26. bölüm / 29
HÜKÜM ARENASI ღBİTTİღ𓍝 HÜKÜM ARENASI | 25
Bölümler 29Şu an: 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 25
- 1 𓍝 HÜKÜM ARENASI | PROLOG1.254 kelime
- 2 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 12.101 kelime
- 3 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 22.604 kelime
- 4 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 31.434 kelime
- 5 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 42.211 kelime
- 6 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 52.952 kelime
- 7 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 61.538 kelime
- 8 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 71.817 kelime
- 9 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 81.901 kelime
- 10 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 92.842 kelime
- 11 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 101.654 kelime
- 12 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 111.902 kelime
- 13 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 122.135 kelime
- 14 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 132.444 kelime
- 15 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 142.117 kelime
- 16 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 151.362 kelime
- 17 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 161.621 kelime
- 18 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 171.511 kelime
- 19 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 181.921 kelime
- 20 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 192.090 kelime
- 21 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 201.818 kelime
- 22 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 211.862 kelime
- 23 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 222.014 kelime
- 24 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 231.689 kelime
- 25 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 242.137 kelime
- 26 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 251.975 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 261.829 kelime
- 28 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 272.154 kelime
- 29 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 28 | FİNAL2.540 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-25-
Arenada yeni bir gün.
Burada her yeni gün yeni bir savaş, yeni bir mücadeleydi. Sadece fiziksel anlamda değil, psikolojik bir savaş da veriyorlardı. Ancak bu sabah farklı bir şey vardı. Gardiyanların yüzü sirke satıyordu. Dahası, yüzlerinde sebebi anlaşılamayan bir huzursuzluk vardı. Bunun sebebini bilen tek kişi Kaan'dı.
Dün geceki gizli görüşmelerinde Arif Derman biraz bahsetmişti. Deniz halkı otoriteye karşı kışkırtıyor ama halledemeyeceğimiz bir şey değil demişti. Kaan aynı tarafta olmalarına rağmen bu konuda Arif Derman'la aynı fikirde sayılmazdı. Tamam, bu tür şeyler tüm düzen değişikliklerinde zaman zaman olurdu hatta isyanlar da öyle ya da böyle bastırılırdı. Fakat bu kez biraz farklıydı.
Deniz, gerçekten suçsuz yere idam edilen birinin masumiyetini kanıtladıktan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı açıktı. Otoriteye güven sarsılmıştı bir kere. Bunun geri dönüşü çok zor olurdu.
Bir yanda ise dışarıda olup bitenlerden habersiz Ali Mert, Efe'yle son görüşmelerini düşünüyordu. Kendisine yardım edeceğini ve ikizi Erden gardiyanla ilgili bir açığı paylaşacağını söylediğinde bu kadar büyük bir şey beklemiyordu doğrusu. Efe'nin boş bir adam olmadığını anlamıştı.
Tuvaletin iç kapısında merakla bakışırken Efe'nin "Erden ve Nihat'ın gizli ilişkileri var." söylemesini beklemiyordu hiç. O daha farklı bir sır beklemişti. Ama Efe'nin ağzından bunu duyduğunda zihnindeki diğer tüm tahminler toz olup uçmuştu.
"Nasıl yani?"
"Duydun işte. İkisinin arasında özel bir ilişki var." Biraz çekinip gözlerini kaçırarak "Anlarsın ya." dedi.
Ali Mert'in dili tutulmuştu. Konunun içindeki hangi garipliğe değineceğini bilemedi. "İyi de Nihat'la Erden arasındaki yaş farkı-"
Alayla kaşları havalanan Efe "Sence bu durumda tek sorun aralarındaki yaş farkı mı?" diye sordu. "Hem bana sorarsan bu ilişkideki son sorun bile değil. Düşünsene, ilişkileri açığa çıkarsa onlar da bizim olduğumuz yeri boylar."
Haklıydı Efe. İki gardiyan arasında gizli bir gönül ilişkisi vardı. İşin etik boyutu bir kenara, bu ilişkinin iki erkek arasında yaşanıyor olması büyük sansasyon yaratırdı. Çünkü bu tür ilişkiler de hükümete göre suçtu. Zamanla ses çıkarılmayan, özgürlüğü savunmayan herkes artık sadece hükümetin doğruları ve yanlışlarıyla yaşamak zorundaydı.
Kimsenin tercihleri Ali Mert'in umurunda değildi. Açıkçası insanları seçimleriyle vurmak da ona adice geliyordu ama bu oyunu kuralına göre oynamak zorunda olduğunu biliyordu. Bu yüzden ortak alanda oturup Efe'yle görüşmelerini gözden geçirirken etik değerleri bir kenara bırakmıştı. Artık sadece Elif'i elinden tutup buradan götürmeyi amaçlıyordu. Diğer her şey önemini yitireli çok olmuştu onun için.
Öte yandan son günlerde daha çok sessizliği seçen Lara etrafını izlemeyi seçmişti. Buraya ilk geldiğinde yandaş olduğu Serkan da öldükten sonra güçlü bir hamle yapmaktansa gözlem yapmak daha mantıklı ve risksiz gelmişti.
Düşünmüştü de... Kaan'daki o garip gizemi çözemesede Lara'ya çekici geliyordu. Ha bir de son zamanlarda Zeynep'in tuhaf tuhaf davranması, sürekli tuvalete taşınması, Elif'le fısır fısır konuşmaları onu en meraka sürükleyen konulardan biriydi.
Yine aynı şey olup da Zeynep sessiz sedasız tuvalete gidip ortalardan kaybolunca hemen yan tarafında oturan Kaan'a döndü. "Bir hâller var bu kızda."
Anlamakta gecikmedi Kaan. O an bakışları Zeynep'te olmasa bile bir süredir gariplikleri adamın da dikkatini çekmişti. "Evet, tuhaf davranıyor." sözüyle yetindi sadece.
Sessiz davranarak dikkat çekmediğini sanan Zeynep ise Lara ve Kaan'ın markajına girdiğinden habersiz, tuvalette yüzünü yıkayıp çıkmak üzereyken Emir'in kapıya kurduğu barikata yakalandı. Önünü kesen adam çıkmasına engel olup içeri girdiğinde şaşırdı kız.
"Ne yaptığını sanıyorsun?" Emir'in bu yersiz cesaretine kızmak üzereyken "Çık çabuk buradan." diye uyardı.
Emir ise karşılık vermekte acele bile etmeden sadece göz teması kurdu kızla. Onun bakışlarındaki tedirginliği kolaylıkla duyumsuyordu. Daha fazla sürüncemede bırakmadan "Her şeyi biliyorum." dedi kısık sesle.
Neden bahsettiğini anlamayan kız "Neyi biliyorsun?" sorusunu yönelttiğinde kalbi pır pır atıyordu. O an kendini sakinleştirdi. Böyle bir şeyi bilemez ki, nereden bilecek diyerek kendini rahatlatmaya çalıştı ama zorlukla kurduğu o güven duvarları Emir'in yanıtıyla saniyeler içinde yıkıldı.
Hiç olmadığı kadar sesini kısarak yanıtladı adam. "Bebeği."
Genç kadın sarsıldı. Âdeta şok oldu. Bunu nasıl bilebilirdi ki? Bu, blöf yapılabilecek kadar basit bir konu bile değildi. Blöf değilse nereden öğrenmişti? Elif hayatta söylemezdi. "Sen... Bunu nasıl-" cümlesini tamamlayamadan Emir'in yanıtıyla tüm parçalar yerine oturdu.
"Elif'le tuvalette konuştuğunuz sırada duydum."
Kısık sesli bir küfür savurur gibi "Allah kahretsin." diye söylendi Zeynep. O an kendine çok kızdı. Daha temkinli olmaları gerekirdi. Şimdiyse arenadaki en tehlikeli kişilerden biri öğrenmişti. Gururunu ayaklar altına alıp "Kimseye söyleme, ne olur." dediğinde yalvarmaktan başka çaresi olmadığını biliyordu.
Emir'in ise son isteği onu böyle görmekti. "Saçmalama, tabii ki söylemeyeceğim." derken içinde Zeynep'in kendisine asla güvenmemesinin verdiği anlamsız ve sahipsiz bir burukluk olduğunu da inkâr edemezdi.
Ona güvenmediği için Zeynep'i suçlayabilir miydi? Hayır. Sonuçta onu ne kadar tanıyordu ki? Hem şimdi ortada çok daha ciddi bir sorun vardı.
"Teşekkür ederim."
Zeynep'in teşekkürünün ardından gömüldükleri ölüm sessizliğini yine Emir bozdu. "Ne yapacaksın şimdi?" Kendisine kaçamak bakışlar atan kıza "Babasına söyleyecek misin?" sorusunu sordu.
Bu soruya gülmemek için kendini zor tuttu Zeynep. Eymen'e söylemesi ne değiştirecekti ki? "Burada olduğum için beni terk eden adama bir de bebeği olacağını söyleyeceğim öyle mi?" Başını iki yana sallayarak "Bir şey değişeceğini sanmıyorum." dedi sadece.
İçindeki kırgınlıkların tarifi yoktu ancak er ya da geç gerçek dünyaya dönmüştü Zeynep. Burada Eymen'den ona bir fayda olmayacağı açıktı. Bu yolda tek başınaydı.
"Peki, ne olacak şimdi?"
"Bilmiyorum Emir, konuşmayalım şimdi bunları." Çaresizce sağ eli saçlarının arasından geçerken derin bir nefes verdi. "Herhâlde bir şekilde kurtulmaya çalışacağım." Bunu söylerken kendini cani biri gibi hissetti ama başka çare yoktu. İçinde bulunduğu durumun gerçekliğine göre bir karardı bu.
Ortada hiçbir çözüm olmadığı açıktı. Emir de bu konuda karşısındaki kızla hemfikirdi. Öte yandan onun çaresizliğini de anlıyordu. Her ne kadar sevdiğini düşündüğü kadının başka birinden hamile olduğu gerçeğiyle içi cız etse de onu yalnız bırakmaması gerektiğini söylüyordu bir yanı.
"Zeynep."
"Efendim?"
Bu son yaşandığında Serkan, Elif'e verdiği sözü tutamadığı gibi onu yarı yolda bırakmış, kararsızlığı yüzünden canından olmuştu. O yüzden temkinli bir biçimde düşündü Emir. Kıza tutamayacağı bir söz vermekten kaçındı. Hayır, o Serkan gibi olmayacaktı. Serkan kendisinden başkasını düşünmezdi ki. Yeri gelseydi Emir'i bile satardı. Eee yani? O Serkan'ı satmaz mıydı? Yok canım dedi kendi kendine. Bu sevdiğin kadını satmakla aynı şey değildi ki. Emir sonucu ne olursa olsun sevdiği bir kadını satmazdı. Ona güvenen bir kadını yarı yolda bırakmazdı.
İyice düşünüp taşındıktan sonra "Buradan çıkarsak..." diye temkinli bir giriş yaptı. Zeynep'in tepkisinden de korkuyordu. Onun terslemesinden ya da kıza yanlış bir şey söylemiş olmaktan... Tüm korkularına rağmen tamamladı cümlesini. "Ben olurum babası."
"Ne?"
"Duydun işte." diyerek omuz silkti mahzunca. "Elif'le konuşurken duydum sizi. Burada olmasaydın bebeği isteyeceğini söylemiştin. Eğer istersen ben yanında olurum. Babalık yaparım çocuğa. Ya da neyse ne işte!" Boş vermiş bir ifadeyle kaşlarını kaldırırken Zeynep'in ne düşüneceğini asla bilmiyordu.
Duyduklarına inanamayan Zeynep, başta karşısındaki adamın kendisiyle dalga geçtiğini düşündü. Sonra ciddiyetini fark ettiğinde gözleri büyüdü.
Emir ise Zeynep'in "Sen... saçmalıyorsun." sözünü ciddiye bile almadı.
"Hayır, saçmalamıyorum. Sadece bir çıkış yolu bulmaya çalışıyorum. Ben... masum bir bebeğin ölmesini istemem."
"Bu şartlarda doğamaz zaten Emir."
"Babasının insafsızlığı yüzünden ölmesi de pek doğru gibi gelmiyor."
"Daha iyi bir fikrin mi var? Eğer varsa söylemenin tam sırası."
"Söyledim az önce."
"O bir çözüm değil Emir. Az önce sadece saçmaladın."
"Neden? Beni sevmediğin için mi saçma geldi?" Afallayan kız, sorusuna bir yanıt veremediğinde devamını getirdi. "Ben aptal değilim tamam mı? Senin beni sevmeyeceğini de biliyorum. Bunu sadece bebek için söyledim. Aklına öyle fırsatçı olduğum falan gelmesin. Senden bir şey de bekliyor değilim."
Emir gerçekçi bir adamdı. Öfkeli zamanlarında sağlıklı düşünemiyor olabilirdi ama gerçeği göremeyecek kadar da salak değildi. İlk geldiği andan beri Zeynep'in ondan hoşlanmadığını hatta ürktüğünü biliyordu. Yaşadığı hayal kırıklıklarından, belki de hâlâ o piç herife âşık olduğundan ya da ne sebeple olursa olsun büyük ihtimalle kendisini asla sevmeyecekti. Ama bir çocuğun hayatı söz konusuyken kendi çocukluğunu düşünmeden edemedi. Sokaklarda büyüyen bir çocuk olsun istemediği gibi ölsün de istemezdi.
Onu yanlış değerlendirdiğini düşünen Zeynep, karşısındaki adamın her sözüyle yerin dibine biraz daha yaklaşıyordu. "Ben... öyle söylemek istemedim. Senin fırsatçı olduğunu da düşünüyor değilim." Aslında Emir için bunları düşünmüyor olması, onun hakkında kötü şeyler düşündüğü gerçeğini örtmüyordu. Bu yüzden kendini bile ikna edemezken daha fazla savunmaya geçmek istemedi.
"Hakkımda ne düşündüğünün bir önemi yok. Söylediklerimi düşün yeter. Kararını verirsen ben buradayım." Tuvaletin kapısını açıp temkinli bir biçimde çıkmadan önce "Daha fazla ortalardan kaybolamayız, yeterince dikkat çekmişizdir. Ben çıkıyorum, sen de beş dakikaya gelirsin." deyip gitti.
Tuvalette yalnız kalan Zeynep şaşkınlıklar içerisindeydi. Emir'i tanıdığı ve yorumladığı kişiden çok farklı bulması, ettiği teklif... Her şeyiyle şoka uğratacak dakikalardı. Kendisinin bile kafası bu kadar karışıkken çocuğun hiçbir şeyi olmayan Emir'in bu kadar net olmasıydı belki de onu şaşırtan.
Şu an beyni felç olmuş durumdaydı. Hiçbir şey bilmiyordu. Sağlıklı bir karar verebilecek durumda değildi.
●●●
Kontrol odasından çıkarken yine koridorda Asya'yla karşılaşmayı ummuyordu Gözetmen Murat. Bu kez tüm dikkatini ondan ziyade diğer kontrol odasından buraya çağırdığı çalışanına vermesi gerekiyordu. Ona kısa bir baş selamı verirken çalışanının yanına gelmesini bekledi.
"Buyurun Murat Bey."
"Bu katılımcıların yakın zamanda tuvalet trafiği çoğaldı. Gardiyanlara bildirin, müdahale etsinler. Gerekirse kısıtlama getirsinler."
Başta garipsese de başıyla onaylayıp gitti çalışan çocuk. Asya ise duyduklarına şaşırdığı gibi kayıtsız da kalamamıştı. "Ne yani, insanlara tuvaletlerini tutmalarını mı söyleyeceksiniz? En temel insanî ihtiyaçlarına nasıl bir kısıtlama getireceksiniz merak ettim doğrusu."
Gözetmen Murat'ın ise yanıtı gecikmedi. "Hepsinin tuvalet ihtiyacı olduğu için girdiklerini sanmıyorum." Koridorda yalnız olmalarının verdiği bir özgüvenle Asya'ya doğru bir adım daha attı. Aralarındaki boy farkıyla kıza tepeden bakarken "Üstelik kızlı erkekli girenlerin olduğu düşünülürse." dedi ancak sesi bir o kadar edepsiz imalar barındırıyordu. "Bence pişpirik oynamıyorlardır."
Asya, Murat'ın çekim alanına girmesinden memnun sayılmazdı ama elinde de değildi. Bu adamda şeytantüyü vardı. Onun etkisinden kurtulmak için bir adım gerileyerek yutkundu. "Dervişin fikri neyse zikri de odur. Belki sizin hüsnü kuruntunuzdur, bilemeyiz." Herhangi bir yanıt beklemeden oradan giderken "İyi çalışmalar." dedi sadece.
Gözetmen Murat, her şeye bir cevabı olan bu kızın öylesine utangaç bir tavır sergilemesinden kişisel bir zevk duydu. Belki de egosuydu bundan zevk alan. Arkasından attığı çarpık bir tebessümün ardından kontrol odasına geri döndü.
●●●
Ali Mert mutfağa girecekken tam kapının kenarındaki Kaan'la karşı karşıya geldiler. Yeni görmüş olmamasına rağmen Kaan'ın yüzündeki yaraları işaret ederek "Fena benzetmişler." dedi adam.
Kaan'ın sessizliğinin ardından Elif'i mutfakta Derya'ya yardım ederken bulmuştu. Eski aşkı ve sürekli kendisiyle ortaokul becerileriyle flörtleşmeye çalışan kadın... Tuhaf bir kombinasyondu doğrusu. Elif'e kaş göz edip yanına çağırdığında kameralar tarafından izlendiklerini unutmadan sadece şifreli bir biçimde konuştu. "Söylediklerimi düşündün mü?"
Duraksadı Elif. Kaçış planıından bahsediyor olmalıydı. Dudaklarını bastırıp bir çizgi hâline getirirken "Bu delilik. Mümkün olmadığını sen de biliyorsun." dedi.
"Sen var mısın yok musun onu söyle."
Alaycı bir göz devirmeyle "Yokum desem kabullenip oturacaksın sanki." diye söylendi Elif.
"Başka çaremiz olmadığını sen de biliyorsun."
İçinde bulunduğu durumun ciddiyetini her saniye hissediyordu kadın. Ötesi yoktu. Eğer bir çocuğu daha olmasaydı onu ayakta tutacak, savaşmasını sağlayacak hiçbir şey olmazdı. Ancak bu kadar çabuk pes etmemesi gerektiğini iyi biliyordu. En azından diğer kızı için.
Çocuğunu düşünürken ister istemez aklına Zeynep geldi. O da çaresizdi ve onun da çocuğu vardı. Doğurup doğurmayacağı meçhuldü ama doğuracaksa bile böyle korkunç bir yerde dünyaya getirmek istemezdi. Bu cehennemden çıkacaklarsa birlikte çıkmalıydılar.
Başını kaldırdı kadın. Kararlı bakışları Ali Mert'i buldu. "Tek bir şartla kabul ederim." Merakla kendisine bakan adama "Zeynep de olacak." dedi. "İnan bana onun da olması için haklı gerekçelerimiz var."
Ali Mert bunu reddedecek değildi elbet. Fakat bir yandan o haklı gerekçeyi de merak ediyordu. Soru dolu bir bakış attı kadına. Elif'in sadece gözleriyle karnına bakması başta onun için bir anlam ifade etmese de birkaç saniye düşündüğünde durumu anlaması uzun sürmedi. Şaşırdı. Ama mimiklerine de hâkim olmalıydı. Bu yüzden sadece "Kabul." demekle yetindi.
Kusursuz sayılabilecek bir plan kurmaları gerekirken bu kadar çok kişi nasıl kaçacaklar merak konusuydu ama... Elif de çok iyi bilirdi ki Ali Mert tehlikeden hiç kaçmazdı. Aksine, tehlikeyi pek severdi.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guys! ⚖️ Burada pek duyuru yapmıyorum ama kitabımızın 28. Bölümde final yapacağıyla ilgili bir hatırlatma yapmak istedim. Bu hikâye sayesinde "farklı bir şeyler yazın da okuyalım" sözünün geyik olduğunu anlamış olduk. 🙂 Zira farklı bir şeyler yazmak amacıyla yola çıkılan kitapların gördüğü ilgi ortada. 🥲 Her neyse, ilgi gösterenleri tenzih ediyor ve onlara teşekkür ediyorum. ☘️ 3 bölüm sonra finalde görüşmek üzere. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! ❤️
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Twitter: @buzdanjuliet
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @halikarnastabirgece
Tiktok Kişisel: @buzlarkralicesiofficial
Bölüm etkileşimi
