20. bölüm / 29
HÜKÜM ARENASI ღBİTTİღ𓍝 HÜKÜM ARENASI | 19
Bölümler 29Şu an: 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 19
- 1 𓍝 HÜKÜM ARENASI | PROLOG1.254 kelime
- 2 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 12.101 kelime
- 3 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 22.604 kelime
- 4 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 31.434 kelime
- 5 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 42.211 kelime
- 6 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 52.952 kelime
- 7 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 61.538 kelime
- 8 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 71.817 kelime
- 9 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 81.901 kelime
- 10 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 92.842 kelime
- 11 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 101.654 kelime
- 12 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 111.902 kelime
- 13 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 122.135 kelime
- 14 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 132.444 kelime
- 15 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 142.117 kelime
- 16 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 151.362 kelime
- 17 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 161.621 kelime
- 18 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 171.511 kelime
- 19 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 181.921 kelime
- 20 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 192.090 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 201.818 kelime
- 22 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 211.862 kelime
- 23 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 222.014 kelime
- 24 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 231.689 kelime
- 25 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 242.137 kelime
- 26 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 251.975 kelime
- 27 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 261.829 kelime
- 28 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 272.154 kelime
- 29 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 28 | FİNAL2.540 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-19-
Sessizce kapıyı aralayıp içeri girdiğinde ortam sessizdi. Merdivenlere yönelene kadar kocası Cüneyt'in büyük salondaki pencerenin önünde onu beklediğini fark etmemişti Nermin.
Arkası dönük, elleri ceplerinde olan adam ürkütücü bir sakinlikle "Neredeydin?" sorusunu sordu.
Normal şartlarda onun için basitçe cevaplanacak bir soru, Deniz'le beklenmedik bir biçimde yaşadığı günah dakikalarından sonra ağzının içinde ağırlaştı ve gittikçe cevaplanması zor bir hâle geldi.
"Ertelenmiş bazı işlerim vardı."
Bir filmin yavaş çekimi gibi arkasına dönen Cüneyt, karısıyla yüz yüze geldiğinde onun yanıtını tekrarladı. "Ertelenmiş bazı işlerin vardı."
Çantasını koltuğa bırakırken soğukkanlılığından bir şey kaybetmeyen kadın "Evet." dedi sadece. Yaptığı şey ne kadar yanlış olursa olsun kocasıyla göz temasından kaçınmadı. "Sen neden bu saatte ayaktasın?"
"Arif Derman'la sıradaki idam uygulaması hakkında konuşuyorduk."
"İyi de... idama daha var."
Hiçbir cevap vermeden sadece karısının yüzüne baktı adam. İdamın aynı gün ancak birkaç saat erkene alındığını söylemedi. Protokol kurallarını çiğnemeyecek şekilde, son ana kadar da söylemeyi düşünmüyordu. Nermin'in son günlerde bazı konulara ve davalara mantıksal değil de duygusal yaklaştığını düşündükleri için kayınpederi Arif Derman'la ortak kararlarıydı bu.
Beklentiyle bakan karısına sadece "Hadi git yat." dedi. Sesinde bir gizem vardı ve Nermin bunu çözemedi. "Bugün epeyce yorulmuş olmalısın."
Nermin, adamın üzerindeki bu garipliği çözmek istercesine bir bakış attıktan sonra söyleneni yaptı. Yukarı çıkıp üstünü değiştirdi ve yatağına uzandı. Yarın ve sonraki günler onu daha çalkantılı olayların beklediğinden habersizdi.
●●●
İdam günü garipti.
Normal şartlarda bir şov hâline getirilen bu rutin bir anda gizliliğe bürünmüştü. Yine canlı yayınlanacaktı ama otorite kadrosunda izleyicilerden bazılarının yeri boştu. Bunlardan biri henüz idamın erken saatlere alındığından haberi olmayan ve bu bilginin peşinde koşturmasın diye bazı angaryalarla meşgul edilen Nermin'di. Bir diğer boş yer ise Salih'in aleyhine tanıklık eden adamın yangın sırasında nerede olduğunu araştıran Deniz'di. O da idamın erkene alındığından habersizdi.
Tam o gün Nermin'in haber verdiği gibi gizli bir tanık ona ulaşmıştı. Salih Adem davasıyla ilgili istediği bilgileri ona vereceğini söylemiş, onu gizli bir buluşmaya çağırmıştı. Deniz bozuntuya vermedi ve teklifi kabul etti. Ancak görüşmede sözde gizli tanığı bekleyen bir sürpriz vardı. Deniz yalnız gelmemişti. Yanında rica minnet getirdiği Başsavcı Ferhat da vardı.
Otoritenin sonsuz güvenine sahip adamlardan biri olan Savcı Ferhat'ın o gizli buluşmada olması tüm planları altüst etmişti. Arif Derman ve Cüneyt Aral biliyorlardı ki bu görüntüleri kayda alsalar bile hiçbir şey elde edemezlerdi. Öte yandan Deniz'in planlarından haberdar olduklarını hâlâ bilmiyorlardı. Bu, Deniz'in lehine bir durumdu.
Başsavcı Ferhat, bu garip ve hiçbir sonuca vardırılamayan görüşmeye anlam verememişti. Ancak Deniz'in Arif Derman tarafından tuzağa düşürülmeye çalışıldığı iddiası ilk etapta kabullenebileceği bir durum olmasa da otoriteye olan şüphesini artırmıştı. Artık otorite kadrosuna eskisi gibi tam bir güvenle bağlı kalamayacağını biliyordu.
İdam gününe geri dönülürse...
Kendisine verilen sözde görevleri tamamladıktan sonra Deniz'in peşinde koştuğu kamera kayıtlarıyla ilgilendi Nermin. Deniz'den bağımsız, onunla aynı iz peşindeydi.
Salih Adem'le sonradan ortaya çıkan bu görgü tanığının ifadeleri arasında bir tutarsızlık vardı. Özellikle görgü tanığının verdiği ifadeler düşündürüyordu. Hem ayrıca neden haftalar önce değil de şimdi ortaya çıkmıştı bu görgü tanığı? Görmedim diyemezdi, canlı yayınlanan ve tüm ülkenin takip ettiği bir programda olan suçluyu nasıl görmemiş olabilirdi ki? Bunun bir komplo olduğu Nermin'in gözünde artık açık hâle gelmişti.
Deniz'den daha güçlü bağlantıları olduğu için ilk kamera görüntülerine ulaşan Nermin olmuştu. Bu bir yarış değildi ama Arif Derman'ın kızı olmak sanıldığından daha fazla kapıyı açıyordu. Ve sistemde taranan kayıtlarda, MOBESE görüntülerinde adı geçen görgü tanığının o saatlerde şehrin diğer yakasında olduğu tespit ediliyordu. Yüzü net değildi ancak Nermin o olduğuna emindi.
Görüntülerin bu hâliyle otorite kadrosunu ikna etmek zor olacaktı. Bu yüzden her ne kadar istemese de yeniden Deniz'e ulaşmak zorundaydı. Belki emrinde çalışan başkalarından yardım isteyebilirdi ancak o zaman sağlamaya çalıştığı gizlilik delinirdi. Bu dosya üzerinde çalıştığı babasının kulağına gidebilirdi ve o zaman hiç de iyi şeyler olmazdı.
Deniz'e görüntüleri mail attı ve hemen onu aradı. Bekletmeden telefonu açan adama "Sana gönderdiğim mailde Salih Adem davasındaki görgü tanığının o saatlerde yangından çok uzak bir konumda olduğuna dair görüntüler var. Yüzü net değil ama o olduğuna emin gibiyim. Gerisini sana paslıyorum artık." dedi mesafeli bir tonda. Sanki aralarında o yakınlaşma hiç geçmemiş gibi iş arkadaşı tonunu kullanıyordu.
Bu duruma sevinmesi gereken Deniz ise televizyondaki idam hazırlıklarını görünce heyecanla parlayan yüzü aniden düştü. Burnundan solurken "Çok geç." dedi öfkeli bir sesle. Öfkesi Nermin'e değildi. Bu idamın engellenemez hâle getirilmesineydi öfkesi.
Hâlâ her şeyden habersiz olan kadın "Ne demek geç?" sorusunu yönelttiğinde olanı biteni anlayamamıştı. Deniz'in buna maden bulmuş gibi sevinmesi gerekiyordu.
"Televizyonu aç."
Söyleneni yaptı ve Deniz'le eş zamanlı olarak idam görüntülerini izledi. Henüz idam başlamamıştı ancak birkaç dakika içinde gerçekleşecekti. Artık yapılacak bir şey kalmadığının ikisi de farkındaydı. Fakat elinde bu kadar güçlü bir kanıt varken Deniz pes etmek istemedi.
Hızla arabasına atlayıp arenaya giderken sayısız kez Başsavcı Ferhat'ı, Kenan'ı ve Baş Hâkim Rauf'un sekreterini aradı. İdam kararını gerçekleştirmek üzere olan kadroya sesli mesajlar bıraksa da kâr etmedi.
Arena binasına bu trafikte ulaşmak imkânsızdı. Dışarıda eylemler yapılıyor, polisler eylem yapanları ve mukavemet gösterenleri tutukluyordu. Her idam öncesi şehir mahşer yeri gibi olurdu, yine olmuştu. Çaresiz, eli kolu bağlı bir biçimde arabasındaki küçük televizyondan olanı biteni izlemeye mahkûm oldu avukat Deniz Altuğ. Masumiyetine emin olduğu birinin daha ölümüne tanık olmuştu. Hem de elinde kanıtlar olmasına rağmen.
●●●
Salon, ölüm sessizliğine bürünmüştü. Dakikalar önce medya yüzü olan Kenan'ın bir şov gibi sunduğu idam dakikaları gelip çatmıştı işte. Salih titriyordu. Gözyaşlarının ardı arkası kesilmezken son dakikalarında bile nerede hata yaptığını düşünüyordu. Yaptığı hangi hata onu buraya, bu haksızlığa mahkûm etmişti? O kime ne yapmıştı da bir canavar gibi öldürülmeye mahkûmdu?
Metal sandalyenin ayaklarından yayılan soğuk, Salih'in bileklerine kadar tırmanıyordu. İçi üşürken yapabileceği hiçbir şey yoktu. Ellerini çözmeye çalışmadı; zaten biliyordu, bu savaş çoktan bitmişti. Kaybeden belliydi.
Sonu başından belli bir yerdeydi fakat en azından Ali Mert abisinin sözlerine tutunmuştu son günlerinde. Hayata dair umutlu kalmak mı daha acıtıcıydı yoksa umudunu tamamen yitirmek mi emin olamadı Salih. Son dakikalarında düşündüğü tek şey bu olmuştu.
Görevliler kabloları bağlarken çıplak derisine değen bakırın keskin soğukluğunu hissetti. Az sonra onu ölüme götürecek soğukluğun tamamını duyumsadı hücrelerinde. Başını hafifçe kaldırdı. Karşsındaki camın ardında oturan jüri üyeleri, gözlerini hiç kaçırmadan onu seyrediyordu. Bir insanın ölümünü değil de gecikmiş bir temizliği bekler gibiydiler. Sanki bir insanın değil, bir fikrin infazına tanık oluyorlardı.
Gözleri dolu dolu o insanlara bakmanın, ben bir şey yapmadım diye haykırmanın bir faydası olmayacağını biliyordu. Kabullenmişti. İçi korkuyla doluyken bile ona "Son sözün?" diye soran görevliye cesurca bakmayı başarabildi.
Onun mekanik tonla sorduğu sorunun bir anlamı yoktu. Hiçbir son söz burada unutulmaz olmamıştı. Geçip gitmişti soğuk duvarların ardından. Yine de susmadı Salih, son sözünü söyledi. "Suçsuz, günahsız birini öldürüyorsunuz. Buradaki herkes bu ölümlerden sorumludur." Kendisine kayıtsız bakan insanlara göz gezdirdikten sonra dudakları yeniden aralandığında artık sesi neredeyse bir fısıltıydı. "Adalet, doğru soruyu sormayanların elinde daima kirlenir."
Anahtar çevrildi. Bir anda saonu delip geçen elektrik sesi, kısa bir çığlıkla karıştı. Işıklar titredi. Sonrası sessizlik... Yalnızca yanık kumaşın keskin kokusu kaldı geriye.
●●●
Tüm idam görüntülerini izleyen katılımcılar sessiz bir dehşet içindeydi. Her idam, sıranın kendilerine geldiğini hatırlatır nitelikteydi.
Ali Mert, böyle olmasını hiç istemediği ve son saniyeye kadar içinde umut taşıdığı tüm anları yitirmişti. Salih'i koruyamamıştı. Onun hayatını kurtaramamıştı. Burada, kısıtlı imkânlarla elinden geleni yapmaya çalışsa da faydasız kalmıştı. Şimdiyse daha büyük bir sınavın ortasındaydı. Elif, sevdiği kadındı sıradaki. Onu koruyamazsa ölürdü.
Gözleri sabahtan beri onu aramıştı. Bulamayınca Zeynep'e sormuştu. İdamdan önce sorduğunda "O gelmedi, yatakhanede." cevabını almıştı genç kızdan.
Derin bir iç geçirdi adam. İdamdan önce ufacık olan umudu da sönmüştü. Elif'i kurtaracağına dair verdiği tüm sözler düştü aklına. Şimdi hangi yüzle onun yüzüne bakabilirdi ki? Elif'e verdiği onca sözden sonra...
Elif, o gün yatakhanesinden bile çıkmamıştı. Bir sonraki kurbanının kendisi olacağı bir seromoniyi izlemeye gücü yoktu. Büyük yatakhanede tek başına kendi yatağında oturmuş, karnına çektiği dizlerine ellerini sararak tüm bunların birer kâbus olmasını diliyordu. Gözlerini kapadığında yaşların süzülmesine engel olamadı. Kesik kesik iç çekti. Buradan çıkış yoktu.
●●●
Aynı saatlerde Deniz, idamına engel olamadığı Salih'in masum olduğuna dair görüntüleri hiç edecek değildi. Öyle öfkeliydi ki otoriteye karşı, artık kendisine ne olacağı umurunda bile değildi. Madem onlar yüzünden masum biri ölmüştü, bunu herkes görmeliydi. Sorgusuz sualsiz otoriteye tapan halkın bir kısmı kimlere güvendiğini bilmeliydi.
Görüntüleri Taha'ya verdiğinde bazı programlarla tanığın yüzünü netleştirmeyi başarmıştı. Bu, görgü tanığının ta kendisiydi. Yalan ifade verdiği açıkça kanıtlanmıştı ancak her şey için çok geçti. Giden bir candan sonra...
Eğer Salih'in ölümüne engel olamadıysa bunun sorumlularını halka afişe edecekti. Başka yolu yoktu. Sonuçlarına katlanmaya hazırdı.
Bilgisayar başındaki Taha'nın tedirgin bir bakış atıp "Abi emin misin?" sorusuna karşın tereddüt bile etmeden başını salladı.
"Sistemi birkaç dakikalığına hackle ve tüm görüntüleri canlı bir şekilde yayınla."
"Bunu bizim yaptığımızı anlamaları uzun sürmez."
"Biliyorum ve umurumda değil. Sen dediğimi yap."
Deniz'in dudaklarındaki o soğuk cümlelerin cansız, umutsuz tınısını duyan Taha onu çok iyi anlıyordu. Deniz'in babası gibi kendi annesi de haksız bir suçlamayla idama gitmişti. Şimdi her idam, aynı acıların yeni bir hatırlatmasıydı.
●●●
Ertesi gün herkes için yeni bir gün olsa da Ali Mert ve Elif için aynı şey geçerli değildi. Sonsuza dek yatakhanede saklanamayacağının farkında olan Elif, bu sabah ortak alana gelmişti ama ruh gibiydi.
Kendini tuvalete attığında çıplak zemine oturup öylece durdu. Ellerini başının arasına almış düşünüyordu. Düşünülecek bir şey kalmış gibi.
Dakikalar sonra zemindeki sert ayak sesleriyle başı hafifçe kalktı. Karşısında dikilen bedenin sahibi Ali Mert'ten başkası değildi. İlk anda şaşıran kadın "Senin ne işin var burada?" sorusunu yöneltti.
"İzlenmeyen tek yer burası." dedi omuz silken Ali Mert. "Bir de duşlar." Gözleri devrildi. "Utanmasalar oraları da izlerler tabii."
"İyi de burası kadınlar tuvaleti. Buraya girdiğin son kamera kayıtlarından görünür."
"Umurumda değil." Yüzündeki yorgunluğu saklamaya çalışsa da elinde değildi adamın. Söyleyebildiği tek şey "Serkan'a güvenme Elif. O zora düştü mü babasını bile satar." oldu.
Serkan'ın kendisine olan ilgisinin farkındaydı Elif. Ama hiç kimseye güvenmediği gibi ona da güvenmiyordu. Zaten güvenecek kim kalmıştı ki? Ali Mert'in bunu söylemesine bile gönül koyar hâlde yanıt verdi. "Ben kimseye güvenmiyorum." İçindeki sitemi daha fazla saklayamadı. "Bunu söylemek için mi geldin? Günlerdir yüzüme bile bakmazken..." Gözlerine baktı. "Bu mu gerçekten?"
Konuşmak istiyor ama her kelimenin bir ağırlığı olduğunu hissediyordu Ali Mert. Artık verilen sözlerin iki tarafı da ne kadar acıttığını iyi biliyordu. Kalbi sancıyordu. Yine de sertçe yutkunup cevabını vermeyi başardı. "Yüzüne bakamıyorum. Çünkü sana verdiğim sözü tutamadım henüz."
Adamın gözlerine bakan Elif'in yüzü merhametle yumuşadı. Oysa kendisi neler sanmıştı.
"Sevdiğim kadını bile koruyamıyorum. Öyle aciz ve zavallı bir durumdayım."
Hâlâ onun sevdiği kadın olduğunu duymak eşsizdi. Sessizce yerinden doğrulup Ali Mert'in önünde dikildi. "Sen ne yapabilirsin ki?" diye sordu yumuşak, kırgınlıktan uzak ve çaresiz bir hâlde.
Başını iki yana sallarken "Çok şey..." diye mırıldandı gözleri dolan adam. Aynı anda Elif'in gözlerinin de yaşlarla dolduğunu görünce ne yapacağını bilemedi. Hiç bu kadar savunmasız hissetmemişti kendini. "Ağlama." diye fısıldadı sadece acıyla. "Ağlamana dayanamıyorum."
Ali Mert'in elleri şefkatle saçlarına dolanmışken gözyaşlarına engel olamıyordu kadın. Burun buruna geldiklerinde ikisi de gözyaşları içerisindeydi. Ali Mert, şefkatli bir öpücükle kutsadı kadının dudaklarını. Yine tutamamaktan deli gibi korktuğu ancak canı pahasına tutacağı bir söz verdi. "Seni buradan kurtaracağım. Ne pahasına olursa olsun."
Elif bunun olamayacağını biliyordu. Ama o an sadece Ali Mert'e inandığını göstermek için umutla başını salladı. Başını onun göğsüne yasladığında son günü bile olsa böyle huzur duyarak hayata gözlerini yumabilmeyi umdu.
●●●
Her önemli gelişmeyi olduğu gibi bunu da televizyondan izleyen Deniz, uzun zamandır ilk kez otoriteye karşı bu kadar keskin bir haberi izliyordu. Kulağında telefon, Nermin'in söylediklerini dinlerken umursamazdı.
"Otorite kadrosundan atıldın, bugün oylamayla kesinleşti. Rahatladın mı sonunda?"
Alaycı bir ifadeyle "Çoook." dedi ve keyifliydi.
"Yakında tebliği eline ulaşır. Bu görüntüleri yayarken ne düşünüyordun merak ediyorum Deniz. Göz göre göre kendini yakman ne işe yaradı?"
Otorite kadrosundan atılması gerçekten kötü olmuştu. Üstüne üstlük bir de eski gücünü kaybetmişti, doğru ama yeni bir şey kazanmıştı. Dışarıda bir güç. Otoritenin yavaş yavaş kan kaybettiğini görebiliyordu. Şimdi o gücü kendi kazanmalıydı.
"Halk onu yönetenlerin gerçek yüzünü gördü."
Normal şartlarda otorite kadrosunun aleyhine söylemlerde bulunmak bile ürkütücüdür herkes için. Fakat bu kez yadsınamayacak kadar göz önünde kanıtlar söz konusuydu.
"Salih Adem'in idamının ardından kamuoyuna sunulan görüntüler sosyal medyada ve ülkede büyük yankı uyandırdı. Görüntülerin yayılmaması için sosyal medya uygulamalarına erişim engeli getirilse de görüntüler halkın zihninde ölümsüzleşti diyebiliriz. Suçsuz bir insanın yargılanıp göz göre göre idam edilmesi, halkın otorite kadrosuna olan güvenini azaltmış görünüyor. Halk sokaklara döküldü. Otorite kadrosundan bir açıklama bekliyor."
Televizyon görüntülerinde bangır bangır bağırıp eylem yapan, pankart açan halkı izlerken içi garip bir gururla doldu. Hâlâ kendisine kırıntılarla atılan yalanlara inananların yanı sıra gerçeğin peşinde olan insanlar vardı. Ve bir koyun gibi güdülmeyi kabul etmiyorlardı. Salih belki ölmüştü ama fikirleri yaşıyordu. Pankartlarda ve duvarlara sprey boyalarla işlenmiş Salih'in son cümlesini gördüğünde bunu daha iyi anlamıştı.
"Adalet, doğru soruyu sormayanların elinde daima kirlenir."
...
*
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Twitter: @buzdanjuliet
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @halikarnastabirgece
Tiktok Kişisel: @buzlarkralicesiofficial
Bölüm etkileşimi
