HAYIRDIR PATRON kitap kapağı

31. bölüm / 33

HAYIRDIR PATRON

30. Bölüm Part-1

Vaveyla Yazarı: Nisa K.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 30. Bölüm Part-1

"Kuzum dikkat edin tamam mı annem? Bakın bizim köyün yolu kötüdür, yavaş gidin. Taş varsa da kenara çekin araba sonuçta geçer demeyin tamam mı? Hayvan çıkarsa ezmemeye dikkat edin, bir anda atlayıveriyorlar arabanın önüne."

Annem ellerini omuzlarıma koymuş endişe ile bana hızlı hızlı bir şeyler söylüyordu. Nedenini anlamadığım bir şekilde endişeliydi.

Ellerini omuzlarımdan çektim. "Annecim tamam. Sakin sakin gideceğiz köye, niye bu kadar endişeleniyorsun? Hızlı gidecek halimiz yok. Hem Yağız hız yaparsa döverim ben onu merak etme. Gerekirse 40'la gideriz, yine de hızlanmayız."

"Ay yok yok." diye atıldı. "Dövme çocuğu mazallah direksiyonu kaydırır bir şey olur. Siz usul usul gidin."

Annemin böyle dediğine bakmayın. Bir keresinde ailecek köye giderken babamın saçlarını çekerek kavga etmişlerdi. Babam o günden sonra kelleşmeye başladı zaten.

Yağız'a döndüm. "Yağız hadi bitti mi, yerleştirdin mi her şeyi? Çıkalım artık geç olmadan."

Elini silkti. "Bitti bitti. Sığdırdım her şeyi."

Hava aydınlanmaya başlayalı maksimum 1 ya da 2 saat geçmiştir. Maalesef dünün yorgunluğunu tam atamadan uyanmak zorunda kalmıştım. Hayaller öğlen 3'te kalkmak, gerçekler sabah 5.

Yağız bagajı kapatıp yanımıza geldi. "Hadi o zaman vedalaşalım. Yolumuz uzun."

Aneme döndüğümde dolu gözlerle bana bakıyordu. "Anne dün böyle üzülmedin ne oldu da şimdi gözlerin doldu?"

Dolan gözlerini sildi. "Dün göbek atmaktan ağlamaya vakit olmadı. Bugün şimdi böyle gideceğinizi görünce bir duygulandım."

Anneme sarıldıktan sonra sırayla herkese sarıldım. Babam yukarıda sadece bana sarılmıştı. Aşağı inmedi çünkü babamı azıcık tanıyorsam şuan yukarıda ağlıyor.

Birce ile sarılırken kulağına fısıldadım. "Seni unuttum sanma sakın. Benden kaçışın yok, anlatacaksın ne olduysa."

Yorgun bir gülümseme sundu. Ondan ayrılınca Oğuz'a döndüm ve döndüğüm gibi sokakta bir zırıltı koptu. "VILEEYYY BENİM ARKADAŞIM GİDİYO BEN KENDİMİ NERELERE VURAM?"

Elim ağzımda Oğuz'a bakıyordum. Böyle bir oyunculuk olamaz, iğrençti.

"UUHEEEY UHEEY. GİTTİ GÜL GİBİ BACIM UHEY. KENDİMİ DAĞLARA TAŞLARA VURAM DA BİTSİN BU İŞKENCE."

Durup bize baktı. Ona 'malsın' bakışı attığımızı görünce daha kısık bir sesle devam etti. "Uhey."

Göz devirip onu kendime çektim. "Bir rezillik yapmadan duramıyorsun değil mi?" Güldü. "Yok duramıyorum. Öyle bir güncelleme gelmedi henüz."

Sıkı sıkı ona da sarıldıktan sonra yüzümü yelledim. Nedendir bilmem benim de gözerim dolmuştu. "Hadi o zaman görüşürüz." deyip el sallladım.

Annem elini çenesine yaslamış ağlamak üzere olduğu gözlerle bize bakıyordu. 3 gün sonra gelmeyecekmişiz gibi.

Oğuz ise eline suyu almış gitmemizi bekliyordu.

Yağız'la dönüp arabaya gidececeğimiz sırada Yağız'ın yerinden sıçraması bir oldu. Arkamı döndüğümde Oğuz'un elindeki sürahi bomboştu.

Yağız'ın ise pantolonu sırılsıklam olmuştu. Elleri havada pantolonuna bakakalmıştı.

Dayanamayıp kahkaha atarken Oğuz ise sürahiyi saklamaya çalışıyordu. Yukarı bakıp ıslık çalmaya başladı. "Hadi ya gitmiyor musunuz?"

Yağız Oğuz'a dönüp yakındı. "Ya Oğuz su arabanın arkasından dökülür insanın değil ya. Ne yaptın sen!"

Durur mu, hemen savunma moduna geçti. "Abartma be sen de. Olabilir yani, elimden kaçtı. İnsanım ben de yapabilirim böyle hatalar."

Yağız eliyle arkasına sakladığı sürahiyi işaret etti. "2,5 litrelik su mu elinden kaçtı?"

Oğuz gayet normal bir şeymiş gibi başını salladı. "Evet. Oldu bir hata işte ne uzatıyorsun. Hadi. Hava sıcak yolda kurur."

Yağız ellerini iki yana açıp bacağına vurdu. Ayağını kaldırıp paçasını sıktı. Diğer paçasını da sıkarken hepimiz durmuş onu izliyorduk.

"Bak soğuk su almıştım ferahlamışsındır. Ferah ferah gidersin şimdi."

Birce kaşlarını çatıp Oğuz'un kolundan tutup kendine çevirdi. "Dolapta sadece 1 tane soğuk su vardı onu da Yağız'ın paçasına mı boşalttın cidden?"

Omuz silkti. "Evet ne var bunda?"

Elini alnına vurdu. "Oğuz o benim ayırdığım pirinç suyuydu n'aptın ya?"

Yağız kafasını anında paçalarından kaldırdı. "Ne! Pirinç suyu mu?"

Oğuz ellerini iki yana açtı. Yüzünü buruşturmasıda hiçbir şey anlamadığını belli ediyordu. Bu gece Oğuz'a rahat uyku yok.

"Nereden bilebilirim pirinç suyunu? Ayrıca pirincin suyunu ne yapacaksın?"

Yağız çoktan sızlanmaya başlamıştı bile. Zaten Oğuz'u yediği bir haltın normal olmasının imkanı yoktu.

"Ne yapacağım sanki cildime uygulayacağım. Ayrıca pirinç suyu olmasa bile dolaptaki içme suyunu niye alıyorsun gerizekalı?"

Tartışmanın uzayacağını anlayınca araya girdim. "O zaman görüşürüz. Biz gidelim artık."

Oğuz Birce'yi anında bırakıp bize döndü el salladı. "Hadi. Pirinç gibi tane tane gidin gelin." Yüzündeki gülümseme sanki az önce 2,5 litre pirinç suyunu Yağız'a boşaltmamış gibi keyifliydi.

Yağız kendi halinde söylenirken bense kıkırdayarak arabaya bindim. Yağız binince ona döndüğüm gibi karşımda pembe bir şey görmem bir oldu. İttirmeye çalıştım ama gitmiyordu. "Ya Yağız makarnayı ne yapacaksın ya, dikmşsin bir de buraya direk gibi."

"Hee o mu? Şey. Onu arkaya sığdırmaya çalıştım da sığmadı. Ben de böyle koydum. Bu daha uzundu da ben fedakarlık yapıp kestim."

Onu pespembe şu salak şey yüzünde göremiyordum. Kafamı hafif kaldırıp ona yalandan gülümsedim. "O zaman bir fedakarlık daha yapıcaksın."

"Ne?"

Makarnanın ucunda tutup camdan dışarıya doğru çıkarmaya başladım. "Asena ne yapıyorsu ya o olmadan olmaz!"

Oğuz yanımıza geldi. "Bu ne lan!"

Tamamen dışarıya attığımda Oğuz elmas bulmuş gibi ona bakıyordu. "Bu harikulade şey o arabada mı çıktı? VUUUAAA."

Makarnayı ata binermiş gibi bacaklarının arasına aldı. Elini havada ip sallar gibi salladı. "Deh dıgıdık dıgıdık DEEHH."

Oğuz'u bu sabah mahalleye verdiği rahatsızlık cidden çok kötüydü. O arabaya vuran dayı olsaydım net gelip kafasını kırmıştım.

Oğuz zıplaya zıplaya giderken arkasıdan baktım. Hâlâ 5 yaşında çocuk sanki, Allah'ım ya.

"Neyse hadi."

Kafamı içeriye soktuğumda Yağız'ın kollarını birlşetirip bana dik dik baktığını gördüm. "Aşk olsun ya. Ben senin valizini dışarı attım mı?"

Ağlayacağım bu adam niye bu kadar salak?

"Yağız şu plastik gereksiz makarna ile benim kıyafetlerim bir mi? Daha fazla saçmalamadan sür lütfen."

"Neyse," deyip anahtarı arabaya taktı. "Diğer şeylerle idare edeceğiz artık."

Diğer şeyler derken?

Elimle yüzümü kapadım. Ne olur tahmin ettiğim şey olmasın.

Derin bir nefes verip kafamı korkuyla arkaya çevirdim. Ve evet, tam da tahmin ettiğim gibi.

"Yağız arabada bir bebeğe bile yer kalmamış ne yaptın ya? Şişme yataklar desen havada uçuyor, şapkalar desen şapkacıda o kadar yoktur. Ya Yağız plaj şemsiyesini niye diktin kenara ya?"

Omuz silkti. "Tatile gidiyoruz ya banane. İstediğimi götürürüm. Lütfen Asena aldıklarıma bir daha laf atma, karışma. Hepsi gerekli bir kere tamam mı?" Yağız tam bir inatçı çocuk gibiydi.

Başımı yukarıp kaldırıp soluklandım. "Peki. Tamam. Karışmıyorum. Hadi gidelim."

Arabayı sürmeye başlarken yerinde hareket etti. Elini boynua götürüp başını sağ sola hareket ettirdi. "Off."

Göz devirdim. Ona dönüp bıkkınlıkla sordum. "Yine ne oldu Yağız? Bu sefer neye sızlanıyorsun?"

Saçlarını bu sefer şekillendirmemişti. Üstünde rahat bir yakalı, kahverengi tişört, altında da krem pantolon vardı. Şekillendirmediği, dağınık saçlarıyla çok iyi duruyordu.

Uykusuzluktan yorgun bakan gözleri az önce yediği suyla açılmıştı ama hâlâ öyle duruyordu.

"Dün gece karım beni yere attığı için sırtım, boynum, her yerim tutuldu. Kaç kere dedim ben yerde yatamıyorum diye ama hiç umursamadı vicdansız kadın. Dün anladım ki vicdanlı diye düşüdüğüm kadın çok vicdansızmış."

Dudağının kenarı hafifçe kıvrıldı. "Sen bir halt yemişsindir de karın seni yere itmiştir. Yoksa niye yapsın? Ayrıca yere attı diye de vicdansız olunmuyor."

'Bilmem' der gibi dudağını büzdü. "Sanırım onu vicdansızlığı bir tek bana. Başka kimseye öyle davrandığını görmedim." Kederli kederli kouşuyordu. Şu halini çekin Facebook'a koyun bir gram sırıtmaz. Babam görünce beğenir, yorum falan atar hatta.

"Karın ne yaptıysa haklıdır. Ben onun tarafındayım."

Sırıttı. "Ben de her zaman karımın tarafıdayım. İyi ki karım. Canım karım. Ne yapsa hakkıdır. Biricik karım. "

Ona bakmayı bırakıp cama döndüm. Salak ya.

Yeni tanışmış insanlar gibi flört etmek için geç kalmadınız mı?

Ne flört etmesi ya? Normal konuşuyoruz işte.

Tabi tabi tabi.

"Hadi hadi, saklama hoşuna gittiğini. Ben hanımcı olduğumu en başından belli diyorum bak, sen de saklama."

"Neyi saklayacağım ya? Salaklığına gülüyorum ben. Ayrıca sen benimle böyle konuşana kadar git önce paçalarını kurut. Sonra ay yok bacağım, yok ayağım, yok bileğim diye sızlanır başıma kalırsın."

Yan yan bana baktı. "Aşk olsun ben öyle mi yapıyorum?"

Gülerek ona baktım. Bir şey demeyip önüme döndüm. Susuyorum, kendi cevabını kendi versin.

Bir süre ikimiz de konuşmadık. Radyoda çalan şarkıları dinliyor, sunucunun komik olmayan espirilerine katlanıyorduk.

Yağız gülümsediği belli olan bir ses tonuyla konuştu. "Bir şey deyim mi? Eminim bu yaptığım en güzel tatil olacak. Mis gibi, huzurlu, sakin, sevdiğimle birlikte mükemmel bir tatil yapacağım. Buna inancım çok ama çok yüksek."

Burnumdan güldüm. "Sen yine de ne olur ne olmaz beklentini çok yüksek tutma. Bizim köy sizin çiftliklerinize benzemez. Zorlanırsın bak."

Koltukta rahatça yayıldı. Kolunu cama koymuş, tek eliyle direksiyonu hareket ettiriyordu. "Yok ben çok yüksek tutucam. Karım orayı o kadar övdüyse vardır bir bildiği. Benim ona güvenim tam."

"Karına yine sen çok güvenme de."

"Niye öyle diyorsun ki? Köy yani ne olabilir en fazla? Böcek hayvan falan diyorsun o kadar da değiliz yani. Benim babam da bizi küçükken o tarz yerlere çok götürürdü. Alışkınım ben çocukluğumdan."

Telefonumu çıkarıp kamerayı açtım. Vidoeyu başlatıp havaya kaldırdım. "Şimdi bu söylediklerini bir kez daha video için söyleyeceksin. Tatil sonunda yine duygu ve düşüncelerini alacağım."

Kırmızı ışıkta durunca hafif bana doğru eğildi kamera açısına girebilmek için. Özgüvenle konuştu. "Eminim ki yaptığım en güzel tatil olacak. Hatta daha da büyük konuşuyorum; ömrüm boyunca yaptığım yapacağım en güzel tatil olucak."

Başımı ona çevirdim. "Abartma istersen. Hem ne demişler; büyük lokma ye büyük söz söyleme. Nereden biliyorsun en kötü tatil olmayacağını?"

Sırıtarak bana daha da eğildi. "Sen olduğun sürece tatilin kötü olma ihtimali yok."

Biz bakışırken elim hâlâ havada video çekiyordu. Yağız tam eğildiği sırada korna çaldı. Mırıldanıp geri yerine geçti ve arabayı sürmeye devam eti.

Olduğum gibi kalakalmıştım. Kolumun uyuşmaya başladığını fark ettim. Hemen normal bir şekilde konuştum. "Gördünüz. Beyefendi, Bay Ego yine büyük büyük laflar etti. O laflar dönüp dolaşıp onu-"

Eliyle ağzımı kapattı. "Tatil sonunda daha da büyük laflar edeceğim. Sen de böyle inat ettiğin için pişman olacaksın."

Göz devirip elini ağzımdan çektim. "Böyle bir şey için pişman olmam niye olayım? Ayrıca haklı çıkan ben olacağım. Köyümü sende daha iyi tanıyorum ve eminim sen orada yapamazsın."

Videoyu bana karşı gelmesine izin vermeden kapattım. Kolum uyuştu zaten.

E tabii adam dibine girince mal gibi donakaldın, bir zahmet uyuşsun.

Of tokat atacaktım tam o anda niye uyarmıyorsun ya?

İçin gitti adama o yüzden.

Ha ha ve ha. Bu komik espirin için teşekkür ederim lütfen bir daha olmasın.

Güneş iyice tepeye çıktığı için direkt yüzümüze vuruyordu. Yağız ne kadar güneşliği indirse de pek engel olduğu söylenemezdi.

"Asena şu torpidoda güneş gözlüğü olacaktı onu verir misin?" dedi gözünü yoldan ayırmazken.

"Eğer o sarı gözlük yoksa vermem."

Hafifçe güldü. "O arkada. Torpidoda normal gözlüğüm var."

Açmak için uzattığım elimi geri çektim ve koltuğa yaslandım. "Vermiyorum o zaman."

Kısa bir an bana baktı. "Güzelim verir misin gözlüğü? Gözüme güneş girip duruyor, göremiyoruum."

İşaret parmağımı kaldırdım. "O zaman dur. O gözlükleri bulucam."

Hafif ayaklanıp arkaya döndüm. "Şu yeşil çantada mıydı? Yoksa turuncuda mı?"

Başını hafif cam tarafına eğdi. Şuanda arabanın ortasına dikilmiş sarı gözlük arıyordum. Nerede bu gözlük ya?

Yağız'ın direksiyou sola bir anda çevirmesiyle ona doğru düşer gibi oldum. "AY. DİKKATLİ SÜR BE."

"GÖZÜM GÖRMÜYO GÖRMÜYOOO."

Kafasına vurdum. "BAĞIRMA BANA." O kadar zor ayakta duruyorum ki. Yağız ani fren yapsa geriye doğru savrulmam an meselesi.

Hayır tutunacak bir yer de yok.

Ne diye inat ediyorsun ya? Ver normal gözlük işte.

Çantaları kurcalarken gözlüklerin olduğu çantayı bulmamla sevinçle cırladım. "BULDUM."

Yağız tam o anda frene asılınca koltuğa tutundum az kalsın gidiyordum. Yağız camdan çıkıp adama bağırdı. "DÜZGÜN SÜR LAN ŞU ARABAYI. EHLİYETİ KASAPTAN MI ALDIN?" İki elimle koltuklara tutunmuş soluklanıyordum. Çok şükür Allah'ım.

Ve birden gaza asılmasıyla kafa üstü arka koltuğa düştüm. "YAĞIZ."

Yağız yanından eksildiğimi fark edince arabayı yine durdurdu ve ben ön koltukla arka koltuğun arasına düştüm. Ellerim ayaklarım havadaydı. Of ağlayacağım bir katlanan telefon olmadığım kalmıştı o da oldu ya.

Şokla bana seslendi. "Asena! İyi misin?"

Ağlar gibi sızlandım. "HAYIR TABİİ Kİ. KATLANDIM KALDIM BUR'DA. GEL ÇIKAR BENİ."

Yağız arkasını dönüp bana baktığında kahkaha attı. "Ya of Yağız gülme de gel kurtar beni. Hadi bak sırtım kaşınıyor."

"HAHAHAAA. TAMAM DUR. GELİYO- HAHAHAYY."

Kesik kesik gülerken kapıyı açtı. Arabanın etrafında dolaşıp geldi kapımı açtı. Beni gördüğünde daha büyük bir kahkaha attı. Zengin kahkahası da değil, baya dümdüz kahkaha.

Gülmekten resmen gözlerinden yaş geliyordu. Bense olduğum yerde gülmesinin bitmesini bekliyordum. Eğer biraz daha gülerse sinirimden ağlayacaktım.

Cebinde telefonunu çıkardı. "Bu anı kaçıramam."

Hayretle ona baktım. "Yağız cidden mi ya?" Belim uyuşmuş, boynum ise felaket ağrıyordu. Yağız hâlâ fotoğraf çekmenin derdinde.

Telefonu tutmuş keyifle beni çekiyordu. "Bir şey deyim mi, çok iyi duruyorsun. Modeller gelsinler senden ders alsınlar çok iyi poz."

Farklı açılardan beni çekerken ben başımı kollarımın arasına gömmüştüm. Şu aradan bir çıkayım, ilk işim Yağız'ı pataklamak olucak.

İlk defa böylesine fazla ve dolu dolu kahkha attığını duyuyordum. Esen rüzgarla birlikte saçları gözünün önüe geliyordu ama o durur mu, devam ediyor gülmeye.

Paçaları pirinç suyu yüzünden beyaz izlere sahip olmuştu. Kurumuş olacak ki kırış kırıştı. Esen rüzgarla ütülenir artık.

Boynumun ağrısıyla cırladım. "YAĞIZ. GÜLMEYİ BIRAK GEL KURTAR BENİ YA."

Gözlükler üstüme düşmek üzereydi. Renkli renkli gözlükler arasından sarı gözlüğü görünce sinirle gözlerimi kıstım. "Hepsi senin yüzünden. Daha kolay bir yerde olamaz mıydın?" Fısıldamamı gülme arasından nasıl duyduysa "Efendim?" diye sordu.

"Gel de kurtar beni diyorum! Kaldım burada iki büklüm. Of bi' gözlük uğruna girdiğim şekle şemale bak ya. Şuradan bir kurtarayım o gözlükleri bir taraf-"

"Tamam." diye susturdu beni panikle. Ellerini kaldırmış beni durduruyordu. "Kurtaracağım seni." Gözlerini belertti. "Dövmeyeceksen ama."

Bugün benim sınanma günüm.

İç çekip hayıflandım. "Koyun et derdinde kasap can derdinde."

Kaşlarını çatıp dikleşti. "O tam tersi değil mi ya?"

Gözlerimi Yağız'a kitledim. "DEĞİL ÇÜNKÜ BENİM DERDİM SENİN CANIN. Tartıştığı konuya bak ya, gel artık! Dikilmişsin put gibi beni izliyorsun. Tamam hadi bitti sirk gösterimiz yeter bu kadar hadi."

Hızlıca geçen arabaların sesi kulaklarımda yakılanıyordu. Hız yapmayın sonra çocucğunuz koltuk arasına düşer mazallah benim gibi rezil olur.

Allah düşmanımın başına versin.

İnşallah.

Yağız başını eğip arabanın içine soktu. "Nasıl çıkarıcam onu da bilmiyorum ki." Kıkırdadı ve daha kısık sesle devam etti "Çok saçma bir durum."

Ona kitlenince yalandan yüzünü astı. Ellerini birleşirip alnına koydu. "Affedin kraliçem. Amacım dalga geçmekti."

"Yağız hadi sonra alay edersin, bak valla boyum çok pis ağrıdı."

Nasıl durduğuma bakarken keyifliydi. "Dün gecenin intikamı işte. Hem ne demişler; alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste. Bak, çıkıyor şimdi senden. Etme bulma dünyası."

"Onun aheste aheste olmasının tek sebebi senin gülüp bekletmen." Ciddi anlamda omuzlarım çok ağrıyordu.

"Seni çıkarabilmemin tek yolu ayaklarında çekip arabanın kenarından çıkarmak. Yoksa bu sefer kafanı vuracaksın ben dayak yiyeceğim."

Elimi havada döndürdüm. "Hadi hadi nasıl oluyorsa olsun da çıkayım şuradan." Daraltı gelmişti artık.

Yağız dudaklarını birbirine bastırıp ayaklarımdan tuttuğu gibi beni dışarı çekti. Kafamı yere vurmamla hafif bir inilti kaçtı ağzımdan. Nihayetinde dışarıdaydım.

"Ya Yağız insan bir haber verir hızlı çekicem diye ya." dedim kafamı tutarken. Ama yalan yok, çok rahatlamıştım.

Hemen itiraza geçti. "Yavaş yavaş çekseydim ay sırtım, ay kafam, ay boynum diye sızlanacaktın yarım saat kalacaktık burada. Birden çıkardım işte seni mis gibi." Tek kaşı halen havada bana bakıyordu.

Ayağa kalkıp ellerimi silkeledim. "Dünya vamış ya."

Yağız'la dimdik öylece duruyorduk. Rüzgar ise hızla esmeye devam ediyordu. Rüzgarın esmesiyle birlikte arkamızda bulunan ağaçlardan çam kokusu da geliyordu.

Ağaç, odun, Yağız.

O diğer tarafa döndüğü gibi arkadan boynuna atladım. "BİR DE DURMUŞ BENİMLE ATASÖZLERİNİ TARTIŞIYOR. ODUNSUN YA ODUN. GEL ÇIKAR BENİ DİYORUM HÂLÂ GÜLÜYOR. SENİN GİBİ KOCA OLMAZ OLSUN BEE. YAZIKLAR OLSUN SANA PÜÜÜ. YOLARIM BU SAÇLARINI BAK."

O ansızın sırtına atladığım içi dengesini korumaya çalışıyordu bense saçlarını iki ellerimle tutmuş sağa sola yatırıyordum.

Rüzgardan nefesi kesiliyordu o yüzden dediklerini az buçuk anlıyordum. "Asen- Du- AAA- Canı- Acıy- Bi' du- NEFES ALAMIYOR-"

Ben onu oynatırken saçlarını en sonunda bıraktım ve kafasını tutup ısırdım. "AAA. MANYAK KARI BIRAK KAFAMI YA."

"Gerizekalı zaten beynin yok ki bomboş. Taş ısırsam daha iyi."

Bacaklarımı beline dolamış, ellerimle ise kafasını tutuyordum. Önceki hayatımda koalaydım evet.

Arabaların korna sesini duyuyordum ama bize olduğunu sanmıyordum. Trafik oluşmuştur. Yoksa bize niye çalsınlar?

Yağız'ı kafasına kafasına vururken onun bağırışlarını duymazdan geliyordum. "Sırf bana gülüceksin diye zengin kahkahası atmayı bıraktınbe adam bu ne biçim iştahtır? Modellere örnek olucakmışım, seni de gelinlikle model olarak alsınlar o zaman."

"Aaa Asena Hanım, Yağız Bey. Ben sizi çok yakından takip ediyorum, acaba bir fotoğraf çekinebilir miyiz?"

Arkadan duyduğum bir kadın sesiyle durdum. Yağız'da olduğu gibi kalakaldı. Kafamı çevirip baktığımda 20'lerinde bir kadın olduğunu gördüm.

Mükemmel zamanlama.

"Hii." diye güldüm. Yüzümdeki endişem 100 metre öteden bile belli oluyordur.

Yağız'ın kıza bakmak için dönmesiyle düşer gibi oldum. Hemen kafasına tutundum. Ellerim gözüne gelmiş olacak ki o da yerinde sendeledi. o kafasını geriye doğru eğerken bense daha çok kafasını tutuyordum. "Asena düşücem bırak!"

"Bırakırsam ben düşücem salak!"

Kız ise durmuş bize bakıyordu. Gülmemek için kendini tuttuğu çok belliydi ama şuan derdim zaten tutuk olan sırtımdan olmamaktı.

Yağız'ın hareketleri git gide daha da büyürken en sonunda düşeceğimizi anladım ve bende gözlerimi kapattım. "Yağız öne doğru git bari!"

Parmaklarımı açıp görmesini sağlamaya çalışıyordum ve evet, işe yaramıştı.

Şu olaydan sağ salim, hiçbir şey olmadan çıkarsanız ben de bir şey bilmiyorum.

Şom ağızlısın yemin ederim.

Yağız dümdüz durmak yerine öne git dediğim için kızın üstüne doğru dört nala gidiyordu. Tabii kız korkuyla kaçarken -kaçan kovalanır- biz de peşinden gidiyorduk.

"YAĞIZ DUR" Hay çenem tutulaydı da demeseydim. Yağız'a dur dememle kız da bizimle birlikte durdu ve ben ani duruşla dengemi koruyamadığım için öne doğru gittiğim gibi kızın üstüne yapıştım.

Ben malımı tanıyorum.

***

"Of kıza rezil olduk ya. Bi' de o kadar hazırlanmış üstü başı toz toprak oldu."

"Gülmenin cezası böylesine ağır olmamalıdı ya." dedi göğüsü hızla inip kalkarken.

Ben önüme bakarken gülmeye başladım. "Ne salak insanlarız ya."

O da benim gibi ciddiyetini bozarak güldü. "Bana 6 ay önce deseler ki karın ile bir hayranının üstüne düşeceksin, şehirden kovardım onu. Şimdi ise köye tatile giderken karım saçıma yapışıp beni parktaki sallanan atlara benzetiyor. "

Gülerken parmağımı salladım. "Ama kabul et komik. Kendimizi düşürdüğümüz durum çok rezil ama komik."

"Dışarıdan izleyene komik. Arabadan biri çekiyordu bizi gördüm ben. O haber yayınlansın, ben o zaman daha çok gülücem."

Hava alsın diye açık bıraktığım kapıyı çektim. "Hadi gidelim. Geç kaldık zaten kalacağımız kadar."

O da kapısını çekti ve arabayı çalıştırdı. "Dur!"

Kapıyı açıp dışarı çıktım. Arka kapıyı açıp gözlüklerin olduğu çantadan birkaç tane gözlük aldım. Özellikle sarı gözlüğü aldıım.

Koltuğuma geçtiğimde elimdeki gözlüklere baktı ve o meşhur zengin kahkahasını attı. "Hikayenin asıl kahramanlarını nasıl unuturuz doğru. Ver bakalım sarı gözlüğümü."

Gözlüğü ona verip kendime de pembe, Sünger Bob gözlüğü seçtim. Diğerlerini torpidoya attım. Gözlüklerimizi taktıktan sonra derhal yola koydulduk.

Telefonumu çıkarıp video başlattım. "Evet Yağız Bey. Az önce yaşadığımız gözlük vakası hakkında ne düşünüyorsunuz?"

Telefonu onun yüzüne tuttum. O ise cidden röportaj veriyormuş gibi kouşmaya başladı. "Cidden kendime inanamadığım dakikalardı. Çok rezildik öncelikle. Sonrasında o kıza üzüldüm. Fotoğraf da çekinemedik zaten." Hemn araya girdim. "Ayyy evet ya fotoğraf çekinemedik."

Tek kaşını kaldırdı. "Asena çenen tutulsun."

Kaşlarım çatıldı. "Ne?"

Kamerayı işaret etti. "Ama röportajımı bölüyorsuuuun."

Gözü bir yolda, bir kamerada, bir de bendeydi. Ben artan ekran süresine ister istemez sırıtırken o kameraya konuşmaya devam etti. "Bu videoyu yayınlarsak ve o kız görürse lütfen bize ulaş. Sana bugünü telafi edelim. Üstün başın kirlendi bir de o kadar hazırlanmıştın. Kusura bakma."

Telefonu hemen geri çektim. "Ya hemen lafıma çöküyorsun ya. Az önce ben dedim onu şimdi kameraya diyecektim. Lafım çalıyorsun. Hırsız."

"Üff. Mızıkçılık yapma. Ben dedim diye ne olmuş hem? Kocanım ben senin senin benim mi var?"

Ona şokla bakmayı bırakıp gülümseyerek kameraya döndüm. "Arabadan çeken şahıs, lütfen o videoyu yayınlamış ol çünkü ikimiz de çok merak ediyoruz dışarıdan nasıl göründüğümüzü. Umarım hemen magazine ulaşır."

Videoyu kapatıp telefonu kucağıma bıraktım. "Bu videoları ne yapacaksın? Yani yayınlayacak mısın?" dedi gözünü yoldan ayırmazken.

"Bilmem." dedim. "Anı kalsın diye çekiyorum ama her an instagrama storie atabilirim. Balayı boyunca da çekmeyi düşünüyorum. Saçma sapan bir ikili olduğumuz için o anları kaçıramam. Ama bu son videoyu falan paylaşıcam. Kız bizim mal olduğumuzu düşünmesin."

Kısa bir an bana baktı. "E öyleyiz."

"Evet de öyle düşünmesin işte."

Telefon açıp tam videoyu hikayeye atacağım sırada karşıma bizim videomuz çıktı. Videoyu izlemeye başladığım gibi nefesim kesildi.

O kadar kötü duruyorduk ki.

Yüzyılın en rezil çifti.

Hemen kızın bize sonrasında ulaşması için vidoeyu paylaştım. Yağız bir taraftan beni darlıyordu.

"Asena niye göstermiyorsun ya, çok merak ediyorum?"

Başımı iki yana sallladım çabucak. "Olmaz. Canımı tehlikeye atamam. Bir eve varalım da o zaman izlersin. Şuan sana hiç güvenmiyorum. Hem zaten markete uğramamız gerek. Ev için temizlik malzemesi, yiyecek içecek bir şeyler almamız lazım."

"Bundan sonrasında yok mu market?"

"Yok. Buradan biraz ilerleyince zaten köy yoluna, dağa gireceğiz. Buradan alışverişi yapıverelim."

Arabayı uygun bir yere park etti. "Şimdi genel şeyleri alalım, bir şey lazım olursa oradan bir bakkaldan alıveririz."

Ona döndüm. "Ne bakkalı be? Bakkal yok ki orada."

Garip garip bana baktı. "Ne demek bakkal yok?"

Başımı hızlıca onaylar şekilde salladım. "Bakkal yok demek. Diğer köylerde var da en yakını yarım saatlik uzaklıkta. Köye sadece haftada 1-2 kez bir arabayla geliyorlar, o da ne zaman olur bilmiyorum."

Arabadan inip markete girdik. Alışverişi yapıp çıktık ama keşke Yağız'ı sokmasaydım. Bir dünya şey aldı bakkal yok diye.

"Yağız zaten orada kullandığın şeylerin yarısını doğalından buluyorsun bu kadar alışverişe ne gerek var? Ya nesquiki ne yapacaksın köyde ya? 3 gün yemesen ne olurdu sanki?"

Poşetleri arabaya bıraktı. "Belki senin canın çeker diye aldım. Bakkal yok diyosun, hazırlıklı olsak yeridir."

"Yağız canım istese bile hamile değilim hani aşermem. Yemem olur biter." Elimdeki poşetleri ona uzattım bir yandan.

"Olsun olsun." diye beni geçiştirip aldığı poşetleri içeriye koydu. Kapıyı kapatıp "Hadi," dedi. "Gidelim de görelim şu mükemmel köyünü."

"Ne gitmesi? Daha ekmek alıcaz. Gel şurada güzel bir fırın var oraya gidelim."

Yağız'la gelen arabanın geçmesini bekleyip karşı tarafa geçtim. Bisiklet süren çocuklara çarpmamaya dikkat ederek fırına doğru ilerliyordum. Yağız'sa peşimden geliyor, beni takip ediyordu. Etrafı icelediğini hissedebiliyordum.

Çok şehir gibi bir yer değildi. Binalar çoğunlukla yıkık dökük, yollar tozluydu. Dar yoldan motorlar arabalar geçer durur, çocuklar ise kenarda oyunlar oynar, bisiklet sürerlerdi.

Büyük bir yer de sayılmazdı. Çoğu kişi birbirini tanır, sokakta karşılaştıkça sohbet ederlerdi.

Fırına geldiğimizde selam vererek içeri girdim. Abi başını eğerek karşılık verdi. Ellerimi iki yana açıp anlatmaya başladım. "Abi şimdi bize şöyleli 2 kasa ekmek lazım. Araya birkaç tane şu büyük köy ekmeğinden de koy olur mu? Mümkün mü?"

Başını aşağı eğdi. "Olur tabii. Ama birazcık sizi bekletcem az kaldı fırından çıkmalarına."

"Tamamdır biz bekliyoruz sağolasın."

Adam içeriye gidince arkamda bekleyen Yağız bir adımla dibimde bitti. "Asena o kadar ekmeği ne yapacağız? Ben günde 1 ekmeği anca tüketiyorum sen kaç tane yiyorsun kasa kasa alacak kadar?"

"Yağız salak mısın? Günde 15 tane ekmek yiyecek halim yok. Köydekilere dağıtacağız işte. Adettir bu, köye giderken ekmek alırsın köylülere verirsin falan."

"E marketen alsaydık bir şeyler. Niye ekmek alıyoruz?"

Elimi kaldırıp susturdum. "Yağız hayatım sen sadece he de geç."

Cebinden cüzdanını çıkarttı ve bir kart alıp bana uzattı. "Sen bunu al. Ben geliyorum hemen."

Kartı elime tutuşturup hemen dükkan kapısıdan fırladı. Yine ne yapacak Allah bilir.

Ben bir süre durup dışarıyı izledim. Çocuklar resmen bu grilik arasında rengarenk duruyorlardı. Renkli tişörtleri, renkli bisikletleri, rengarenk oyuncakları... Çocuklar cidden hayata renk katıyordu. Çamurdan yaptıkları pasta böreği bile yapraklarla, çiçeklerle süslüyorlardı.

Abi içeriden kasayı getiriyordu. Sıcak sıcak burnuma dolan ekmek kokusuyla gözlerim kapandı. Fırın ve pastaneleri bu yüzden her zaman daha çok sevmişimidr.

İşaret parmağını kaldırdı. "1 dakika hemen diğer kasa da geliyor."

Ben parmak uçlarımla yükselip içeriye bakmaya çalışırken dışarıdan duyduğum ses ile bakışlarımı kapıya çevirdim. Yağız elindeki poşetlerle gelip sokaktaki çocuklara dondurma ve pamuk şeker dağıtıyordu.

"BULUT TOPLADIM ÇOCUKLAR HADİ GELİN." Diye sokağın ortasında bağırarak ilerideki çocukları çağırıyordu.

Çocuklar heyecanla dondurma ve pamuk şekerlerini alıyor, Yağız'a teşekkür edip sırasını diğer arkadaşlarına bırakıyordu.

Adım sesleri ile önüme döndüm. Abi diğer kasayı da bırakıp dışarıya bakıyordu. Başıyla işaret etti. "Eşin mi?"

Hafifçe başımı salladım. Yarım ağız güldü. Ne diyeceğimi bilemedim ve kasalara bakıp "Ben ödemeyi yapayım abi." dedim.

"Kart mı olacak?" diye sordu pos cihazın çıkarırken. Büyük ihtimalle elimdeki kartı fark etmişti. "Evet evet."

Kartı okuttuktan sonra tam kasayı alırken Yağız içeri girdi. "Güzelim dur ben alırım."

Kasaları üst üste koyup kucağına aldı. Kasalardan başını çevirip abiye döndü. "Abi kolay gelsin. Hayırlı işler." deyip dikkat ederek dışarıya çıktı.

Peşinden gidip arabanın kapısını ona açtım. "Yaptığın çok güzel bir şey. Gözlerim doldu neredeyse izlerken. Nereden aklına geldi öyle?"

Kasaları arabaya yerleştirdi. "Bu köydekiler için temel ihtiyaç olacak bir şeyler alıyordum. Görünce aklıma çocuklar geldi dedim çocuklara alayım sevinsinler."

Yanlış duymadığım değil mi? "Nasıl yani köydekiler için bir şeyler aldım derken?"

Kapıyı kapatıp soluklandı. "Hee, aldım bir şeyler. Sen ekmek alınır diyince neden başka şeyler de almayalım ki dedim aldım. Arabadalar işte, sonra çocuklara dağıttım geldim yanına."

Elimi yanğına koyup başparmağımı yanağında gezdirdim. "İçide bir yerlerde o kadar güzel bir insan var ki. O insana karşı hayranlığımı asla gizleyemiyorum."

Elimden tutup avuç içimi öptü. "Sana olan hayranlığımdan doğan biri o."

"Ha normalde kötü birisin yani." diye imalı imalı sordum. O sadece gülerek karşılık verdi.

"Alışverişimizi de yaptığımıza göre işte şimdi asıl yolculuk başlıyor."

Arabaya binip onu bekledim. Bir de bulut getirdim size diyor Allah'ım ya.

Yanımdaki kapı açılınca ona döndüm ve pespembe bir pamuk şekerle karşılaştım. "Seni unuttuğumu düşümedin herhalde."

Ağzım kulaklarımda pamuk şekeri aldım. "Salaksın."

Araba yavaşça çocukların arsından geçerken keyifle pamuk şekerimi yiyordum. "Yer misin bu arada sormayı unuttum ama?"

"Yok." dedi. Kedileri görmeye çalıştığı için başını yukarı kaldırmıştı. "Ben öyle çok pamuk şeker sevmem."

Pamuk şekerimden alırken çatık kaşlarımla konuştum. "E benimle daha önce yemiştin."

"Çünkü sen seviyorsun. Bana da eşlik etmek düşer."

Omuz silkip yemeye devam ettim. Yağız deseki ıstakozu ben çok seviyorum, babam bana sana deniz atı getireceğim diyerek onu getirdi, üç adım uzağında yemesini beklerdim. Sevmediğim bir şeyi ağzıma sokmam.

Ne kadar naziksin öyle.

Her zaman.

Dönüşlü yollara girmiştik. Yağız geriye yaslanmış tek eliyle keyifli keyifli sürüyordu. "Bir de yollar kötü der. Şuna bak, mis gibi yol. Sabaha kadar sürerim ben burada. Dönüşü sık diye yol kötü mü olurmuş?"

Yine Yağız ve yine çok bilmişliği. "Önümüzde bizim köye gidene kadar 5 tane köy var merak etme sürersin. Ama baştan söyleyim, yollar böyle devam etmiyor."

Beni geçiştirdi. "Bir şey olmaz. Ama 5 köy de ne yani, dağın tepeside mi sizin bu köy?"

Geriye yaslanıp yeşilliklerle dolu dağa baktım. "Tepede başka bir köy var. Büyük halam orada yaşıyor. Ve diğer başka kişiler. Biz onların bir altındaki köydeyiz."

Belerttiği gözlerini yola çevirip devam etti. "Araba tutmuyor seni değil mi? Miden bulandığı an söyle durayım."

"Yağız tutsa şimdiye kadar tutardı herhalde. Ayrıca hayır tutmuyor. Kaç kere geldim ben buraya."

Yolumuza sağ sola yata yata devam ediyorduk. Yollar tabii bozulunca Yağız çirkefleşmişti. "Ya Asena bu yollar ne ya? Oryantal dansçısı gibi gidiyoruz. Heyelan olmuş da sizi uyarmamışlar. Bir yolda bu kadar taş olması normal değil. Ayrıca anlamıyorum atalarınız dedeleriniz ebeleriniz yaşayacak başka yer mi bulamadı da dağın tepesine taşınmış. Git anam git bitmiyor ya."

Taşlı yollar yüzünde sallana sallana gitiğimiz için parmak uçlarım karıncalanmaya başlamıştı. Alışık olduğum içn pek umursamıyordum ama Yağız hiç benim gibi değildi.

"Merak etme birazdan ilk köye giricez. Oralarda daha yavaş geçmek zorunda kalıcaz bu kadar çok hissetmezsin."

Yüzündeki gerginlik devam ederken bana baktı. "Ben de sanıyorum ki yollar düzeliyor diyeceksin. Allah razı olsun güzelim çok güzel motive oldum şuan."

Elimi göğsüme bastırıp hafif başımı eğdim. "Ne demek ne demek. Vazifem."

Evler gözükmeye başlayınca yerimde dikeşip üstümü başımı düzeltmeye başladım. Rahat rahat gideyim diye yayılmıştım koltuğa.

Yanımızdaki dağ yüksekliği azalırken araçlar, evler artmaya başlamıştı. Yağız dikkatle yola çıkan hayvanları ezmemeye çalışarak ilerlerken bana bakıyordu. "Ne oldu? Neden bir anda toparlandın? Yoksa bana şaka yaptın da köyünüz burası mı?"

Etrafı kolaçan edip geniş gülümsemeyle bana döndü. "Valla güzel yermiş. Suya da yakın. Mis gibi."

"Hayır Yağız. Sana şaka yapmadım maalesef unut o hayalleri. Bu köyden tanıdıklarımız var onlarla selamlaşıcaz."

Yağız'ın anında yüzü düşerken camda beliren amca ile korkuyla hafif geriye gitti. Ben keyifle camı açtım. "Hüsnü Emmi selamınaleyküm. Naptın, nasılsın?"

Elini cama koyup eğilip içeriye baktı. Her geldiğimizde köydekilerin yaptığı bir şey olduğu için çok garipsememiştim. Yağız'ın yargılar şekilde olan bakışlarını hissettiğim için kolumla çaktırmadan onu dürttüm. "Aleykümselam. Eyiyiz be kızım ne yapalım. Bağ bahça işleri hep. Sen naptın ailen nasıl?" Yağız'ı işarete etti. "Bu delikanlı kim?"

Doğru ya. Konuştuğum kişiler ile Yağız'ı tanıştırmak zorundaydım. Ama ne diyeceğim ki?

Kocam desem birkaç aya boşanınca onun lafı çıkar. Arkadaşım desem 'Aradaşıyla başbaşa köye gelmiş normal arkadaş değildir o ayıp' derler. Kuzenim desem 7 ceddime kadar biliyorlar.

OF.

"He o mu? O ben-"

Yağız arkada zorla gülümseyerek elini uzattı. "Merhaba ben Yağız. Asena'nın eşiyim."

Adam hayretle elini uzatıp sıktı. Biraz hareketli bir şekilde el sıkışıp geri çekti. "Kız sen ne ara evlendin? Bak hiç de haberimiz olmuyo' cadı."

"Anlık gelişti." dedim yalanda gülümseme ile. Söylesem size mi söylerim ya.

"Bak hele bag bag." diye kısık sesle konuştu. Arkasını dönüp birine bağırdı. "GIZ HATÇE GEL HELE. KEMAL'İN GIZI EVERMİŞ. GOCASI DA YANINDA. GEL HELE."

Orta yaşlarda diyemeyeceğim kadar yaşlı, yaşlı diyemeeceğim kadar genç olan kadın, belini tutarken topallaya topallaya yanımıza geldi. "Aboo Asena gıı hoşgeldiniz. Kocan mıdır he bu herif?" diye sorup başıyla Yağız'ı işaret etti.

Dudaklarımı birbirine bastırıp başımı onaylar şekilde aşağı eğdim. "Evet Hatçe teyze. Yeni evlendik de tatil yapmaya bizim köye gidelim dedik."

Başının yarısına kadar kaymış olan tülbentini düzeltti. Buruşmuş yüzünden gülümsemesi eksik olmuyordu. Takma dişlerini yeni yaptırmış olacak ki peltek gibi konuşuyordu.

10 metre ötede görsem ayaklarımı vura vura kaçacağım köpek ona sırnaşıyor, o ise hiç umursamıyordu.

Yağız bir şey hatırlamış gibi "Ha," dedi. Kapıyı açıp indi. Arabadan bir şeyler seçip bir çantaya koydu.

Kapıyı kapatıp arabanın arkasında dolandı. Poşeti Hüsnü Emmi'ye uzattı. "Gelirken öyle alalım demiştik. Buyurun."

Yaşlı adam hiç yaşının olgunu değildi. Çok hareketli, enerjik bir insandı. Poşeti alıp içine baktı. "Ya oğlum en zahmet ettiniz ya. Allah razı olsun gel sarılayım sana."

Yağız'ı birden kendine çekip sarıldı. Tabii Yağız beklemediği içi elleri havada kalmıştı.

Adam diğerlerini çağırmak için arkasını döndüğünde aceleyle konuştum. "O zaman biz gidelim. Yolcu yolunda gerek. Size iyi günler Hüsnü Emmi." Geriye gidip Hatçe teyzeye baktım. "Hadi Hatçe teyze Allah'a emanet olun. Toruna selam söyle."

Yağız arabaya bindikten sonra sürmeye devam etti. Camı kapatıp önüme döndüm. "Siz nerede tanışıyorsuuz bu Hüsnü Emmi ile?"

Omuz silktim. "Ben de tam bilmiyorum ki. Anemin söylediğine göre bu babaannemin teyzesinin kocasının bi' yeğeni varmış. Onun oğluymuş. Zamanında babaanem ile evlenmek istiyormuş. Babaannem ona baksın diye tarlada falan babaannemin babasına yardım ediyormuş. Babaannem dedemle evlenmiş ama babası ile çok çalıştığı için onu salmamış babası. Oradan gelen bir samimiyet var yani. Ne alaka ben de bilmiyoum."

Garip garip yola baktı. "Kızına yapcam diye babasına yol yapmış yani."

Düşünür gibi yukarı baktım. "Yani. Hedef şaşmış."

Köyden çıkıp yine dağlık yola girince koltuğa yayıldı. "Garip."

Yollar köyden öncekine göre daha normaldi. Yukarıdaki köylerden olsun bu köyden olsun gelen giden çok olduğu için yollar daha düzgündü.

Yeni köye yaklaşırken önümüze bir sürü çıktı. Arkalarında onların sahipleri vurarak onları ilerletmeye çalışıyorrdu.

Yağız büyük bir heyecanla konuştu. "HAYVAN GİBİ TRAFİK VAR HAHAHAHAHAHAHAH"

Bunu cidden beklemiyordum.

Hayretle Yağız'a döndüm. Gülmekten kızarmış, nefes alamıyordu.

Yağız'ın benimle birlikteyken daha fazla şaka yapmak için ekran süresini arttırdığını düşünüyordum. Şüphem artık eminliğe dönüştü. Kaç saatti de kaça çıkardı çok merak ediyorum.

Hayvanlar geçene kadar gülmeye devam etti. Ben de onu böyle görmeye alışık olmadığım için komikliğine gülüyordum.

Bana saatte 50 tane iş yaptıran, somurtmadan durmayan adam şu anda bana hayvan şakası yapıyordu.

Hayat çok garip.

Adamı bozdum demiyor da hayata laf atıyor.

Ne bozması ya? O kendi kendine ekran süresini arttırmış benim problemim mi?

Adamın yanıda mal gibi gülüp saçmaladığın için adam tek kalma diye nezaketen ekran süresini arttırmış. Yani bir nevi senin suçun.

Bir kere mal gibi duran ben değilim, o. Bir insan tüm gün somurtamaz. Yolda biri düşse kendimi tutamaz yarım saat gülerim, aram umursamadan, daha da somurtarak yoluna devam ediyor. Sorunlu olan o.

Yeni köye girdiğimizde bu sefer evler daha azdı. Öyle pek bir çocuk da yoktu. Genel olarak hafif gençler ve orta yaşlılar vardı. Tek tük yaşlılarda tabureye oturmuş etrafı izliyorlardı.

Önceki köye kıyasla daha sakin, daha küçüktü. Akşama yaklaştığı için köylü işinden dönmüş, ayaküstü sohbet ediyordu. Bizim geldiğimizi görünce sohbeti bırakıp bize döndüler.

Yavaşça ilerleyip topluluğun yanında durduk. Derin bir nefes alıp gülümseyerek camı açtım. "Hayırlı akşamlar. Nasılsınız?"

Aralarında bir takım fısıldamalar oldu. Büyük ihtimalle bei tanımadılar. Biri çıkıp hafifçe gülümseyerek yanımıza geldi. "Hoşgeldiniz. Sen kimlerdensin kızım?"

Tanıyamamalarına şaşırmadım. Bu köyde çok tanıdığımız yoktu. Sadece eniştemin ailesi buradaydı. Arada uğrar çayını içerdik. Onlar da vefat edince pek uğramaz olduk. E tabii yaşlılık, görmeyince unutuyorlar.

"Ben Kemal'in kızıyım. Şu Beylik Köyü'nden."

Adam kim olduğumu hatırlayıca kaşlarını kaldırdı. "Haa şimdi hatırladım. Kusura bakma kızım unutuyoruz artık. Malum yaşlılık."

Arkadakilere döndü. "Beylik'ten Kemal'in kızı. Gelin gelin."

Arkadakiler de gelince Yağız'ı fark etti. "Evlendin mi kızım?"

Başımı salladım. "Evet. Dün düğünümüz vardı işte. Tatil için de bizim köye gidelim dedim, sağ olsun kırmadı."

Diğer amcalardan biri atıldı. "Ha siz şu televizyona çıkan çiftisiniz. Benim hanım izliyordu. Diyorum ner'den tanıdık. Allah mesut etsin."

"Teşekkür ederiz." diye atıldı Yağız. Yine usulünce arabadan indi ve birkaç poşetle ysnlarına gitti.

"Allah sizden razı olsun. Bizim köye uğrayan yok, hâl hatır sora yok. Siz bize ilaç gibi geldiniz. Dönerken de olsa bi' uğrayın çayımızı için olur mu?

"Bakalım hayırlısı. Şimdi eve gidip iş güçleri halledicez. Eğer fırsat olursa bi' uğrarız. Ama yine de söz vermiş gibi olmayalım."

Anlayışla gözlerini kapadı. "Tabi tabi. Biz teklifimizi yapmış olalım. Siz istediğiniz zaman çıkın gelin."

Onlarla da vedalaşıp yola devam ettik. Yaş almanın getirdiği bir şey olsa gerek çok sakinlerdi. İşlerini hallederler, köşelerine çekilirlerdi. Diğer köylerde bir sürü olay çıkarken bu köyden ses seda çıkmazdı.

Yağız bu sefer gülümsüyordu. "Ne kadar naif insanlar öyle. Öncekiler gibi bağırmıyorlar bile. Sakin sakin."

Akşamüzeri olduğu için gözüme ilişen güneşle hafif gözlerimi kıstım. "Neredeyse herkes kızını oğlunu evlendirdi. Torunu bile oldu. E tabi yaş da aldılar, sakin sakin takılıyorlar artık."

Hafif ona eğilip sessizce konuştum. "Bir de yaşlanınca bir yerden sonra insanı kafası ses kaldırmıyor. Böyle yemeğini yiyip, işini halledip çayını içiyorlar. Kendi aralarında takılıyorlar işte."

Yine döne döne gidiyorduk. Yolda büyük bir taş görünce de durup kaldırıp öyle devam ediyorduk. Akşamın getirdiği hafif serinlikle de rahat rahat gidiyorduk.

Yanan sokak lambalarıyla göze çarpan diğer köyü görünce gülümsedim. Burada çok sevdiğim insanlar vardı. Umarım lafa dalıp geçe kalmaz, erkenden ayrılırız. Çünkü henüz temizlememiz gereken koca bir ev ve yapılacak akşam yemeği var.

Yağız gülümsememi fark etti. "Ne oldu bu köyde sevdiği biri mi var? Ağzın kulaklarına varıyor."

Hafif başımı eğdim. "Halam var burada. Onun harici tanıdığım sevdiğim birçok insan var. Sevmiyorum desem yalan olur."

Burası en büyük köydü. İçinde gencinden yaşlısına herkes vardı. Okulu vardı ama birkaç sene evvel kapattılar. Şuanda da düğünler dernekler orada yapılıyor. Çok hareketli, enerjik bir köydür. Herkes birbiriyle anlaşır ama kavgalar küslükler de eksik olmaz. Çoğunlukla bir düğün yapılacağı zaman bu köyde yapılır. Buradan çıkan bir minibüs diğer köylere gider, insanları toplar gelir. Eskiler birbirini hep tanıdığı için gelmekten de hiç gocunmaz, kalıcak mutlaka bir yer bulur.

Eğlencesine düşkün olduğu kadar da meşguldürler. Biri tarlasını sulamaya giderken biri traktörüyle çıkar gider. Biri hayvanları otlatmaya götürür. Kimi inek sağar tavuk yumurtasını toplar satar. Kendi içlerinde ticaretini yapar, geçimini sağlarlar. Kimse bir gün olsun dinlenemezdi.

Küçükken bu köyü çok kıskandırdım. Burada kalmak ister, halam bizim köye geldiğinde onunla birlikte buraya gelirdim. Haliyle burada bir sürü arkadaşım da oldu.

Köye giriş yapınca Yağız arabaya uygun bir yer buldu ve park etti. Hemen arabadan inip kim olduğumuzu kestirmeye çalışan halama koştum. "HALAAA"

Sesimi duyumca hemen oturduğu tabureden kalkıp yanıma geldi.

Çalışıp durduğu için eskiden çok kuvvetli bir vücudu vardı. Şimdi ise vücudu eskisine kıyasla daha çelimsizdi.

Tülbentini düzeltip bana sıkı sıkı sarıldı. "Oyyy kuzum, nasıl özlemişim seni. Hoşgeldin."

Sarılırken sağ sola hareket ettim. "Hoşbuldum canım halam. Ben de seni çok özledim."

Benden ayrıldıktan sonra yalandan alınmış gibi baktı. "Eskiden bizim köyden ayrılmazdın şimdi hiç uğradığın yok."

Vuran akşam güneşi sarı kaşlarını daha çok belli ediyordu. Küçüktüm falan ama hatırlıyoum. Halam ben 4-5 yaşlarında evlemişti. Evlendiğinden çocukluk aklı çok ağlamıştım. O beni alıp getiriyordu.

Büyüdükçe gelmeye devam ettim. O zamanlar halam gözümde mükemmel bir güzelliğe sahipti. Çalışıp durduğu için yorgun argın eve geliyordu ama güzelliğinden asla ödün vermiyordu. Evliyken bile halamı isteyenler oldu.

Köy hayatı değil mi işte, halam işten işe koşturmaktan halsiz dermansız kaldı. Gelin olduğu için ekstra iş yaptırıyorlardı. Kaynanası falan hâlâ dipçik gibiydi ama çalıştıra çalıştıra halamı mahvettiler. Görenler tanıyamıyordu artık halamı. Gören sana ne oldu da bu hale geldin diye soruyordu.

Kaynanası vefat ettikten sonra kendini toparladı. Kendi işini hallediyor geliyordu. Ama 20 yaşla yorulmuş 30 yaş bir olur mu? Ne eski enerjisi kaldı ne eski kuvveti. Şuan ne kadar inkar etse de hâlâ çok güzeldi. Kırışan yüz hatları, yorgun bakan gözleri, kendini salmış vücudu güzelliğini gizleyememişti.

"Ne yapalım hala? Şehir hayatı işte. İş güçle, trafikle uğraşıp duruyoruz. Bir de benim bu sene dü-"

"OOOO BALKIZ GELMİŞ. HASAN KOŞ OĞLUM ÇAYI DEMLE. BU GECE BU KÖYÜN IŞIKLARI SÖNMEYECEK."

Gözlerim bal renginde olduğu için ve saçlarım da açık kumral olduğundan dolayı küçüklüğümden beri bana balkız derler. Asena'dan çok Balkız duyardım.

"Yok Yaşar abi, Hasan hiç zahmet etmesin. Bir uğrayalım dedik çok durmayacağız."

"Aaaa olmaz. Bir tas çorba bir bardak çayımı içirmeden göndermem. Sen bizim kızımız gibisin. İnsan kızını öyle selamlayıp uğurlar mı?"

Hasan nefes nefese yanımıza geldi. "Balkız mı geldi?"

Beni görünce kocaman gülümsedi.

Hasan, Yaşar abini küçük oğluydu. Küçükken hep birlikte oyun oynardık. Halamgilin hemen karşısında yaşadıkları için sabah akşam birbirimizden ayrılmazdık. Kim bilir kaç kere ineklerin kaçmasına sebep olduk. Bizim yüüzmüzde Yaşar abi eve gece vakti gelip dururdu.

Allah var hiç de kızmazdı. Hasan 'Babam çok kızacak' diye düşünse de hiç kızmazdı. Benimki de yaramazlık değil mi, kızmıyor diye tepesine binerdim.

Kısacası çocukken çok çektirdik ama yine de çok eğleniyorduk.

Beni kendine çekip sıkı sıkı sarıldı. Hemen karşılık verdim. Uzun zamandır görüşmüyorduk, özlemiştim.

Benden ayrılıp heyecanla konuştu. "Ben gideyim hemen çayı koyayım. Özledik hepimiz senin o bitmek bilmeyen sohbetini."

Döneceği sırada kolundan tuttum. "Hasan sen hiç zahmet etme. Biz direkt köye çıkacağız. İş güç var evde. Hava da kararıyor. biz çok geçe kalmadan çıkalım. Selam verelim diye geldik zaten."

Heyecandan dimdik duruken omuzları düştü. "O ne demek öyle ya? Geç olursa kalırsınız burada. Yabancı mı var sanki?"

Yaşar abi Hasan'ı dürttü. "Oğlum sen git koy çayı. Her zamanki Balkız işte. Bir sohbete başlayalım bırakamaz. Hadi." Kafasıyla içeriye gitmesini işeret etti. Hasan'da bunu bekliyomuş gibi içeri koştu. Evin girişinde kafasına gelen sarmaşıkları eliyle çekip içeriye girdi.

Genç, uzun boylu biriydi. Bu zamana kadar bir falsosunu da görmedim. Kötülüğü bilmezdi. Küçükken onu dürten şeytan bendim çoğunlukla. Benim yüzümden diğer köylülerden az azar işitmedi.

Yağız nerede ya?

Yanımıza bu sefer diğer köylülerde biri geldi. Bu Zeliha teyzeydi. "Balkız hoş geldin." Eğilip sarıldı. "Özledik kız seni nerelerdesin?"

"İş güç Zeliha teyze ne olsun. Siz naptınız nasılsınız?"

Elini göğsüne koydu "Valla hiç iyi değilim biliyon mu?" Kaşlarım çatıldı. "Aa ne oldu ki? Hayırdır inşallah."

Başını dertli dertli salladı. "Kızım hiç iyi değilim, değiliz. 1 senedir ne bir düğün var ne bir eğlence. Anca iş güç. Çok sıkılıyoruz içimiz kararıyor artık. Yarın bir gün böyle tak diye gidicem diye ödüm kopay valla."

Duyduğum ile rahatladım. "Ben de biri vefat etti hastalandı falan sandım. Buna çarem yok Zeliha teyze. Millet birbirini sever evlenir. Ben karışamam. Ama haberim olsaydı sizi dü-"

"Ooo Hasan'ınki gelmiş."

Duyduğum ses ile Zeliha teyzenin arkasına baktım. Köydeki bakkalından şeker çaldığımız Eser Amca vardı.

Bir saniye. Hasan'ınki derken?

Hemen Zeliha teyze lafa atladı. "Çaren olmaz olur mu guzum?Asıl çare sensin. Şöyle Hasan'la düğününüz olsa fena mı olur? Hem küçüklükten beri tanışıyorsunuz. İkiniz de helal süt emmiş evlatsınız. Bak hem Hasan yıllardır seni bekliyor. Hazır böyle de gelmişken,"

"Ne?"

Arkamı döndüğümde Yağız elinde poşetlerle bize bakıyordu. Ben diyorum bu adam nerede kaldı?

Herkes önce Yağız'a sonra bana baktı. "Asena bu kim kızım?"

Yağız hızla yanımıza geldi. "Kocasıyım."

Halam hemen elimi tutup parmağıma baktı. Işıl ışıl parlayan yüzüğümü görünce utançla elini alnına vurdu. "Ah Zeliha ah. Bir çeneni tutamadın yine ya."

Hasan evde çıkıp yanımıza geldi. Önce Yağız'a bakıp sonra diğerlerine döndü. "Bu kim?"

Bana baktığında elim halamın elindeydi. Bakışları elime döndüğünde yüzündeki heyecanla gülümsemesi soldu.

Of Hasan ya. Bu gece de sana yanıcam. Ne demek bizi bekliyordun bunca sene. Of bir de heyecanlı heyecanlı çay demlemeye gitti ya. 2. Kuzey gibisin şuan. O da Cemre'ye çiçek götürürken ayakta kalakalıyordu.

Yıllardır kardeşim gibi gördüğüm çocuk beni mi seviyor yani?

Evet, maalesef.

Zeliha teyze esefle konuştu. "Ay kızım özür dilerim ben bilmiyordum."

Hasan yanımıza geldi. Zorla gülümsemeye çalışıyordu ama dudağı titriyordu resmen. Boğazını temizledi. "Hayırlı olsun. Hiç de haber vermiyorsun, düğüne gelirdik."

Yağız elinde poşetlerle herkese bakıyordu. Hasan'a özellikle fena kitlenmişti.

Of o da Kuzey gibi duruyor, Hasan'da. Ağlayacağım bu ne biçim bir an.

Elimi hemen halamdan çektim. "Ben açıklamaya çalıştım aslında ama sürekli lafım bölündü. Yoksa nereden bileceksiniz? Düğün için de size haber veremedin kusura bakmayın. Çok alelaceleye geldi. Fırsat olmadı sizlerle konuşacak."

Açıkcası fırsatım vardı. Sadece zamanında telefon değiştirince numaraları kaydetmedim. E düğünümüz de sahte olunca koca köye duyurmaya ne gerek? Halama haber vermem gerekiyordu yalan yok, ama halamın duyması demek bütün bu köyün duyması demekti.

Halam bana çok kırılacak.

Halama döndüm. "Hala özür dilerim. Akrabalarımızı hep çağıracaktık ama işler sekteye uğradı. Çağıramadık öyle kimseyi. Hep orada bulunan yakınlar."

Halam anlayışla gülümsedi. "Olur halacığım öyle şeyler. Düğün işleri telaşelidir. Hele şehir hayatında daha da zor. Burada sandalye masa yemek diziyorsun müzik açıp oynuyorsun. Orada daha uzun sürüyor biliyom ben. Rahmetlik kaynanamın yeğeni şehirde evlenecem diye tutturdu, anam 10 dönüm tarla biçsem o kadar yorulmam."

Allına gelenle hemen şakıdı. "E madem düğününe gelemedik, burada da evlenen yok. Gel bur'da sana bir düğün yapalım, çalalım oynayalım."

Ya of ben niye buraya gelirken uğradım ya? Hiç reddetmek istemeyeceğim insanlar var bur'da.

Ellerimi omuzlarına koydum. "Halam fikrin çok güzel Allah razı olsun. Ama biz buraya uzun soluklu gelmedik. 3 günlüğüne balayı niyetine geldik. Öyle bir gezelim, Yağız'da buraları tanısın görsün diye. İnan vaktimiz olsa çok isterim ama vaktimiz sınırlı. Size de zahmet vermeyelim düğünü hazırlamakla bilmem neyle."

Zeliha teyze hemen lafa atladı. "Gız zahmet olu' mu hiç. Biz bir düğün olsa da zahmet etsek diye bekliyoz."

Yaşar abi araya girdi. "Aman Zeliha. Kız vakit yok diyor ne ısrar ediyon? Hem senin kız duruyor evde bekar, çok istiyorsan kızını ever önce."

Zeliha teyze elini beline koyup Yaşar abiye dödü. "Benim kızım şimdiye kadar çoktan evlendiydi. Senin Hasan tutturmadı mı Balkız Balkız diye. Oğlun bi' he dese benim kızım dünden hazır."

Anında gözlerim büyüdü. "Senin kız Hasan'a mı aşık?"

"E tabii." diye cevap verdi direkt. Yaşar abiye sinirlendiği için tek kaşı havada ciddi ciddi bakıyordu. Kararan hava ile sokak lambası yüzünü daha aydınlık hale getiriyordu.

Yan yan Hasan'a baktı. "Beyefedi takmış kafasına evli kızı, bekarı görmüyo'."

"Aaa yetti garı. Senin ağzından çıkanı gulağın duy'yo mu? Benim oğlum ner'den bilsin Balkız'ın evli olduğunu? Sen bile yeni öğredin, benim oğlum napsın? Yoksa benim oğlumun gözü evli kıza bakmaz. Senin abin gibi değil benim oğlum."

Düştüğüm durumun farkına vardığımda gözlerimi sıkıca yumdum. Zeliha teyzenin abisi halam evlenip bu köye geldiğinde onunla evlenmek istiyordu. Halamı kaç kere kaçırmaya çalıştı da halam kafasına kaynanasının bastonuyla vurdu.

Sesler yavaş yavaş yükseliyor kavga büyüyordu. "EN AZINDAN BEN SENİN GİBİ OĞLUMU BÜYÜNCE EVLENDİRMEK İÇİN İNEKLERİMİ KAÇIRAN KIZA SESSİZ KALMADIM."

NE

Bu köyde ne olaylar varmış da bizim haberimiz yokmuş.

"NAPSAYDIM SENİ GİBİ OĞLUMU SEVMEDİĞİ BİRİYLE ZORLA EVLENDİRMEYE Mİ ÇALIŞSAYDIM? OĞLUM PAŞALAR GİBİ GELDİ BALKIZ'I ZEVİYORUM DEDİ BENDE HE DEDİM. GİDİP DE 16 YAŞINDA EVLENDİRMEYE KALKIŞMADIM."

Sinirle Zeliha teyzeye döndüm. "Ne! Zeliha teyze Ayşe'ye bunu yaptım deme bana!"

Omzundan baktı. "Yaptım da ne oldu? Kaç yaşına geldi hâlâ evde bekar duruyor."

Ellerimle yüzümü kapatıp soluklandım. Neyin içine düşmüştüm ben?

"EN AZINDAN KIZIM OĞLUN GİBİ SEVDİĞİ KİŞİ UYURKEN GİDİP ONU ÖPMEYE KALKIŞMADI."

Ellerimi yüzümden çekip Hasan'a dödüm. "Hasan!"

Yağız poşetleri bırakıp Hasan'a doğru koştu ve yakalarına yapıştı. "Seni ırz düşmanı pisli-"

"YETER"

Halamın bağırmasıyla herkes durdu. "Yeter ya!" diye devam etti. "Kırk yılın başı benim biricik yeğenim yanıma geliyor siz içinizdekileri döküyorsunuz. Asena'ın çocukluğu burada masal gibi geçti siz ne diye çamurunuzu kızıma bulaştırıyorsunuz ya! Gidin zehrinizini az ötede kusun birbirinize. Benim yeğenime bunları yaşatmayın."

Halam beni hep kızı gibi görür ve savunurdu. Şimdi de böyle yapınca ister istemez gözlerim doldu. Dolu gözlerle ona bakıyordum. Onun sinirli bakışları herkeste dolaşırken bende durunca yumuşadı.

Diğerlerine dönüp aynı sinirle bağırdı. "Daha fazla kalbinizi kırmak istemiyorum gidin bur'dan. Yeğenimle geçireceğim kısıtlı vakti size harcatmam."

Diğer camdan kenardan bakanlara ithafen daha çok bağırdı. "Siz de o meraklı kafalarınızı kurt gibi çıkarıp durmayın geçin içeri. Olay molay yok size."

Yağız Hasan'ı tuttuğu yakalarından itirerek bıraktı ve yanıma geldi. Gelirken Hasan'a karşı parmağını salladı. "Dua et Asena var, dua et."

Kalabalık dağılırken biz hâlâ olduğumuz yerde duruyorduk. E son kimse kalmayınca halam mahçup ifadeyle konuştu. Boynunu eğmişlerdi halamın. Yine ve yeniden.

"Özür dilerim kızım, valla böyle olsun istemezdim. Arsız gamsız köylü işte, çenesi var konuşuyor. Bunları böyle kafa dağıtmak için geldiğin sürede öğrenmeni, daha doğrusu hiç öğrenmeni istemezdim."

Onu kendime çekip sarıldım. "Senin hiçbir suçun yok hala. Hepsi onların suçu. Onların boynu eğilsin seninki eğileceğine. Takma sen onları. Olcağı varmış olmuş ne yapalım."

***

Halamla vedalaşıp bu köyden de ayrılmıştık. Ulan selam vereyim dedim hayatımın şokunu yaşadım çıktım ya.

Yağız'da yaşadıklarım bana yetmiyoruş gibi kudurmuş köpek misali duruyordu. "Irz düşmanına bak ya, uyurken öpmeye çalışıyormuş. O sarılan kolunu alır-" "Ya Yağız bari sen dur ya. Zaten hiç istemeyeceğim şeyleri duydum, bir de seninle uğraşmak istemiyorum."

Eliyle alnını kaşıdı. "Özür dilerim. Bir an kendime hakim olamadım."

Çenesini utamayıp konuşmaya devam etti. "Ya iyilik olsun diye bir saat poşet hazırlamakla uğraştım, az kalsın karım elden gidiyordu ya."

Kurduğu cümle ile tüm ciddiyetim kayboldu. "Ne" deyip kahkaha attım.

"Yalan mı? Gelmeseydim az kalsın o Hasan'a veriyorlardı seni. Çocuk zaten dünden razı havada kapardı seni. Bakışlarını görmedin mi, yiyecek gibi bakıyordu."

Elini yumruk yapıp direksiyona vurdu. "Sarılmasından anlamalıydım ya."

"Abartma Yağız." Birkaç saniye durdum. "Hem nereden bilebilirim çocukluk arkadaşımın beni seveceğini? Kardeşim gibi gördüğüm biriydi benim için. Oğuz'a nasıl sarılıyorsam ona da öyle sarılmıştım."

Bana baktı. "Hiç fark etmedin mi kız küçükken? Seven erkek genellikle mal gibi her şeyi belli eder. Sana çaktırmamış olmama ihtimali yok."

Yola bakarken bir taraftan düşündüm. "Yani," dedim. Kelimeler ağzımdan yavaş yavaş çıkıyordu. "Küçükken oyun oynarken hep sırasını bana verirdi, onu ıslatığım zaman daha çok ıslatayım diye su getirirdi. En sevdiği arkadaşı olduğumu söyleyip dururdu."

"Lavuğa bak aşkını en sevdiği arkadaş üzerinden itiraf ediyor." Diye lafa daldı. Gözü yoldaydı. Akşam olduğu için hayvan çıkma olasılığına karşı temkinli gidiyordu. Neyse ki yollarda öyle pek sık taş yoktu.

"Çocukluk aklı eğleniyor sanıyordum." Belerttiğim gözlerime kolunu dürttüm. "Kafasına çomakla vurduğumda ağlayıp daha çok vur diyordu. Ben de vurmaya devam ediyordum. Kanayınca Yaşar abi gelip durdurmasına rağmen devam etsin diyordu. Oradan anlamam lazımdı ya."

Elimi dizime vurdum. "Nasıl anlamadım ya? Zeki de bir kızdım aslında ama."

Öcü görmüş gibi bana bakıyordu. "Zeki mi kızdın? Zeki bir insan arkadaşının kafasını çomakla kanatana kadar vurmaz Asena. Bu canilik."

"Ya hayır öyle değil."

"Ya nasıl? Oyunsa o nasıl oyun?" Sesinden benden biraz olsun ürktüğünü anlayabiliyordum.

Büyük bir dönüşle kapıya doğru düştüm. Sonra kendimi düzeltip anlatmaya başladım. "Biz çok sıkıldığımız zaman bu oyunu oynuyorduk. Atıyorum ben bir soru sorucam Hasan diyor ki 5 kere. Yanlış bilirse ben ona 5 kere vurucam, doğru bilirse o bana vuracak. Bunu da çomakla yapıyoruz. O hep büyük rakamlar seçer soruyu yanlış cevaplardı. Çocukluk aklı bu mal hiçbir şeyi bilmiyor diye düşünürdüm. Asıl mal olan benmişim yeni anladım."

Direksiyonu çevirmesiyle diğer tarafa düştüm. Yağız'ın omzundan tutunup dikleştim. "Bundan sonraki köylere uğrama bu arada geç oldu şimdi."

Henüz çok geç sayılmazdı ama bu köydekileri hiç sevmiyorum. Sürekli laf çarpıtma peşindeler. Diğeri ise boş bir köy zaten. Arada bir uğrayan varsa bir iki kişi oluyor o kadar.

"Her geçen gün beni daha çok şaşırtıyorsun Asena. Sen bu zekayla nasıl bu yaşa kadar geldin acaba?"

Ters ters baktım. "Ya aşk olsun öyle denir mi hiç? Gayet zeki bir beynim var benim." Ani dönüşle cama başımı çarptım. "OF YAĞIZ. O NASIL DÖNMEK ÖYLE YA?"

"Zeki beynin belki diğer anlamadığın şeyleri hatırlar diye bir şok etkisi oluşsun istedim."

Yüzünü daha net görmek için arabanın ışığını yaktım. "Hatırladım bak. Evcilik oynadığımız zaman hep düğünümüz olsun deyip duruyordu. Evet diye bağırdığında tüm yoldan geçenler bize bakıyordu. Bense hayır deyip kaçıyordum hep."

"HOHOHHOHOHO" diye güldü. "Bak harbiden zekiymişsin kabul ettim. Desene çocuk hayatında 2 kere senden red yedi." Yerinde dikleşti hemen. "Bak şimdi keyfim yerine geldi."

Koltuğa oturup batmak üzere olan güneşi izledim. "Ama çok üzüldüm ya. Çocuğu çok zorbalamışım." Ona baktım hemen. Canım kocam eminim karısını üzmez. "Ben zorba bir insan mıyım Yağız?"

Saniyesinde cevap geldi. "Evet."

Sorarkenki hafif gülümsemem soldu. "Ne demek evet?"

"Basbaya evet." Hafifçe direksiyonu çevirdi. Koltuğa yaslandığım için çok hareket etmemiştim. "Bu da soru mu Asena? Tanıdığım en zorba insanlardan ilki sensin. Oğuz'la kapışırsın ama senin çok gizli büyük bir zorbalığın var. Ama dediğim gibi, Oğuz'la bi' git gel yapıyorum."

Saçımı savurdum. "Hiç de bile. Ben zorba falan değilim."

Yanaklarını içine çekip bana imalı imalı baktı. Hemen geri çıkıştım. "Ne öyle bakıyorsun ya?"

Sence neden? Kızım sen basbaya zorbaymışsın işte. Oyun adı altında çocuğu resmen darp etmişsin. Şimdi çocuk gelip sana dava açsa yeridir. Zaten sana olan kaç yıllı aşkı boşa çıktı valla anlık sinirle gidip şikayetçi olabilir bak dikkat et.

"Ama çocuk yaşta bana biri yap, devam et dediğinde ben doğru olduğunu düşünüyordum. Ne bileyim ben birine çomakla vurmanın kötü bir şey olduğunu?"

Gittikçe kendimi batırıyorum farkındayım. Sıvıyorum hatta şuan.

"Çocuğun ağlamasını da mı fark etmedin Asena?" Bu zorbalığıma Yağız bile fazlasıyla şok olmuştu. Haklıydı da.

"Of çok hatırlamıyorumki Yağız. Anımsadığım kadarıyla gülmekten ona bakmıyordum. O genellikle uzun olduğu için rahat vurayım diye önümde eğiliyordu."

Hasan'ın doğru kişi olduğunu düşünmeye başlıyorum. Çocukken bile centilmenmiş.

Sus ben evliyim. Başım bağlı benim.

Birkaç aya boşanıcam diyene bakın hele.

"İyi mi kötü mü bilemedim." dedi. Yüzünden şaşkın olduğu barizdi.

Tam koltuğa yayılmış arabanın uzunlarıyla aydınlanan yolu izlerken duyduğum patlama sesiyle gözlerim açıldı ve araba savruldu.

O anki refleksle kollarımı iki yana açmış kapıya ve Yağız'a tutunmuştum. Ne oldu ayol? Akşam akşam bizi mi buldular?

Eğer öyleyse şuracıkta gidiveririm.

Fal taşı gibi açılan gözlerimle Yağız'a baktım. Dirksiyonu düzeltmeye çalışıp arabayı durdurdu. Bana baktı hemen. "İyi misin?"

Başımı hızlıca salladım. "Ne oldu öyle?" diye sordum panikle.

Başını direksiyona yaslayıp ofladı. "Teker patladı."

"Ne!"

Direksiyondan ayrılıp sinirle vurdu. "Bi' bu eksikti."

Ağzının içinde küfürleri gevelerken bense etrafa bakıyordum. Genellikle tavşan çıkar ama başka bir şey de çıkabilir. Yoksa dedem niye o kadar ava çıksın?

"Eee," diye sordum titremesine engel olmadığım sesimle. "Ne yapacağız şimdi?"

Dümdüz bana baktı. "Arabayı bırakıp yolun kalanını yürüyerek gideceğiz." Yüzündeki bıkkınlık bir an kendimi sorgulattı. Asıl ben seni yargılarım be bu bakış ne böyle?

Bu kez daha yüksek bir "Ne!" çıktı ağzımdan. O kadar yolu yürüyerek akşam vakti çıkmaktansa arabada kamp kurarım daha iyi.

Aslında akşam serin serin güzel olabilir.

He aynen. Bir tarafımızdan kurt kaparsa görürsün serinliği.

"İyice saçmaladın Asena. Tabii ki de yedek teker var onu takıcaz. Sonra devam eder eve varırız işte." Ben saçmalamadım o saçmaladı ama.

"Ne kadar sürer peki?" Kesinlikle korktuğumdan değil. Yalnızca yoruldum ve evde de işler var.

Tabi tabi tabi. Amcam Taylor Swift benim de. Biz sıkıldıkça şarkı yazıp çalıyor. Boy bizde genetik diyorum da kimse inanmıyor.

O teyzem değil miydi ya?

Olmayan tüm akrabalarına bir kalıp bulduğun için karıştırıyorsun. Kafayı yedin iyice. Git görün bi doktora.

Şuan görünebileceğim en zeki kişi köyün deli muhtarı.

"Bilmiyorum ki Asena, uzun zamandır tekerim patlamıyor." Sertçe çıkışmıştı. Hayır ben ne yaptım yani?

Cırladım hemen. "Ben ne yaptım da bana böyle cırlıyorsun ya? Ben mi patlattım tekeri?"

Gözlerini kapatıp ellerini kaldırdı. "Özür dilerim. Sana patlamamalıydım. Teker patlayınca sinirlerim bozuldu o kadar."

Hemen yumuşadım. Haklı, ben olsam çoktan boğazına yapışmıştım. Arabanın değil, Yağız'ın.

Arabanın boğazı olmaz zaten gerizekalı.

"İyi hadi madem öyle," dedim yumşayan, sakin bir ses tonuyla. "Yapalım da gidelim. Evde yapılacak işimiz var daha."

"Yemeği diyorsan aldığımız hazır şeylerden yiyiveririz, uğraşmayız." Keşke, keşke.

"Yok yemek değil. Onu boşver şimdi. Güneş battı zaten kasvet çökmeden şunu halledelim ilk."

Açıkcası moralim bozulmuştu. Planladığım şeyleri bir şey suistimal edince ister istemez modum düşüyordu. Mesela şimdi bu teker yüzünden kim bilir ne kadar geç kalacağız?

Abartma ya. Ne güzel aksiyon oldu işte. Hayırlısı buymuş olmuş, sorgulama.

Yağız kapısını açıp inince ben de peşinden gittim.

Karıcık kocacık geziyos, karıcık kocacık geziyos.

Ya ne diyorsun ya bir sus artk.

Tamam o zaman, tamam o zaman.

Yağız elini arabaya yaslamış, eğilmiş tekere bakıyordu. Arka tekerin patlaması daha mı iyi bilemedim.

Bunun iyisi kötüsü olacağını sanmıyorum. Sonuç olarak ortada patlamış bir teker var.

"Neden patlamış anlayabildin mi?"

Tekere bakmak için sola gideceğim sırada elini karnıma koyup durdurdu. Eğik durduğu için parmakları belime anca yetişiyordu. "Dur geçme sakın."

O tarafa baktığımda yokuş olduğunu gördüm.

Yokuş değil ayol bu, bildiğin uçurum.

Birkaç adım geriye sendeledim. Fobilerim halay çekiyor şuan.

O an kafama dank etti. "Yağız biz bu tekeri nasıl değiştiricez?"

Zar zor bir şey çıkartmaya çalışıyrdu. En son birden geriye düştü. Nefes nefese kalmıştı. Elinde ise sivri bir taş duruyordu.

Bu mu patlattı şimdi tekerimizi?

Taşı kaldırıp bana gösterdi. "Şu küçük şey yüzünden." Nefes nefese kaldığı için tam konuşamıyordu. Boncuk boncuk terlemişti. Ne yaptın be adam, madenden altın mı çıkardın?

Sinirle dudaklarını birbirine bastırıp taşı sertçe yokuştan -uçurumdan- aşağı attı.

Eliyle alnını kaşıdı. Yer bakıp düşündü. Alnına yapışan saçlarıyla anlık olarak Yağız'ı iş yerinde asla böylesine yorgun görmediğimi fark ettim. Adamı hayatan bezdirdim resmen.

Gurur duyarız mesela. Oturduğun yerden emir vermekle adam olunmuyor Yağız Efendi.

Eliyle çenesini ovaladı. Hamur yoğuryor mübarek. "Ben şimdi arabayı ileri almaya çalışacağım, sen de ittirebildiğin kadar ittir olur mu? Kendini çok zorlama tabii. Yapabildiğin kadar."

Elimi belime koydum. "Tamam. Olabildiğince destek atarım arkadan."

Arkama araba geliyor mu diye baktı. "Şuanlık bir şey gözükmüyor ama bir araba gelirse söyle tamam mı?"

"Yok Yağız adamın ışıkları olmaz zaten anlamayız, ben de bakmakla uğraşmam. Korna çalarsa da gel ez beni deyip geçicem ne uğraşıcam."

Göz devirip arabaya binmek üzere gitti. Hadi kızım, bileğine kuvvet.

Arabayı çalıştırınca derin bi nefes aldım. Boşuna o kadar çomaklarla uğraşmadık herhalde.

Arabaya ellerimi yerleştirip aynadan gördüğünü düşünerek başımı salladım. O arabayı hareket ettirmeye başladığında tüm gücümle ittirmeye başladım. Zorlamaktan tüm yüzüm buruşmuş ve yüksek ihtimalle kıpkırmızı kesilmişti. Tuttuğum nefesi verip hızlıca soluklandım. Araba zaten 3 teker yardımıyla hareket ediyordu az çok, benim ittirmemle biraz olsun daha iyi gidiyordu.

Ardından tekrar nefesimi tutup var gücümle ittirdim. Oluyor gibi.

Yapabiliyorum anne!

Kendimi zorladığım için şuan bir sıcak basmıştı. Rüzgar hafifçe saçlarım arasından geçiyordu ama asla ferhlamıyordum. Aksine ittirdikçe daha da çok yanıyordum.

Anne kafam yanıyoğ

Araba nihayet gözle görülür bir farkla ilerlemişti. Yolun ortasına doğru gidiyordu. Ancak birazcık fazla gidersek dağa çarpma ihtimalimiz vardı. Tam döneceğimiz sırada kalmıştık yolda.

Gözümü kapatmış tamamen ittirmeye odaklanmıştım. Ama nedense araba ağırlaşmış, daha zor gidiyordu.

Bir ses duydum. Sanırım taş sekti.

Birkaç adım sesiyle gözlerimi açtım. Ne oluyor lan?

"Asena yuh!"

Sana gönülden inanana YUH.

"Arabayı durdurdum sen hâlâ ittiriyorsun. İşin garip tarafı araba gidiyor da."

Çüş Asena.

Ellerim arabaya yaslı Yağız'a bakıyordum. Bu kadar inat etmemi beklemiyordu sanırım. Yüzü bembeyaz olmuştu.

Edward, sen misin? Sen ol lütfen. Hazır karanlık çökmüşken inanırım bak.

"Asena çeksene ellerini. Yeter bu kadar ittirdiğin, gitti araba gideceği kadar." Ayakta put gibi dikilmiş beni bekliyordu.

Hemen ellerimi geri çekip silkeledim. Hep toprak oldu elim ya.

Bir süre durup soluklandım. Ne yorucu işmiş kız araba ittirmek.

Yağız bagajı yedek tekeri çıkartmak için açtı. Açtığı gibi tüm rezillliklerimiz yere serildi. Ahtapotlu donu mesela.

Şu şortları hangi akla hizmet aldın ya?

Yere düşenleri hızlıca alıp daha fazla şey düşürmeden tekeri çıkarmaya çalıştı.

Sen niye yardım etmiyorsun? Dikilmişsin burada adama malmış gibi bakıyorsun.

E öyle çünkü.

Ve evet, kan ter içinde de olsa başardı. Ben hızlıca hallederdim de kendini kötü hissetmesin diye elimi sürmedim. Onun da bir egosu var sonuçta. Durduk yere zedelemeyelim şimdi yeni evlendik. Cicim günleri geçsin zorbalarım.

Cicim günleri kaç gün acaba Asena Hanım?

3 gün. Kendimi zorlamaya çalışıp 1 hafta yapmaya çalışacağım ama emin değilim. Sınırları zorlamaya gerek yok.

Milletin cicim ayları olur bizim günlerimiz var. Ey Allah'ım Yarabbim.

Yağız'a çok bile.

Alet edevatları çıkarıp yere çöktü. Yanına yaklaşıp baktım neler yapıyor diye. Önce tekeri çıkarmak için bir yerlere bir şey taktı. Sonra o bir şeyi evirdi çevirdi yapmaya başladı.

Bir ve şey kelimesi olmasaydı ne yapardın çok merak ediyorum.

Allah korusun.

Tekeri çıkarıp baktı. Çıkartırken dayanamayıp yere düştü. Bugün bu pantolonun çektiği nedir arkadaş?

Tekerde ptlayan yeri aradı. Uzun zaman sonra ilk defa bu kadar ciddi görüyorum. Bu adam bir işe odaklanmasın mümkünse, fazla ürkütücü görünüyor.

Patlayan kısmı bulunca kaşlarını kaldırıp bana gösterdi. Gözü tekerden ayrılmıyordu. "Bak görüyor musun? Şurası patlamış."

Eğilip gözlerimi kıstım. Fazla telefona bakmaktan bozulmuştu iyice.

"Hmm." diye mırıldandım düşünceli düşünceli. "Çok büyük durmuyor. Bunu şişirip yara bandı yapıştırırım birdaha kullanıırz."

Bir saattir ayırmadığı gözlerini tekerden ayırdı. Direkt bana dikti. "Cidden mi Asena?"

"Niye ya? Eğer yara bandı sorun olursa normal bantta olur. Renkli bantlarım var ama onlar biraz az yapışıyor."

Eğilmekten belim koptu anam.

Yağız bana dik dik bakarken bense 'ne suçum var?' der gibi bakıyordum. Tam o sırada bir hışırtı duydum. Hemen kafamı kaldırıp etrafa bakındım. O neydi gı?

Kurt acıktı, yemek istiyor.

Bur'daki kurtun insan değil de gerçek kurt olması fena korkutuyor.

Yağız'da ayaklanıp etrafa bakındı. "Biri mi var orada?!"

Etrafımdaki 360 dönüyordum. Artık başım dönüyordu ve nefes alış verişim hızlanmıştı. Panik olmuştum. Ya cidden yabani bir hayvansa? Ya burada bizi yerse? Ya beni yerse? Yağız mal bensiz dayanamaz da burada. Kurt gelsin ilk Yağız'ı ittiricem. O kolunu kemirmeye başlarken ben çomakla vurur bayıltırım.

Yağız durduk yere ölen adam cidden. Durduk yere harcadın çocuğu. Kolunu kemirirken ne ya ağaçkakan mı bu?

Yok o olsa derisini gagalar.

Allah razı olsun.

Hemen Yağız'ın arkasına geçip kollarından tuttum. "Yağız, ya kurtsa?"

O da en az benim kadar panikti. Fark ettirmemeye çalışsa da tutuştuğu apaçıktı.

"Yağız," diye sevimli olduğunu düşündüğüm bir sesle konuştum. "Arabayı öyle ittirdim diye beni güçlü, cesaretli bir şey zannetmiyorsun değil mi? O çok anlık oldu normalde asla öyle değilim."

Ellerini iki yana açıp beni korumaya çalışıyordu. Salak şey ya.

Ya arkadan gelir de kaparsa seni?

"Yağız ben kafana çıkayım mı?"

"Oha Asena."

Bir saattir çene çalmama laf etmeyen Yağız en son dayanamamştı. Tamam, birazcık abartmış olabilirim.

"Ya tamam dalga geçiyorum." Kafasını yana çevirip yandan baktı. "Cidden kafama çıkmayı düşünme zaten."

Cidden düşündüğünü bi-

Sana ne oldu? Bi' çenen düştü senin bu gece.

Korkuyla etrafı gözetliyordum. İçimdeki korku sesime de yansımıştı. "Yağız böyle etrafa bakıp ne yapıcaz ya? Gelip bizi yemesini mi beklicez sabaha kadar?"

En son önüne döndü ve derin bir nefes verdi. "Asena bir vahşi hayvan karşı ne yapacağımı bilemiyorum yavrum kusura bakma. Tabii ki biz yemesini beklemicez ama her an her yerden çıkabilir."

Yağız cümlesini bitirdikten hemen sonra bir hışırtı duyuldu. Ses çıkartmamam için elini kaldırdı. Parmak uçlarıyla yanımdan geçip yolun diğer trafına baktı. Durduğumuz yer yer mi ya of.

Sesler gittikçe artıyordu. Sinsice avına yaklaşan kurtun sesine benzemiyordu.

One lan öyle? Öyle bir ses mi var?

Vardır illa ki.

Yağız ağır adımlarla giderken ben durur muyum hiç? Peşinden ilerlemeye başladım hemen. Bir kurt gelirse direkt onu atmak daha kolay olur hem.

"Kurt görüyor musun Yağız?" diye fısıldadım. Bir adım gerisindeydim. İkimizde eğilmiş, kambur kambur gidiyorduk.

Eğilince görülmediğinzi zannetmeniz ayrı saçma.

Of sus zaten belim ağrıdı.

"Bu kurta benzemiyor. Daha farklı bir şey gibi." İkimizde fısıldaşarak konuşuyorduk ama dağın tepesinde olduğumuz için sesimiz yankılanıyordu.

Süreyya Hanım'ın muhteşem değişimi.

"Ayı olabilir mi?"

Yağız her bir şey dedğimde daha çok şaşırıyordu. Kaşlarını kaldırıp merakla sordu. "Burada ayı var mı?"

Omuz silktim. "Dedem bir ara bal yapıyordu."

Buna daha çok şaşırdı. Artık fısıldamayı falan da bırakmııştı. "Asena bal ayıyla mı yapılıyor?"

"Bilmem." diye cevap verdim. "Bal ayısı demiyorlar mı?"

Gözlerini kapatıp yüzünü buruşturdu. "Bal arısı o."

O an aydınlanma geldi. "HAAA DOĞRUU. ARILAR VARDI D'İ Mİ."

Bağırmamla gözlerini sonuna kadar açıp eliyle ağzımı kapattı. "Niye bağırıyosun?"

Ellerimle sıkıca ağzımı kapatan elini çektim. "Aydınlanma gelince sesim yükseliyor ne yapabilirim? Bağırmam bir daha merak etme."

İkimiz bakışırken yankılanan silah patlama sesiyle aynı anda yere çöktük. Sırtımızı arabaya yaslamış panikle etrafa bakıyorduk.

Göğsüm hızla inip kalkarken ellerim titremeye başladı. Ben kurt gelir diyordum ya kurt olurum demedim.

"KİM VAR ORADA?"

Duyduğumuz gür, ama titrek olan sesle rahatladım. Dedem avcılık yapıyordu doğru.

Asena deden geçen yaz vefat etti ya.

Ouv.

Yağız'ın gözleri fıldır fıldırdı. En son ayağa kalkmadan başını kaldırıp bağırdı. "YABANCI DEĞİLİZ BİZ. KEMAL'İN KIZI VAR TANIDIN MI?"

Bir süre ses gelmedi. "ASENA SEN CİNSİYET Mİ DEĞİŞTİN GIZ?"

O an Yağız'la birbirimize bakıyorduk. İyi haber kurt değil, kötü haber her an bacağımıza kurşun yiyebiliriz.

Ben endişeli gözlerle Yağız'a bakarken bir silah patlama sesi geldi. Korkuyla hemen bağırdım. "YOK YOK. KOCAM O BENİM. ASENA BENİM."

Artan adım sesleri ile olduğum yerde büzüştüm. Tanımadı beni kesin. İnşallah sağ ayağıma sıkmaz.

Niye sağa sıkmıyormuş?

Ne bileyim sağ tarafımı her zaman daha çok severim. Tabii ilk tercihim iki ayağıma da sıkmaması ama illa birini feda edeceksem sol.

Sesler artınca gözlerimi kapatıp ellerimi başıma koydum. "Euzubil-"

"ANAA ASENAA"

Başımı kaldııp yaşlı sese baktım. "Anaa Uygar amca."

Ayağa kalkıp ona sarıldım hemen. "Ne yapıyonuz kız akşamın bu saatinde burada?"

Elimi belime koyup dudağımı kederli kederli büktüm. "Ya biz bizim köye gidiyorduk, bir anda teker patladı yolda kaldık. Onu değiştirelim derken bir ses duyduk kurt falan sandık senmişsin meğer."

"Yaa kötü olmuş. Ama geç oluyor bakın hemen halledin. Hayvan yok zaten varsa da ben hallederim."

Biz karşılklı konuşurken Yağız hâlâ yerde oturuyordu. Garibim korkudan ses çıkaramıyordu da.

Bakışları ikimiz arasında hızlıca dolaşıyordu. Nefes alışları yeni yeni sakinleşiyordu. Kıyamam ya beni korurken cesaretli cesaretli davranıyordu meğersem ne kadar korkmuş.

Yağız'a elimi uzatıp kalkmasına yardıımcı oldum. Kalktıktan sonra Uygar Amca'ya bakarken yutkundu. "Yağız bu, benim kocam."

Yağız titreyen ellerini yavaşça uzattı. Ağzından tek kelime çıkmıyordu.

Uygar Amca babacan bir tavırla elini sıkıp kendine çekti ve sarıldı. "Vay, demek ki senin gönlünü çelmeyi başaran delikanlı bu he. Hoşgeldin damat."

Kolunu omzuna koydu. Diğer eliyle beni işaret etti. "Bak bu kızın kalbine girmek zordur. Seninle evlendiyse büyük bir şansın var demektir. Sakın kaybetme bu kızı he. Değerini bil. Sakın üzme yoksa üzülen en sonunda sen olursun."

Uygar Amca 50'lerinde biriydi. Köyümüzün bekar kalan nadir büyüklerindendi. Saçları gri ile siyah karışımıydı. Arada beyazları olan uzun saçlara sahipti. Saçlarını örmüştü bu sefer. Düğünlere falan gideceği zaman açık bırakırdı genelde.

Yaşına göre oldukça genç bir karaktere sahip. Fazlasıyla enerjik ve hareketli biri. Düğünlerde hoplayıp zıplayan yaşlılar var ya, o Uygar Amca'ydı işte.

Bizim köye sıkça gelir gider. Avcılık yaptığı zaman bizim oraları da kontrol ederdi. Yıllardır da devam eder. O yüzden oldukça yakınız.

Genellikle kat kat giyinir. Siyah, gri, kırmızı renkleri dışında hiç başka bir şey giydiğini görmedim. Kocaman botlarını yaz kış giyer, ben de gördükçe onun yerine darlanırdım.

Kendisi beni pek severdi. Avladığı hayvanların kürkünden bana oyuncak yapar getirir, ben de korkudan ağlardım. O hallerime fazlasıyla gülüyordu küçükken.

Büyük travmam ya.

Yağız bir şey dememiş sadece başını sallamıştı. Dili mi tutuldu bu çocuğun anlamadım?

İçimi garip yapan bir şey hissettim. Ürpermiştim. Rüzgardan dolayı herhalde.

Çekirge sesleri ile kuş seslerinden başka bir şey yoktu şuanda. Hafif bir ses geliyordu arkadan ama sanırım suyun sesiydi bu.

Ay içim çok kötü oldu ya.

"Hadi hayatım," dedim yalandan bir gülümseme ile. "Tekeri halledelim gidelim."

Yağız bu anı bekliyormuş gibi hemen Uygar Amca'nın kolundan kurtulmuş tekerin başına geçmişti. Hızlı bir şekilde tekeri takmaya başladı.

Uygar Amca'da etrafa bakıyor, bir hayvan var mı diye gözetliyordu.

Ay ışığı hafiften aydınlatmaya başlamıştı. Işığı gözümüze vuruyor, ama asla rahatsız etmiyordu. Nedendir bilmem, köyde ay normalde gördüğümün 5 katı büyüklüğünde gelirdi bana.

Ben Yağız'a istediği malzemeleri verirken gözüm anlık bir hisle kenara kaydı. Sanki bir şey geçmişti kenardan. Yağız'a doğru iliştim biraz. Buradan ne çıkacağı belli olmazdı.

Yağız kısa bir an bana baktı. Neden yaklaştığımı anlayamamıştı. Umursamayıp işine devam etti. O da buradan hemen gitmek istiyordu.

İçimdeki garip his hâlâ geçmemişti. Sanki başımıza bir şey gelecekmiş gibi hissediyordum.

Felaket tellalısın cidden.

"Asena şunu uzatır mısın güzelim?" diyerek bana aleti işaret etti. Arabanın arka kısmında kalmıştı. Azıcık eğilip elimi uzattım. Tam almak için tuttuğum sırada elime başka bir şeyin değdiğini hissettim.

Hemen elimi çekip çığlık attım. "AAAA YAĞIZ BİR ŞEY VAR ORADA HOOOĞĞĞ AĞLAYACAĞIM."

Uygar Amca hemen tüfeğini çıkarttı. "Abi dur başka teker yok diğer teker de patlamasın." diye elini uzatarak durdurdu Yağız.

Ayaklanıp beni arkasına aldı. Yavaşça bakmak için gitmeye başladı.

Allah'ım sen koru.

Kalbimin atışlarını resmen beynimde hissediyordum. 100 metre ötede olan biri bile duyabilirdi şuan.

Yağız sesizce attığı adımlar sonrasını elini bagaja yaslayıp hzılıca eğildi. Tam o an ellerimle gözlerimi kapattım. Ya ayıysa? Ya bizi yerse? Ölme taklidi yapsam yemez belki. Ayılar hızlı koşar mı ki?

Gözlerim hâlâ kapalıydı. Sıkıca yummuş, birazcık olsun aralamıyordum. Hiç ses gelmiyordu da.

Kendimi sıkmaktan nefes alamıyordum artık. Boğazıma dizilmişti tuttuğum nefes ama asla kendimi bırakmıyordum.

Kulaklarım çıkan en ufak sese odaklanmıştı. Duyduğum ilk şeyse Yağız'ın oflamasıydı.

Kendimi sıkmayı bıraktım. Parmaklarımı aralayıp arasından baktım. Elini belin koymuş, dikleşmiş bana bakıyordu.

Ellerimi indirip tuttuğum nefesi bıraktım. Endişem hâlâ geçmedi ama.

"Ne oldu?" diye sordum endişeyle. "Öldürdün mü? Ne varmış?"

Ciddi ciddi bana bakarken bir anda gülmeye başladı. Tek eliyle yüzünü kapatıp daha çok güldü.

"Ya Yağız çatlatmasana insanı? Ne varmış orada?" Sesim yükeselmiş, yakılanıyordu.

"Aldığım şapkaların tülü bagaj kapağına sıkışmış. Oymuş."

Derin bir nefes verdim. Fena rahatlamıştım.

Eğilp alırken yere düşen aleti aldı ve yere çöktü.

Çök Esma çök.

Hızlı bir şeklide devam edip nihayet tekeri taktı. Çok şükür artık buradan gidebiliriz.

Uygar Amca'ya döndüm. "Amca sana kolay gelsin. Biz gidelim tekeri de yaptık. Sonra görüşürüz mutlaka."

Ona sarılırken Yağız eşyaları arbaya yerleştirdi. Ardından yanımıza geldi ve tüfeğe dikkat etmeye çalıarak korkuyla sarıldı. Arabaya yaslanıp onları bekledim. Bir şeyler fısıldaşıyorlardı.

Kollarımı birleştirmiş onları beklerken ayağımın arasından bir şey geçmesiyle yerimden zıpladım. "AYYY" Ne oluyor ya of ağlayacağım artık yeter.

Ne yapacağımı bilemeyip bir taraftan tekmeleyip arabanın üstüne çıktım. O neydi öyle ya? Bir de yumuşak bir şeydi. Yavru ayı mı yoksa?

İkisi sohbeti bırakıp bana döndüler. Yağız beni arabanın tepesinde görünce kaşlarını çattı. "Asena ne yapıyorsun orada?"

Ağlar gibi sızlandım. "Ayağımın arasından bir şey geçti. Yemin ederim hissettim bu sefer. Geçti gitti hızlıca. Kaymak gibi."

Bu ne biçim benzetme ya?

Of ben şuan mantıklı düşünebiliyor muyum sence? Ne diyorum onu bile bilmiyorum.

Spiderman usulü arabanın üstünde duruyordum. Ne ara çıktım, nasıl çıktım inanın ben de bilmiyorum. Birkaç saniye eçerisinde olmuştu her şey.

İkisi eğilip yere baktılar. Bir şey gözükmüyordu. Sadece taş, yol, kum.

Yağız dizlerinin üstüne düşüp ellerini yere yasladı ve eğilip arabanın altına baktı.

Sonrasında arabaya yaklaşıp elini uzattı ve bir şey çıkarttı.

Tavşan.

Bu muydu bir saattir tutuşmama sebep olan?

"Of ben de bir şey sandım ya." Kayıp arabanın üzerinden indim. "Tüylü müylü bir şey bir de korktum."

Yağız tavşana bakıp seviyordu. En son tavşan korkup elleri arasından zıplayıp kaçtı.

Saçma sapan olaylar hep benim başıma gelmek zorunda mı ya?

Üstüm başım toz olduğu için çırptım. Ardından Uygar Amca'ya el sallayıp hemen arabaya bindim. Şu gün bir bitsin daha da bir şey istemiyorum.

Yağız'da arabaya bindikten sonra hemen sürmeye başladı. "İstersen sen ittir araba daha hızlı gider daha hızlı varırız köye." diye dalgayla konuştu.

Tavşandan sonra güç kuvvet kalmadı. İçim çekildi resmen.

"Sen geç dalganı. Ne kadar korktum ben haberin var mı? Kalbim bom bom attı."

Kaşlarını çatıp gülerek sordu. "Ne çarptı ne çarptı?" Benimle alay ettiği çok belliydi. Göz devirdim. "Aman anla işte. Attı bir şekil."

"Benim kalbim de Asena Asena diye atıyor biliyor musun? Gel bir dinle istersen duyarsın bak." deyip kendini bana doğru ittirdi azıcık.

Elimi göğsüne yasayıp ittirdim. "Ya git. Akşam akşam bir de seninle uğraşamayacağım."

Yağız'ın beni zorbalayıp dalga geçmesiyle yol bitti. Gideceği yolu tarif edip evi bulmaya çalışıyorduk.

"Asena sol diyorsun sola gidiyorum hayır sol orası değil diye beni azarlıyorsun! Sen sağını solunu bilmiyor musun?"

"Azarlama beni be. Ayrıca karıştıran ben değilim sensin. Sol taraf dediğin kalbin olduğu taraftır. Senin kalbin sağda mı?"

Arabanın içnde bağıra çağıra konuşuyorduk. Köpekler arabanın farlarını gördüğü gibi dikilmiş havlıyorlardı.

ORHAĞN.

Yanan sokak lambaları ışığında evin önüne gelmiştik. Her yerim felaket derecede ağrıyordu.

Arabayı park edip indik. Köpekler beni tanımışlardı o yüzden normal, oldukları yere yatmaya devam ettiler.

"Şimdi arabadakileri yukarı çıkartalım tamam mı? Yiyecekler falan bozulmasın." O sırada çantamdan evin anahtarını arıyordum.

Bagajın kapağını açıp elimize poşetleri doluşturduk. Ardından gidip ön kapıyı açtım. Taş, büyük merdivenlerden zar zor çıkıp poşetleri yere bıraktım. Anahtarı deliğe sokup çevirdim. Buraya geçen yazdan beri gelmiyorduk.

Kapıyı açıp ittirdim. Işığı yakıp poşetleri yeniden aldım ve içeriye götürdüm. Yere bıraktıktan sonra soluklandım. "HUUH. Nefesim kesildi kız iki merdiven çıktım diye."

Ardımdan gelip benim gibi poşetleri yerine bıraktı. "24 olalı iyice yaşlandın."

"Hıı bana diyene bak. 2 ay sonra 26 olmayacakmış gibi yaşlısın diyo'. 30'a en yakın sensin sen ağla haline."

"Ben dipçik gibiyim. Yaşla alakası yok bunun. Uygar Amca en güzel örneği. Adam 53 yaşında senden benden genç."

Tokayla saçlarımı topladım. "Seninle bunun kavgasına girmeyeceğim. Bugün yeteri kadar kavga ettik. Ben şimdi evi temizlemeye başlıyorum, sen de kalan diğer şeyleri çıkartıp bana yardım ediyorsun."

Benim dediğimden sonra evi incelemeye başladı. Duvarlar gri dumanla kaplanmıştı. Örümcekler, böcekler desen her yerde. E toz desen her yerde.

"Asena bu evin hali ne böyle? Dedengil kalmıyor mu burada?" diye hayretle evi incelerken konuştu.

"Dedem geçen yaz vefa etti. Babaannem de kardeşinin yanında kalıyor. Haliyle evde kimse olmayınca böyle toz oluyor. Bir şey yok, hallederiz iki temizlikle."

Elleriyle yüzünü ovuşturdu. "Pekâlâ. Sen başla ben arabadakileri çıkartayım."

Dönüp gideceği sırada omzundan tuttum. "Dur! Önce şu dolabın fişini takıver. Benim kolum erişmiyor oraya."

Dolabın fişini bulup takacağı sırada birdaha sesledim. "Dur! Dolabı temizleyim güzelce öyle tak."

Kafasını çevirip ban ters ters baktı. "Asena desene en başından. Ben arabadakileri alıp gelene kadar temizlersin zaten."

"Hee doğru." Elim belime koymuş düşünüyordum. Neyi üşünüyordum ben de bilmiyorum ama düşünüyordum öylece. "Tamam o zaman ben temizlik malzemelerini almıştım. Başlayım dolaptan. Yerleştirip süpürge çekeriz, sileriz falan."

Arabaya inmek üzere merdivenler yöneldi. Işığı vardı ama yakmadığımız için çok karanlık duruyordu.

Ben peşinden bakıyordum. Nazarım mı değdi ilmiyorum, inerken ayağı takıldı az kalsın yere yapışıyordu.

Arkama dönüp poşetleden lazım olanları aramaya başladım. "OF" diye bir ses duydum ama umursamadım. "Yanda ışık düğmesi var!" diye seslendim sadece.

Duyduğum tık sesiyle merdiven aydınlandı. Ben de eldivenlerimi geçirmiş sprey ve bezleri almıştım.

Ben dolabı temizlerken Yağız kalanları getirmişti. Dolap bittiği zaman ayaklandım. "Şimdi ben yerleştiricem. Sen de şu poşetten bez ve spreyi al başla." diye seslendim. Mutfak ve oturma odası birleşikti. Yer olmadığı içn buzdolabını girişte ki yere koymuşlardı. Mutfak da zaten hemen yanımızdaki ilk yerdi.

"Ya biz niye direkt temizliğe giriştik ya? En azından biraz dinlenip başlasaydık." diye hayıflandı.

Dolaba koyulacak şeylerin olduğu poşetleri yanıma aldım. "Oturursak bir daha kalkamayız çünkü. Hemen yapalım öyle oturalım rahat rahat dinleniriz."

Yağız mutfağı temizlerken ben dolabı bitirmiş, süpürgeye geçmiştim. Hızlı hızlı yapıyordum. Tek temennim bir an önce bitmesi ve balkonumuzda oturup güzelce dinlenebilmekti.

Planladığım gibi hızlıca yapıyorduk. Odaları süpürmüş, tozunu almıştık. Koridorda duvardaki böcekler kalmıştı. "Yağız ben hiç sevmiyorum bu böcekleri ya içim çok kötü oluyor sen al onları."

Yağız gözünü böceklerden aldı. Biraz fazlaydılar. "Asena ben de bayılmıyorum herhalde ama bunları almak tek kişinin yapacağı iş değil ki."

"Tamam o zaman. Süpürgeyle çekeceğiz ya, ben süpürgeyi tutayım havada sen çek."

Düşerse onun üstüne düşsün diye değil mi?

Ştt, yok öyle bir şey.

Anladığım kadarıyla Yağız böceklerden benim gibi korkmuyordu. Bir fobisi yoktu sadece tiksiniyordu.

Çığlıklar ile -çoğu benim- böcekleri temizlemiştik. "Bu süpürgeyi sonrasında sen boşalt olur mu?"

Yorgunlukla omuzlarını düşürdü. "Niye böceklerle ilgili her şeyi bana yaptırıyorsun ya?"

"Çünkü," ağzım açık kaldı, devam edemedim. "Çünkü ne?" Benden geçerli bir sebep bekliyordu.

"Çünkü öyle işte. Sen daha iyisin." Biraz geçiştirmiş gibiydim. Geçerli bir sebebim yoktu çünkü.

Başını geriye atıp durdu bir süre. "Tamam ona bakarız. Şimdi neresi kaldı?"

Yüzümü buruşturdum. En istemediğim kısma gelmişitk. "Banyo falan."

En sevmediğim.

Burada banyoda falan fazlasıyla örümcek bulunurdu. Ve ben örümceklerden felaket korkarım.

Banyonun ışığını açtığımda gözlerimi kısıp hafif geri çekildim. Kapıyı açtığımda gördüklerim ile yerimde titredim. Yağız arkamda belirince ağzından koca bir "HİH" çıktı.

Bu kadarını ben de beklemiyordum. Birazcık, bir tık fazlaydılar.

Arkamdan bana baktı. "Hazır mısın?" Yavaşça iki yana başımı salladım. "Kesinlikle değilim."

***

"YA ASENA SUYU NİYE BUZ GİBİ AÇIYORSUN DONDUM."

"SICAK SU GELMİYOR BEN NE YAPABİLİRİM?"

Ne yapıp ne edip Yağız'ı içeriye sokmuştum. Ben fıskiye ile kapıdan su tutuyordum, Yağız da elinde bir fırçayla onları yerinden çıkarmaya çalışıyor ve banyoyu köpüklüyordu. Tabii ben sıvadığı paçalarına gülmekten yanlışlıkla onu ıslatıyordum."

Birazcık gürültülü bir ekiptik. Neyse ki yoldan biri geçmediği sürece bizi duymaları imkansızdı.

Fıskiyeyi sonuna kadar açmış köpüklediği yerlere tutuyorken bir yandan şarkı söylüyordum. "ŞEREFİNE VUR KADEHİ, MEZE YAPIP HARCA BENİ."

Kafamda çaldığım müzik ile yerimde oynarken fıskiye de hareket ediyordu. Yağız'a denk gelince beklemediği için yerinden zıpladı ve eli sırtına gitti. Tikine dokunmuşum gibi hareket ediyordu. Göğsü ileri giderken bacakları ile sırtı bükülüyordu. Ayak parmakuçlarına yükseldiği için azıcık kendini ileri atsa yere düşerdi.

"ASENA!"

"KARABİBERİİİİM"

Elindeki sopaya taktığı fırçayı bana tuttu. Suyu dışarıya taşırmamak için bir elimi ileri tutup kendimi geri çektim. Suyu bir daha ona tuttum. "Yapma bak ev ıslanıcak."

Gözlerini belertti. "Ev mi ıslanıcak?! Ulan ben sırılsıklam oldu burada ev azıcık ıslansa ne olur?"

Saçımı kulağımın arkasına attım. "Ev önemli."

Yağız sabır çekerek önüne döndü. Böcekleri yerinden ayırırken yüzünü buruşturdu. Şuanki halinden ne kadar memnundu iki gözümün çiçeği.

"Bunu yapmak hiç legal hissettirmiyor." dedi hafif korkulu bir sesle.

Cebimden telefonu çıkartıp fotoğrafımızı çektim. Tabii Yağız arkası dönük olduğu için sadece sıvalı paçaları, ıslandığı için sırtına yapışan tişörtü ve elindeki fırçasıyla gözüküyordu. Bense gülerek elimdeki fıskiye ile poz verdim. Video başlatıp konuştum. "Yağız böcekleri temizlemenin legal olmadığını düşünüyormuş. Bu düşüncenizi daha çok açar mısınız Yağız Bey?"

Sunucu gibi konuşmamla hemen kafasını bana evirdi. Video çektiğimi görünce eli ayağa birbirine girdi. Elindeki fırçayı uzatıp telefonu ittirmeye çalıştı. "Asena hayır! Şuan olmaz hayır!"

Telefonu geriye çekip hafif yukarı kaldırdım ve onun kapatma çabalarını da çektim. O yanıma gelmek için adım attığı arada ayağı kaydı ve GÜM.

Sırılsıklam bir Yağız duruyordu karşımda.

Ben şokla ağzımı kapaıcam diye fıskiyeyi banyonun içerisine bıraktım ve o da Yağız'a denk gelip onu daha çok ıslattı. Daldığım için elim hâlâ havada bizi çekiyordu. Gülmekle şok olmak arasında Yağız'ı izliyordum.

Yere düşen Seda Sayan gibi dururken yanındaki suyla giden örümceğe baktı. "ASENA."

***

"Hahahaaaaa. Hayatımda daha komik çok az şey yaşadım.Onlardan biri gelinlikli halinken şimdi yerdeki halin. İkisi de o kadar ikonik ki."

Banyoyu halletmiş, üstlerimizi değiştirmiştik. Şimdi de balkonda bir şeyler atıştırıyorduk. Fazlasıyla yorulmuş ve acıkmıştık. Kaç saattir temizlik yapıyoruz valla bitap düştük.

Ne kadar yorgun olursam olayım Yağız'ın o haline videoya bakıp bakıp gülüyordum. Sesim sokakta azıcık yankılanıyor, bana geri geliyordu.

Yağız önüne bakıyor, çayını içiyordu. Normalde alınmış gibi davranıyordu ama videoyu izleyince kendini zor tuttu. Hafif bir gülme sesi kaçmıştı ağzından ama hemen geri somurttu.

"Aşk olsun Asena. İnsan kocasını, özellikle koca bir şirketin patronu olan kocasını öyle videoya çeker mi?"

"Hayırdır patron?" diye keyifle sordum. "Bir sorun mu var? Patronluk gururun mu incindi?"

Göz devirip gülümsedi. "Gurur incinmesi falan değil de," gerisini getirmedi. "Ee ne o zaman?"

Geçiştirmek için farklı bir ses tonuyla konuştu. "Ya şu dağa bak sanarsın gabar dağı. Birazdan Uygar Amca çıkacak sıkacak ikimize de." Ve bunu yemyeşil duran dağa söyledi.

Onu umursamayıp ısrar ettim. "Hadi ya geçiştirme. Neymiş bu canını sıkan durum?"

Zevkten dört köşeydim. Mükemmel eğleniyordum. Pes edip konuştu. "Eskiden herkes bir kelimemle mum olurdu. Şimdi sen bunları vlog yapıp paylaşıcam diyorsun. İnsanlar bu saatten sonra bana aynı gözle bakmazlar. Öyle kolay kolay sözümü geçiremem."

"Bak hele bak bak." diye koyultuğum sesimle imalı imalı baktım. "Yağız emin ol çoğu kişinin bakış açısı olumlu anlamda değişecek. Söz geçiremeyeceksin diye bir şey de yok. Patronsun sen, sen ne dersen yapacaklar. Bunun kaba saba olmakla alakası yok."

Üstüne oturduğum için karıncalanan ayağımı düzelttim. Yağız hemen cevap vermediği için önüme döndüm.

Gecenin uğultusunda baykuş sesleri geliyordu. Rüzgarla hareket eden ağaçların hışırtısı ile rüzgarın sesi karışıyordu. Rüzgarda hafifçe esiyordu.

Önümüz açıktı. Karşımızdaki dağda bulunan tek tük evlerin birkaç ışığı yanıyordu. Çekirge sesleri baykuş sesine ağır basarken içim üperdi. İnşallah bizi bulmaz.

Gece olduğu için ekstra bir sessizlik ardı. İkimizden de ses çıkmıyordu. Sandalyelerimize oturmuş, küçük balkonumuzda sırtımızı duvara vermiş, manzarayı izliyorduk. Yanımızdaki ufak masada yiyecek içecek birkaç şey bulunuyordu.

İçimi tarifsiz bir huzur kapladı o an. Yorgundum ama bu yorgunluk çok hoş geliyordu. Asla moralimi bozan cinsten değildi.

"Senin sayende."

"Hm." Bakışlarım hemen ona döndü. "Ney benim sayemde?"

Yorgun gözlerle bana bakıyrodu. Gözlerinin içi gülüyordu sanki. Yüzünde hiç mimik yoktu ama sanki genişçe gülümsüyor gibiydi. "Senin sayende insanlar gerçek halimi görebildi."

Burnumdan güldüm. "Bence benim sayemde değil. Sen gülmeyi özlemişsin, ben bahanen olmuşum. Yoksa kimse biri hayatına girdi diye birden eski haline dönmez. Özlemişsin sen belli. Sadece kendine yediremiyordun o kadar. Kendini benimle kandırıyorsun."

"Yalan yok bir nevi öyle." dedi bir süre düşünüp. "Ama benim özlediğim Yağız bu değildi. Evet o da gülüyordu, ama gülme sebebi bambaşkaydı. Benim gülme sebebim sensin Asena. İçimden gelen gülme arzusunun sebebi sensin."

Bir süre sessizce durdu. Gözlerimden bir an olsun ayrılmıyordu. "Senin o bal gözlerin bile beni öylesine kendine çekiyor ki. O gözlerinden öpmek için dünyaları veririm. Bir çift göz yetti bana yaşamam için. Yaşama sebebim olmanı hakedecek ne yaptım bilmiyorum. Ama iyi ki yapmışım. Çünkü şuan hiç istemediğim kadar güzel bir rüyadayım."

Sesi sakin, dingindi. Hızlı konuşmak için hiç çaba sarf etmiyordu. Kelimelerini seçtiği söylenemezdi. Çok yavaş, ama bir o kadar da akıcı konuşuyordu.

Gece yatmadan önce overthink yaparken düşünmüştür belki de.

"Ne yaptın biliyor musun? Bu kadına yaşadığını hissettirdin." Onunki gibi yumuşak bir sesle konuşmuyordum. Aksine, sesim dümdüzdü.

Yutkundum. Önüme dönüp yeşillikleri izlerken devam ettim. "Bu evlilik benim için sandığın kadar sıradan bir şey değil. Veterinerlik için giriştiğim bir şey de değil. Kendim için yaptım."

Kelimelerimi seçerek konuşuyordum. İlk defa birine bu duygularımdan bahsediyordum. Bu zamana kadar Birce'ye bile anlatmaya cesaret edememiştim.

"Bu olaylar çıkmadan önceki zamanda dümdüz bir hayatım vardı. Her şey bir rutin haline gelmiş, sıradanlaşmıştı. Sabah kalk, hazırlan, işe git gel. Akşam yemek ye, salonda bizimkilerle otur günlük işleri konuş, yat uyu. Ertesi gün de aynı. Ha bi' Oğuz ve Birce'yle izin günlerimiz çakışırsa beraber dışarı çıkıp eğleniyorduk. O da çok nadir oluyordu.

Bu hayatımın monotonlaşmış olması yetmiyormuş gibi bir de gizli saklım hiçbir şeyim yoktu. Ne bir konuştuğum biri, gülüşerek mesajlaştığım biri, saklamaya çalıştığım bir sır, heyecanlanacağım bir şey... Hiçbir şey yoktu zihnimi oyalayabileceğim. Sadece iş, sadece reklamlar, sadece projeler. Resmen içim ölmüştü. "

Başımı çevirip ona baktım. Hâlâ beni izliyordu. Sanki tüm yüz hatlarımı zihnine kazımak istercesine bakıyordu bana. "Sonra sen geldin, ailene nişanlım dedin. İlk başlarda alışık olduğum hayatım için çok yadırgadım. Bitsin, olmasın istiyordum."

Önüme döndüm. Gözüm hafif seğiriyordu ve bu diyeceklerimi yüzüne söylemeye cesaretim yoktu.

"Senin evime gelip bana kafede teklif yaptığın gün. O gün zihnimde binlerce tilki gezdi. Sen bana tekliflerini sunuyor, kabul etmem için çalışıyordun. O an içimde bir his oluştu. Heyecan.

Tekliflerini reddederken vazgeçeceksin diye ödüm koptu. Paragöz bir insan değilim o yüzden kabul edemezdim hiçbirini. Ama içimde çok derin bir yerde teklif sunmaya devam etmeni istedim. Güzel, geçerli bir teklif sun ve kabul edeyim istedim. En son veterinerik deyince başka teklif sunmayacağını anladım ve kabul ettim.

Amacım bir veterinerliğimin olması değildi. O da bir isteğim tabii ama ben onu tek başıma da yapabilirim. Tahmin ettiğin kadar zor bir şey değil benim için. Benim asıl kabul etme amacım içimdeki o heyecan duygusunu yeniden uyandırabilmen."

İçeceğimden bir yudum aldım ve devam ettim. "Aileme, sevdiklerime yalan söylerken canımdan can gitti. Çünkü onlardan bu zamana kadar hiçbir şeyimi saklamazdım, şeffaftım onlara karşı. Durup durup defalarca kez 'Acaba yanlış mı yapıyorum?' diye düşündüm. Canımın yandığı kadar bir çocuk misali birilerinden bir şey saklamak da hoşuma gidiyordu. Benim için bir aksiyon, bir heyecandı."

Konuşmaya devam ettikçe anlatma hızım da arttığı için durup soluklandım. "Tch. Sahte evlilik, kaçımız yapar ki bunu? Bana ergenmişim de ailemden gizli saklı sevgili yapıyormuşum gibi hissettirdi. Bir yanım tutuşuyor ailem yakalarsa ne olacak diye. Bir yanım ise ilk kez sevgili yapmış olmanın heyecanına kapılmıştı. O yüzden vazgeçemedim ben senden. İçimdeki küçük Asena'yı yeniden uyandırdığın içn. O miniğe tatlı, güzel heyecanlar yaşattığın için."

Birden ona döndüm. Gözerim dolmuş, bulanık bir şekilde bakıyordum. Sokak lambasının ışığı parlıyor, gözümü alıyordu. "Bu yüzden sahte bir evliliğimiz olduğunu kendime hatırlatıp duruyorum. O çocukluğa tamamen kapılmamak için. Lisedeki o ilk sevgilimin sevgisini gerçek sandığım gibi inanmamak için. Kendime eski Asena olmadıüımı hatırlatmak için. Çünkü eğer kendimi kaptırırsam, eski halime dönersem bu zamana kadar yaşadıklarımdan çıkarttığım derslerin hepsi çöp olucaktı.

Yaşadığım ilişkilerden çıkarttığım ders, zorbalandığım zamanlarda çıkarttığım ders, yalnız kaldığım zamanlarda çıkarttığım ders, sevdiklerimden ihanete uğradığım zaman çıkarttığım ders... Her şey. Ve emin ol bunların hiçbiri kolay olmadı. Ben hepsinde paramparça oldum. O parçaları tek tek toplayıp birleştirdikten sonra yeniden kıramam. Kendime bu acımasızlığı yaşatamam. Tam olarak bu yzüden sana karşı olan mesafem."

İkimiz de sustuk.

"Ben senin gibi somurtkan biri değildim, hiçbir zaman olmadım da. Tek sorunum belli bir sınırın dışına çıkamıyordum. Hep aynı yerde dönüp dolaşıp duruyordum. Bu evlilik bana sınrılarımı aştığımı hissettirdi. Cesaretli olduğumu, bambaşka şeyler yapabileceğimi hissettirdi."

Bardağı masaya bırakıp ayaklandım. Yorgun bir gülümseme sundum. "Teşekkür ederim Yağız Demir. Bana bu özgürlüğü tanımama yardımcı olduğun için çok teşekkür ederim."

***

"Asena nerede yatıcaz biz şimdi?"

Bulaşıklarımızı yıkamış yatmak için hazırlanıyorduk. Yağız'ı yan odaya göndermiş, üzerime pijamalarımı giymiştim. Şimdi ise günün en sevdiğim kısmı, uyku saatiydi.

Kapıyı açıp karşısına geçtim. Koridorda kapımda durmuş, sesinin gelmediğini düşünerek bas bas bağırıyordu. "Bak bu gece de yerde yatarsam bende sırt falan kalmaz. Beni yere ittirme de neresi diyorsan de."

Elimle başımı kaşıdım. "Bu odada yatak var ama ikimiz için pek sağlam değil. Sen bugün çok yoruldun istersen sen geç yat, ben de salonda yere yatak kurarım."

Kotluk vardı ama onları tam güzel temizleyememiştik. O yüzden en iyisi yere yatmaktı.

Odanın kapısı kapanınca koridorda karanlıkta kaldık. Hemen elimi duvara atıp düğmeyi bulup ışığı yaktım. Ani parlayan ışkla gözlerimi hafif kıstım. Yağız düşünceli düşünceli etrafa bakıyordu. "Yok olmaz öyle. Yatak sağlam değilse zaten beni de taşımaz. İri yarı adamım dönerken yere çökse uykumdan uyansam şaşı uyanırım. Sen yat."

Başımı yukarı kaldırıp reddettim. "Yok yok taşıyamayacak kadar kötü değil. Sadece ikimizi taşımaz. Ben alışkınım severim yer yataklarını sen yat."

Hayret. Tüm gün belim belim diye gezinen Yağız yerde yatıcam diye tutturuyor şuan.

"Yok yok. Eğer sen yatmazsan ben de geleyim salona beraber yerde yatalım. Sen yatmıyorsan ben hiç yatmam."

Yağız'a dik dik baktım. "Sen benimle birlikte yatmak için fırsat mı kolluyon pislik herif?"

Göz devirip kendini saldı. "Hayır güzelim niye rahatsız olduğun bir şeyi yapayım? Sadece sen yerde yatarken ben yatakta yatmak istemem. Ya sen yat ya hiçbirimiz yatmasın."

Ellerimi havaya teslim olurmuşçasına kaldırdım. "Pekâlâ, sen kazandın. Gece gece yorgunlukla seninle inatlaşmayacağım. Ben salona sana yatak açayım." Yanından geçip salona girdim. Evdeki en son oda oydu. Misafirleri genellikle burada ağırlardık.

Oradaki döşekleri böcek var mı diye kontrol ederek serdim. Yağız'da bana yardım etmeyi ihmal etmedi tabii ki de.

En son yatağı hazırladığımda salonda ikimizde ayakta kalakalmıştık. Büyük ihtimalle onu burada tek bıraktığım için bozulmuştu. Onun sağı solu hiç belli olmaz. O yüzden kendimi hiç riske atamazdım.

"O zaman iyi geceler."

"İyi geceler." dedi çabucak. Şuan arkadaşları tarafından shiplendiği için tanıştırılmış o liseli çift gibi hissediyordum. Öyle bir mahçubiyet vardı aramızda.

Ne yapacağımı bilemediğim için odaya bakıyordum. Sanırım gitmem gerekiyor.

E bir zahmet Asena. Gece 3'e geliyor saat yatın zıbarın.

Parmakucuma çıkıp yanağından öptüm ve koşa koşa odama gittim.

Sanarsın yeni ilişkiye başlamış flörtler anasını satayım, evlisiniz siz.

***

Selaammm
Nasılsınızz
Benim pertim çıktı
Normalde bölüm bitmedi daha çok var ama sizi daha fazla bekletmek istemedim o yüzden part part yayınlamaya karar verdim
2 haftadır beklediğimiz bölüm bu mu diyebilirsiniz haklısınız da
Sürekli araya bir şeyler girdi tam yazamadım falan o yüzden geçe kaldı
Umarım beğenmişsinizdir
Tahmin ettiğimden daha uzun olmuş fark etmedim umarım sizi çok zorlamaz
Bölüm hakkındaki fikir ve düşüncelerinizi belirtirseniz çok mutlu olurum
Umarım beğenmişsinizdir
Diğer bölümde görüşmek üzere
Sizleri seviyorummmmm

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

527okunma 41beğeni 27yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.