𓍝 HÜKÜM ARENASI | 23

Vaveyla Yazarı: Gülay Sena DÜNDAR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 29Şu an: 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 23

-23-

O günden sonra Zeynep bir adım bile yakınında dolanmamıştı Emir'in. Kendini arenada ilk defa yalnız ve çaresiz hissediyordu adam. Oysa kızla o ana kadar hiç yakın bir teması, dostluğu, doğru dürüst diyaloğu bile olmamıştı. Ama o hep doğru bir anını bulup ona yaklaşabileceğini düşünmüştü. Bulmuştu da. O anı berbat etmemiş olsaydı eğer.

Zeynep'in o zamana kadar kendisinden uzak durmasını haklı çıkardığına inanamıyordu adam. O da Serkan gibi sokaklarda büyümüştü. Aile sıcaklığı nedir bilmemişti. Onun için her zaman sokak kuralları geçerliydi. Burada da durum pek farklı değildi. Arena sokaktan daha tehlikeli bir yerdi ve Emir her daim tetikte olmalıydı. Kendine kızdığı tek kısım, bu yanını Zeynep'e göstemek zorunda mıydı? Onun gibi ürkek ve kırılgan bir kıza kavgacı, yırtıcı yanını göstermek büyük hata olmuştu.

Sonraki gün kahvaltı sırasında beklerlerken Zeynep'le denk düştüğünde tamam demişti adam, işte kendimi açıklayabileceğim bir fırsat. Usulca ona doğru yaklaştığında arkasını dönüp de kendisini gören kız bir anda irkiliverdi. "Zeynep, lütfen." Kendisine attığı garip bakışları görmezden gelerek açıklamaya çalıştı Emir. "Sen beni o gün çok yanlış tanıdın."

"Ben seni en başından beri doğru tanıdım bence. Sen ilk fırsatta kaba kuvvete başvuran birisin. Tamam, kabul ediyorum, içinde bulunduğumuz şartlar yeri geldiğinde bunu gerektiriyor olabilir ama ben etrafımda her an patlamaya hazır bir bomba görmek istemiyorum."

"Zeynep-"

"Bu yüzden gerekmedikçe temas etmemize gerek yok." derken gerçekten geri çekildi Zeynep. Sanki Emir ona dokunabilirmiş gibi.

Onun bu tavrı Emir'i yaraladı. "Çok yanlış tanıttım kendimi." Esasında hem yanlış tanıttığına emin olmadığından karşısındaki kızı da ikna edemeyeceğini düşünüyordu hem de Zeynep'i haklı bulduğu yanlar vardı. O yüzden daha fazla konuşup da batmak istemedi. Sadece "Benden sana zarar gelmez." dedi çaresizce.

Yargılayıcı bir tavır takınmadı Zeynep. Herkesin farklı bir yapısı olduğunu kabullenmişti yaşamı boyunca. Ancak farklı mayalara sahip iki insanın bir arada olmaması gerektiğini de öğrenmişti. Ve yakın zamanda öğrendiği bir şey daha vardı; asla kimseye güvenmemek.

Dostane tavrından ödün vermeden başını iki yana salladı kız. "Ben artık kimseye güvenmiyorum Emir. En sevdiğimden bile darbe yedikten sonra..."

Karşısındaki kızın ona kibarca sen kimsin der gibi bakışı üzerine sarsılsa da eli kolu bağlı, hiçbir şey yapamadı. Onun kararına saygı duymaktan başka yapılacak şey yoktu.

"Hele ki böyle bir yerde kimseye güvenemem, kusura bakma." Emir'e söylediklerinden sonra allak bullak bir his esir aldı onu. Etrafına kuşkulu bakışlar attıktan sonra sıradan çıkıp tuvalete doğru hızlı adımlar attı.

Emir onun tarafından dostluğa bile layık görülmeyip reddedilmenin yıkımını yaşarken ortada hiçbir şey olmadığı hâlde kızın sıradan çıkıp gitmesine anlam veremedi. Bir hastalığı olduğunu düşünse de merakına yenik düşüp peşinden gitmedi. Zeynep gayet açık konuşmuştu. Onunla arkadaşlık etmek istemiyordu. Belki de haklıydı. Kendisi gibi adamlar Zeynep gibi kadınlara ancak zarar verebilirdi. Bunu bile sağlıklı düşünemeyecek kadar insanî özelliklerden bihaberdi.

Öte yandan yemek sırasının başlarında bekleyen Ali Mert'in zihni hâlâ Efe'nin söylediklerinde takılı kalmıştı. Konuştukları günden beri bir an bile aklından çımkmıyordu. Hemen iki sıra arkada duran Elif'e beklentiyle bakıyordu. Bir fırsatını bulup baş başa kalabilselerdi neler söyleyecekti de... Kahvaltı bitene kadar böyle bir fırsatları olmadı.

Bulaşık sırası Kaan'da olmasına rağmen Elif'le yan yana olmak için onun sırasını devraldı Ali Mert. Su sesinin altında kalacak kadar kısık sesle dudaklarını oynattı. "Konuşabilir miyiz?"

Bulaşık yıkadıkları yer kör noktaydı. Arkalarına bakan kameralar olsa da yüzlerine dönük net bir kamera yoktu. Yine de burası dünyanın en gizli sırrını vermek için uygun bir yer değildi ve adam bunun farkındaydı.

Elif, Kaan yerine yanında Ali Mert'i gördüğünde şaşırıp "Senin ne işin var burada?" dedi. Şaşkınlığı kısa sürmüş olacaktı ki hemen önündeki bulaşıklara döndü.

"Sıramı seninle kullanmak istedim, Kaan da zorluk çıkarmadı."

Herhangi bir yanıt vermese de sessizce bekledi Elif. Adamın konuşma beklentisi taşıdığının farkındaydı. Onun sessizliğine karıştı sessizliği. Sonra ikisi de suyun sesine hapsoldu.

En sonunda "Elif, ben seni buradan çıkarma konusunda kararlıydım." sözüyle su sesine karışan sessizliği yırttı.

Kadın çok sakıncalı bir konu konuşmalarının verdiği endişeyle az ötede bekleşen gardiyana baktı. Yakasında gururla taşıdığı siyah yakalığı düzeltiyor ve katılımcılarla ilgilenmiyordu bile.

Bakışları yeniden Ali Mert'e döndü. "Lütfen yine aynı şeyleri konuşmayalım, bunun ikimize de faydası olmaz demiştim sana. Buradan çıkış yok. Bunun bir çaresi yok."

"Kim diyor bunu?" Elif'in bir şey söylemesine fırsat bırakmadan söze girdi yeniden. "Elif ben seni burada, tehlikenin içinde bırakmam."

Buruk bir tebessümle "Biliyorum. Elinde olsa neler yapmazsın." dese de bu konudaki fikri bakiydi. "Ama kabullen artık, burada olan hiçbir şeyi yönetemeyiz. Sözlerimizi, ifadelerimizi bile yönetemiyoruz. Her şeyimizi manipüle ediyorlar."

"Sen onu bunu boş ver, gidersem benimle gelir misin onu söyle."

Aralarında sessiz bir bakışma geçti. Elif, karşısındaki adamın ne kadar ciddi olduğunu ölçmeye çalışıyordu. Onun böyle bir konuda asla ciddiyetsiz olmayacağını iyi biliyordu fakat yine de şüphesinin zincirlerinden kurtulamadı. Ali Mert'in ciddiyetini görünce bu cesur soruya aynı cesaretle cevap verdi. "Ben seninle cehenneme bile giderim."

Duyduğuna memnun olan Ali Mert "Benden haber bekle o zaman." dedi sadece. Su sesinin karıştığı tabak çanak sesleriyle konuşmalarını bastırırken Elif'ten aldığı yanıtla mutluydu. Geriye sadece Efe'yle konuşup planı kurmak kalıyordu. Efe'ye güvenebilir miydi? Buradan çıkmalarına yardım etmek karşılığında Efe onlardan ne isteyecekti? Hepsi birer soru işaretiydi ama çözülecekti.

●●●

Kulak tırmalayan zil sesiyle salonun ortasındaki koltukta huzursuz bir uykudan uyandığında onu karşılayan kocaman bir karmaşıklık olmuştu. Dünden kalan hazır yemek paketleri, bardaklar çanaklar... Her yer her yerdeydi. Son zamanları böyle geçiyordu Deniz'in.

Otorite kadrosundan atıldığı için artık bağımsız avukatlık dışında bir işi yoktu. Kadroda olmadığı için öyle elini kolunu sallayarak istediği zaman da girip çıkamıyordu arenaya. Her şey sarpa sarmıştı anlaşılan.

İyi şeyler de olmuştu. Salih'in haksız idamı gerçekten ülkede büyük yankı uyandırmıştı. İlk haksız öldürülen elbette ki Salih değildi ama bu kadar alenen haksızlığa uğrayıp öldürülen ilk kişi oydu. Otorite kadrosu çatlaklarla dolu bir gemiye dönüşmüştü. Deniz bunun bedelini ödeyeceğini bilse de içi rahattı. En azından kendi batarken otoriteyi de peşinden sürüklüyordu. Ve kendi batışının da sonsuza dek sürmeyeceğini biliyordu. Yeni kanıtlar bulup kadroyu devirecekti.

Susmak bilmeyen zil sesiyle bıkkın bir biçimde kalktı adam. Gelenin Taha olduğunu düşündüğünden söylene söylene açtı kapıyı. "Anahtar vermemiş miydim ben sana? Ne zırıl zırıl çalıyorsun kapıyı?" Sorusunu tamamlar tamamlamaz karşısında Nermin'i buldu.

"Nermin?" Bakışları kadını görmenin şaşkınlığını taşırken bir yandan etrafına bakındı bir gören var mı diye. Artık Nermin'in buraya gelmesi her zamankinden daha riskliydi. "Senin ne işin var burada?" Hızla içeri soktu onu. "Geç hadi, geç."

İçeri girdiklerinde kapıyı kapatan adam kendisindeki endişenin yarısını bile Nermin'de göremedi. "Nasıl gelebilirsin buraya? Başına gelebilecekleri düşünemiyor musun?"

"Sen bu hâldeyken hiçbir şey düşünemiyorum."

Beklenmedik bu itirafla afalladı Deniz. Onun gibi soğuk bürokrata yakışmayan sözlerdi bunlar. O değil miydi her zaman mantığı duyguların önünde tutan? Kendisini de bu uğurda terk etmemiş miydi? "Nermin, seni burada görürlerse sonun benimkinden farklı olmaz. Üstelik senin tepende baban ve kocan var."

Kadın şaşkınlıktan uzak bir sesle "Seni gammazlayan Kenan Varol'muş." dedi aniden. Öyle beklenmedik bir anda söylemişti ki bunu, hazırlıksız yakalanmıştı Deniz. Onun gözlerindeki şaşkınlığı canlı canlı görmüştü. "Sana dost gibi görünen düşman Kenan'mış, bunu söylemeye geldim. Olmaz ama eğer olur da bir sebepten dost gibi yeniden yaklaşmaya kalkarsa gardını al."

Şoku atlatamayan adam "Ben de Başsavcı Ferhat diye düşünmüştüm. Ne aptalım..." diye söylendi kendi kendine. "Gözleri felfecir okuyordu zaten."

Daha fazla uzatmadı Nermin. "Dikkatli ol, o kadar söylüyorum." deyip çıkmak üzereyken adamın kolundan tutup onu engellemesiyle olduğu yerde kaldı.

"Buraya gelmek her zamankinden daha tehlikeliyken burada ne işin var Nermin? Daha düne kadar beni anarşist ilân ederken şimdi neden bana bu kadar yardım ediyorsun?" Daha önce birçok yolla defalarca sorup yanıtını dürüstçe alamadığı bir soruydu bu. Bu gidişle de hiç alamayacaktı ama o biliyordu.

Deniz biliyordu. Nermin hâlâ kendisini seviyordu. Neden terk etmişti, nasıl Cüneyt'le evlenmişti bilmiyordu. Nedenini nasılını da sormuyordu. Düşündükçe her şeyin yanlış da olsa bir mantığı olduğunu biliyordu. Ama hepsinden daha iyi bildiği bir şey varsa o da Nermin'in kalbinde hâlâ bitmemiş olduğuydu.

Kadının sessizliğini "Hâlâ beni seviyorsun." sözüyle böldü.

Normal şartlarda bunu ateşli bir biçimde reddeden kadın aksi tek kelime etmedi. Bu sessiz de olsa bir kabullenişti. "Bunların bir önemi yok artık. Biz artık istesek de olamayız, çok iyi biliyorsun."

Bu gerçek Deniz'i sertçe sarstı. Sanki bu cümleler bir insan olmuş, iki kolundan da tutup acımasızca sarsıyordu onu. Bu gerçekliğin onu içten içe bitirmesine izin vermek istemedi ve konuyu değiştirdi. "Bir şey içer misin?"

Hijyen kelimesinin yanından bile geçmeyen etrafa baktı ve "Hayır." dedi yüzünü buruşturarak. "Bence sen de içmesen iyi edersin. Buraları temizleyip topla yoksa mikrop kapacaksın." Otoriter bakışları adamın yüzüyle buluştu. "Ve bir an önce kendini topla. Müvekkillerin için canlanmak zorundasın, yalnız değilsin. Umut aşıladığın onca insan var. Kalk ve işini yap."

Otoritenin taş koyacağını bile bile hak verdi Nermin'e. Bu zamana kadar önüne konulan hangi taş onu durdurmuştu ki? Yine durdurmazdı. Otorite kadrosundan atılmışsa da orada bazı bağlantıları bakiydi. Nermin gibi, Başsavcı Ferhat gibi. Üstelik çatlaklar olan o kadro eskisi gibi güçlü de değildi artık. İlk defa çabaları meyve vermeye bu kadar yakındı ve ilk defa bu kadar denemeye değerdi.

●●●

Tuvalet aynasında kendine bakan Zeynep solgundu. Kabinlerden birinden çıkan Elif de son birkaç gündür ondaki garipliğin farkındaydı. Sormak istese de bir türlü soramıyordu ancak artık dayanamadı. Geçmesini umduğu şey her neyse geçmemişti ve Zeynep'i içten içe kemiriyor gibiydi.

Hemen yanındaki lavaboda sessizce ellerini yıkadı ve genç kıza döndü Elif. "Son günlerde çok garipsin Zeynep. Soracağım soracağım, soramıyorum." Süregelen sessizliğin içinde bir tahmin yürüttü. "Şu etrafında dolaşan Emir mi rahatsız ediyor seni? Ben senin ablan sayılırım, bana söyleyebilirsin."

Tedirginlikle başını salladı Zeynep. Bir yandan da bakışları aynadan arkadaki kabinlerde takılı kalmıştı. Onun endişesini anlayan Elif hızla tüm kabinleri gezdi. Hepsinin boş olduğuna emin olduktan sonra tuvaletin kapısını kapattı.

Genç kıza yaklaşırken bakışları şefkatliydi. "Neyse derdin bana söyleyebilirsin. Yüzün solgun, hiçbir şey yemiyorsun." Duraksadı sesli düşünürken. "Eymen'i mi atlatamadın?"

Yanlış iz üstünde gezinen kadının yüzüne suçlu bakışlar attı Zeynep. Bunu ondan daha fazla gizleyemezdi. Kimseden gizleyemezdi. Bir çözümünü bulamazsa er ya da geç ortaya çıkacaktı zaten. Ve tek başına çözümünü bulamayacağı kadar büyük bir sorundu.

Endişeli, korkmuş bir yüz ifadesiyle "Ben hamileyim." dedi aniden. Sanki duyulmasından korkar gibi hızlıca ve kısık sesle söylemişti bunu. Ölümcül bir sır verir gibiydi.

Bunu duyduğunda anlamakta güçlük çeken Elif'in dudaklarından ise şaşkınca bir "Ne?" kelimesi çıkabilmişti ancak.

Aslında bir konuda haklıydı Zeynep. Belki de bu gerçekten ölümcül bir sırdı. Onu ölüme götürebilecek bir sır.

...

*

YAZAR NOTU: Hi guys! ⚖️ 28. Bölüm final bölümü olacak. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! ❤️

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Twitter: @buzdanjuliet
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @halikarnastabirgece
Tiktok Kişisel: @buzlarkralicesiofficial

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18