𓍝 HÜKÜM ARENASI | 1

Vaveyla Yazarı: Gülay Sena DÜNDAR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 29Şu an: 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 1

-1-

Televizyon kanallarını dolaşırken bakışları boştu. Her gün aynı şeylere uyanışının farkındalığı onu yormuştu artık. Kumandayı sağ yanına bırakıp ışığı yüzünü aydınlatan televizyondaki haberi dinlerken buldu kendini.

"Bu akşam ülke gündeminde yine Hüküm Arenası var. Günlerdir tartışılan karar bugün infaz edildi.

Terör örgütüne yardım ve yataklık gibi suç dosyalarıyla bilinen Rıfat Karalar, sabah saatlerinde alınan son onayın ardından idam edildi.

Karar, kamuoyunda derin yankı uyandırdı. Kimi kesimler adaletin yerini bulduğunu savunurken, kimi hukukçular idam cezasının geri dönüşsüz doğasına dikkat çekerek sürecin şeffaflığını sorguluyor.

Adalet Bakanlığı ise yaptığı açıklamada infazın, Hüküm Arenası yasaları çerçevesinde 'halkın iradesine uygun' şekilde gerçekleştiğini duyurdu.

Rıfat Karalar'ın son sözleri ve infaz görüntüleri dışında detaylar henüz kamuoyuyla paylaşılmadı."

Daha fazla dayanamadığı için dudaklarını birbirine bastırarak kumandanın kapatma tuşuna bastı. Bir süre kapalı olan televizyona bakmaya devam etti. Uzun bir sessizliğin bedenini esir almasından rahatsız, elleriyle yüzünü kapadı.

O Deniz Altuğ'du. Hukuk diplomasını idealist bir avukat olmak, insanların hakkını savunmak için almıştı ancak şimdi adaleti sağlamaktan çok uzaktı. Bunu düşünürken sağ eli çaresizce çenesini kaşıdı.

Hüküm Arenası, başta vaat edilen şeylerle bazıları tarafından mantıklı bir fikirdi aslında. Kadına, hayvana şiddet, cinayetler ve suçlar arttıkça idam sisteminin benimsendiği ülkeler övülmeye başlamıştı. Halkın çoğunluğu bu düzenin yarattığı sorunu lânetlerken bir anda onları kurtaracağına, daha iyi bir noktaya getireceğine inandığı arena fikri düşmüştü ortalığa.

Deniz hiçbir zaman onlarla aynı fikirde olmamıştı. Çünkü o bir hukukçu olarak biliyordu ki suçlamalar profesyonel bir biçimde masumların üzerine atılabilirdi. Bunun örneklerini çok kez görmüştü meslek hayatında. Otorite kadrosunun içinde olmasına rağmen hiç Hüküm Arenası fikrine sıcak bakmamıştı. Hem halk içinde hem de otorite kadrosunun içinde yapılan oylamalarda tarafını her zaman belli etmişti ama...

Sonucunda Hüküm Arenası sistemi oy çokluğuyla kabul edilmişti.

Bazıları gönüllü, bazıları ise devlet tarafından tehlikeli olduğu için seçilen katılımcılar arenaya gönderilecekti. Suçlular kendini aklamaya çalışacak, onlara kendilerini savunma hakkı elbette verilecekti. Suçluların lehine veya aleyhine olan tüm kanıtlar halkla paylaşılacaktı. Tıpkı Hüküm Arenası'nda suçluların tutulması, yargılanması ve cezalandırılması gibi şeylerin de paylaşılacağı gibi. Hem bunda ne vardı ki? Suçlular derdest edilip bir hücreye tıkılmıyordu sonuçta. İnsanî şartlarda tutuluyorlardı, tıpkı hapis kaldıkları sürelerde olduğu gibi. Ve onlara kendilerini savunma hakları veriliyordu. Halk oylamasıyla suçlu veya suçsuz ilân edilebileceklerdi. Mis gibi sistemin nesi vardı?

Otorite iyi çalışıyordu. Bu sistemi tanıtırken hiçbir şekilde kötü yanlarından bahsedilmemişti. Elbette ne kadar bahsedilmese de Deniz gibi düşünebilen insanlar -ki oylamalara bakılırsa böyle çok az insan kalmıştı- bu sistemin açıklarını görebilirdi. Mesela bir suç aslında masum olan birinin üstüne yıkılabilir, hak etmeyen insanlar idam edilebilirdi ve bunun geri dönüşü olmazdı. Ya da sırf hükümetin işine gelmeyecek şekilde düşünen insanlar ayak altından çekilmek için üzerine suç atılabilirdi. Bu sistem tamamıyla demokrasinin ya da adaletin sağlanabileceği türde bir sistem değildi. Suistimale çok açıktı.

Deniz tüm bunları defalarca anlatmaya çalışmıştı. Otorite kadrosunun sistemi gözden geçirdiği toplantılarda bunun böyle olamayacağını, olsa da istikrarlı yürümeyeceğini ve haksız ölümlere sebep olacağını anlatmıştı ama dinletememişti.

Kendini yenilgiye uğramış gibi hissediyordu Deniz. Oturduğu koltukta sağ eli alnındayken sesli bir nefes verdi. Elinde olmadığı hâlde bu duruma engel olamadığı için kendini suçlu buluyordu. İçinde yankılanan öfke ve suçluluk duygusunu bastıran şey telefonunun zil sesi olmuştu.

Hemen köşedeki sehpadan telefonu aldığında Taha arıyordu. O bir hackerdı. Ve tıpkı kendisi gibi bu sistemin adaletsiz işlediğini düşünüyor, bu yolda Deniz'e destek oluyordu. Hatta itaat ediyordu demek bile aşırıya kaçmazdı.

Aramayı yanıtladığında sıkıntılıydı adam. Boşta kalan eliyle alnına düşen saç tutamlarını arkaya itti. "Efendim Taha."

"Abi haberi gördün mü?"

Taha'nın sanki çok sıradışı bir şeyden bahseder gibi yankılanan sesine yorum katmadan göz devirdi adam. Sanki ilk defa Hüküm Arenası'nda canlı yayınlanan bir idama şahitlik ediyorlarmış gibi.

Yılgın bir sesle "Gördüm." dedi sadece.

"Ne düşünüyorsun?"

"Bir şey düşünemiyorum şu an. Beynim felç olmuş durumda."

Hattın diğer ucunda süren sessizlikten hemen sonra "Bir şey yapmayacak mıyız?" sorusu çıktı Taha'dan. "Sen otorite kadrosundasın."

"Aynen Taha, ben bir şeyler yapabiliyorum aslında ama insanların öylece öldürülmesinden keyif aldığım için kılımı kıpırdatmıyorum."

"Onu demek istemedim abi. Bak, elimizde güç var. Sen otorite kadrosundasın, ben de sisteme girebilirim."

Taha'nın hevesli tavrını takdir ediyordu ama aceleciliğinin bir faydasını görebileceklerine inanmıyordu adam. Bu bir şeyler yapma evresini çoktan geçmişti çünkü. "Bu tehlikeli olur."

"Bak, dün sabahlara kadar idam edilen ve idam sırasındaki suçluların dosyalarını inceledim. İdam edilen on kişiden yedisi gerçek suçluysa üçü şaibeli. Bu normal mi sence? Bunu otorite kadrosundan birileriyle konuşup araştırılmasını talep edemez miyiz?"

Taha'nın bahsettiği şey, hükümeti yine hükümetin mahkemesiyle dava etmeye benziyordu. Otorite kadrosu bunu kaldırmazdı. Aralarında adaleti sağladığını sananlar da vardı, dosyaları manipüle ettiklerinin farkında olanlar da. Ve manipüle edenler diğerlerini çok kolay ikna edebilirdi. Hatalarını kabul etmedikleri gibi bunu açığa çıkarmaya çalışan kişileri de ortadan kaldırırdı. Tıpkı daha önce kendisine karşı gelen, işlerini eşeleyip kurcalayan vatandaşları suçlu bulup hapse attıkları gibi. Kurdukları sistemle bunları yapmak işten bile değildi.

"Otorite kadrosuna hedef olmaktan başka işe yaramaz bu."

"İyi de böyle elimiz kolumuz bağlı duracak mıyız? En azından bizim gibi düşünen daha çok insanla iletişime geçebilseydik..." Onun düşünceli sessizliğinin hemen ardından "Sen de otorite kadrosundasın abi." cümlesi düşüverdi aralarına. "Senin gibi sistemi doğru bulmayan birileri yok mudur? Ya da bize yardımı dokunabilecek, tanıdığın biri yok mu otorite kadrosunda?"

Deniz "Var." dedi dalgınlıkla. O an tek bir isim yankılandı zihninde. Nermin Aral. Otorite kadrosunun soğuk bürokratı. Onun fakülteden arkadaşı, belki de ilk aşkı. Ama artık bunların bir önemi olmadığını biliyordu. Tüm bunlar çok geride kalmıştı. Nermin ona yardım edemezdi. Çünkü o tarafını çoktan seçmişti. "Ama onun kalbi sadece kan pompalamaya yarıyor."

Hattın diğer ucundaki çocuk kadar umutsuzdu Deniz. Ama pes edecek değildi. Ne kadar zor olursa olsun mücadeleyi bırakmayacaktı. Çünkü o eski hâkim babasından bunu görmüştü. Adalet ne kadar derinlere gömülse de, nefessiz bırakılıp öldürülmek istense de onu bulup çıkaracaktı.

●●●

Arena için hareketli bir gündü.

Yeni katılımcılar için odalar hazırlanmış, hareketliliğe rağmen arenanın iç katmanında soğuk bir sessizlik hâkimdi. Şimdi burada odalara dağıtılırken herkes bir örnek giydirilmişti; Siyah tişört, siyah pantolon ve beyaz, bağcıksız, son derece basit spor ayakkabılar.

Yeni katılımcılar arenanın dış halkasındaki katmanda gardiyanlar eşliğinde içeri doğru yönlendirilirken hepsinin adları, meslekleri, buraya geliş sebepleri farklı olsa da duyguları birbirine benzerdi. Hepsi ya korkuyordu ya da tetikteydi.

Ali Mert, önünde sağ kalacağı belirsiz süre boyunca aynı kaderi paylaşacağı kalabalığa baktı sakince. Bir yanı tetikte olmasına rağmen hâlâ burada olduğuna inanamıyor gibiydi. O, her zaman vatanına milletine hayırlı bir vatandaş ve asker olmak için çalışmış, çabalamıştı. Karşılığı bu olmamalıydı.

Sonra gözü istemsizce buraya geldiğinden beri gözyaşları dinmemiş olan siyah saçlı kadında duraksadı. Bitik hâldeydi. Kollarını birbirine sararken savunmasız görünüyordu. Yanında duran kumral, yeşil gözlü kızda olduğu gibi bir korku ifadesi hâkim değildi yüzünde. Tamamıyla tükenmiş görünüyordu. Ve henüz kendisini fark etmiş değildi.

Ona bilerek mi yoksa bilmeden mi omuz atmıştı bilmiyordu ama dikkatsiz bir adam umursamaz bir biçimde yanından geçip ileriye yöneldi. Bu, aynı odada infazı izlediği deri ceketli adamdı. Kendisinden sadece birkaç yaş büyük görünse de saçı sakalı birbirine karışmış, bulunduğu yerin ciddiyetinin farkında değildi.

Ali Mert'in fark ettiği bir şey de, kendi tişörtlerinde hemen sol göğsünün üzerinde renk yakalıkları işlenmişti. Kendi yakalıkları griyken onlara eşlik eden gardiyanların yakalıkları siyahtı. Bu renklerin bir şeyleri sembolize ettiği açıktı. Suçlular gri, gardiyanlar siyah. Peki ya otorite?

Bunları düşünürken önlerindeki ikiye ayrılan metalik yolda kadınlarla yolları ayrıldı. Genç adamın aklı ister istemez az önce gördüğü yorgun gözleri düşündü ama hemen önündeki yola sapmayı ihmal etmedi.

Onlara eşlik eden gardiyanlar son derece rahattı. Her günkü rutinleriydi bir süre sonra infaz edilecek suçlularla muhatap olmak. Gardiyanlardan biri kırklı yaşlarının sonunda, orta boylu ve esmerdi. Yüzü yanındaki genç çocuğa göre daha sıradan bir iş görüyor gibiydi. Yanındaki gardiyanınsa henüz yeni olduğu belliydi. Sadece genç oluşundan değil, bir şeyleri yapmak için yanındaki adamdan direktif beklemesiyle de anlaşılabiliyordu bu. Sürekli göz teması hâlindeydi.

Açık yatakhanelerin üzerinde, cam döşeli bir odada şeffaf gözlüklü, buğday tenli ve alımlı bir kadın yüzündeki büyük ciddiyetle etrafı izliyordu. Bu kadın Ali Mert'in dikkatini çektiğinde odayı çevreleyen camlar aniden içeriyi göstermeyen tek taraflı camlara dönüştü.

Ucunda azarlanmak ya da cezalandırılmak olsa da "O kadın neden bizi izliyor?" diye sordu Ali Mert yanındaki gardiyana.

Orta yaşı geçkin, esmer gardiyan ona dudağının kenarıyla alaycı bir gülüş sergilerken "Ne yapıcan, poz mu verecen yoksa özel hayatın gizliliğine aykırı diye dava mı açıcan?" sorusunu yöneltti.

Bu özensiz ve lakayıt yanıttan hoşnut olmasa da başını iki yana sallayıp sessiz kalmayı tercih etti adam. Belli ki burada uzun süre varlığını sürdürecekti. Kimseyle ilk günden ters düşmek akıllıca olmazdı.

Yüksek güvenlikli anahtarlar ve kodlar eşliğinde büyük, geniş bir odaya sokuldular. Koğuşa benzer hibrit yatakhanelerden birindeydiler.

Büyük gardiyan "Ortak alanlardaki zamanlarınız dışında uyumak için burada kalacaksınız. Hacetinizi görmek için umumi tuvaletiniz var, o kadar." dedi açıklamaktan uzak bir sesle. "Başka ihtiyacınız olduğunda kapının yanındaki düğmeye basacaksınız ama hayatî bir şey yoksa zılgıtı yersiniz haberiniz ola."

Az önceki saçı sakalı karışık, umursamaz adam erkek topluluğunun arasında geniş odayı arşınlarken gardiyana döndü. "Banyo yok mu duş almak için?"

Yanındaki genç gardiyana alaycı bir bakış attıktan sonra soruyu yönelten adama döndü yaşını başını almış gardiyan. "Olmaz olur mu? Herkese özel sauna odalarımız bile var. Hatta bu ışıklı fokurdayan şeylerden..." Yanındaki gardiyan çocuğa dönüp "Neydi lan onun adı?" diye sordu.

"Jakuzi abi."

"Ha, jakuzi bile var!"

Kendisiyle alay edildiğinin farkında olan adam, saçıyla karışmış sakalını kaşıdı gardiyanların gülüşmeleri eşliğinde. "Ne yani, banyo yapamayacak mıyız?"

"Haftada bir gün kullanmak üzere birer jeton verilecek banyo için. Daha fazlası yok."

Ali Mert, kendilerine edilen muameleyi düşünürken otorite kadrosunun bu sistemle ilgili vurguladığı suçluların insanî koşullarda kalacağı ifadesi zihninde yankı buldu. Haftada bir banyo yapabilmek ne kadar insanî bir koşul olabilirdi, bunu sorguladı.

"Akşam dokuz dedin mi ışıklar kapanır. Gürültü, kavga yaşatan katılımcılar tecrit edilir ki ben bunu hiç tavsiye etmem. O yüzden taşkınlık etmeyin bence."

Göz ucuyla katılımcılara baktıktan sonra önünden giden genç gardiyanla birlikte odadan çıktı ve demir kapıyı gürültüyle kapattı. Kapı anahtarlar ve mekanik sesler eşliğinde kilitlendiğinde erkekler baş başaydı.

Herkes altlı üstlü ranzalardaki yataklara kurulurken Ali Mert, güneş görmeyen bu odanın duvarlarına umutsuzca baktı. Etrafında tam tur dönerken az önce kendisine omuz atan saçı sakalı karışık adamın bakışlarını üzerinde hissetti.

Hemen üst ranzadan aşağı atlayarak kendisine doğru gelen adam tam karşısında durana kadar sessizliğini korudu. Hemen sonra "Daha önce hiç hapis yüzü görmedin galiba." dedi.

Ali Mert, adamın rahatlığından sonra kurduğu cümleyle ilk kez hapse girmediğini anlamıştı. Buraya basitçe hapis deyip geçmek ne kadar doğruydu bilemiyordu ya, neyse.

Onun sessizliği üzerine elini uzattı adam. "Ben Serkan."

Karşısındaki yabancıyı ölçüp biçtikten sonra ağır ağır el sıkıştı "Ali Mert." diye kendini tanıtarak.

Tanışma faslının uzun süreceğini düşünse de adının Serkan olduğunu yeni öğrendiği adam çok uzatmadan yerine geçip oturdu. Oysa suçunu sorar, konuyu uzatır sanmıştı ama düşündüğü gibi olmamıştı.

Öğle yemeği saatine kadar büyük bir sessizlik hâkimdi. Odadaki hoparlörlerden yemek anonsu yankılandıktan kısa süre sonra kapılar açıldı ve gardiyanlar eşliğinde ortak alan denilen büyük salona götürüldüler.

Masaların özensizce kurulduğu odanın kenarında tüm kalabalığa rağmen yine o kadınla göz göze geldi Ali Mert. Bir köşeye çökmüş, yanındaki kumral kıza su içirmeye çalışıyordu. Kız ise korkmuştu, alt dudağı titriyordu.

Merakına yenilip usulca onlara doğru yürüdüğünde kalbi hızla atmaya başladı Ali Mert'in. Kâhkülleri alnına dökülen siyah saçlı kadın başını kaldırıp ona baktığında şaşkınlığı görülmeye değerdi. "A-Ali Mert..." diyebildi ancak şaşkınlıkla.

Onu daha önce görmüş olmanın verdiği sakinlikle "Merhaba." dedi sadece. Derin bir iç çekti Ali Mert. "Birbirimizi yıllar sonra burada görmek de varmış."

Yanındaki genç kızın tedirgin bakışlarına karşın zararsız olduğunu göstermek istercesine ellerini kaldırdı. Endişesini veya korkusunu anlayabiliyordu. Burası suçlanan masumlar olduğu kadar gerçek suçluların da olduğu bir yerdi. Arkadaş edinilebilecek son yer olmalıydı. Kadının yardım ettiği genç kızı gözüyle işaret ederek "Nesi var?" diye sordu.

Temkinli bakışlarının altından yanıt verdi bitkin kadın. "Kapalı alan fobisi varmış sanırım."

Dudakları düz çizgi hâlini alırken alışır diye geçirdi içinden. Ali Mert çok iyi biliyordu ki buradaki insanlar böyle rahatsızlıklara hassasiyet gösterecek insanlar değildi. Korkularını yenmek için harika bir yer. Bakışları belki yardımcı olabileceği bir şey vardır diye etrafı tararken yine aynı cam odayla karşılaştı.

Büyük odanın bitip yatakhanelerin başladığı yerin tepesinde, görülmekten rahatsızlık duymadan aşağıdaki insanlara bakan o kadın. Yüzünde yine o buz gibi ciddiyet hatta maskeleme gereği duymadan takındığı tepeden bakma tavrı da cabası.

İlk kez bu izlenme hissi bedenini etki altına aldı adamın. Her şeyden habersiz, yanındaki kızı sakinleştirmeye çalışan kadına döndüğünde orada bir yerlerde, tepeden izlendiğini bilmek rahatsız ediciydi.

Tıpkı bir deney faresi gibi izleniyorlardı.

...

*

YAZAR NOTU: Hi guys! ⚖️ Evet, HÜKÜM ARENASI kitabımızın ilk bölümüyle karşınızdaydık! Bu hikâye için ne kadar heyecanlı olduğumu az çok tahmin ediyorsunuzdur. Umarım beğenerek okursunuz, bol yorumlarınızı eksik etmezseniz sevinirim. Her karakter için kafamda bir görsel var ama şimdilik sizlerle paylaşmayacağım, özgür düşüncelerinize etki etmesini istemiyorum. Herkes istediği şekilde hayal etsin. Buraya hikâyeye başladığınız tarihi yazabilirsiniz. Ve ilk bölümümüzü nasıl bulduğunuzu da buraya yazın bakalım, bu hikâye sizde hangi duyguları uyandırdı bir öğrenelim. 🔥 Sevgiler, bol kokulu öpçükler! ❤️

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Twitter: @buzdanjuliet
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @halikarnastabirgece
Tiktok Kişisel: @buzlarkralicesiofficial

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

27okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18