15. bölüm · HÜKÜM ARENASI ღBİTTİღ

𓍝 HÜKÜM ARENASI | 14

Gülay Sena DÜNDAR

-14-

Rahatsız edici robotik sesli anons, karanlığın ortasında yankılanırken ışıklar açıldı. "Saygıdeğer katılımcılar, sıradaki oyunumuz Adalet Terazisi."

Daha saniyeler önce karanlık olan odadaki katılımcılar, soğuk renkli ışığın aniden açılmasıyla geçici bir körlük yaşadılar. Gözleri kamaşanlar yavaşça etrafına bakındığında onları devasa, kubbeli bir salon karşılamıştı.

Zemin tamamen siyah metaldendi. Yukarıdan süzülen soğuk beyaz ışıklarla aydınlatılmıştı. Salonda en dikkat çeken şey ise ortada devasa terazi platformlarının yer almasıydı. Her iki kefesi de bir futbol sahası genişliğinde, altı derinliğine kadar görünmeyen bir karanlığa uzanıyordu. Bu başta Emir olmak üzere herkesi korkuttu. Korkunun sebebi basitti aslında. İnsanlar, bilmedikleri şeylerden korkardı. O kefenin altında kendilerini neyin beklediğini bilmedikleri sürece korkmaları normaldi.

"Görmüş olduğunuz terazi platformlarında, belli bir sırayla ikişerli gruplar hâlinde mücadele edeceksiniz. Her katılımcı, ayaklarından kendi kefesine zincirlenerek yerleştirilecektir. Kefelerin birinde ağır kum torbaları, diğerinde boş ve paslı kafesler asılı. Sizin için belirlenen süre içerisinde yüklerinizi kefelerinizden boşta kalan kısma bırakmanız bekleniyor. Bunu belli bir dengede yapmalısınız, dengeyi bozan başarısız sayılır. Ve terazi bir yöne fazla eğilirse ağır kefedeki oyuncunun zemini açılır."

Zemin açıldığında ne olduğunu zihinlerinde canlandırmaları zor olmamıştı. Ali Mert zeminin altında başarısız olanı ölüm bekliyor diye içinden geçirirken bu oyunun mantığını kafasında oturtmaya çalışıyordu. Ve dua ediyordu, Elif karşısındaki kefede olmasın diye dua ediyordu. Çünkü bu oyunun tek bir kazananı olacaktı.

Büyük, cam fanuslardan birer kart çekmeleri istendiğinde katılımcılar sıraya girip temkinli bir biçimde kart çektiler. Her birinin üzerinde, yakalıklarındaki gibi gri bir sembol ve isim yazılıydı.

Salih'e İhsan diye bir adam çıkmıştı. Her ikisi de terazi platformuna doğru ilerlerken kadının biri İhsan'ın adını seslendiğinde kadının eşi için endişelendiğini anlamışlardı. İhsan geri döndü, karısıyla son olmasını ummadığı bir vedalaşmayla sarıldı. "Merak etme, döneceğim. Çocuklarımız için."

Bu sahne Salih'i fazlasıyla etkilese de Serkan için aynı şey söylenemezdi. Hayır, İhsan'la yarışacak kişi o olmadığı için değil. Sadece o Salih kadar duygusal bakmıyordu olaylara. Karşısındakini elemesi gereken bir rakip olarak görüyordu. Olması gereken buydu. Otoritenin, hükümetin istediği gibi. Zira onlar da karşılarındakini insan gibi değil, yarış atı gibi görüyordu. Belki de ölüme mahkûm birer gladyatör.

Sistem onlara acımamayı öğretmişti. Acımayacaklardı. Oldu ki birine acıma gibi bir yanılgıya düşerlerse acınacak hâle onların düşeceği net bir şekilde ortadaydı.

Salih ilk kez orada canını hiçe sayıp ölmek istedi. Onun kaybedecek bir şeyi yoktu ki. Tamam, ölümden herkes kadar korkuyordu. Belki herkesten biraz daha fazla. Ancak onun geride bırakacağı çocukları yoktu. Geri dönmesi için bir sebep de yoktu.

Her iki taraf da terazi platformundaki yerlerini aldıklarında kefeler yavaşça makul bir seviyeye yükselmeye başladı. Salih aşağıya bakmak istedi ama bakamadı. Onu orada bekleyen şey, sonsuz karanlığa açılan bir boşluktu. Ölüm.

Adaletin bireysel vicdanla test edildiği bu oyunda ilk kurbanın Salih olmasını beklemezdi Ali Mert. Ne yazık ki onun bu oyunda çok da başarılı olabileceğine inanmıyordu. Yine de terazi platformuna çıkmadan önce onu tutup "Sakin ol, heyecan yapma. Başarabilirsin, sana inanıyorum." demişti. Oyuncuların yaşamak için adil davranma ve hayatta kalmak için rakibini feda etme arasında vereceği bu savaşa Salih gibiler çok fazlaydı. Salih iyi kalpli biriydi. Fazla adil olabilirdi. Adaletin bile fazlasının zararlı olduğu bir noktadan kendine baktığını düşününce sinirle tebessüm etti Ali Mert. Çektiği karta baktı usulca. Serkan.

Kartında Serkan'ın adını yazılı görünce başını hafifçe kaldırdı. Serkan'la aynı anda bakıştılar. Birbirine düşman iki kişi gibi bakarlarken Serkan'ın gözlerinde intikam fırsatını gördü adam. Onun istediğinde ne kadar vahşileşebileceğini gördü.

"Katılımcılara uyarımızdır, kefelerdeki yüklerde tuzak olabilir. Her türlü tehlikeye karşı hazırlıklı olmalısınız."

Spot ışıkları bir şov merkezi gibi teraziyi aydınlattı. Katılımcılar ayak bilekleriyle teraziye gevşek bir biçimde zincirlenirken hareket kabiliyetleri vardı ancak kısıtlıydı.

Gözetmen Murat, terazi platformunun ilerisinde ve yukarısında cam bir odada mikrofonla kuralları açıkladı. "Terazi dengede kalırsa, adalet yerini bulur. Denge bozulursa, biri düşer. Seçim sizin."

Ve geri sayımın ardından oyun başladı.

Ali Mert yanılmıştı galiba. Bu oyun, her iki kişinin de hayatta kalmasıyla son bulabilirdi. Belki. Çok düşük bir ihtimaldi ama denemeye değerdi.

Anonsun "Adalet dengededir, kimse eşitliği bozmasın." sözü üzerine süre akıyordu artık.

Salih başta ne yapacağını bilemez hâlde sonunu beklerken İhsan çoktan yüklerden birini kaldırmaya başlamıştı bile. Ali Mert'le göz göze geldiğinde onun dudak hareketlerini takip etmeye başladı Salih. Ne anlattığını algılamaya çalıştı. Anladığı tek şey sakin ol demeye çalıştığıydı.

Onu sakinleştirmeye çalıştıktan sonra "Bu oyunda eşitlik anahtar kelime! Karşındaki kişiyle ortalama aynı ağırlıktaki yükleri hedef almaya çalış!" dese de yükseklikte duyulduğundan emin değildi Ali.

Salih dudak okuma konusunda pek de iyi değildi. İhsan'ın da ölmesni istemiyordu. Ancak bir süre düşünüp akıl yürütmeye çalışsa da beyni durmuştu sanki.

Gözetmen Murat'ın hemen çaprazındaki tek taraflı şeffaf camlara sahip odadan Nermin, Cüneyt ve Deniz tüm bu olayları sessiz birer göz gibi seyrediyorlardı. Cüneyt bunu gerçekten sıradan bir eğlence programı gibi izlerken Nermin tarafsız bakışlar sergiliyordu. Deniz'in yüzündekiyse düpedüz gerilimdi.

İhsan aceleyle yükleri kaldırmaya çalışırken Salih'in donup kalması üzerine Nermin "Ne yapmaya çalışıyor bu çocuk?" diye söylendi kendi kendine.

Deniz arkasında oturan kadına bile bakmadan "Şoka girdi, ne yapacağını bilmiyor." yanıtını verdi burnundan solur gibi.

Terazi platformunda ilk defa yalnızlığı bu kadar derinden tadan Salih ise ilk şoku atlattığında derin nefesler alıp Ali Mert abisinin dediğini yaptı. Sakin olmaya çalıştı. O an İhsan'ın kaldırmaya çalıştığı yükle kendi etrafındaki yüklere baktı. İhsan'ın önündekilerle benzer görünümdeydiler. Ancak dikkat etmesi gerektiğini saniyeler sonra yüklerden birini kaldırmaya çalışan İhsan'ı teğet geçen hızlı bir mızrakla anladı.

İhsan'ın kaldırmaya çalıştığı yükün altından bir mızrak fırlamıştı. Eğer ona isabet etseydi İhsan şimdi feci şekilde ölmüş olacaktı. Salih bu düşünceyle irkildi. Tuzaktan kasıtları buydu demek. Onun da yüklerinde tuzaklar olabilirdi.

Katılımcılar bilmese de televizyonları karşısında olanları izleyen seyirciler nefesini tutmuş o anları izliyordu. Coşkuyla ayağa kalkıp taraflardan birini seçmişlerdi bile kazanması için. Kaybedecek olan tarafın insan olduğunu unutmuş durumdaydılar.

İhsan o andan sonra ne yapacağını bilemez hâlde olduğu yere sindi. Çömelip ellerini başının arasına alırken "Burada öleceğim... öleceğim..." diye mırıldanmaya başladı.

Salih onun bu durumunu gördüğünde ne yapacağını bilemedi. Kendisi de bir adım atmak için korkuyordu. Duraksadı. İhsan acele etmediğine göre onun da hamle yapmak için bir acelesi yoktu. Kendine de adama da düşünüp sakinleşmek için zaman verdi.

Altan isimli başka bir adamla eşleşen Lara ise soğukkanlı kalmaya çalışıyordu. Karşısındaki adamın panik hâlini görünce kendi gruplarındaki en güçsüz halka geldi aklına. Salih. Altan denen bu adam da Salih gibiydi. Onu alt etmek zor olmazdı. Sadece sakin ve soğukkanlı olmalıydı.

Önce terazi kefesini bir adım öne, bir adım geriye gidip gelerek incelemeye koyuldu. Diz çöküp teazinin mekanik sütunundaki küçük ibreyi fark ettiğinde "Bu terazi dengeyi ölçmüyor." dedi kendi kendine. "Bizi tartıyor."

Yukarıda onları izleyen otorite kadrosundan Cüneyt ise beğeniyle dudak büktü. "Lara diğerlerinden akıllı çıktı. Belki biraz daha uğraşırsa oyunun gizli mantığını bile çözebilir."

Nermin "Çözse de rakip elemek söz konusuyken uygulamaz." dedi kesin bir dille.

Deniz sorar gibi onlara döndüğünde meraklıydı. "Gizli mantığı mı?"

Açıkça "Eğer dengeyi sağlarlarsa iki taraf da sağ çıkabilir." yanıtını verdi Nermin. "Ya da her iki taraf da canından önce adaleti sağlamayı düşünürse..."

Cüneyt başını iki yana sallayıp "Her ikisi de mümkün olmadığına göre..." derken bundan keyif alıyor gibiydi. "Kimse kendi canı söz konusuyken risk almaz."

Bir süredir ölüm sessizliğinde olan İhsan, buradan kurtulamayacağı takdirde karısını arenada yalnız bırakacağını düşündü. Belki de çocuklarına bir daha hiçbir zaman kavuşamayacaktı. Tüm bunları düşünürken delirmiş gibi ayağa kalktı, yükleri kaldırıp itmeye çalıştı. Bu planlı bir çabadan çok delirme sonrası bir patlamaya benziyordu.

Salih şaşkınca neye uğradığını şaşırmış bir hâlde "Dur, dur yapma!" diye bağırsa da dinletemedi. İhsan kimseyi duymuyordu. O an ölümüne yalınayak gitti ve yeniden sol göğsünden girip sırtından çıkan bir mızrakla kanlar içinde yere yığıldı. Gözleri açık bir biçimde hayatını kaybederken onların oyunu durduruldu.

İhsan kendine zarar vererek hayatını kaybettiğine göre kazanan belliydi. Salih. Hiçbir şey yapmadan hayatta kalıp oyunu kazandığını gören genç, neye uğradığını şaşırmış gibi görünüyordu. Nefesini tuttu ve zincirleri çözülene kadar hiç hareket etmedi. Gözleri sadece yan kefede kanlar içinde yatan, kendisine doğru bakarak ölen adamdaydı.

Terazi platformuna Ali Mert ve Serkan geçerken ortam gergindi. Onların zincirleri bağlanırken Lara, soğukkanlı bir biçimde kurduğu stratejisini uygulamaya başladı. Burada hislerine güvenmek zorundaydı. Seçtiği yüklerin önce küçük olmasına gayret gösterdi. Altan'ın "Dur! Yapma! Kurbanın olayım dur ya!" sözlerine karşın tepkisizdi. O kararını vermişti.

Yüklerin bir kısmını bertaraf ettikten kısa süre sonra terazilerindeki denge bozuldu. Lara'nın tarafında atılan her yükle bir basamak aşağı inen Altan, ölüm korkusunu en derininde yaşıyordu. Ancak elinde değildi, İhsan'a olanları gördükten sonra hiçbir yüke güvenemiyordu. Eli kolu bağlı kalmıştı. Lara ise durmuyordu. En son kaldırdığı yükle Altan gittikçe aşağıya inmişti. Sanki Lara'nın indirdiği yükler onun kefesine toplanıyor gibiydi. Bu mekanizmanın mantığını kuramadan inen son yükle kendini açılan kefenin boşluğunda çığlık atarken buldu. Kefenin zemini açılmış, Altan sonsuz bir boşluğa düşüp ölmüştü.

Lara bu savaşı kanla kazanmıştı ama kazanmıştı. Onu ilgilendiren tek kısım buydu. Bunun için kimseden özür dileyecek değildi. Vicdan azabı da yaşamayacaktı çünkü kendini kurtarmıştı. Hayatta kaldığı için şanslı sayıyordu kendini. Şans mı? Yok canım, o kadar da küçümsemeye gerek yoktu bunu. O zekasıyla kazanmıştı oyunu.

Ali Mert ve Serkan cephesinde ise işler hiç yolunda gitmiyordu. Her ikisi de güçlü kuvvetli adamlardı ve yükleri kaldırmaları uzun sürmüyordu. Sadece tuzaklara takılmamak için düşünme kısmı onları zorluyordu ama Serkan risk almayı seven bir yapıya sahipti. Ali Mert saniyelerce düşünse de Serkan'ın karar vermesi daha kısa sürüyordu.

Oyunun gidişatına bakılırsa cesurca hamleleriyle Serkan daha avantajlıydı. Bir de Ali Mert boşalan terazi platformuna Elif ile rakibinin geçtiğini görünce iyice dikkati dağılmıştı. Elif'e ne olacağını düşünmekten kendi oyununa odaklanamadı. Kaldırmaya karar verdiği yükü sırtlarken yorgunluktan değil endişeden ter dökmeye başlamıştı.

Serkan ise onun bu hâlini görünce yarı alaycı tavrıyla "Ne oldu Mert Ali, korkudan soğuk terler mi döküyorsun?" dese de bu saniyelik dikkatsizliği canına mâl oldu. Kaldırmaya çalıştığı yükten sağ bacağına saplanan güçlü ok, feryat figâh yere yığılmasıyla sonuçlanmıştı. Oku çıkarmaya çalışsa da bacağındaki yaradan sızan kanlar korkunçtu. Dokunamadı tekrar acıyla gözlerini kapadı Serkan.

Umutsuzlukla kendine lânet etti. Şimdi avantaj Ali Mert'e geçmişti ve onu çiğ çiğ yemekten büyük keyif alacaktı. Bunu her anlamda rakibi olan bir adama hediye paketi gibi verdiğine inanamıyordu. Kendisine olan öfkesiyle dişleri sıkıldı.

Ali Mert ise beklenen hiçbir şeyi yapmadı. Sessizce ve sakince köşesine çekilip oturdu. Serkan'ın ona merakla bakıp mal mı lan bu diye düşünmesini bile umursamadı. Sadece öyle durdu.

Neden böyle durduğunu kimse anlayamasa da otorite kadrosundaki gözler heyecanlıydı. Nermin'le Cüneyt bakışırken "Çözdü mü dersin?" sorusu çıktı kadının dudaklarından. Cüneyt'ten dudak büken bir bilmem ifadesinden sonra yeniden katılımcılara döndü.

Serkan hareketsizce duran adama "Ne duruyorsun? Deli falan mısın oğlum sen, ne boksun?" diye söylenirken acısı galip gelmişti öfkesine. Gözleri yarasının sancımasıyla kısa süreli kapandı.

Ali Mert ise sessizliğini korurken kollarını kavuşturmuş öylece duruyordu. Serkan'a bakmadan "Seni aşağı atmamı istemiyorsan kapa çeneni." dedi.

Yan bir gülüşle "Aman çok korktum! Eninde sonunda burada gebereceğim!" dedi. Ölümü, yenilgiyi bu kadar çabuk kabullenen biri değildi oysa. Yarası bu kadar ağır olmasaydı yeniden mücadeleyi düşünebilirdi. Ama ayağındaki korkunç baskıyla bu zordu hatta imkânsızdı.

Elif ve karşısındaki rakip kadın da durumdan oldukça ürkmüş hâldeydiler. Karşısındaki kadının da korkudan kilitlendiğini görebiliyordu. Son çare olarak Elif, Ali Mert'in yaptığı gibi hiçbir şey yapmadı. Nasılsa bir bildiği vardır diye düşündü, ona güvendi. Sonunda yanılma ihtimali olsa da.

Serkan'ı yeniden yanıtsız bırakan Ali Mert'in bakışları ise sadece geri sayım ekranındaydı. Son saniyelerin ardından sayaç sıfırlandı, bir anons sesi duyuldu.

"Süre sona erdi. Katılımcılar teraziyi dengede tuttu, adalet yerini buldu."

Söylenenden hiçbir şey anlamayan Serkan, olduğu yerde dururken kefelerin yavaş ve korunaklı şekilde aşağı indiğini gördü. Aynı şekilde Elif ve rakibinin de kefeleri aşağıya inmişti.

Zincirleri çözülürken "Ne oldu şimdi?" diye sorguladı adam kendi kendine. Onu şaşırtan yeni bir şey oldu, onun olduğu kefeye geldi ve çıkması için yardım etti Ali Mert. Düşmanının ona yardımcı olmasına dair şaşkınlığı henüz bünyesinden atamamışken "Bu kadar basit miydi yani?" sorusu çıktı ağzından.

Onu kaldıran Ali Mert biraz hoyrat davrandı adama olan öfkesinden. "Ne sanmıştın? Onlar bizden adaleti sağlamamızı istedi biz de sağladık. Oyunun mantığı buydu. Hadi, adım atmaya çalış biraz. Eşek ölüsü gibisin zaten."

Arenaya geri döndüklerinde Serkan'ı yakın dostu Emir'e bırakan Ali Mert, yeniden Elif'i karşısında gördüğü için huzurluydu. Hele ki gözlerine bakıp "Zamanında sana nasıl âşık olduğumu bir kez daha hatırladım." deyişi...

Ali Mert o an ne diyeceğini bilemedi. Sert bakışları yavaşça yumuşadı ona bakarken. Hiçbir şey söylemedi. Sadece dinledi.

"Ben senin merhametine, zekana hayrandım. Hâlâ hayranım. Seninle gurur duyuyorum."

O tam arkasına dönüp giderken "Nasıl anladın?" diye sordu Ali Mert. Aynı yöntemle hayatta kaldığına göre bir şeyler sezmiş olmalıydı. "Beklemenin çare olabileceğini nasıl anladın?"

Omuz silkti saf bakışlarını adama dikerken. "Anlamadım ki." Kendisine soru dolu bakışlar atan eski aşkına gülümsedi. "Sadece sana güvendim. Sen yapıyorsan vardır bir bildiğin dedim."

Aldığı yanıtla şaşırmıştı Ali Mert. Bunca yıl sonra insanın güveneceği son kişi terk ettiği eski aşkı olurdu herhâlde. Ancak Elif ona güvenmişti. Üstelik canını ortaya koyup yapmıştı bunu.

Yanılmış mıydı? Hayır.

Onun kurduğu mantıkla ölümler yarı yarıya azalmıştı. Bu mantığı fark etmelerine rağmen kendi hayatlarına öncelik verenler de olmuş muydu? Olmuştu. Ancak Elif, Salih ve Zeynep gibiler için her zaman adaleti sağlamak gibi bir yol vardı.

...

*

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Twitter: @buzdanjuliet
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @halikarnastabirgece
Tiktok Kişisel: @buzlarkralicesiofficial