27. bölüm · HÜKÜM ARENASI ღBİTTİღ

𓍝 HÜKÜM ARENASI | 26

Gülay Sena DÜNDAR

-26-

O hafta sessiz geçmişti. Tuvalet temizliği sırasını Derya'yla değiş tokuş eden Lara, onun yerine mutfak görevine Kaan'la birlikte gelmişti. Burada her şeyin bir sırası vardı. Lara'nın canını sıkan şeylerden biri de buydu. Normal şartlarda o hiç de ev işi yapmaya alışık biri değildi ama arena denen bu yerde insanların doğal şartları pek de önemsenmiyordu.

Derya bulaşık yıkamaktan anlamadığı, daha doğrusu pek arası olmadığı için istemeye istemeye Lara'nın ısrarıyla kabul etmişti. Muhtemelen bir daha sorulsa kabul etmezdi ama laf ağızdan çıkmıştı bir kere. Tuvalet temizlemektense mutfak görevinde olmak Lara'nın daha çok işine gelmişti.

Bulaşıkları taşınabilir metal kasalara yerleştirirken biri elinden kayar gibi oldu. Tabağı yere düşüp kırılmaktan Kaan'ın ani manevrası kurtarınca Lara bu reflekse şaşırdı. Şakayla karışık yan gülüşüyle "Mr. Smith misin mübarek?" derken Kaan'ın da gülmesini bekledi ama beton gibi bir surat karşıladı onu.

"Ne demek o?"

"Reflekslerin diyorum, çok kuvvetliymiş." Kaan daha önce suçundan, geldiği yerden bahsetmişti ama mesleğinden bahsetmemişti. "Askerlik geçmişin mi var? Ya da ajan falan mısın?"

"Hayır. Neden sordun?"

Geldiğinden beri garip bir gizem taşıyan adama şüphelerini sezdirmemeye çalışarak omuz silkti Lara. "Hiç, bu tür manevralar için ciddi yetenekler gerekir gibi geldi bana."

İfadesiz bir bakışla Lara'yı süzdükten sonra aynı yan gülüşü kadına iade etti. Bu kez daha alaycı bir tavırla. "Çok fazla FBI filmi izlemişsin."

Kaan'ın alaycı şakasına gülüp geçse de adamın tabağı el çabukluğuyla tutmasından çok gösterdiği tavırlar şüphesini çekmişti. Bu adamda bir şeyler vardı.

Kendisini göz hapsine tutmuş kadınla bakışmayı reddeden Kaan'sa bu fazla meraktan hiç hoşlanmamıştı. Daha tanıştıkları ilk an Lara denen bu kızın ne kadar gözü açık ve kurnaz olduğunu fark etmişti. Normal şartlarda güzel kadındı. Dışarıda tanışsalardı, şöyle bir barda, eğlenceli mekânda falan ilgisini çekebilirdi. Ama güzelliği kadar bencilliği, merakı ve kurnazlığı da başına iş açacak gibi görünüyordı. Belki de bu kadını bencil olduğu için sulçlayamayacağı tek yerde olduklarını da unutmuş değildi.

O, kendisine verilen görevi yerine getirmeli, kimseye kimliğini açık etmemeliydi. Ve Lara denen bu kadın amaçlarını gerçekleştirme bağlamında onun için tehlikeli olmaya başlamıştı.

●●●

O öğle vakti tuvaletin önünde duran Ali Mert, Efe'yle kısa bir bakışma gerçekleştirdikten sonra planlarını uygulamak için hazırdılar. Tuvaletin boş olduğuna emin olduktan sonra aralarında sahte bir arbede çıkardılar. Gardiyan Nihat'ın yanlarına Erden'i gönderecekleri çok da zor tahmin edilmese gerekt. O öyle basit arbedelerle pek uğraşmıyor, ancak kavga büyüdüğünde duruma el atıyordu.

Elektronik jopunu çıkarmak üzere kapının önüne gelen adam, Ali Mert ve Efe'yi yaka paça kavga ederken görünce "Ne oluyor burada?" diye sertçe bağırdı.

Erden'in otoriter ve ürkütücü tehditkârlığı her iki tarafı da korkutmamıştı ama bu sahte bir kavga olduğu için ayrıldılar. Efe bir anda tuvaletten çıkıp kapıyı kapattığında Erden ne olduğunu bile anlayamadı. "Siz... ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Bir gardiyanı esir almanın suçundan haberiniz yok herhâlde. Neyinize güvendiniz bunu yaparken?"

Kapının arkasında bunları duyan Efe alayla gülerken hiçbir yanıt vermedi. Ali ise karşılık verme konusunda acele etmeden Erden'e doğru yaklaştı. "Seni esir aldığımızı da nereden çıkardın? Sadece özel konuşmamız gereken bir konu var."

Kaşları çatıldı adamın."Suçlularla baş başa konuşacağım ne gibi özel bir konu olabilir ki?"

"Seninle ve Nihat gardiyanla ilgili."

Duyduklarıyla önce şaşkınlık sonra da paniğe kapılsa da bunu renk vermeyen ifadesiz yüzüne saklaması zor olmadı. "Ne saçmalıyorsun, anlamıyorum."

"Sana bir teklif sunacağım ama önce belki de neden teklifimi kabul etmek zorunda olduğunu iyice anlamak istersin."

Kendisine iddialı bir bakış atan Ali Mert'in teklifini çok merak etse de bundan daha çok merakını cezbeden şey, bir suçlunun buna nasıl cesaret bulduğuydu. Efe'yle bir arada olduklarını anlaması zor olmamıştı. Tabii bu kavganın sahte bir kavga olduğunu da.

İşte o an tüm parçalar yerine oturdu. Şu an kapının önünde gözcülük yapan adam onun kardeşiydi. Biri gardiyanken diğeri suçluydu. Ve suçlu olan kardeşi, onun sırrını bir şekilde ele geçirip karşısındaki adama satmıştı. Bu bir ihanetti. Kendisininkinden daha büyük bir ihanet mi? Bilmiyordu. Güçlünün yanında yer almak ihanetse Erden en büyük haindi. Ama canını korumak isteyen bir hain.

"Nihat'la gizli bir ilişkiniz olduğunu biliyorum ve bunu kanıtlayabilirim." O kanıtları hiç görmese de Efe'ye güvenen adam "Kanıtlarımız var ve dışarıda bunu gün yüzüne çıkarabilecek adamlarımız var." dediğinde gerçekten iddialıydı. Oysa adamları falan yoktu. Hiçbir bokları yoktu. Erden'in bunu bilmesine gerek de yoktu.

Erden, atılan bu palavraya inanmıştı. Bunun başlıca sebebi Ali Mert'in avukatının ülkedeki en dişli avukat Deniz Altuğ'un olmasıydı. Kısa süre önce otorite kadrosunda olduğu için güçlü bağlantılara sahip olması işten bile değildi. Ali Mert isterse bunu yapabilirdi.

Yüzünün şekli değişen adama bir bakış attı Ali Mert. "Ha şöyle ya, yavaş yavaş anlaşıyoruz. Birbirimizin dilini çözdük bile."

Soğuk ve gergin bir sesle "Ne istiyorsun?" sorusunu yöneltti.

"Bizi buradan çıkarmanı."

Hayret ve alayla güldü "Ne?" diye tıksırırken. "Sen... çıldırdın herhâlde!"

"Hayır, çıldırmadım. Biz üç kişiyiz ve sen bizi buradan çıkaracaksın."

"Üç kişi? Kimsiniz? Efe, sen-"

"Efe yok. O burada kalacak." Sorarcasına bakan adama "Elif, Zeynep ve ben." yanıtını verdi.

Açıklamanın ardından alaycılığı bir kenara bırakan Erden sıkıntılı ve derin bir nefes aldı. "Bunu yapamam. İstesem de yapamam. Tek başıma yetkimi aşar bu."

Ali Mert ikna edici bir bakışla başını salladı. "Yaparsın. İçerideki tehlikelere karşı bizi uyarıp kollarsın. Sistemin açıklarını biliyorsunuz, devre dışı bırakacak kadar yetkiniz var."

"Gözetmenler de var!"

"Gözetmenler burada yatıp kalkmıyor, gardiyan."

Karşısındaki adam sıkı pazarlıkçıydı. Onu kandırmak diğerlerini kandırmak kadar kolay değildi. Oflayıp pofladı sinirle. "Bilmiyorum tamam mı? Bir çaresini bulmaya çalışacağım."

"Çalışma!" Gergin ses tonu aniden sakin bir tehditkârlığa büründü Ali Mert'in. "Bul. Elif'in idamı gerçekleşmeden bu işi çözmüş ol. Ya da seni de bizimle birlikte arenada ağırlamaktan zevk duyarız."

Öldürücü bir bakış attı Ali Mert'e. Kapıdan çıkmadan önce "Benden haber bekleyin." dedi sadece.

Ali Mert bu adama hiç güvenmiyordu. Kendilerine ihanet edebilirdi ya da bir çuval inciri berbat edebilirdi. Ama Efe'nin onu kendisinden daha iyi tanıdığı da bir gerçekti. İçeri giren Efe'nin soru dolu bakışlarına ifadesiz bir yüzle karşılık verdi.

Bu bir kumardı ve Ali Mert'in bu kumarı oynamaktan başka çaresi yoktu.

●●●

Bulaşıklar bittikten sonra bile sorgulayıcı bakışları üzerinde hisseden Kaan rahatsızdı. Bunu görmezden gelse de Lara'nın ona sürekli şüpheyle ve sorar gibi bakışı bir noktadan sonra üzerinde sinir bozucu bir etki bırakmaya başlamıştı. En sonunda dayanamayıp "Ne?" diye sordu adam. "Ne var? Ne bakıyorsun bana öyle?"

"Sen kimsin Kaan?"

Kısa bir duraksamanın ardından tezgâha yaslandı adam. "Sana ne Lara?" Dalgacı bir gülüşle "Nikâhına mı alacaksın?" diye sordu.

Onun herhangi bir kadını utandırabilecek ya da bozguna uğratabilecek şakasıyla ilgilenmedi bile Lara. Şimdi gerçeği yeni yeni görüyor gibiydi. Sanki biri gözlerindeki sis perdesini kaldırmıştı. "Zaten geçen gece çağrılman, gecenin bir yarısı aniden tecrit kararının çıkması, yalandan dövülmen..." Bunları düşünceli bir biçimde sıralarken merakla kaşları çatıldı. Sessizce uzanıp Kaan'ın iyileşmekte olan yaralarına dokunurken "Allah bilir bu yaralar da sahtedir-" demesine kalmadan kendini duvarın dibinde buldu.

Kendisine dokunmasına bile fırsat vermeyen adam, Lara'yı sertçe duvara yapıştırıp gözlerine baktı. Aralarında bir nefes kadar bile mesafe yoktu. "O küçük burnunu her şeye sokma." Gözleri birbirine düşmanca bakarken sağ eli kadının boynunu kavramıştı. "Ve kendine çok güvenme, Lara. Arenanın dibi kendine güvenenlerin mezarlarıyla dolu."

Ürkütücü bakışlarına takılı kaldı Kaan'ın. Biliyordu. Bu herifte bir hinlik olduğunu biliyordu. Hem de en başından beri. Adamın parmakları dudaklarına doğru indiğinde ise hissettiği şey sadece korku ve gerginlik değildi. Minik bir ateş de beraberinde gelmişti.

"Ve şu küçük ağzını kapalı tut. Yoksa sonsuza dek konuşamayacağın hâle getiririm."

Kendisini sertçe duvara çarpıp serbest bırakan adamın gözlerindeki alevi görmüştü Lara. Bu sadece bir ajanın tehlikesi değildi. Bu bir ölümün tehlikesiydi. Belki de bir tehlikenin ateşi.

●●●

Arenada gergin bir ses yankılandı. Bu sesin anlamını artık herkes az çok biliyordu. Anons öncesi sesti bu. Çok geçmeden o robotik anons sesi tüm arena duvarlarında yankılandı.

"Saygıdeğer katılımcılar, yeni bireysel görev için canlı kuranın gerçekleşmek üzere olduğunu duyurmaktayız. Hatırlatmakta fayda görüyoruz, bu görevler aranızda kurayla seçilecek katılımcıların özel durumlarına özgü testleri konu almaktadır."

Ali Mert yavaşça yanındaki ve arkadaki kalabalığı gözden geçirdi. Elif buradaydı. Hâlâ o ilk bireysel görevin etkisindeydi. Onun burada olduğunu görünce rahat bir nefes aldı. Diğer herkes de tam görünüyordu. Bu kez habersizce ortadan kaybolan birileri yoktu.

Yavaşça ekranda beliren hareket önce karanlıktı. Sonra cam bir küreyi göstermeye başladı. Oynayan toplar duraksadığında kürenin mekanizmasındaki delikten tek bir top çıktı. Sunucu Kenan Varol'un elindeki topun içinden çıkan rulo kâğıt, öldürücü bir yavaşlıkta açıldı. Şovmen gibi duran Kenan'ın kurnazca tebessümü eşliğinde ekrana tutuldu kağıt.

"Sıradaki bireysel görevin katılımcısı, Emir Koral."

Emir kendi adını duyduğunda gerilip dudaklarını yemeye başladı ancak bir yanı Zeynep'in adı anons edilmediği için rahatlamıştı. Ancak bu rahatlığı uzun sürmedi.

Kenan Varol'un anons ettiği ikinci isim "Zeynep Karaca, bireysel görevin ikinci katılımcısı." dediğinde Emir ve Zeynep kadar diğerleri de şaşırmıştı.

Böyle olmaması gerekiyordu. Bireysel görevin amacı bu değildi. Adı üstünde, bireysel bir görevdi bu. Şimdi Zeynep ne alakaydı?

Ali Mert itiraz etti bu duruma. "Bireysel görev için tek kişi seçileceğini söylemiştiniz. Ne bu şimdi? Zeynep'i neden anons ediyorsunuz?"

Gardiyanlardan herhangi bir yanıt alamayınca önce korku içinde etrafına bakınan Zeynep'le sonra ne olduğunu anlamayan Elif'le göz göze geldi.

Açılan arena kapısından içeri tüm özgüveniyle Gözetmen Murat girdi. "Emir Koral ve Zeynep Karaca, üç numaralı arena salonuna..."

Emir başta "Bu benim bireysel oyunum. Zeynep'in orada bir işi yok." dedi ama onu ve fikirlerini pek umursayan olmadı.

Bir maske gibi ifadesiz yüzüyle "Buna biz karar verebiliyoruz, Emir Koral. Kıymetli fikirlerine ihtiyacımız yok." dedi Murat.

Ne olduğunu anlamasalar da biraz kendileri biraz da gardiyanların zoruyla arena salonuna ilerlediler. Gözetmen Murat'ın da çıkışıyla arena kapısı gürültüyle kapandı.

Bu kez ekranda üç numaralı arena salonu vardı. Kocaman bir salondu ve siyah duvarları vardı. Bomboştu. Dolayısıyla katılımcıların oyun ne sorusunu yanıtlayacak bir ipucu da yoktu.

Katılımcıların ardından Gözetmen Murat yardımcısıyla içeri girdiğinde gayet sakindi. Yardımcısının elindeki kutuyu alırken söze girdi. "Emir Koral, senin oyununun konusu da bir seçimden ibaret aslında. Ama bence senin sınavın biraz daha kolay olacak."

Kutudan çıkardığı altıpatları artistik bir şekilde boşalttı ve içinde tek kurşun bırakıp mekanizmayı hızla çevirdi. "Basit bir oyun derken şaka yapmıyordum." Silahı hafifçe kaldırdı ve rahat bir tebessümle "Rus ruleti." derken gözlerinde şeytanî bir gülüş oradan oraya savruluyordu.

Zeynep'se korkmuş görünüyordu. Emir de Zeynep de oyunun ne olduğunu ve Emir'den ne isteneceğini çoktan anlamıştı. Murat'ın "Tabancada tek kurşun var. Bu odadan ikinizden sadece biri çıkacak. Ve ilk kimin başlayacağını seçmek Emir'in hakkı." sözleri de düşüncelerini doğruladı.

Gözetmen Murat odadan çıktığında Zeynep çoktan kabullenmişti bu odadan çıkamayacağını. Gözyaşları içinde burnunu çekti. Kendisine korkuyla bakan Emir'in elindeki silahı güçsüz tutuşu her şeyi anlatıyordu. "Zeynep."

Gözlerini kapatan kadın "Sus." dedi sadece. Acı dolu bir fısıltıyla ekledi. "Hiçbir şey söyleme. Sadece yap şunu bitsin."

Emir, ilk defa silahla tanışıyor değildi. Dışarıdaki yaşamında hiç de temiz bir adam değildi. Hep birilerinin sağ kolu, birilerine attığı yem olmuştu. Hayatı tehlikeye atılmaktan çekinilmeyen o adam olmuştu. O kurban. Şimdiyse sevdiği kadını aynı kurbana çevirmeye çalışıyorlardı. Kendi canını kurtarmak için bunu yapmaya mecburdu. Elindeki silaha aşina olmasına rağmen nasıl tutulacağını unutmuş gibiydi, elleri titriyordu. "Zeynep, gözlerini aç."

Boğuk bir nefes alabildi sadece. O da bu hayattan bıkmıştı zaten. Kolayca kabullenişi bundandı. Sevdiği adamın ihaneti yetmezmiş gibi bir de üzerinde karar verme sorumluluğu olan bir bebek vardı. En azından öldüğünde bu dertler bir son bulurdu. Ve içindeki bebeğin hayatını sonlandırmak zorunda olan kendisi olmazdı.

Tek bir kurşun.
Ve tüm bunlar bitecekti.

...

*

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Twitter: @buzdanjuliet
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @halikarnastabirgece
Tiktok Kişisel: @buzlarkralicesiofficial