5. bölüm / 29
HÜKÜM ARENASI ღBİTTİღ𓍝 HÜKÜM ARENASI | 4
Bölümler 29Şu an: 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 4
- 1 𓍝 HÜKÜM ARENASI | PROLOG1.254 kelime
- 2 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 12.101 kelime
- 3 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 22.604 kelime
- 4 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 31.434 kelime
- 5 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 42.211 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 52.952 kelime
- 7 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 61.538 kelime
- 8 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 71.817 kelime
- 9 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 81.901 kelime
- 10 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 92.842 kelime
- 11 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 101.654 kelime
- 12 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 111.902 kelime
- 13 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 122.135 kelime
- 14 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 132.444 kelime
- 15 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 142.117 kelime
- 16 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 151.362 kelime
- 17 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 161.621 kelime
- 18 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 171.511 kelime
- 19 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 181.921 kelime
- 20 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 192.090 kelime
- 21 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 201.818 kelime
- 22 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 211.862 kelime
- 23 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 222.014 kelime
- 24 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 231.689 kelime
- 25 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 242.137 kelime
- 26 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 251.975 kelime
- 27 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 261.829 kelime
- 28 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 272.154 kelime
- 29 𓍝 HÜKÜM ARENASI | 28 | FİNAL2.540 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-4-
Yatakhaneye döndüklerinde Elif'le son konuşmaları aklından çıkmıyordu. Onu düşünürken ister istemez pişman oldu Ali Mert. Herkesin onları izlediğini bildiği hâlde Elif'in karşısına neden çıkmıştı ki? Neden onu tanıdığını belli etmiş, eski sevgili olduklarını söylemişti? Hele o son söyledikleri...
Hata yaptığını geç de olsa anladı adam. Elif'e olan zaafını göstermekle büyük hata etmişti. Yaşadıkları her şey canlı yayınlanırken bunu yapması Elif'i de kendini de tehlikeye atmıştı. Kendisi umurunda değildi, o bir şekilde başının çaresine bakardı. Bu zamana kadar hayatta kalmayı nasıl başardıysa yine bir yolunu bulurdu ama ya Elif? O bunca yaşadığı korkunç olaydan sonra bir de bununla mı uğraşacaktı? Düşüncesizce davranmış, sevdiği kadını tehlikeye atmıştı.
Ve biliyordu ki ilerleyen zamanlarda bu başlarına bir bela getirecekti.
●●●
Kadınlar yatakhanesinde bir sessizlik hâkimdi. Elif yatağına uzanmış, Ali Mert'le son konuşmalarını düşünüyordu. Uzun yıllar olmuştu birbirilerini görmeyeli. Ve onunla böyle bir yerde karşılaşmayı hiç ummuyordu.
Öte yandan merak ettiği şeyler de vardı elbet. Mesela onu terk ettikten sonra evlenmiş miydi adam? Çocukları olmuş muydu? Bunları düşünmeden edemedi. Biliyordu ki hayatına devam ettiyse onu suçlayamazdı. Kendisi de hayatına devam etmiş, evlenmişti. Çoluk çocuğa bile karışmıştı. Ama kimseyi onun sevdiği gibi sevmemişti. Şimdi Ali Mert başka birini sevip onunla evlendiyse, aile kurduysa, hayatına devam ettiyse ne hakla kızabilirdi ki?
Her şeye rağmen hâlâ birbirilerini anlayabildiklerini görmek güzeldi Elif adına. Onu terk ettiği için Ali Mert hiç gönül koymamış, onu anlamıştı. Aynı şekilde kendisi de aile kurduysa, birini sevdiyse Ali Mert'i anlardı. Gerçekten. Ama son konuşmaları yeniden bir kıvılcım yakmıştı kalbinde. İçinde bulundukları duruma rağmen bunu düşünebiliyordu, kendine engel olamıyordu.
Zeynep'in cephesinde işler daha farklıydı. Hak etmediği bir suçtan yargılandığını biliyordu ve er ya da geç gerçeğin açığa çıkacağını, masumiyetinin kanıtlanacağını düşünüyordu. İçeride kendisi, dışarıda sevdiği adam Eymen onun için savaşıyordu. Bunu da atlatacaklarına emindi. Korkuyordu ama her şeye rağmen umutluydu.
Göz ucuyla köşede kimseyle muhatap olmadan oturan siyah kıvırcık saçlı kıza istemsizce meraklı bakışlar atarken kapının gürültülü açılma sesiyle irkildi.
İri yarı, yapılı kadın gardiyan kendisine tepeden bakarak "Zeynep Karaca, ziyaret odasına." dedi sadece. Kimin geldiğini bile söyleme gereği duymamıştı.
Zeynep kimin geldiğini biliyordu. Zaten onu ziyaret edebilecek başka kimse yoktu. Kendisine yöneltilen bu suçlamayla herkes arkasını dönmüştü ona. Camlarla kaplı ziyaret odasına girdiğinde de tahmininde yanılmadığını anlamıştı.
Onu görünce gözleri ışıldadı Zeynep'in. İçinde bulunduğu duruma rağmen, haksız esaretine rağmen gözleri güldü sevinçle. Biliyordu, onu burada bırakıp yalnızlığa terk etmeyeceğini biliyordu.
Eymen'in gözlerine baktığında ne kadar bitkin ve tuhaf göründüğünün farkındaydı ama bu anlaşılabilir bir şeydi. İçinde bulundukları bu durumda nasıl olabilirlerdi ki? Hiçbir şeyin kolay olmayacağını biliyorlardı.
Coşkulu ama sessiz adımlarla yürüdü ve sarıldı Eymen'e. "Geldin..." diye mırıldandı sevinçle. Aynı coşkuyu göremese de geçip karşısına oturdu Zeynep. Belli ki bir gelişme vardı. İyi veya kötü. Burada olmasının başka bir açıklaması yoktu.
Camlarla kaplı odanın ötesinde kendisini çağıran kadın gardiyan ve yanında uzun boylu, otuzlu yaşları geçkin ve sarışın, renkli gözlü bir adam onları göz hapsinde tutmuş durumdaydı. Adam kollarını kavuşturmuş gözlerini bile kırpmadan onları izliyordu.
Dikkatini onları gözetleyen kişilerden tam karşısındaki adama çevirdi Zeynep. "Ne oldu? Neden geldin? Bir gelişme mi var? Masum olduğumu kanıtlayacak bir şeyler mi buldun?"
Usulca başını salladı "Hayır." diyen Eymen. Huşu içinde Zeynep'e baktıktan sonra gözlerini masaya dikti. Başını önüne eğdi. "Ben başka bir şey için geldim."
İyice merak etmişti Zeynep. "Nedir?" Mesele dava değilse bu saatte ne işi vardı ki burada? Belli ki özel izin falan almıştı. Böylesi bir aceleyi gerektiren şey neydi? Adamın garip yüzüne çevrildi bakışları. "Sen iyi misin?"
"İyiyim, sadece... seninle konuşmam gerek."
Masanın üstünde ellerini birleştiren kız "Dinliyorum." dedi merakla. Artık o da telaşlıydı. Eymen'in hâlinde bir gariplik olduğu belliydi.
"Zeynep ben..." Ne diyeceğini bilemiyordu Eymen. Önce konuşmak için ağzını açtı ve doğru kelimeleri bulamadığı için yeniden duraksadı. Sessizliğin ardından ani bir biçimde "Ben ayrılmak istediğimi söylemek için geldim." cümlesi çıktı dudaklarından.
Şaşkınlığının arasında yutkundu kız. Eymen'in ağzından çıkan cümleleri doğru anladığından emin olmaya çalışıyordu. "Nasıl? Anlamadım." Yanlış duymuş olacaktı. Hayır.
Eymen onu gerçekten seviyordu. Onlar birbirilerini gerçekten seviyorlardı. Ve o her zaman yanında olacağına söz vermişti. Bu tutukluluk durumunda da değişmemişti. Eğer gerçekten sevmeseydi neden onu çıkması için bekleyecekti ki? Şimdi Hüküm Arenası'na konulduğunda ne değişmişti?
Yalvarır gibi baktı adam ona. "Duydun işte Zeynep, lütfen tekrar ettirme. İşleri daha da zorlaştırma."
Artık sığınabileceği bir yanlış duydum herhâlde yalanı da kalmamıştı. Kendini avutamayacaktı çünkü bizzat Eymen'in ağzından duymuştu bunu. İster istemez gözleri doldu "İyi de neden?" diye sorarken.
"Zeynep, biliyorsun, senin için elimden geleni yaptım ama..." Ellerini birleştiren adam göz temasından kaçındı "Artık yapılabilecek bir şey kalmadı." derken.
"Madem yapılacak bir şey kalmadı, ben de Zeynep'i terk mi edeyim dedin? Ne diyorsun sen Eymen?"
"Moralini bozmak istemem ama hapisten Hüküm Arenası'na getirildiğinde senin için her şey bitmişti zaten Zeynep." İlk kez yüzüne, gözlerine bakarak söylediği cümleler bunlardı. Zeynep duyduklarına inanamadı. "Hüküm Arenası'na getirilen insanlar için yolun sonu olduğunu herkes bilir. Buna rağmen senin için elimden geleni yaptım inan bana. Ama..."
Hayal kırıklığıyla gözyaşları dökülürken tamamladı kız. "Ama zaten ölecek birini bekleyerek vakit kaybedemem diyorsun."
"Saçmalama, öyle bir şey söylemek istemiyorum."
Hışımla yerinden kalkarken iki eliyle masaya vurdu ve "Ya ne demek istiyorsun?" diye bağırdı
Eymen ise kımıldamıyordu bile. "Bak, suçu sabit görülmüş biriyle anılmak beni de tehlikeye sokar." dedi sadece. "Konumumu biliyorsun. Biraz anlayışlı olamaz mısın?"
Anlamıştı ki Eymen onu çoktan gözden çıkarmıştı. Bu gerçekle geç de olsa yüzleşti Zeynep. Yüzleşti ve yapması gerekeni bildi, anladı. "Tamam, git Eymen." dedi ölüm sakinliğiyle.
"Zeynep bak-"
"Git dedim!" Kapıyı gösterdi. "Git! Bir daha da gelme sakın buraya." Gel dese bile gelmeyeceğini biliyordu Zeynep.
Ona kızıyordu ama kızmaya hakkı olmadığının da farkındaydı. Kim bir idam mahkûmunu beklemediği için başkasına kızabilirdi ki? Her şey açık değil miydi zaten?
Gözlerini kaçırarak "Toplum tarafından dışlanmak istemiyorsan bir daha yolun buraya düşmesin." dedi ve Eymen'in gitmeyeceğini anlayınca kapıyı tıklattı. Kadın gardiyanın alıp onu götürmesini beklerken yeniden onun sesini duymamak için yalvardı içinden.
Yatakhaneye döndüğünde kolu kanadı kırılmış hâldeydi. Kalabalığın arasından gelen Elif'in kollarını tutup neyi olduğunu sorması bile bir gölgenin arkasından gelen uğultular gibiydi.
"Zeynep, iyi misin? Birilerini çağıralım mı? Atak mı geçiriyorsun anlamıyorum ki."
Gözleri boşluğa asılı kalan Zeynep ise sadece "Gitti." diyebildi donuk bir sesle.
Eymen onu terk etmişti. Hem de bir insanın hayatında duyabileceği en kötü ayrılık cümleleriyle. Senin durumunda umut yok, ben de seni bekleyemem, toplum tarafından dışlanmak istemiyorum demek istemişti. En acısı da haklı oluşuydu. Eğer onun avukatlığını yapmaya devam ederse Eymen'in de aynı kefeye konulacağını, çevresi tarafından dışlanacağını biliyordu.
Aşkları iftiraya, hapse galip gelmişti ama toplum baskısına ve ölüme yenilmişti. Bazı aşkların her şeye yetmediğini öğrenmişti Zeynep. En acı şekilde de olsa.
●●●
Ellerini başının altında birleştirmiş tavanı seyreden Ali Mert, Serkan'dan yüksek sesle çıkan "Ooo beyimiz hülyalara dalmış!" cümlesiyle derin düşüncelerinden sıyrıldı.
"Anlamadım?"
Ali Mert, kaşları merakla çatılmış ona bakarken "Ortak alandaki o duygusal sahnenizden bahsediyorum." dedi Serkan. "Hâlâ o anı düşünüyor gibisin."
Üzerine vazife olmayan işlere burnunu sokan bu adamdan daha en başında hiç hoşlanmamıştı Ali Mert. Gözlerini devirerek duymazdan gelse de böylece kurtulamayacağını anlamıştı.
"Canlı yayında ne romantik hâllerdi onlar öyle? Eğer halk oylamasında yeri olsaydı herkes size SMS atardı ha, valla bak!" Alaycılıkla ekledi. "Ali Mert ve Elif yaz, 9999'a gönder. Nasıl ama?"
Cümlesini tamamlayışını dinlemeden "Yeter." diyerek karşılık verdi adam. Bakışları Serkan'a döndü. "Seni ilgilendirmeyen konulara burnunu sokma."
Tek kaşı havalanan Serkan "Beni ilgilendirmiyorsa canlı yayında kıza ne diye ilânı aşk ediyorsun kardeşim?" yanıtını verdi ve adamın aksi yönüne, diğer katılımcılara baktı.
Onun bu her şeyi tiye alan tavırlarından sıkılmaya başlamıştı Ali Mert. Yataktan doğrulduğunda hemen yanı başında aman bulaşma der gibi bakan Salih bile engel olamamıştı ona. Elif söz konusu olduğunda taş üstünde taş bırakmazdı burada.
"Bana bak, Serkan mısın nesin, bizim aramızda öyle bir şey yok. Sadece eski bir tanıdık, hepsi o kadar. Durduk yere laf çıkarma."
Kaşları havalanan adam "Eski bir tanıdık?" diye sormaktan kendini alamadı. "Valla ben hiçbir eski tanıdığıma senin gözünden yaş aksa dünyayı yakarım falan dememişimdir." Lakayıt bir tavırla taraftar toplamak ister gibi etrafına bakındı. "Değil mi beyler? Biraz da siz konuşun!"
Daha fazla öfkesine hâkim olamayan Ali Mert, ileri geri konuşan adamın yakalarına yapıştığında ilk defa Serkan'ın gözlerinde alaycılıktan fazlasını gördü. Ateş kıvılcımı gibi çakan gözleri tehlikeyi simgeliyordu ama bu Ali Mert'i hiç etkileyecek gibi durmuyordu.
"Çaksana yumruğu Mert Ali." Adını anlamlı bir sıfat gibi alayla söyleyen Serkan, Ali Mert'in dudaklarındaki o öfkeli büzüşmeyi görse de oralı olmadı.
Salih aralarına girmeseydi belki de o yumruk Serkan'ın suratına inecekti. "Aman abiler, ne yapıyorsunuz?" Zor da olsa ayırdı onları. "Burada başımızda bin tane bela yokmuş gibi. Bizim şimdi birlik olmamız gerekir."
Birbirine düşman gibi bakan Ali Mert ve Serkan, sanki Salih'in söyledikleriyle ilgilenmiyordu. Ali Mert, hâlâ göz ucuyla adama öldürecekmiş gibi bakışlar atarken yerine döndü. Salih haklıydı. Burada hayatta kalmaya çalışırken bir de yeni savaşlar yaratmanın âlemi yoktu. Ama Elif'in adı geçen herhangi bir yerde sakinliğini koruyamayacağını da biliyordu.
Tam kavganın ortasını delen, gürültülü bir kapı sesi oldu. İki gardiyan da bir çöpü atar gibi koluna girdiği adamı yatakhanenin ortasına bırakıp çıktı. Taşkınlık çıkarıp tecride gönderilen gençti bu.
Emir, tecritten yüzü gözü dağıtılmış bir hâlde dönmüş olsa da umursamazdı. Acı hissetmiyormuş gibi sıradan bakışlar atıyordu onun hâline şaşıran insanlara karşı. Zor da olsa bırakıldığı yerden kalktı, kan damlalarıyla dolu ellerini tişördüne sildi ve hiçbir şey olmamış gibi topallayarak yürüyüp yatağına gitti. Salih onu hayretle izlerken deli mi ne diye içinden geçirmeden edemedi.
Oysa bu Emir'in yaşadığı ilk işkence değildi, son da olmayacaktı. Kimse bilmiyordu. O suç dünyasına doğmuştu âdeta. Çocukluğundan beri karanlığın kucakladığı biri olmak, onu daha güçlü ve umursamaz yapmıştı. Biraz da çatlak. Belki de gücünü artık aldığı darbeleri yok sayacak kadar acı çekmiş olmaktan alıyordu.
Acının darbeleri yuttuğu karanlık doğasından.
●●●
Erkekler yatakhanesinde olanlarla eş zamanlı kadınlar da büyük bir cenderenin içindeydiler. Hepsinin farklı hikâyeleri olmasına rağmen tek bir ortak yanları vardı: hepsi buradan canlı ve özgür bir biçimde çıkmak istiyordu.
Birkaç saat öncesine kadar Zeynep de öyleydi. Çıkmak için bir sebebi vardı. Onu bir bekleyen olduğuna inanıyordu. Ama şimdi... Şimdi pusulasını kaybetmiş gibiydi. Artık çıkması için bir nedeni yoktu. Güçsüzlükle başını öne eğdiğinde Elif'in desteğiyle ayakta durabiliyordu.
Zeynep'in gözyaşları içerisinde yıkılmasına izin vermedi kadın. Ondan yaşça büyüktü ve acılarını anlayabiliyordu. Bu yüzden kollarından tutup onu yatağa oturttu. Şefkatli bir anne, bir abla gibi elleriyle gözyaşlarını sildi. Olanları iki kısa cümleyle anlattığında anlamıştı. Gitti. Eymen beni terk etti. Bu kadar. Elif'in anlaması için daha fazlasına ihtiyaç yoktu. Ne kadar acı çektiğini biliyordu. Ancak bu pes etmesi için yeterli bir sebep değildi. Burada düşünmesi gereken tek kişi kendisiydi.
Hüküm Arenası bir güven illüzyonuydu. Suçların cezasız kaldığını düşünen ve kana susayan halkı susturmak için kurulmuş sahte bir mahkemeydi. Ve buradaki herkes önce kendini düşünmek zorundaydı. Canlı ve özgür kalmanın tek yolu buydu. Ancak Zeynep'in artık ne canlı ne de özgür kalmaya isteği kalmamış gibi görünüyordu. Tüm yaşam hevesini kaybetmişti sanki.
Ellerini birbirine bastırmış olan kız "Artık bir anlamı kalmadı." diye mırıldanıyordu. "Burada savaşmanın benim için hiçbir anlamı yok."
Genç kızın yüzünü ellerinin arasına aldı Elif. Duyduğu cümlelerle öfkesi ve endişesi aynı anda harekete geçti. "O da ne demek?" diye kızdı Zeynep'e. "Biz hayatımızı bir erkeğin onayına bağlı mı kılıyoruz? Biz kadınız Zeynep, insanız. Buradaki herkes tek bir şey için savaşıyor. Hayatta kalmak için. Özgür kalmak için. Neden biliyor musun? Eğer geride seni bekleyen tek bir kişi yoksa bile suçsuzluğunu, masumiyetini kanıtlamanın tek yolu bu. Biri sana inanmayı bıraktı diye sen de kendine inanmayı bırakamazsın. Öylece her şeyden vazgeçemezsin." Öfkeyle gözleri büyüdü. "Hayatından vazgeçemezsin!"
Hâlâ bir köşede sessizce onları izleyen kıvırcık saçlı kadın bu sözlerden pek etkilenmemiş gibi Zeynep ve Elif'e bakıyordu. "Hayatını bir erkeğe göre şekillendirmeme konusuna katılıyorum." Oturduğu yerden hafifçe doğruldu. Bu seferki cümleleri Elif'eydi. "Ama daha şimdiden pes etmişse çok yaşamaz bu zaten. O yüzden boş ver, çaba harcama."
Elif, henüz adını bile bilmediği kadının cüretkâr ve aşağılayıcı tavrıyla dişlerini birbirine bastırdı. Babaannesi hep derdi ki gırtlak dokuz boğumdur; sekizi yutkunmak, biri konuşmak için. Sekiz düşün, bir konuş derdi. O da bunu yaptı. Kızın söylediklerini duymadan Zeynep'e döndü. "Hadi git yüzünü yıka da gel."
Zeynep'i şefkatle sırtını patpatlayarak gönderdikten sonra kendisine bakan kadınla göz göze geldi.
Az önce söylediklerinin önemsenmediğini net bir şekilde fark eden genç kadın yerinden kalkıp Elif'in yanına geldi. Onun aksine daha gerçekçiydi ve Elif'in sözlerini faydasız bir gazlama olarak görüyordu. "Söylediklerimi acımasızca, duygusuzca bulmuş olabilirsin ama gerçekler acıdır." Kaşları çaresizce havalandıktan sonra derin bir iç çekti. "Buna ne kadar çabuk alışırsa onun için o kadar iyi olur." Kötü niyetli olmadığını belli etmek ister gibi elini uzattı. "Lara ben. Lara Aksoy."
İlk etapta kadının mizacını pek beğenmese de dostane tavrına karşılık el sıkıştı kadın. "Elif."
Zeynep, yüzünü yıkamış bir biçimde geri döndüğünde Lara'nın varlığını yeniden unutmuş gibi genç kıza döndü Elif. "Daha iyi misin?"
Zeynep'se güçsüzce başını sallarken hoparlörlerden bir anons yükseldi. Tüm katılımcıları olduğu yere kaskatı çivileyen bir anonstu bu.
"İlk oyun için geri sayım başladı."
...
*
YAZAR NOTU: Hi guys! ⚖️ Öncelikle bu bölümü mandalino , remAydn997 , rabiaolgun1 , zeynzza , EsmaNurOnas2 , kozlova0 okurlarıma armağan ediyorum.
Teknik bir aksaklık dolayısıyla bugün yeni bölüm gelemeyecekti ama hallettim çok şükür, buradayım. 😍
Arenanın doğası biraz farklı, sert. Tabii bu kadar iç içe bir yarış olduğu sürece ilişkiler kaçınılmaz. Dost, yandaş, sevgili ya da ittifak olabilecek kişiler sizce kimler? Kim kiminle ittifak kurabilir? Ve hani şu korku filmlerinde ilk ölen şişman ve gözlüklü çocuk bu hikâyede hangisi dersiniz? Bu konudaki düşüncelerinizi burada bekliyor olacağım. 🖤
Sizce ilk oyun ne olacak? Tahmin ve teorilerinizi buraya yazabilirsiniz. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! ❤️
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Twitter: @buzdanjuliet
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @halikarnastabirgece
Tiktok Kişisel: @buzlarkralicesiofficial
Bölüm etkileşimi
