𓍝 HÜKÜM ARENASI | 18

Vaveyla Yazarı: Gülay Sena DÜNDAR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 29Şu an: 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 18

-18-

O gün başı biraz ağrıdığı için eve erken gelmişti Nermin. Yardımcılara onu rahatsız etmemelerini söyledikten sonra perdeleri kapatıp karanlık bir odada uyumaya çalışmıştı.

Deniz'le otorite kadrosu dışında bu kadar sık karşılaşmak, onun çekim alanına girmek Nermin'in kafasını ve kalbini karıştırıyordu. Evet, hâlâ. O, her ne kadar umurunda değilmiş gibi davransa da Deniz'e belli bir uzaklıkta kalmadığı takdirde eski duyguların etkisinden kurtulamıyordu.

Öte yandan ailesi, otorite ve sistemle ilgili bildiği tüm doğrular sarsılır hâle gelmişti. Hem de bunlar birkaç hafta içinde olmuştu.

Eskiden olsa otoritenin verdiği karar sorgulanamazdı bile Nermin'in gözünde. Şimdiyse sistem onun güvenini sarsmaya başlamıştı. Sanki önüne geleni tek bir kanıtla içeri atan bir sisteme dönüşmüşlerdi. En kızdığı ve korktuğu şeyse kendisinin de bu sistemin içinde olmasına rağmen Deniz baş kaldırmadan önce bunu anlayamamış olmasıydı.

Galiba ona ne olduğunu biliyordu kadın. Haşlanan kurbağa sendromunu yaşıyordu. Bu, onu ve onun gibileri öyle alıştıra alıştıra sarmıştı ki artık sistemin hatasını bile sorgulamayı kendilerine yediremez olmuşlardı. Yok canım, onlar hatalı düşünmüştür. Çünkü sistem hata yapmaz. Ama yapıyordu işte. Sistemde boşluklar vardı. Ve bu boşluklar müdahale edilmeyen her gün biraz daha büyüyordu.

Kesintili de olsa çektiği bir uykuyla dinlenmiş hisseden kadın, sessizce odasından çıkarken aşağı inen merdivenin altında kısık mırıltılar duymaya başlayınca duraksadı. Babası Arif Derman ve kocası Cüneyt'in sesleriydi bunlar.

Arif "Bu Deniz çok olmaya başladı." derken öfkesine rağmen sakin ve sessizdi. Ama Nermin onun öfkesini sesinin tınısından bile anlardı. Deniz'i yok etmek için ne gerekirse yapacaktı. Bunu biliyordu. Er ya da geç olacaktı. "Fişini çekmek lazım."

Adalet için çalışan bir avukattan, bir insandan değil de yok edilmesi gereken kimyasal bir atıktan bahseder gibiydiler. Özellikle kocası Cüneyt'in sözleri dikkat kesilmesine sebep oldu. "Ben bir şeyler düşündüm."

Adımları dikkatle merdiven boşluğuna yaklaşırken onları görebiliyordu. Arif merakla "Planın ne?" diye sordu.

Cüneyt tedbirli bir biçimde etrafına bakınırken görünmemek için geri adım attı kadın. Duyduklarına inanamadı.

"Duyduğuma göre Deniz şu idama gönderilecek olan Salih Adem'in dosyasıyla ilgileniyormuş." Küçümseyici bir tonda ekledi. "Ne işe yarayacaksa." Kısa bir duraksamanın ardından kendine güvenen ses tonuyla ekledi. "Ben de düşündüm ki Salih Adem davasıyla ilgili gizli bir tanık Deniz'le görüşme talebinde bulunsun. Ona istediği bilgileri vereceğini söyleyip gizli bir buluşma teklif etsin. Deniz oraya gittiğinde fotoğraflarını çekerler ve sen de bilirsin ki bazı fotoğrafları yeniden anlamlandırmak hiç de zor olmaz."

Arif Derman anlatılan planı daha ilk andan şeytanî bir tebessümle dinleyip anlamıştı. "Tabii ki öyle bir gizli tanık yok."

"Evet, o benim adamım olacak. Sonra ihtiyacımız olduğunda da Deniz'in aleyhine ifade verir. Ne bileyim, Salih Adem'in dosyasıyla ilgili yalan ifade vermem için rüşvet teklif etti falan der. Çamur at izi kalsın. Artık Deniz'e kimse güvenmez, otorite kadrosundan atılır. Avukat Deniz Altuğ efsanesi de böylece biter gider."

"Bu işi halledebilir misin ki? Deniz sessiz görünür ama çok kurnazdır."

"Merak etme, tüm ayarlamaları yapacağım. O kurnazsa ben de dün doğmadım herhâlde."

Arif Derman, ilk defa damadıyla bu kadar gurur duyuyor gibi görünüyordu. Nermin'se ilk defa ailem dediği insanlardan bu kadar tiksinti duyuyordu.

Duyduklarına inanamadı hatta bedeni donup kalmıştı orada. Ne yapacağını bile bilemez hâldeydi. Aslında yapması gereken şey açıktı, netti. Deniz'i bir şekilde uyarmalıydı. Dikkatleri üzerine çekmeden onu son kez arkasından kurulan hain planlar için uyarmak zorundaydı. Kendini tehlikeye atma pahasına da olsa.

●●●

Salih, son bir savunma ifadesi için canlı sorguya çağrıldığında içinde cılız da olsa ufacık bir ümit belirmişti. Orada söyleyebileceği yeni bir şey yoktu. Üstelik işlemediği bir suçu işlemiş gibi aksettiren bir şahit varken söyleyeceklerinin bir değeri olmadığını da biliyordu ama... Elinden geleni yapmıştı işte.

Arenaya döndüğünde ise yol boyunca umutları tek tek ölen çocuk artık yolun sonuna geldiğini kabullenmişti. Arenanın ortak alan kapısında onu bekleyen Ali Mert heyecan ve merakla "Nasıl geçti?" diye sorsa da onun içinde bir parça bile heyecan kalmamıştı.

Omuz silkti Salih "Bilmiyorum." yanıtını verirken. "Son savunmamı istediler. Suçsuzum ben dedim." Bunları söylerken gözyaşlarına ve boğazının kurumasına engel olamadı. "Ne diyeyim başka?"

Ali Mert onun perişan hâlini görünce kardeşçe sarıldı. "Tamam oğlum, enseyi karartma hemen. Çıkmadık candan umut kesilmez diye boşuna dememişler sonuçta değil mi? Atalarımızın bir bildiği varmış zamanında."

Soğukkanlı bir tonda "Eminim atalarımız bunu kast etmiyordur." diyen Lara'yla göz göze geldiğinde uyaran bakışıyla susturmayı başarmıştı Ali Mert.

Elif de en az Salih kadar üzgündü ama şu an kendi durumunu bile düşünemiyordu. Çünkü Salih için zaman daralıyordu. Kollarını kavuşturmuş sıkıntıyla Ali Mert'in Salih'i teselli edişini izlese de içinde kopan fırtınaları sessizce karşılıyordu.

Bir zamanlar sevdiği adam onun yüzüne bile bakmıyordu. Belki o da Zeynep'i terk eden sevgilisi gibi düşünüyordu. Zaten ölecek biriyle nereye kadar diyordu. Kim bilir... En azından küçücük bir teselli beklerdi ama onu da göremeyince eskiden tanıdığı adamı bulamayacağını anlamıştı.

O böylesine derin bir düşünce çukurundayken tam zamanında Serkan geldi yanına. Aradığı teselliyi belki de o vermek istiyordu. Çünkü Serkan her şeyin farkındaydı. Elif'in boşlukta olduğunu, ne düşüneceğini bilemediğini ve yalnız hissettiğini. Tamam, Zeynep yanındaydı ama en güvendiği Ali Mert yoktu. Şimdi onun boşluğunu dolduracak birine yani kendisine ihtiyaç vardı.

Bir süre yanında sessizce durduktan sonra "Merhaba, Elif." dedi sadece. Hâlâ Elif'in ona kızgın olup olmadığını merak etti. Şu an onun yargılanma süreciyle ilgilenmeyen Ali Mert'in tecrit edilmesine sebep olduğu için cidden hâlâ kızgın olabilir miydi? Sanmıyordu Serkan. "Nasılsın?" diye sorarken de temkinli yaklaştı ama geri adım atmadı.

Omuz silkti Elif. "İyiyim." dedi yüzüne bakmadan. İnsanlara uzun süre kızgın kalamıyordu. Ama Serkan'la da çok yakın olmak istemiyordu. Burada kimseye güvenilmeyeceğini iyi biliyordu. Sırf Ali Mert hoşlanmıyor diye ona inat Serkan'a yakın davranmak da hiç içinden gelmiyordu doğrusu. O kendi derdine düşmüştü.

Ali Mert o an Serkan'ın bir yılan gibi sinsice Elif'e yanaştığının gayet farkındaydı. Basit bir kıskançlıktan çok daha fazlasını hissediyordu. Ruhu katılaşmış, öfkesi derinleşmişti. Serkan'ı çözmüştü. Onun gibileri çok iyi bilirdi. Çok çabuk insan satardı öyleleri. Elif'ten uzak durmasını da en çok bu yüzden istiyordu. Ancak şimdi sessizliğini korumaya karar verdi. Yeni bir kavga onlara yarardan çok zarar verirdi.

Kısa bir duraksamanın ardından kadının gözlerine baktı Serkan. "Elif biliyorum, ilk gördüğün andan beri benden pek hazzetmedin. Yanına bile yaklaştırmıyorsun ama burada hayatın ne kadar kısa olduğunu, fırsatların ne kadar değerli olduğunu daha iyi anlıyorsun. Ve böyle bir konuşmayı da ilk kez yapıyorum." Başını öne eğdi hafif mahcup bir ifadeyle. "Ağzım da iyi laf yapmaz zaten ama... şunu bilmeni istiyorum..." Tüm kararlılığıyla "Senin buradan çıkman için ne gerekirse yaparım." dedi.

Serkan'dan beklenmeyen bu itirafla durgunlaştı kadın. Ne cevap vereceğini bilemedi. Böyle bir konuşmaya ne cevap verilebilirdi ki? Ona da dâhil kimseye güvenmiyordu artık Elif. Onu tek kalemde silen hayat arkadaşına olduğu gibi burada duygusal anlamda yalnız bırakan, yüzüne bile bakmayan eski aşkı Ali Mert'e de güvenmiyorken Serkan'a güvenmesi garip olurdu.

Bir süre sonra Elif, kendisiyle konuşmaya çalışan Serkan'ın boş tesellisinden de bunalmıştı. Çünkü onun durumunda teselli bir fayda vermezdi, biliyordu. Sadece sessizce kafasını dinlemek istiyordu kadın.

"Serkan, kusura bakma olur mu? Yalnız kalmak istiyorum biraz." Başıyla onayladı "Lütfen." sözüyle.

Serkan'a söylenecek söz bırakmadı ve kalabalıktan biraz uzaklaştı. Nereye gittiğini bile bilmediği adımlarını takip etti boş boş. Gidebileceği kısıtlı yerlerde daire çizmekten başka çaresi yoktu. En azından kendimle kalıp düşünebileceğim bir yer bulurum ümidiyle öylece yürüdü.

●●●

Akşamüzeri Deniz evde yalnızdı. Salih'in mevcut dosyalarını incelerken zil çaldığında gelenin Taha olduğuna şüphe yoktu. Onun kapısını bu saatte Taha'dan başka kimse çalmazdı. O yüzden yerinden kalkmakta acele etmedi.

Dinlendirici gözlüğünü çıkarıp usulca kapıya yürüdü. Delikten baktığında Nermin'i görmeyi beklemiyordu. Meraklı bir kaş çatışın ardından kapıyı açtı. "Nermin?" demesine kalmadan bir hışımla içeri daldı kadın.

"İşin bitti! Anladın mı? İşin bitti!" Hızla çantasını koltuğa fırlatırken "Ama ben sana dedim. Seni uyardım!" diye bağırıyordu. "Her ne yapıyorsan bu kadar göstere göstere yapma dedim Deniz!"

Onun aksine sakin ama meraklı bir tonda "Neler oluyor?" sorusunu yöneltti adam.

"Olan şu, Arif Derman ve Cüneyt senin otoriteye karşı taraftar topladığını düşünüyor."

"Nasıl?"

"Bilmiyorum, babam biriyle telefonda konuştu. Şimdi seni ayak altından çekmek için Cüneyt'le plan yapıyorlar. Tesadüfen duydum!"

Hayatı tehlikede olmasına rağmen sakinliğinden hiçbir şey kaybetmeyen Deniz "Ne planı?" diye sordu aynı dinginlikle.

Nermin bu sükûnete inanamadı. "Salih Adem davası için güya gizli bir tanık seninle buluşmak isteyecek. Ama buluştuğunuz yerde fotoğraflanacaksınız ve sanki sen o adama yalancı şahitlik için rüşvet teklif etmişsin gibi görüntüleri basına servis edecekler. Hapse kadar yolu var!"

Aralarındaki sessiz bakışmada bir panik görmek istedi Nermin. Ya da belki korku, heyecan. Hiçbiri yoktu. O sessizliğin arasında Deniz gayet sakin ama biraz meraklı bir biçimde kaşlarını çattı. "Peki, sen neden bunları söylemeye geldin?"

Hâlâ onun sakinliğine şaşırdığını gizlemeyen kadının gözleri büyüdü. "Hapse girmeni istemiyorum çünkü." Adamın kendisine boş bakışları gittikçe ürkütücü olmaya başlamıştı. Söylediklerini anlamıyor muydu? Tehlikede olduğu uyarısını verirken gerçekten bu tepkiyle mi karşılık veriyordu? Şaka mıydı bu? "Deniz sen kafayı mı oynattın? Bu sakinlik ne?"

Kollarını kavuşturan adam hafifçe gözlerini kısarak "Eski sevgilinin, yeni düşmanının hapse girmesini istemiyorsun." derken durumdan hoşnutluğunu gizlemedi. Evet, durum bok gibiydi ve öncelikli olarak düşünmesi gereken şeyler vardı ama Nermin onu düşünüyordu. Onun için kendini, konumunu tehlikeye atıp buralara kadar gelmişti. Onun için. "Bunun için kendini tehlikeye atıp buraya geldin."

"Aptal mısın sen? Konumuz bu mu şimdi? Duymuyor musun dediklerimi?" Deniz'in kendisine yaklaşmasını umursamadı, geri de çekilmedi. Sadece ona bu kadar yakınken gözlerine baktı. Bir yanı bunun, bu yakınlığın her şeye rağmen yanlış ve korkutucu olduğunu söylüyordu ama geri adım atmadı. Dudakları birbirine değerken mırıldandı. "Dışarıda kimseyle görüşmeye gitme, anladın mı beni?"

Deniz yutkundu başını onaylarcasına sallarken. O an ilgilendiği şey çok başkaydı. Öte yandan yıllar sonra Nermin'le ilk defa bu kadar yakınlardı. Ancak bu kadar yakınken eskisinden bile büyük bir kıvılcımlanmayı tüm bedeninde hissetti. Bir kasırganın kopuşundan önceki o sessiz rüzgâra benziyordu. Nermin'in ilk adımı atmayacağını çok iyi biliyordu. Ama geri çekilmediğini de görüyordu. Dudaklarını davetsizce bastırdı kadının dudaklarına.

Tutkulu bir öpücüğün kontrolsüz sularına bıraktılar kendilerini. Hesapsız kitapsız, hiçbir izin almadan ve tüm doğruları yıkarak. Nefes kesici bir öpücüğün onları bu kadar kontrolden çıkaracağının farkında olmadan kolları birbirine sarıldı. Nermin, ellerinin arasında Deniz'in yüzünü tuttuğuna hâlâ inanamıyordu ama mantığını, doğrularını çoktan rafa kaldırmıştı.

Deniz, yılların özlemini küçük bir öpücüğe sığdırırken her ikisinin de daha ileriye gitmek istediğini hissediyordu. Onları hiçbir şey durduramazdı. Tabii kapıyı açan bir anahtar sesinden başka hiçbir şey.

Anahtar sesini duyar duymaz hızla geri çekildi Nermin. Bu hiç olmamış gibi davranırken dudaklarında hâlâ o günahın izlerini hissettiği için sağ elinin tersiyle kapattı ağzını.

Gelen Taha'ydı. Elindeki anahtarı sallayarak "Hamburgerci kapanmış, ben de diğer yerden al-" dedi ve arkasına döndüğünde gördüğü manzarayı hiç beklemediği açıktı.

Nermin ve Deniz çoktan birbirilerinden ayrılmışlardı ama çekim alanları içinde bulundukları evi ateşe verebilecek kadar büyük bir elektrikle doluydu. Bu yüzden Taha onları görür görmez neyi böldüğünü anladı.

Soğukkanlı duruşuyla bilinen Nermin, o her zamanki mesafeli tavrına büründü. "Ben gitsem iyi olacak."

Deniz ise az önce hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışsa da centilmenliğinden ödün vermedi. "Seni bırakayım."

"Gerek yok, arabamla geldim." Taha'yla göz göze gelmeden çıkşa yürüdü. Kapıdan çıkmadan önce son kez Deniz'e baktı. "Söylediklerimi unutma. Dikkatli ol."

Başıyla onayladı Deniz. Oysa tam da o an başka bir frekanstaydı. "Olur, unutmam." İmalı bir biçimde ekledi. "Özellikle o son söylediğini."

Nermin'se elini kolunu nereye koyacağını bilemeyip gözlerini kaçırdı. "Zaten bende kabahat, ne diye uyarıyorsun ki? Bırak, ölsün gebersin." diye söylenerek evden çıktı.

Deniz istemsizce giden kadının arkasından tatlı bir tebessüm bıraktı. Taha durumu biraz anlamış, biraz da anlamamıştı. Anladığı tek şey, bölmemesi gereken bir şeyi böldüğüydü. "Yanlış zamanda geldim galiba."

Onun soran bakışlarını umursamadan Nermin'inkine benzer çocuksu bir utançla gözlerini kaçırdı. "Ağzını açma, geç otur yemeğini ye."

Dudaklarında sakladığı muzır bir tebessümle masayı hazırlamaya koyuldu Taha. Daha fazla bir şey sormadı, gerek de yoktu zaten. Her şey ortadaydı.

Koltuğa kurulmuş dalgınca dudaklarına dokunan Deniz ise arkasından kurulan komployu düşünmek yerine Nermin'le beklenmedik öpüşmelerini düşünüyordu. İdama kadar gidebilecek bir durumun ortasındayken bunu düşünmesi normal miydi?

Söz konusu aşksa her şey normaldi galiba.

...

*

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Twitter: @buzdanjuliet
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @halikarnastabirgece
Tiktok Kişisel: @buzlarkralicesiofficial

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18