği ya da onu buradan kovma ihtimali bile. Aslında Deniz onu kovmazdı, bunu biliyordu. Belki de onun özgüveniydi üzerindeki.
"Senin ne işin var burada?" diye sordu Deniz. Kibar olma gibi bir kaygısı yoktu. İkiyüzlü bir nezaket takınmamıştı suratına ancak gergin de değildi. Nermin'e bakarken son derece sakindi. Sadece merak ediyordu. Nermin'i buraya getiren neydi?
"Çok kaba bir ev sahibisin, eskiden böyle değildin." Açıklamakta acele etmeyen kadın içeriyi gösterdi. "Girebilir miyim?"
Sözlü bir yanıt vermeyen adamın kapıdan çekilmesiyle bunu evet olarak kabul edip içeri süzüldü. İçerisi her zamanki gibi dağınık bir düzene sahipti. Evin görünen kısmı bir avukata yakışır şekilde düzenliyken adamın biraz uzakta duran, ucundan görünen masası yine onun anlayabileceği karmaşık bir düzene sahipti. Nermin emindi ki o dağınık düzenin içinde Deniz aradığını bulabilirdi. Ama onun gibi dışarıdan bakan birinin bu dağınıklığa dudak bükeceğine de emindi.
Onun evi incelemesine izin veren adam acele etmeden kapıyı kapatırken göz ucuyla baktı. "Ne içersin?" Alaycı bir göz devirmeyle "Chocolate Mocha'mız yok yalnız haberin olsun." dedi sadece.
Nermin onun küçümseyici tavrından hoşnut bir biçimde gülümsese de arkası dönük olduğu için Deniz bunu göremedi. Usulca adama döndüğünde "Hâlâ sade kahve içiyorum, öğrenmek istediğin buysa." sözü üzerine ekledi. "Ayrıca buraya bir şey içmeye de gelmedim."
"Seninle ilgili bir şeyi merak etmiyorum, ona bir açıklık getirelim de."
İçten içe buna kalbi kırılır sanmıştı Nermin ama öyle olmadı. Sadece geçmişe dair saf bir özlem duydu. Nasıl bu hâle geldiklerini sorgulamayı bırakalı çok oldu, bu sebeptendir ki kısa bir "Öyledir." yanıtıyla geçiştirdi ve asıl konuya girdi. "Seni uyarmak için geldim Deniz."
"Anlamadım." Misafiri olarak hâlâ rahatsız bir biçimde ayakta dikilen kadına "Otursana." teklifini sunduktan sonra bile merakı sönmedi.
Nermin sanki Deniz'in oturma teklifini duymamış gibi değerlendirmeye bile almadı. Konudan sapmak istemiyordu çünkü buraya gizlice gelmişti ve tüm riskleri almıştı. Deniz'le görülmesi onun için hiç iyi olmazdı, bunu biliyordu ama onun başına bir şey gelme ihtimali mantığını devre dışı bırakıyordu. O yüzden buradaydı.
"Toplantıda söylediğin şeyler otorite kadrosunda çok ters etki yarattı Deniz. Nasıl bu kadar amatör davranabiliyorsun anlamıyorum. Katılımcıların insanî haklarını savunmanı anlayabiliyorum ama otorite kadrosunda çok dikkat çekiyorsun. Böyle devam edersen fişini çekerler."
Tahmin ettiklerinden daha yeni bir şey söylemiyordu karşısındaki kadın. Ancak yine de Deniz için anlamlıydı. Bunu yüzüne karşı söylemese de Nermin'in onu önemsediğini görmek... paha biçilemezdi. Bunca yılın hatırına buraya gelmesi, onun güvenliğini ve iyiliğini düşünmesi hâlâ bir zamanlar sevdiği kadının içindeki insanlığın ölmediğine işaretti. Üstelik bunu kendini tehlikeye atarak yapmıştı.
Tüm bunlara rağmen şaşırmıştı Deniz. Onu tek bir cümleyle terk eden kadının aniden karşısına çıkıp bunları söylemesi... Bunun için evine gelmesi...
Yılgın bir bakışla "Umurunda mı?" derken savaştan uzaktı ifadesi. Aslında belki de sadece bir kelime duymak istiyordu Nermin'in ağzından. Evet, umurumdasın gibi şeyler söyleyebilirdi. Ya da belki tek kelime yetmeyebilirdi Deniz'e. Yıllar önceki Deniz'in kalbi tek kelimeyle onarılamayacak kadar kırıktı hiç kuşkusuz.
Her şeyin farkında olmasına rağmen şansını zorladı adam. Sessiz kalan kadına "Neden buradasın?" sorusunu yöneltti aniden. Nermin gibi kaçak dövüşmek istemiyordu. Her şeyi açıkça soruyordu işte.
Nermin Aral için açık olmak zordu. Üstelik otorite kadrosunun soğuk bürokratı olduktan sonra. İçindekileri, kalbinde sakladıklarını söyleyemezdi elbette. Söylese deartık karşısındaki adamı inandıramayacağını biliyordu. Bu yüzden sadece "Sadece eski bir dost olarak seni uyarmak istedim." cevabıyla yetindi.
Nedense Deniz'in buna inanası yoktu. Tek kaşı havalanan adam "Sadece eski dost olarak mı?" diye sordu.
Her bir bakışı ve mimiğinden ne hissettiğini, ne demek istediğini anladığı o kadının birdenbire değişmiş olabileceğine inanmak istemedi. Esasen değişmiş olabilirdi çünkü buna birdenbire oldu da denemezdi. Ülkede yaşananlardan sonra öyle çok şey değişmişti ki...
Nermin ne demek istediğini tahmin etse de anlamazdan geldi. Kayıtsız bir tavır takındı "Ne demek istediğini anlamıyorum. Başka ne için gelecekmişim ki?" derken. "Her neyse." sözüyle boş verdi.
Kadının ne yapacağını bilemeyen hâline ve kendisiyle göz teması kurmayan tavrına eğlenerek bakarken gözünü bir an olsun ondan ayırmıyordu Deniz.
"Otorite kadrosuyla zıtlaşma Deniz, sonucunda seni tek lokmada yutabileceklerini biliyorsun. Sana zarar gelsin istemem."
Yeniden çıkış kapısına doğru adım atarken yolunu kesti Nermin'in. Amacı sadece yolunu kesmekti ancak ikisinin de beklentisinin dışında bir şey oldu, birbirilerine fazla yakın bir hâlde duraksadılar. Göz gözeydiler ve Nermin bundan çok rahatsızdı. Sanki her zaman olduğu gibi Deniz yeniden gözlerinin derinine baktığında her şeyi anlayabilecekmiş gibi. Ona karşı savunmasızdı.
Deniz ise ilk defa bu kadar yakın olmalarının verdiği çekimle nasıl başa çıkacağını bilemedi. Karşısındaki kadın bir zamanlar âşık olduğu kız değildi, o artık adalet savaşında iki ayrı tarafta olduğu düşmanıydı. Ama buraya gelmişti. Onu korumak için. Farklı cephelerde olmalarına rağmen kendini, konumunu tehlikeye atıp da gelmişti buraya. Bu duygu onu farklı bir yerinden kırdı. Gözlerini kapatıp bu kadar yakınındayken onun kokusunu içine çekti.
Nermin Aral, eğer bu tehlikeli yakınlığa engel olmazsa sonun başlangıcı olabileceğini biliyordu. Bu yüzden bir adım geriledi ve hiçbir şey söylemeden kapıdan çıkıp gitti. Geriye arkasından düşünceli bir hâlde seyre dalan adamı bırakmıştı.
Bu geliş, her şeyin sonu olabileceği gibi bazı şeylerin başlangıcı da olabilirdi. Külü karıştırılan, harlanan bir alev gibi.
●●●
Hayatta aşk, fedakârlık ya da duygulardan daha önemli bir şey varsa bu da katılımcılar için hayatta kalmaktı. Hüküm Arenası'nda hayatta kalmak esastı. Lara ve Serkan da bunu biliyordu. Bu yüzden ne kadar süreceğini bile bilmedikleri bir bekleyişin içinde otururlarken burayla ilgili bir durum kritiği yapıyorlardı.
Lara "Bizden en zayıf halka şimdilik Zeynep gibi görünüyor." derken biraz uzakta tek başına oturan kızcağızı bakışlarıyla abluka altına almıştı bile.
Serkan Zeynep'e kısa bir bakış attıktan sonra gözleri Salih'i aradı. "Bizden de Salih." dedi tam da onu bulurken. "Yeni oyunda gerekirse çok rahat harcanır. Safın teki."
Gözleri Serkan'ı haksız çıkartabilmenin verdiği keyifle devrildi. "O kadar emin olma. Ali Mert'in yine ahlâk bekçiliği tutarsa..."
Güven köprüsü oyununda yaşananları hatırladı Serkan. Ve sinirleri bozuldu. Ali Mert'in olur olmaz her yerde kendini gösterip işgüzarlık yapması iyiden iyiye canını sıkmaya başlamıştı ve "O çok olmaya başladı." derken bunu gizlemedi. Öte yandan Elif'e yaklaşımı da canını sıkıyordu.
Yalan söyleyecek hâli yoktu, gördüğü ilk andan beri Elif'e bazı duygular beslemeye başlamıştı Serkan. Ama her şeye parazit olduğu gibi Ali denen herif buna da parazit olmuştu. Bir dakika yalnız kalmalarına izin vermiyordu, hemen peşine takılıyordu kızın. Bir dalga vardı ya bu işte neyse.
Alaycı, çarpık bir gülüşle "Çok zorlar da masumları koruyacağı tutarsa onu öne atarım." dedi Serkan.
"Dur bakalım, daha yeni oyunu bilmiyoruz bile. Belki de Ali Mert'e ihtiyacımız olabilir. Adam eski özel harekâtçıymış. Sebepsiz yere kimseyle düşman olmayalım, yeri geldiğinde kullanmamız gerekebilir."
Onun pragmatik tarafı hoşuna gitse de Ali Mert hakkında mantıksal konuşması sinirini bozmuştu Serkan'ın. Söz konusu o adam olduğunda mantıklı olmak istemiyordu. Onun ahlâkçı ve fedakâr zihniyetini samimiyetsiz ve sahte buluyordu. Hele ki böyle bir ortamda.
Hüküm Arenası'nda herkes önce kendi canını düşünürdü. Hayatta kalmanın esas olduğu bir yerde kendinden çok başkalarını düşünmesi oyun gibi geliyordu Serkan'a. Ne yani, burada sevip koruduğu biriyle karşı karşıya gelse onu elemeyecek miydi? Halk oylamasında o itinayla koruduğu Salih'le karşı karşıya geldiklerinde kendisini koruma altına almayacak mıydı? Laf!
Kısa bir anonsla Elif çağrıldı. Gardiyan Ayten, iri yarı cüssesiyle Elif'e "Kocan gelmiş görüşe." dedi.
Elif şaşırdı. Önce bir karışıklık olabileceğini düşündü. Buraya atılmayı geçti, hapse girdiğinden beri bir kez bile onu görmeye gelmeyen adamın burada ne işi olurdu ki?
"Şey..." Hafifçe Ayten'e doğru eğildi. "Bir yanlışlık olmasın?"
"Ne yanlışlığı, kocan gelmiş işte."
Elif'in o an kalbi hızla atmaya başlamıştı. Onun buraya gelmesine bile ihtimal bile vermezken şimdi görüşe gelmişti. Kendisine dikkat kesilen Ali Mert'le göz göze geldiklerinde adamın bakışlarındaki merakı görebiliyordu. Ancak o an kafasında daha büyük bir gündem vardı.
Sakin adımlarla koridorda ilerlerken sadece kapısı koyu gri olan, gerisi camlarla kaplı odanın önünde durdular. İçeri girdiğinde bir yanlışlık olmadığını gördü. Gelen kocası İlhan'dan başkası değildi.
Masada oturmuş sabırsızca onu bekliyordu. Geldiğini görünce soğuk ve suçlayıcı bakışları ise yüzünde gezindi. "İlhan." dedi sadece kadın.
Gardiyanın odadan çıkması üzerine baş başa kalmışlardı. O an yıllardır evli olduğu ve iki çocuğunun babası olan adamla iki yabancı gibi olmalarına kendi bile anlam veremedi. Nasıl olmuştu da bu hâle gelmişlerdi?
Kızının ölümünden onu suçlayan o ya da bu değil, sokaktaki bir yabancı değil de kocasıydı. İlhan. Bunu nasıl düşünebilmişti? Defalarca ölümüne sebep olmadığını anlatmaya çalışırken ona sağır olmuştu sanki.
Şimdi biliyordu Elif. Kendini ne kadar müdafaa etmeye çalışsa da bunun bir faydası olmayacaktı. Bir süre sonra o da pes etmiş, kendini açıklamaktan vazgeçmişti.
Sessizce karşısına oturdu yıllarını paylaştığı adamın. Belli ki kendisini dinlemeye ya da inanmaya hazır olduğu için gelmemişti. Başka bir derdi vardı. "Burada olmanı beklemiyordum."
"Lafı fazla uzatmayacağım." Ceketinin iç cebinden çıkardığı kâğıdı masaya bıraktı adam. "Avukatımın hazırladığı boşanma evraklarını getirdim. İmzalarsan sevinirim."
Genç kadın kâğıtları eline alır almaz henüz maddeleri gözden geçirmesine fırsat bile kalmadan kocasının devam eden sözleriyle donup kaldı.
"Velayetle ilgili sorun çıkarmazsan sevinirim. Kızımın velayeti bende olacak." Alttan alta soğuk bir alaycılıkla "Olur da buradan kurtulmayı başarırsan bile kızım benimle kalmalı. Bunu kayıtsız şartsız kabul ettiğine dair bir madde eklendi protokole." dedi. Son derece keskindi isteği.
Elif'se ne diyeceğini bilemez hâldeydi. Tüm vücudu buz kesmişti karşısındaki adama bakarken. "Ne?"
"Bir kızımı öldürdün, diğerini de sana bırakmaya niyetim yok. Boşanıyoruz ve çocuğumun velayeti bende kalacak. Şuraya imza at, daha da fazla uzatma."
Sertçe yutkundu kadın. Burada olmak yeterince yaralayıcıydı onun için. Kocasının inanmaması ve hapse girmesinin bir sebebi de ona inanmayan hayat arkadaşının olması... Hepsi yaralayıcıydı ama en fenası çocuğundan sonsuza dek ayrılacak olmasıydı. Karşısındaki adam sanki o çocuğu doğuran kendisi değilmiş gibi nasıl da söküp atabiliyordu bağlarını? Ben onun annesiyim diye bağırmak istedi, yapamadı.
Onun aksine İlhan son derece özgüvenliydi. Hapse giren, hiç işlemediği bir suçla yargılanan kendisi değildi tabii. "Zaten böyle bir yerden çıkmana imkân yok. Çıksan da senin gibi hüküm giymiş birine hiçbir mahkeme çocuk vermez." Kâğıdı işaret etti buyurgan bakışları. "Yapman gerekeni yap."
Düzgün bir dille konuşmayan, her cümlesiyle hatta her kelimesiyle onu aşağılayıp yerin dibine sokan, yaralayan adama karşın dolan gözlerine kızdı. Hayır, böyle bir adamın karşısında ağlamayacaktı. Asla onun yanında bu kadar güçsüz görünmeyecekti.
Titreyen dudaklarını büzüp sıktı. Kalbinden vurulsa da ayağa kalkıp savaşmaya devam etmesi gerektiğini biliyordu. Buraya düştüğünden beri kendinden başka dostu olmadığını çok iyi anlamıştı. Başı dik bir biçimde "Hayır, atmıyorum." dedi sadece. Karşısındaki adamın özgüvenine karşı onun da cesareti vardı.
"Ne demek atmıyorum?"
"Söylediğim cümlenin başka bir anlamı mı var İlhan?" Kâğıdı adama doğru itti. "İmzalamıyorum bunu."
"Demek işleri zora sokacaksın."
Yüzüne bile bakmak istemedi hayal kırıklığı olan bu adamın. Arkasını dönüp gittiğinde İlhan'ın son sözleri çınladı kulaklarında ama asla geri dönmedi.
"Koş bakalım! Zora koş! Sanki burada elinden bir şey gelecek. Mahkeme katil bir annedense bana verir kızımı!"
Koridorlarda dakikalar önce yankılanan cümleleri kulaklarından silmeye çalışan kadın ağlayarak yürüyordu. Yanındaki gardiyan kadının bakışlarını üzerinde hissetse de onun ilk cümlesine kadar yüzünü yerden kaldırmadı.
"Keşke verseydin velayeti. Zaten buradan çıkışın imkânsıza yakın. Vermeyip de ne yapmayı planlıyorsun? Babasına verecekler yine velayeti. Sen uğraştığınla kalacaksın."
Hepsine kulaklarını tıkadı Elif. "Canından bir parça olduğunda sen öyle yaparsın." demekle yetindi ve önüne baktı.
Gözyaşları içinde arenaya girdiğinde artık hiçbir şeyin anlamı yokmuş gibi gelse de esas her şeyin yeni başladığını mantığıyla yeni yeni kavradı. Asıl şimdi güçlü durması gerekiyordu. Buradan çıkıp çocuğunu geri alabilmek için, üstüne atılan bu iftiraya karşı hukuk mücadelesi vermek için güçlü olmalıydı. Ayakta kalmalıydı.
Arenaya gözyaşları içinde giren Elif'i görünce başta Ali Mert ve Serkan olmak üzere herkes şaşırmıştı. Zeynep ve Salih de hassas bir duygusallıkla Elif'in yanına koşarken kızı ilk karşılayan Ali Mert olmuştu.
Onu kollarından tutan adam, bakışları yere düşmüş kadınla göz göze gelmeye çalıştı. "Elif! Elif, ne oldu?"
Her şeyi anlatmak istiyordu Elif. Bir çırpıda bağıra bağıra anlatmak ve herkesten medet ummak istiyordu ama hıçkırıkları buna izin vermedi. Sakinleşene kadar cevap vermekte acele etmedi.
Ali Mert onu bir yere oturtup su içirdi. Konuşmasını merakla beklerken neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. "Kimdi gelen? Bu hâlin ne?"
Suyundan bir yudum içtikten sonra hıçkırığını yuttu ve "Kocam." diyebildi. "Benden boşanırken küçük kızımın velayetini istiyor."
Adam durumu kavradığında Elif'in katıla katıla ağlamasının sebebini daha iyi çözmüştü. Hele onun hıçkırıkları arasında hâlâ anlatmaya çalışırken bu kadar kötü görünmesi Ali Mert'i çok sert bir şekilde sarstı.
"Onu benden alacakmış. Kızımı benden alacakmış! Buradan çıksam bile vermeyecekmiş! Hiçbir mahkeme benim gibi birine çocuk vermezmiş!"
Kollarını kavuşturmuş olayları dinleyen Lara bir avukat olarak "Doğru söylemiş aslında." dedi düz bir mırıltıyla. "Kanunen Elif'e çocuğu vermez hiçbir hâkim."
Elif'in bunu duyduğunda daha da darmadağın olduğunu gören Ali Mert sert bir bakış atarken Serkan da alaycı bir biçimde "Ne iyi avukatsın sen ya? Madem her şeyi bu kadar çok biliyorsun, burada işin ne?" diyerek laf sokmaktan geri durmadı. Garip bir şekilde Elif'in üzülmesi Serkan'ı da üzmüştü.
Şu an Elif gibi bir çocuğunu kaybeden ve diğerini de kaybetmek üzere olan bir annenin duyması gereken son sözlerdi bunlar.
Salih üzüntüyle ellerini ovmaya başladı Elif'in. "Ağlama ablam ya, bir çaresini buluruz elbet. Hele bir şuradan çıkalım da."
Bir umuda tutunur gibi hızla başını salladı Zeynep. "Tabii ya, Salih haklı! Hem buradan çıkman ne demek? Suçsuz bulundun demek. Hakkındaki tüm suçlamalar boşa çıkmış demek olmuyor mu? O zaman rahatlıkla alırsın kızını."
Tamamen allak bullak olan kadın artık düşünemez hâldeydi. Düşüncelerinin çukurunda boğulurken ona çıkış yolu olan tek şey yüzünü ellerinin arasına alan Ali Mert oldu. Baş parmaklarıyla gözyaşlarını silerken "Ağlama, Elif." dedi adam. "Senin gözünden akan tek damla yaşta o herifi boğarım, duydun mu beni? Ağlama sakın."
İçinde bulunduğu cendereye rağmen inanamayan bakışları Ali Mert'e çevrildi kadının. Artık ona değer verdiğini söylerken kaçak dövüşmüyordu. Tüm gözler önünde söyledikleri şaşırtıcıydı ama buna takılmadı Elif. Asıl takıldığı nokta, nasıl bu kadar emin konuşabildiğiydi.
Hiçbir şey düşünmeden keskin bir dille "Buradan kurtulacaksın ve kızını alacaksın." dedi Ali Mert.
"Nasıl? Görmüyor musun hâlimi Ali?"
"Bana güven. Ne pahasına olursa olsun seni buradan çıkaracağım Elif."
Serkan onun bu kadar kesin konuşmasına alaycılıkla yaklaştı. "Nasıl olacakmış o merak ettim doğrusu Mert Ali kardeş. Hepimiz burada elimiz kolumuz bağlıyken nasıl yapıcan bunu?"
Yeterince gergin ve çaresiz bir ortamdayken her yerden zırt pırt çıkan bu adamın ortalığı karıştırmasından sıkılmıştı Ali Mert. "Sana ne? Hokus pokus yapacağım belki. Seni mi gerdi kardeşim?"
İki elini teslim olur gibi havaya kaldıan Serkan cevap vermek yerine alayla güldü ve arkasını dönüp gitti. Peşinden gelen Emir'in "Şu Mert denen herif seninkini götürüyor abi." sözüyle zaten sıkkın olan canı daha da sıkıldı.
"Ağzını topla oğlum, ne o öyle götürüyor mötürüyor?" Öte yandan sürekli ayağına dolanan şu heriften de bıkmıştı doğrusu.
"Belli ki bu Mert'le seninkinin bir geçmişi var."
"Onu kör nenem de anladı be oğlum!" Çenesini kaşıdı düşünceli bir biçimde. "Bu Mert Ali'nin suyu iyice ısınıyor."
"Gerekeni yaparız be Serkan abi."
Emir'in hınzır bir tebessümle söylediklerine karşın "Şşşt..." dedi karşı gelircesine. "Dur, daha sırası var."
Acele işe şeytan karışır diye düşündü Serkan. Belki de hedef almalarına bile gerek kalmadan bir sonraki oyunda ayakaltından çekiliverirdi Mert Ali, kim bilir?
●●●
Baş Hâkim Rauf, önündeki sarı dosyaları incelerken masasının etrafına dizilmiş insanların merakını doyurmak için acele etmiyordu. Bugün toplantı gündemi kaynıyordu. Toplantı odasında bir hareketlilik vardı ve Rauf'u şaşırtan bir karar gündeme oturacaktı.
Yeterince bekleyen üyeleri daha fazla bekletmek istemedi Baş Hâkim Rauf. "Saygıdeğer üyeler, izninizle toplantıyı Deniz'in ilginç kararı ile açıyorum."
Herkes önce bıkkın bakışlarını adama çevirirken yine ne yumurtlayacak bu diye düşünüyordu. Sonra Baş Hâkim Rauf'un yüzündeki garip ifade herkesi meraka sevk etmeye başladı.
"Avukatımız Deniz, ilginç bir karar vermiş ve bununla ilgili dilekçesi şu an elimde."
Tıpkı herkes gibi Nermin de büyük bir merakla önce göz göze gelmekten kaçındığı Deniz'e, sonra adamın kendisine dönmesi üzerine aceleci bir tavırla baş hâkime döndü.
Baş Hâkim Rauf ise gözler üzerindeyken gayet sakin, bir hayli de şaşkındı. Tüm meraklı gözlere rağmen sadece Deniz'le göz teması kurdu. Kâğıdı hafifçe kaldırıp gösterirken "Masum olduğuna inandığın katılımcıların gönüllü avukatlığını üstlenme talebinle ilgili bu dilekçe doğru mu?" sorusunu yöneltti.
Masadaki şaşkın uğultuların aksine gayet sakin bir biçimde Rauf'la bakışan Deniz, cesaretini ve özgüvenini koruyordu. "Doğrudur baş hâkimim." Kendisine yargı dolu bakan herkesle en az bir kez göz teması kurduktan sonra devam etti. "Sonuçta suçlu da olan herkesin eşit olarak savunulma hakkı vardır, öyle değil mi?" Sessizliğe karşın ekledi. "Bu masada bunu kimse inkâr etmeyecektir diye umuyorum."
Kimse buna yanaşmasa da Deniz'in söylediklerini inkâr edemezlerdi. Adaletin temel taşlarından biri olan bu kanunu aniden kaldırmak mümkün değildi. Alışılmışın dışında olan her şey, önce bir adımla başlardı. Deniz de o an bunları düşünüyordu.
Önce halkın düşünce ve ifade özgürlüğünü aldılar. Kullandıkları uygulamalara müdahale ettiler, engellediler. Sonra okuduklarına, izlediklerine karıştılar. Ve bunu toplum ahlâkına aykırı diyerek yaptılar. Sanki dışarıda suç işleyenlerin elini kolunu sallayarak dolaşması, insanların iftiraya uğraması yeterince ahlâksızca değilmiş gibi.
Kendilerine muhalif tüm haber kanallarını kapattılar. Kendilerinden olmayan herkesi vatan hainliğiyle suçladılar. Kardeşçe yaşayan insanları birbirine düşürüp düşman ettiler. Yok yere. Şimdiyse Hüküm Arenası denen bir yer kurmuşlardı. Bir zamanlar birbirine dokunmadan camdan süzülen yağmur damlaları gibi olan, kendi hayatını yaşayan insanları kızgın boğalar gibi savaşmaya zorluyorlardı. Onları birbirine düşman ediyor, kardeşi kardeşe kırdırıyorlardı.
Deniz tek bir şey istiyordu, bu düzene bir dur demek. Ve şu an tüm otorite kurulunun ona garip bakışlar atmasıyla ilgilenmiyordu. Tıpkı Nermin'in kendi ipini kendin çektin anlamını taşıyan bakışlarıyla ilgilenmediği gibi.
Avukat Deniz Altuğ olarak istediği tek bir şey vardı, adalet. Ve şimdi bunu onların kurallarıyla oynayarak yapacaktı.
...
*
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Twitter: @buzdanjuliet
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @halikarnastabirgece
Tiktok Kişisel: @buzlarkralicesiofficial
Bölüm etkileşimi
