23. bölüm / 29
HÜKÜM ARENASI ღBİTTİღ𓍝 HÜKÜM ARENASI | 22
Bölümler 29Şu an: 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 22
- 1 𓍝 HÜKÜM ARENASI | PROLOG1.254 kelime
- 2 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 12.101 kelime
- 3 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 22.604 kelime
- 4 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 31.434 kelime
- 5 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 42.211 kelime
- 6 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 52.952 kelime
- 7 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 61.538 kelime
- 8 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 71.817 kelime
- 9 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 81.901 kelime
- 10 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 92.842 kelime
- 11 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 101.654 kelime
- 12 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 111.902 kelime
- 13 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 122.135 kelime
- 14 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 132.444 kelime
- 15 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 142.117 kelime
- 16 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 151.362 kelime
- 17 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 161.621 kelime
- 18 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 171.511 kelime
- 19 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 181.921 kelime
- 20 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 192.090 kelime
- 21 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 201.818 kelime
- 22 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 211.862 kelime
- 23 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 222.014 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 231.689 kelime
- 25 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 242.137 kelime
- 26 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 251.975 kelime
- 27 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 261.829 kelime
- 28 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 272.154 kelime
- 29 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 28 | FİNAL2.540 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-22-
Ali Mert arenaya döndüğünde duvardaki saatten yemek zamanının yaklaştığını görmüştü. Bugün yemek ve bulaşık görevi Zeynep ile Emir'deydi. Emir de ne çok severdi ya bu işleri... Şu kısa zamanda tanımıştı Emir'i, pek o taraklarda bezi olmazdı ama niyeyse bu kez oflayıp poflamadan istekli bir biçimde bulaşıktaki yerini almıştı.
Yemekten sonra ellerini yıkayıp ortak alana döndüğünde Derya ve Kaan çekişmesinin tam ortasına düştü. Lara da Elif de dikkat kesilmiş onları dinliyordu.
Kaan "Sana göre nasıldır bilmem ama Serkan bir karar verdiği için değil, kararsızlığı yüzünden öldü." derken son derece ciddiydi.
Böyle bir konu aniden nasıl açılmıştı hiçbir fikri yoktu ama Elif'in bundan rahatsızlık duyduğu açıkça görülüyordu. Sonuç olarak bu konunun başrollerinden biri de kendisiydi.
Kaan'a pek de katılmayan Derya ise "Ne yani, sen böyle zor bir duruma düşseydin hemen karar verebilir miydin?" sorusunu yöneltti. Bakışları ise Ali Mert'i göz ucuyla süzüyordu.
Bunun gayet farkında olan Kaan, pürdikkat kendilerini seyreden Ali Mert'e bir bakış attıktan sonra "Adaletten yana olabilirim ama burada sadece kendi canımı düşünmem gerektiğini iyi biliyorum." dedi Derya'ya dönerek.
Elif nazikçe "Lütfen bu konuyu kapatabilir miyiz?" dediğinde oluşan sessizlik çok sürmedi.
Geldiği andan beri onu cezbeden adama bakışlarını esirgemedi Derya. Artık kaçamakça değil, direkt olarak bakıyordu Ali Mert'e. Ve konu Kaan'la olan doğru seçim sürtüşmesini çoktan geçmişti. "Bunu adalet timsali Ali'ye sormak lazım." Kendisine ilgisiz bir merakla bakan adama "Eğer beni ya da Elif'i kurtarma şansın olsa kimi seçerdin?" diye sordu aniden.
Ali Mert bu sorunun cevabını çok iyi biliyordu. Burada haksız yere yargılandığına inandığı herkes için kendi canını hiçe sayabilirdi ama Elif'in canını? Asla. Onun karşısında kim olursa olsn sorgusuz sualsiz harcayabilirdi. O, filmlerde bir orta yolu bulmaya çalışan büyük kahramanlardan biri olmadığının farkındaydı, bunu da inkâr etmiyordu. Çünkü gerçek hayat, filmlerde olduğundan çok daha acı ve çaresiz tecrübelerle doluydu.
Onun sorusunu yanıtsız bırakması üzerine "Cevap verme." diyerek omuz silkti Derya. "Kadınlar suskun erkekleri sever. Ama seni ben bile çözemem galiba."
Derya'nın Ali Mert'e karşı tatlı sert flörtleşme adımlarını gördükçe içine kapanıyordu Elif. Çünkü içindeki kıskançlığı büyütmeye hakkı olmadığını biliyordu. Ali Mert bekâr bir adamdı. Teknik olarak herhangi bir kadınla olmasında sakınca yoktu. Ancak kendisi hâlâ evli bir kadındı ve terk edip bir de üzerine evlendiği eski aşkını kıskanmaya hakkı yoktu. Bunun burukluğuyla gözlerini kaçırdı sadece.
Ali Mert ise tüm bu duygulardan habersiz, meydan okuyan bir bakış attı Derya'ya. "Çözme. Tehlikeli olur."
Geldiği ilk andan beri bu kadının cüretine hoşnutsuz duygular beslemişti. Nedense ondan hazzetmemişti. Böyle bir ortama düşmelerine rağmen işin şakasına ya da flört noktasına takılması bir şekilde garip geliyordu Ali Mert'e. Ve tabii kadının kendisine cüretkâr tavrının da pek hoşuna gittiği söylenemezdi.
İlk andan beri buradaki kimseyle kişisel bir işi olmayacağını tavırlarıyla gösterdiğini düşünmüştü adam. Oysa Derya denen bu kadın sürekli zıtlaşmalar yaratarak aralarında bir şeyler kıvılcımlandırmaya çalışıyordu. Ve bunu yaparken Ali Mert'in fark etmeyeceğini düşünecek kadar akıllı sanıyordu kendini.
Yine aynı şeyi yaptı Derya. Geri adım atmayı kendine yakıştıramadığından olsa gerek "Ben zaten tehlikeyi seven bir kadınım." dediğinde Ali Mert'in göz devirmesinden bile etkilendi.
Elif'se kalkıp gitti oradan. Bunları duymak istemedi. Belki hoşlanıyordu belki de hoşlanmıyordu Ali Mert. Bunu bilemezdi ve onu da ilgilendirmezdi. Hayatıyla ilgili yeterince kaygı taşırken yüreğinde, bir de eski aşkının sızısını yeniden diriltmek istemedi.
Bakışları çekip giden Elif'te esir kalsa da kısa bir an Derya'ya döndü adam. "Bunu bildiğim iyi oldu. Eğer bir gün ikiniz arasında kalırsam ilk ateşe atacağım sen olursun. Ateşi de tehlikeyi de seviyorsun sonuçta."
Derya'nın bozulan yüzünü umursamadan ağır ağır yerinden kalktı ve Elif'in peşinden gitti. Kaan ve Lara'nın bu ateşli tartışmaya kaşlarını kaldırarak tepki verip ilgi gösterdiklerinden habersizdi.
Koridoru döndüğünde Elif'i tuvaletlerin bulunduğu arada öylece duvara yaslanmış otururken buldu. Derya'nın pervasızlığına karşı kırıldığının ya da rahatsız olduğunun farkındaydı ama direkt olarak bu konuyu açacak bir şey söylemedi adam.
Sessizce Elif'in yanına oturdu sadece. Dizlerini karnına doğru çeken kadınla aynı pozisyonu aldı. Kaçamak bakışları onu süzerken "İyi misin?" diye sordu.
Elif'ten gelen tek yanıt ise omuz silkmek olmuştu. Onun sessizliği kırgındı ve hiç olmadığı kadar gürültülüydü. Kızsa, bağırsa bu kadar dağıtamazdı etrafı. Şimdiyse onun kalbini görüyordu Ali Mert. Kırgınlıklarını görüyordu. Sadece bu olayda değil, hayatının bütünündeki kırgınlıkların kadını yorduğunu gözlerinde görebiliyordu.
Onun süregelen sessizliğine karşın "Kızdın mı peki?" sorusunu yöneltti. En azından tartışabileceklerini düşündü. Tartışırlarsa belki bir şeyleri çözemeseler bile Elif'in içindeki dolulukları dışarı atabilirdi.
Beklenenin aksine sakin bir biçimde gözlerine baktı Elif. "Neden kızgın olayım ki sana?"
"Derya konusunda, seni buradan çıkarmak için verdiğim sözü tutamamam konusunda... Ne bileyim..."
"Beni buradan çıkarmak senin elinde değil Ali. Bu yüzden sana kızamam. Derya konusunda da sana kızmaya hakkım yok zaten. Ben senin neyinim ki?" Kısa bir sessizliğin ardından başını önüne eğdi kadın. "Senin aksine ben gerçekleri görebiliyorum, hayalperest değilim."
"Bana son hayalperest dediğinde asker olamayacağımı söylüyordun."
Yüzü yumuşadı Elif'in ancak hatlarındaki burukluk bakiydi. "Merhametli, şefkat dolu bir kalbin vardı da ondan."
"Ne yani, başaramayacağımı düşündüğün için söylemiyor muydun onu?"
Kendisine şaşırmış bir bakış atan adama güldü. "Saçmalama. Sen kafana koyduğun her şeyi yaparsın."
Gururu okşanan Ali Mert tebessüm etti. "O zaman bunu yapacağıma da inan, Elif." Karşılık vermeye hazırlanan kadının gözlerine baktı. "Ve bilgin olsun diye söylüyorum, sen benim her şeyimsin. Hani neyim olduğunu soruyordun ya... Senin çekip gitmen bendeki her şeyi bitirmeye yetmedi. Bu senin kararındı. Tıpkı seni sevmek benim seçimim olduğu gibi."
"Ama belki de Derya..."
"Pervasız kadınlardan hoşlanmadığımı bilirsin sanıyordum." Omuz silkti şaka yollu. "Hem sarışınlar tipim değil."
Göz ucuyla baktığı adama "Ha tipin olsa sorun değil yani." derken güldüğünün farkında bile değildi. Gözlerini devirdi. Üzerini silkeleyerek kalkan kadın kendisine beklentiyle bakan adama açıklamada bulundu. "Zeynep'in yanına gideceğim, belki bir şeye ihtiyacı olur."
Bugün Emir'le ortak iş yapıyor olmalarının da bu düşüncede etkisi büyüktü aslında Elif için. Geldiği günden beri belanın ta kendisiymiş gibi takılan bu adamdan Zeynep de pek hazzetmemiş hatta korkmuştu. Onu Emir denen adamla yalnız bırakmak istememişti. Ali Mert de daha fazla sormadan onayladı ve onun gidişini izledikten sonra tuvalete girdi.
Pisuarlardan birinde yerini alırken hemen yanındaki Efe'yle göz göze gelmeden işini bitirmesini bekledi. Efe'de rahatsız edici bir bakış vardı. Gözlerini kısa süreli onun yüzüne dikmesi ise bu hissi pekiştirdi. Onunla göz göze gelmeden "Ne bakıyorsun?" diye sordu sakince.
Efe ise normal şartlarda burada müstehcen bir şaka patlatabilecek rahatlıktaydı ama direkt konuya girdi. Burada kameraların olmaması büyük nimetti. Belki de ilk defa biriyle bu kadar açık konuşabileceğinin verdiği rahatlıkla önüne döndü. "Aklından ne geçtiğini biliyorum."
"Ne geçiyormuş aklımdan?"
"Elif'i buradan kurtarmayı planlıyorsun. Onu kaçıracaksın."
Tamamen doğru iz üstünde olmasına rağmen Efe'ye karşı ifadesizliğini korudu adam. Bu, onun içindeki gizli bir plandı. Dillendirdiği seni buradan kurtaracağım cümlelerinden dolayı çoğu kişi için tahmin edilebilir bir durum olabilirdi ama kanıtlayamazlardı. Hem belki de Elif'in masumiyetini kanıtlamayı kast ediyordu, olamaz mıydı?
Hiçbir zaman kolay çözülen biri olmamıştı Ali Mert. Bu yüzden ne sesiyle ne de tepkileriyle renk vermedi. "Nerenden uydurdun bunu?" Umursamaz tavrnı korudu "Yanlış tahmin etmişsin." derken.
Efe ise emindi buna. Ali Mert gibi gözü kara bir âşığın yapamayacağı şey yoktu, çok iyi biliyordu. Bu yüzden ne kadar inandırıcı olursa olsun Ali Mert'in yanıtlarına inanmamıştı. "Bunu tek başına yapamazsın." dedi sadece. Adamın ilgisiz görünmesini umursamadan içten içe işlemeye devam etti onu. "İçeriden birinin yardımına ihtiyacın var."
Bunun farkındaydı adam. Ama kimden yardım alabilirdi ki? Buradaki gardiyanlar, diğer çalışanlar aptal mıydı da ona yardım etsinlerdi? Neden kendilerini riske atıp yardım edeceklerdi? Ali Mert, ona arenadan yardım edebilecek güçte birini tanıyordu ama onun asla yardım etmeyeceğini iyi biliyordu. O yüzden zihninden bile geçirmeden eledi. Ne yapacaksa kendi imkânlarıyla yapacaktı bunu.
İmalı bir biçimde "Belki bir gardiyanın yardımı işini görür." dedi Efe. "Tabii bunun için önce gardiyanlardan birinin açığını bulman lazım. Sana yardım etmek zorunda kalırsa iç ve dış tehlikeleri önceden haber verebilir."
Her şey bir ihtimale bağlıydı. Ali Mert bunları düşünceli bir biçimde dinledikten sonra ifadesizliğini korudu. Kimin açığını bulabilirdi ki bu kısıtlı şartlar altında? Her şeyi geçmişti, o gardiyanın ya da çalışanın kendisini punduna getirmeyeceğine nasıl emin olabilirdi? Tek bir ihanet sadece kendisinin değil, Elif'in kellesini de alırdı. Hem Efe denen bu adama güvenebileceğini de kim söylüyordu?
Tek başına hiçbir şeyi başaramazdı, bunun gerçekliğinin farkındaydı Ali Mert. Ama kimseye güvenemeyeceğini de biliyordu. Sonuç olarak okkanın altına sadece kendi canı gitmeyecekti. Çok dikkatli olmalı, son derece hassas davranmalıydı. Bu yüzden Efe'ye planını açık etmemekte kararlıydı.
"Öyle bir şey yok, kafanda kurmuşsun." demekle yetindi Ali Mert.
Ellerini yıkadıktan sonra adama döndü Efe. "Fikrin değişirse beni bul. Erden gardiyan hakkında ilgini çekecek bir şeyler olabilir bende."
Tam gitmek üzere olan adama "İkiz kardeşini neden satasın ki?" sorusunu yöneltti Ali Mert. Çok yerinde bir soruydu bu.
Efe ise bu soruyu gülünç bulmuş olacaktı ki ellerini iki yana açtı ve "Sence?" diye sordu alayla. "O orada, ben burada. Sence de safımız belli değil mi?"
Mantıklıydı. Ama asla tam anlamıyla inanmayı seçmedi Ali Mert. Burada her an dengeler değişebilirdi. Bunun da bir oyun olup olmadığını bilemezdi. O yüzden yorum katmadan yeni bir soru sordu adama. "Senin bundan ne çıkarın olacak?"
Omuz silkerken kaşları havalandı umursamazca. "Belki ben de kaçmak istiyorum. Belki de dışarıdan birine göz selam göndereceğim. Bilemezsin." Bakışları hafif bir alayla karşısındaki uzun boylu, güçlü kuvvetli adamda gezindi. "Hem bunları konuşmanın ne önemi var ki? Nasılsa senin kaçma gibi bir planın yok." Sadece ikisinin anlayabileceği manalı bir bakışma gerçekleşti aralarında. "Olur da fikrin değişirse oturur konuşuruz. Hadi eyvallah." diyerek tuvaletten çıktı adam.
Orada bir başına kalan Ali Mert tüm tuvalet kabinlerini boş olduğuna emin olana kadar gezerken düşünceliydi. Gerçekten de Efe kendisine yardım edebilir miydi?
●●●
Ertesi gün mutfak ve bulaşık sırası Elif ve Lara'da olduğu için yalnızdı Zeynep. Ne kadar yardım teklif etse de kabul etmemişti Elif ablası. Bir yanı çaresizce onun için iyi şeyler dilerken diğer yanı düşünceliydi. Eli kolu bağlıydı. Elif için bir çıkış yoktu. Canlı sorguda kendisini özgürce savunmasına bile izin vermemişlerdi, ötesi var mıydı?
Tüm bunları düşünürken sessizce yanına gelen adamın uzun boylu gölgesiyle irkildi Zeynep. Emir'se onu korkuttuğunu fark edince bir adım geriledi. "Kusura bakma korkuttuysam." Kızın sessizliğine karşın yanındaki boş yeri gösterdi. "Oturabilir miyim?"
Zeynep bu adamdan pek hazzetmese de buradaki hiçbir şey ve hiçbir yer tapulu malı değildi. Sessiz bir kabullenişle kenara kaydı. Yanına oturan adama bakışlarını değdirmedi bile. Onda garip bir şey vardı ama bu sadece Zeynep'in içinde beslediği bir önyargı da olabilirdi. Sürekli Serkan'la takılması, kavgacı yanı, daha ilk günden tecride gönderilmesini yok sayarsa kendisine bir yanlışını da görmemişti. Ne yaparsa kendine yapmıştı.
Öte yandan abisi gibi gördüğü Ali Mert'le düşman gibi olmaları Zeynep'i bir kez daha düşündürdü. Onun grubundan birilerine düşmanken kendisine neden bu kadar yaklaşmak istiyor olabilirdi ki? Serkan yeterince Elif'in hayatını tehlikeye atmamış gibi... Şimdi kendisi de Emir'e mi güvenecekti? Abisi gibi sevdiği Ali Mert'ten öğrendiği bir şey varsa o da buradaki kimseye güvenmemesi gerektiğiydi. Tamam, belki Ali Mert de buradaki insanlardan biriydi ama en azından dürüstti. Emir ise kapalı bir kutuya benziyordu. Delici bakışları ise hem gizemli hem de tehlikeliydi.
"Seninle pek konuşma fırsatımız olmadı." diyerek söze girdi Emir.
Onun hakkında düşünürken gafil avlanan Zeynep omuz silkti. "Ne konuşacaktık ki?"
"Bilmiyorum. Sonuçta arena küçük yer, herkes birbiriyle muhatap olmak zorunda kalabiliyor." Gözleri kuşkuyla kısıldı adamın. "Ama sen sanki benden kaçıyorsun."
"Kim? Ben mi?" Kendisinden hazzetmeyip ürkse de bunu itiraf etmedi Zeynep. "Ne münasebet."
Buna neredeyse emin olmasına rağmen üstelemedi Emir. Daha ilk günden karşısındaki kızda ters etki yaratmak istemedi. Üstelik o sevdiği kişi tarafından terk edilen yaralı bir kuş gibiyken...
Zeynep'e tebessüm etmek üzereyken karşılarındaki masadan ona bakan bir adamla göz göze geldi Emir. Yüzündeki ona aşina olmayan gülümseme kırıntısı silinip gitti "Ne bakıyorsun lan?" sorusunu adama yöneltirken.
"Ne var, bakmak yasak mı?"
"Yasak ya da değil, git başka tarafa bak."
"Nereye bakacağımı sana mı soracağım?"
Önündeki masayı devirirken "Bana soracaksın ulan!" dediği an üzerine yürüyen adamla yaka paça kavgaya tutuştu Emir.
Daha iki saniye önce tebessümüyle içini ısıtmak üzereyken Emir'in bir canavara dönüştüğüne şahit olan Zeynep ise usulca geri çekilip terk etti orayı.
Kavgalarını ayıranların arasından Zeynep'in gidişini görse de kalabalığı yarıp peşinden gidemedi. "Zeynep!" diye seslenmekle yetindi. Tartışma büyümeden gardiyanlar müdahale etmişti de yeni bir tecrit macerasına sürüklenmeden konu kapanmıştı nihayetinde. Ama tatsız olan tüm bunların tam olarak Zeynep'in karşısında yaşanmasıydı. Onun yanında kendini tutamadığı için öfkesine hâkim olamadı Emir. Tüm sinirini, öfkesini kendine yöneltti.
Zeynep'i kendisinden uzak durmakta haklı çıkarmıştı. Tıpkı istemeden de olsa içindeki canavarı çıkardığı gibi.
...
*
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Twitter: @buzdanjuliet
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @halikarnastabirgece
Tiktok Kişisel: @buzlarkralicesiofficial
Bölüm etkileşimi
