HAYIRDIR PATRON kitap kapağı

19. bölüm / 33

HAYIRDIR PATRON

18.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Nisa K.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 18.Bölüm

Sonunda o gün geldi.

Nişan günü

Ay bu günleri de gördük ya, darısı düğün gününe inşallah.

Sabah kargalar daha bokunu yemeden annem beni kaldırdığı için yarım yamalak uykuyla kahvaltı yapıyordum. Emin olun ne yediğimin bile farkında değilim.

Babamın "Kızım senin ağzın orada mı düzgün ye şunu." demesiyle ayakta devam ettirdiğim uykumdan uyandım. "Ya üstüme gelmeyin ya. Gece zaten hastaneden geç geldim sabahın köründe kaldırdınız beni. Hem bugün benim nişan günüm dokanmayın bana."

Annem yarım ağız güldü. "İyi peki peki. Bugün sana dokunmayalım." dedikten sonra 1 saat önce koyduğu ancak bir yudum bile almadığım çayımı gördü. "Ya kızım ben bu çayı sana koyalı ne kadar oluyor bir yudum bile almamışsın. Buz etmişsin çayı ya." diye azarlayıp çayımı yenilemek için kalktı.

Annem bana bir yandan bir şeyler derken babam "Bu Oğuz nerede kaldı, kahvaltı bitecek çocuk hâlâ ortada yok." diye sordu.

Birce bardağını masaya bırakırken kaşlarını imalı bir şekilde yukarı kaldırdı "Dün tüm gün boyunca sevgilisiyle konuşmayınca gece boyu full konuşmuşlardır onlar. Geç yatıncada kalkamamıştır. Her zaman ki Oğuz işte."

"Ey Allah'ım Yarabbim. Şimdiki geçleri anlamak da ayrı zor. Bizim zamanımızda sevgiliymiş, fülotörtmüş neredeee. Bizi görüştürürlerdi, o akşam onaylarsak sözümüz oluyordu."

Annem "Alemsin Kemal. Hatırlasana annengil bize görücüye gelmeden önce geceleri bizim kapının oraya gelir benim camıma taş atardın. Bizim köpek havlayıp üstüne koşmaya başlayınca da topuklarını vura vura kaçardın." diyip ufak bir kahkaha attı.

Babam tam kendini savunma moduna geçecekken Oğuz esneyerek mutfağa girdi. "Günaydın ev halkı. Evinizin yakışıklı felaketi uyanmış bulunmakta."

Birce kaşlarını çatarak baktı. "Ağzını kapat ağzını. Kemal amcanın dayağı girecek."

Sandalyeye otururken "Kemal amcam bile benim yakışıklılığıma kıyamaz." dedi rahat rahat.

Babam bize 'Buna ne olmuş?' der gibi baktı. "Oğuz n'oldu evladım gece gece kafana bir şey mi düştü?" diye sordu annem.

Saçlarını düzeltip konuştu. "Yoo Zeynep teyzecim. Sadece gece aynaya bakarken ne kadar yakışıklığı olduğumu hatırladım. E tabii, sevgilimin de hakkını yiyemem. Bu farkındalığı tekrar kazanmamda onun da katkısı var."

Hepimiz Oğuz'a göz devirip kahvaltımızı yapmaya devam ettik. Nihayet kahvaltımız bittikten sonra annem ikramlıkları hazırlarken biz de evi temizliyorduk. Oğuz'un elinden telefonu alıp bez vermek çok zor olsa da sonunda onu da başarmıştık.

"Anne perdeleri yeni yıkamadık mı zaten niye tekrar yıkıyoruz? Hepsi tertemiz." Diye anneme seslendim.

"Hayatım temiz olduğunun ben de farkındayım. Ama en son geldiklerinde Emine demediğini bırakmadı. Bu sefer onun ağzına sakız olamam."

Birce camları sildiği bezi yıkarken bize katıldı. "Valla bu konuda Zeynep teyzeye katılıyorum. Kadın sürekli bir şeylere laf atıp duruyor. Bugün onun ağzına laf vermicez."

Ne kadar yorucu bir gün olucak olsa da bu konuda gayet haklılar. Emine cadısına gitgide daha da sinir olarak perdeleri yıkamaya attım.

Merak etme evlenince onun evini bilerek kirletir, alırsın öcünü.

Annem bizi, biz Oğuz'u azarlarken temizlik sonunda bitmişti. Nişan saati yaklaştığı için Oğuz anneme mutfakta yardım ederken Birce'de benim hazırlanmama yardım ediyordu.

Saçlarımı su dalgası yapıp yarısından topladıktan sonra incili toka ile tutturdum.

Elbisem ile uyumlu dursun diye açık mavi tonların kullandığım bir makyaj yaptım. Sıra ise elbiseme gelmişti.

Elbisem buz mavisi ve gümüş renginin karışımı rengindeydi. Omuzları açıkta bırakan düşük kol ile ince tüllerle çevrili M yaka kesimine sahipti. Bedene oturan korseli üst ve korsenin üzerini saran dantele benzer yaprak ve dal formundaki gümüş süslemeler, ışıltılı boncuklar ile eteklere doğru hafifleyerek dağılıyordu. Etek ise belden aşağıya doğru genişleyerek inen çok katmanlı tül bir etekti.

Gümüş kolye ve küpelerimi de taktıktan sonra tamamen hazırdım.

Ben tamamen hazır olana kadar nişan organizasyonu için gelenler çoktan her şeyi hazırlayıp gitmişlerdi.

Birce "Ya kızım sen çok güzel oldun ama ya. Bu güzellik bu nişan için çok fazla." derken Oğuz kapıyı tıklatarak odaya girmişti.

Beni görünce tabiri caizse gözleri ışıldamıştı. "Oha bu güzellik ne? Yağız'ın seni haketmesi için Brad Pitt falan olması lazım. O bile az hatta."

Onların bu tepkisi yüzümde buruk bir gülümsemeye sebep oldu.

Ben gerçekten evleniyorum ya.

Günaydın.

Ya iç ses öyle değil. Bu zamana kadar her şey gerçekten bir oyunmuş gibi geliyordu. Ama bugün her şey hazırlandı, gelicekler ve isteme olucak. Sonrasında bunun gerçekten kınası ve düğünü olucak. Ve ben tüm bunları sevmediğim, dünyanın en huysuz insanlarından biri olan patronum ile yapıcam.

Ama yakışıklı.

Ya iç ses. Mesele yakışıklı olup olmaması değil ki. Benim onu sevmiyor olmam.

Ben kendi içimde konuşurken odada ki sessizliği Birce bozdu. "Güzelim iyi misin? Yüzün düştü bir anda. Yüzün bi' beyazladı. İyi misin canını sıkan bir durum mu var?"

Hemen yüzüme bir gülümseme koydum. "Yok canım ne olacak. Sabahtan beri koşuşturma var ya. Yoruldum herhalde ondandır."

Ben yatakta otururken Oğuz yanıma oturup sol elimi ellerinin arasına aldı. "Bak Asena. Sen bize haftalar öncesinde bunun bir oyun olduğunu, Yağız'ın seni böyle bir şeye sürüklediğini söyledin. Sonra seviyoruz birbirimizi o yüzden evleniyoruz oyun yok dedin. Ama bak bu gerçekten ciddi bir mesele. Birinin hayatını kurtarmak senin görevin değil. Birinin hayatını kurtarayım derken kendi hayatını hiçe saymamalısın.

Eğer bu iş zorla ilerliyorsa, ortada bir aşk yoksa, Yağız'ın bencilliği yüzünden devam ediyorsa bize söyle, çekinme. Biz hallederiz. Gerekirse Yağız aldattı der iptal ederiz. Olmadı alırız seni kaçırırız, sorarlarsa da özgürlüğü o kadar ucuz değil deriz kapatırız mevzuyu. Burada önemli olan senin ne istediğin."

Diğer yanıma da Birce oturdu bu sefer. "Oğuz haklı. Bak, evlilik sandığınız kadar basit bir şey değil. Bugün evlendik, yarın anlaşamadık boşanıcaz değil. Siz birlikte bir ömür geçireceksiniz. Hayatlarınız birleşecek, belki çocuklarınız olucak, hayatını onlara adıcaksın. Bu ömürlük bir süreç. Sen daha 23 yaşındasın. Yolun çok başındasın Asena. Lütfen düşün taşın bunlara hazır mıyım acaba diye. Bu kadar büyük bir sorumluluğu kaldırabilecek miyim, tüm bunlara katlanabilecek miyim, o Emine cadısına laf yetiştirebilecek miyim diye düşün. Eğer istemiyorsan en başındayken söyle ve kurtul. Çünkü bu günden itibaren her geçen gün vazgeçmek çok daha zor olucak."

Sizlere yalan söylemeyi hiç istemiyorum ama buna mecburum.

Ellerini daha sıkı tutup gülümsedim. "Size o kadar teşekkür ederim ki ne desem boş. Bu desteğiniz için size minnettarım ama bilin ki ortada zorla ilerleyen bir şey yok. Biz birbirimizi gerçekten çok seviyoruz. Birbirimize karşı duyduğumuz güven,"

Bir gram güvenmiyorum her an aldatabilir veya yarı yolda bırakabilir.

"Ömrümüzün sonuna kadar yetecek olan sevgi,"

Yakışıklı olsa da günahım kadar sevmiyorum.

"Her şeyin üstünden birlikte gelebileceğimize olan inancım,"

Birlikte adam akıllı ekmek bile alamayız.

"Tüm bunların hepsi benim için o kadar kıymetli ki. Yani ortada bizi ayıracak, bu işten vazgeçmeme sebep olucak hiçbir neden yok. Evet atışıyoruz, bazen kavgalarımız da oluyor. Ama yine de dönüp birbirimize sarılıyoruz. Biz gerçekten birbirimizi çok seviyoruz. Sevmekten öte, delicesine bir aşk bu."

Oğuz başını hafifçe eğdi. "Eminsin değil mi? Onu gerçekten seviyor musun?"

Gözlerimi onaylar şekilde kırptım. "Evet, ona gerçekten deliler gibi aşığım Oğuz."

Cevabımı duyduktan sonra gülümseyip kalktı. Az öncekinin aksine daha yüksek sesle konuştu bu sefer. "Vayy beee. Asena bile evleniyorsa ben artık hiçbir şeye imkansız demem. Vay be dünyaaa, olmaz dediğimiz ne varsa getirip önümüze koydun ya, vallahi helal olsun."

Biz Oğuz'a gülerken annem içerden misafirlerin birazdan geleceğini söyleyip bizi çağırdı.

"Hadi hadi. Siz de geç olmadan hazırlanın. Ben anneme bakmaya gidiyorum."

Birce "Ayakkabılarını giymeyi unutma diyerek Oğuz'un ardından odadan çıktı.

***

Kapının çalmasıyla hemen kapıyı açıp onların yukarı çıkmasını bekledim.

Kazamız mübarek olsun .

Annemler arkamda beklerken kapıyı açtığımda gördüğüm ilk yüzün suratsız Emine cadısının yüzü olacağını beklemiyordum.

Memnuniyetsiz bir biçimde "Merhaba" deyip direkt salona geçti.

Annemin yüzünü görmesem bile Emine'ye ne kadar gıcık olduğu söylenmelerinden anlaşılıyordu.

Ben de bir şeyler dicem de olmıcak şimdi.

Emine'nin suratsız yüzünden sonra her zamanki gibi Arif babamın güler yüzüyle karşılaştım. "Hoşgeldiniz." deyip ona sarılırken o da babacan bir tavırla "Hoşbulduk güzel kızım." deyip sıkı sıkı sarıldı.

Ablası ile eniştesini de karşıladıktan sonra nihayet Yağız elinde kocaman çok şık bir çiçek buketiyle kapıdan girdi. Buketi elinden aldıktan sonra tam onunla konuşacakken Emine'yi aratmayan Derin cırtlak sesiyle "Yengeeee " diye bağırarak bacağıma sarıldı. Kaşla göz arasında cimcikledi beni cadı.

"Ay canımm." diye saçlarını okşarken hafifçe saçını çektim.

Bana o şeytani bakışını atıp zıplayarak salona koştu. İnşallah bu akşam nişan süslemelerine zarar vermez. Adamlar toplamaya geldiğinde bir de onun mahcubiyetini yaşamak istemiyorum.

Yağız "Çok güzel olmuşsun." dedikten sonra Emine'nin "Oğlum napıyorsunuz bir saattir orada? Düğünü de mi orada yapacaksınız gelin şuraya." diye evi inletmesiyle hemen kapıyı kapatıp içeri geçtik.

Odadaki sessizliği babam bozdu. "Eee Arif Bey. Görüşmeyeli n'aptınız nasılsınız? İşler nasıl yolundadır inşallah."

Arif babam yine her zamanki gülümsemesiyle konuştu. "Nasıl olsun Kemal Bey. İş güç her zamanki gibi iyi çok şükür."

Babamgil kendi aralarında konuşurken Emine'nin imalı imalı, sessiz konuşur gibi yapıp bize duyuracak kadar bağırıp "Şuna bak, nişan günü diye temizlenmedik yer bırakmamışlar. Normalde yapıyorlar mı ki acaba bugün böyle pürü pak yapmışlar." diyerek kızına söylenmesini dinledik.

Birce kulağıma eğildi hemen. "Ay pes artık. Kadın söylenmesin diye bi' parkeleri değiştirmediğimiz kaldı, kadın bu sefer temiz diye söyleniyor."

Berfin abla ise Birce'yle aynı fikirde olacak ki annesini uyardı. "E yuh ama artık anne. Tertemiz yapmışlar işte buna da söylenmeyiver ya. Nereden eleştireceğini şaşırdın artık sen de yani."

Babamın "Hadi kızım kahveleri hazırla" demesiyle Birce ile kalkıp mutfağa gittik. Giderken duyduğum şey ise Emine'nin "Kahveyi de beceremez bu arkadaşına yaptırır kesin." oldu.

Mutfağa girdiğimizde Birce direkt kapıyı kapattı. "Ay bu kadını yolucam şimdi. Bir kere de söylenme ya bir kere. Ölür müsün yani söylenmesen. İki tel saçı kalmış onları da ben yolucam o olucak artık."

"Ben artık şaşırmamaya başladım ya. Hiçbir şeyden memnun olmayan, suratsız bir cadı olduğunu kabullendim artık." dedim cezveyi çıkartırken.

"Yok kızım ben kabullenemiyorum. Hayır anlamadığım bir diğer şeyse Arif amca bu kadına nasıl bakmış? Hayır görücü usülü zorla evlendiler desem birbirlerini seviyorlar da."

"Valla bu konu da ben de sana katılıyorum. Kadın bize şeytandan beterken adama ne kadar yumuşak olabilir ki? Onu da geçtim, Arif babam bu tavırlarını görüp bilmesine rağmen hiç mi bir şey demiyor?"

Birce tepsiye bardakları dizmeye başladı. "Ay dese ne olucak sanki? Bu kadın büyü müyü yapar yine bağlar kendine. "

"Ay yoksa," tezgaha yaslandım. "Bu kadın büyü yapmış olmasın bu adama. Normal değil çünkü."

"Yapar mı yapar. Ben o ışığı gördüm."

Kahveleri hazırladıktan sonra sıra Yağız'ın kahvesine geldi. "Şimdi sayıyorum" diye başladı Birce. "Tuz zaten, karabiber, pul biber, isot, kimyon, yenibahar, zerdeçal, zencefil, sumak, nane, tarçın, köri, çörek otu, susam, limo-"

"Birce saçmalama istersen. Kahve mi yapıyorsun Emine'nin bağlanma büyüsü mü belli değil. Bu baharatlarla aktar bile açarsın bu gidişle"

Kaşlarını çattı. "E nişan kahvesi dediğin böyle olur."

"Hayır," dedim tuzu elime alırken. "Yalnızca tuz katılır."

Ben tuz katarken elinde karabiber ve pul biberle geldi. "Çok azıcık" dedi. Ben biraz tuz atıp onun da elindekilerden azıcık serpiştirmesini beklerken Birce kabı biraz fazla kaldırdığı için artık kahve kahve değil, kahve aromalı karabiber oldu.

Ağzım açık kaldı. "Birce nap'caz?"

O da bunu beklemediği için panik oldu. "Valla inanır mısın bu sefer çare bende de yok."

"Yeniden yapsak mı?" derken Emine susar mı hiç. "Kahveler nerede kaldı? Ağaç olduk bur'da"

Bakıştık. "Yapacak bir şey yok. Bunu götüreceksin artık" dedi Birce.

Ben tepsiyi götürürken Birce fısıldadı. "İnşallah Zeynep teyzenin bugün 10 kere sildiği halıya püskürtmez."

Salona girdiğimde Derin benim sandalyeme oturmuş, Yağız'a sarılıyordu. Onu görmezden gelip önce büyüklerin kahvesini dağıttıktan sonra sıra zehirin yanında iyi kaldığı kahveye geldi.

Herkes kahvelerini içerken Yağız eğilip "Tuzu çok katmadın değil mi?" dedi.

Ona bakmadan konuştum."İçip gör derim."

Yağız'ın gözünde ufak da olsa bir panik görünce gülmeden edemedim. Yağız korka korka fincanı eline alıp kahveyi yudumlamasıyla o kahvenin gözümün önünden geçmesi bir oldu.

Yağız'da şok olmuş bir şekilde bakışlarını benimle yere dökülmüş olan kahve arasında çevirip durdu.

Herkes şok içinde Yağız ve kahveye bakarken Emine bir an da kalkıp cırlamaya başladı. "Ya sen nasıl benim oğlumu böyle bir durumun içine sokarsın? "

"Ya hayır, benim böyle bir amacım yoktu, bir anda elimizden kaçtı."

Tam bana atılacakken Yağız önüne geçti. "Anne. Kız elimden kaçtı, isteyerek yapmadım diyor ya. Ne diye uzatıyorsun? "

"Oğlum seni ne hale düşürdüğünün farkında değil misin? Rezil etti seni."

"Ya anne tamam olabilir. Olur böyle şeyler. " Babamgile döndü. "Sizden de özür dilerim. Böyle bir şeye şahit olmanızı istemezdim."

Odada sessizlik hakimken Berfin ablanın kıkırdaması ile herkes gülmeye başladı. O gülmeler kahkahaya dönüşürken Emine somurtarak koltuğa geri oturdu.

***

"Efendim sebebi ziyaretimiz belli. Allah'ın emri, Peygamberin kavliyle kızımız Asena'yı oğlumuz Yağız'a istiyoruz."

Babam gülümseyerek konuştu. "Onu kızımıza sormak lazım." dedikten sonra bana döndü. "Söyle bakalım kızım. Senin bu işte gerçekten gönlün var mı?"

Ay hayır desen de olay çıksa ya.

"Hayır,yok."

NE! ŞAKA YAPMIŞTIM KIZ BEN.

Herkes az öncekinden kat be kat daha fazla şok olmuş bir şekilde bakarken -Özellikle Yağız- ben bir anda kahkaha attım. "Ya kurban olayım. Gönlüm olmasa şuan burada olur muyduk? Tabii ki de var."

Yağız rahatlayıp nefes verirken babam güldü. Arif babama döndü. "Efendim kızımı duydunuz. Ama bu işte ben kızımı size veremem."

Bu sefer şok içinde bakanlara ben de dahildim. "Ben kızımı size vermem, ancak emanet ederim. "

Yağız sessizce konuştu. "Bu akşam da herkesin şaka yapacağı tuttu." Yağız'ı ilk defa bu kadar stres olmuşken görmüştüm.

Arif babacım başını hafifçe eğip gülümsedi. "Tabii ki. Ona gözümüz gibi bakacağımıza emin olabilirsiniz."

Babam ellerini iki yana açtı. "O zaman hayırlı olsun diyelim."

Babamla birlikte herkes ayağı kalktı. Babam yanımıza gelip yüzüklerimizi taktı. Tam ipi alıp kesecekken Oğuz bağırdı. "AAAAAA, MAKAS KESMİYOOOO"

Ben de diyorum Oğuz bu akşam bir rezillik yapmadı.

Herkes Oğuz'a hayretle bakarken Oğuz'un az önce gülümseyerek baktığı heyecanlı yüzü düştü. Üstünü düzeltti. "Tamam ya, şakaydı."

Yağız yine bana eğildi. "Sizin aileniz de komedyen olmak için doğmuş mübarek"

Babam ipi kestikten sonra sırayla sarılmaya başladık. Oyunumuz bugünden itibaren ciddiyete binmiş bulunmakta.

Sıra takı merasimine gelmişti.

İlk başta Emine cadısı elinde kocaman bir elmas kolye kutusu getirdi.

Cadı madı ama iyi almış hee

Arif babam ise bana bir set almıştı. Ablası bilezik takarken abisi ise altın takmıştı.

Babam ile annem bilezik takarken Oğuz ve Birce birlikte aldıkları altını taktılar.

Ben tam bitti derken Yağız bir kutu getirdi. Kutuyu açtığında ise çektiğim reklamdaki kolyeyi gördüm. "Yağız bu,"

"Sana çok yakışmıştı, çok güzel olmuştu. Ben de sana bunu almadan edemedim"

Böyle bir şeyi düşünmesi ne yalan söyleyim şok etmedi değil.

Romantik erkek işte yaa

Takı merasimi bittikten sonra Birce tüm herkesin duyması için yüksek sesle konuştu. "O zaman bir diğer müjde de benden."

Ay yine ne geliyor?

Herkes onun konuşmasını beklerken Birce yüzünde kocaman bir gülümsemeyle tekrar konuştu. "HAMİLEYİM"

NE

NE

Annem başını tuttu. "Ay bana bir şeyler oluyor."

Herkes Birce'den açıklama beklerken Oğuz gelip kolunu Birce'nin omzuna attı.

Emine tam "Çocuk Oğuz'dan mı?" diyecekken ikisi aynı anda başladı. "HELVA YAPSANAA, HELVA YAPSANAA" Bir yandan zıplayıp bir yandan bağıra bağıra şarkı söylerken annem bayılmak üzere olduğu için hemen anneme kolonya getirdim.

"Ya herkes şaka yapınca ben de eksik kalmayım dedim niye böyle oldu ki?" dedi Birce sanki normal bir şaka yapmış gibi. "Kızım sen manyak mısın?" diye döndüm ona. "Şaka böyle mi olur?" derken bir yandan annemin yüzüne kolonya sürüyordum.

Olaysız bir günümüz geçse şaşarım yemin ederim.

***

Nihayet şakalarla dolu bir akşamı da atlatmıştık. Yağızgil inerken ben de onları uğurlamak için aşağıya indim. Onlar arabalara binip giderken Yağız ile ben başbaşa kalmıştık.

"Ne komik, şakacı bir ailen var ama." diye sohbeti başlattı.

"Hııı ne demezsin. Hepsinin de şaka yapacağı tuttu. Ben de anlamadım."

Bir süre sessiz kaldıktan sonra bu akşam yaşananları düşündüm ve gülmeye başladım. "Ya ne saçma sapan bir nişandı ya. Birce kahvene yanlışlıkla karabiber bocalar, sen halıya kahve püskürtürsün, ben kabul etmiyordum, babam beni neredeyse vermez, Birce hamileyim der."

Benim gülmem büyük bir kahkaha olunca Yağız'da benimle birlikte kahkaha atmaya başladı. "Kahveme o kadar biberi koyan Birce miydi gerçekten?"

Ben gülerken başımı salladım. Gülerken yere düşmemek için Yağız tutunuyordum. O ise yarım yamalak bir şaşkınlıkla beni tutuyordu. "Baldızla işimiz var desene."

Kendime geldikten sonra gözyaşlarımı sildim. "Valla yanlışlıkla oldu. Normalde ben kattırmıyordum. O da dediki azıcık koyucam. O böyle baharatlığı eğip koyarken kapağı çıkınca birden bocalandı. Yeni kahve yapalım derken de annen bağırdı napsaydım, mecbur getirdim kahveyi."

"Annem yüzünden içtim yani ben kahveyi."

Gözlerimi hafif kıstım. "Bir nevi öyle."

Yüzümüzde buruk bir gülümseme ile dururken aklıma gelen ile durdum. "Şimdi biz gerçekten nişanlı mıyız?"

Parmağında ki yüzüğe baktı. "Sanırım öyle."

Aramızda süren sessizliğe alışmışken Yağız birden bana sarıldı. Beklenmedik sarılmanın etkisiyle ellerim havada kaldı. "Sarılmak zorunda değilsin. Sadece sana teşekkür ederim. Benim için tüm bunlara katlandığın için, böyle bir yola benimle girdiğin için teşekkür ederim Asena."

Ellerim hala havadaydı. Diyeceğim pek bir şey yok ki.

O benden ayrıldıktan sonra üstünü düzeltti. "Neyse, o zaman sana iyi geceler. Yarın ofiste görüşürüz." dedi ve arabasına bindi. Ona el salladıktan sonra o da başını eğdi. O arabasını sürüp giderken ben bir süre orada kaldım.

Yukarı çıktığımda organizasyoncular getirdiklerini toplamaya gelmişlerdi.

Onlar gittikten sonra duş alıp yattım.

***

Kısa bir bölüm olsun dedim 2696 kelime olmuş.
Nasıldıııııı
Beğendiniz mi nişan akşamını
Bizimkilere de bence böyle bir akşam yakışırdı
Bölüm hakkında düşünce ve yorumlarınız benim için çook önemlii
Birdaha ki bölümde görüşmek üzeree.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

874okunma 57beğeni 8yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.