30. bölüm / 33
HAYIRDIR PATRON29.Bölüm
Bölümler 33Şu an: 29.Bölüm
- 1 Giriş573 kelime
- 2 1.Bölüm953 kelime
- 3 2.Bölüm1.235 kelime
- 4 3.Bölüm1.741 kelime
- 5 4.Bölüm2.188 kelime
- 6 5.Bölüm2.533 kelime
- 7 6.Bölüm1.865 kelime
- 8 7.Bölüm1.873 kelime
- 9 8.Bölüm1.229 kelime
- 10 9.Bölüm1.629 kelime
- 11 10.Bölüm1.974 kelime
- 12 11. Bölüm1.020 kelime
- 13 12.Bölüm1.059 kelime
- 14 13.Bölüm1.251 kelime
- 15 14.Bölüm4.297 kelime
- 16 15.Bölüm3.145 kelime
- 17 16.Bölüm3.566 kelime
- 18 17.Bölüm2.332 kelime
- 19 18.Bölüm2.730 kelime
- 20 19.Bölüm3.336 kelime
- 21 20.Bölüm5.179 kelime
- 22 21.Bölüm3.847 kelime
- 23 22.Bölüm5.182 kelime
- 24 23. Bölüm3.680 kelime
- 25 24. Bölüm2.092 kelime
- 26 25.Bölüm4.498 kelime
- 27 26.Bölüm6.752 kelime
- 28 27.Bölüm4.776 kelime
- 29 28.Bölüm5.774 kelime
- 30 29.Bölüm14.439 kelime · Okuduğun bölüm
- 31 30. Bölüm Part-113.610 kelime
- 32 30. Bölüm Part-216.456 kelime
- 33 30. Bölüm Part-312.832 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Kuaföre gidecekler için aracımız kalkmak üzere! Gidecek olanlar için son dakikalar."
Oğuz'un sabahtan beri muavin gibi davanmasına göz devirdim. Rolünü fazlasıyla ciddiye alıyordu ve Oğuz'un bir şeyi ciddiye aldığı zaman fazla abartıyordu.
"Of Oğuz abartma. İyi ki bizi sen götür dedim, pişman ettirme."
Sıkılmış gibi ofladı. "Ay tamam. İyi ki bi' evleniyorsun ya, bu ciddiyet ne?"
Aynaya bakıp taramaya bile tenezzül etmediği saçlarını düzeltti. Beyefendi kız tarafı olarak saçını kuaförde yaptıracakmış. Kuaförde yapacağı rezilliklerden korkmuyor değilim.
Annem çantasını alıp yanımıza geldi. "Ay yetiştim yetiştim! Hadi gidelim."
Oğuz saatine bakıp ofladı. "Gidelim gidelim de, Birce biraz daha gelmezse geç kalıcaz."
Tam o sırada açılan kapı sesi ile arkamı döndüm. Hepimiz Birce'ye dönmüş yavaş yavaş gelişini izliyorduk.
"Şükür gelebildin. Bayan fişek de geldiğine göre gidelim artık hadi." Oğuz kendi kendine söylenip kapıya döndü. Tam açacağı sırada Birce'ye baktı.
Yüzü kireç gibiydi. Dün geceye kadar çok iyiyken şuanda nedense hiç normal gözükmüyordu. "Birce iyi misin?" Kaşlarım çatılmıştı. Önemli bir şey olduğu kesindi. "Bir sorun mu var?"
Sorduğum sorular karşısında başını sallamakla yetindi. "İyiyim. Hadi gidelim."
Sesini her ne kadar neşeli tutmaya çalışsa da pek başardığı söylenemezdi. "Sonra konuşacağız bunu."
Evden çıkıp Oğuz'un hem muavini, hem de şoförü olduğu arabaya bindik. Oğuz'un bağıra bağıra şarkı söylemesine gülüp dışarıyı izlemeye başladıım. Bugün nedense keyfi pek yerindeydi. Geçen gün gelin olacağım, yanlarından gideceğim için zırıl zırıl ağlamamış gibi bir neşe vardı.
"Oğuz sanırım ben evden gidiyorum diye çok mutlusun. Yüzünde güller açıyor maşallah." diye yalandan bir triple konuştum.
Tek eliyle yakasını gevşetirken kıkırdadı. "Aslı'yı eve daha rahat çağırabileceğim için bu sevinç. Yoksa içim kan ağlıyor."
"Aaaaaaaaa!" yalandan bağırırken annem arkadan omzuna vurdu. "Ayıp oğlum. Yapılır mı öyle şey?"
Omuz silkti. Kaşlarını çoktan çatmıştı. "Ne ya? Ben evimde sevgilimle vakit geçiremeyecek miyim?"
"Ben varken unut sen o hayalleri." diye araya girdi Birce. Oğuz'da alayla göz kıstı. Aynadan ona bakıp konuştu. "Çalışmaktan eve giremiyorsun hayatım, ruhun duymaz emin ol." Sonra daha kısık bir sesle konuştu. "Şimdiye kadar duymadığı gibi."
Elimi havada savurdum. Bu sohbet git gide mide bulandırıcı oluyordu. "Şu konuyu kapatabilir miyiz? Bugün mide fesatı geçirmek istemiyorum."
"Üff. Çok sıkıcısınız çooook." diye yakındı Oğuz.
Yarım ağız ona gülerken bakışlarımı ondan ayırdım. Belli etmesem de içimde tarif edemediğim bir heyecan vardı. Çok fazlaydı. Haddinden fazla.
Eee evleniyon tabii, kolay mı?
Ama sahte evlilik ya, saçma geliyor o yüzden bu heyecan. Sanki gerçekten evleniyormuşum gibi.
Hadi lan or'dan! Sizin evlilik gerçeğe dönüşmezse ben de bir şey bilmiyorum.
Saçmalama iç ses. Ne gerçeği Allah aşkına?
İkinizin de birbirinizi sevdiği aşikar. Yağız kendini sana affetirebilirse sen koşa koşa gidersin yalan mı?
Abartma koşa koşa gitmem. Yürürüm en fazla.
Sonuç olarak istiyorsun.
Yani. İnsan ister istemez sevdiğini kendi içinde affetmek değil de, onun çabasına karşılık affetmek istiyor. O yüzden çabalasa affetmek isterim. İçten içe ne kadar istemesem de.
Çok karışık konuşuyorsun Asena, ben bile anlayamıyorum artık seni.
Ben de anlamıyorum boşver.
Kuaföre geldiğimizde Oğuz arabayı kilitlediği gibi kuaföre girdi. Girince ellerini iki yana açıp kocaman gülümsemesiyle tabiri caizse bağırarak konuştu. "SELAM KIZLAR! YAKIŞIKLI AFETİNİZ ŞUANDAN İTİBAREN BURAYA GİRMİŞ BULUNMAKTA."
Elimi alnıma vurup başımı öne eğdim. Daha dak'ka bir gol bir.
Makyöz kadınlardan biri şokla Oğuz'a baktı. Şaşkınlıkla birlikte hayranlık vardı yüzünde. Oğuz'u süzdükçe hayranlığı daha da artmıştı. Makyaj yaptığı için eğilmişti fakat yavaşça dikleşti. Keyifle gülerken şakıdı. "Hoşgeldiniz doğal afet- pardon. Felaket."
Parmağına saçlarını dolarken sakızını çiğnemeyi eksik etmiyordu. Oğuz'a alıcı gözle bakması ne kadar sinir etse de benim problemim değil. Aslı düşünsün.
Makyajımı yapacak olan kadın yanıma geldi. "Buyurun Asena Hanım. Biz de sizi bekliyorduk. Hazırsanız başlayalım."
Başımı ufak bir şekilde sallayıp kadının peşinden gittim. Tarif ettiği koltuğa oturup beklemeye başladım.
Güya beni bekliyorlar. Gelen giden yok.
Bakışlarım Oğuz'a kaydı. Onu süzen kadına makyaj yaptırıyordu.
Yüzümü buruşturdum. "Makyaj yaptırmak ne demek ya?" Söylenmem ile Birce bana eğildi. "Efendim? Bir şey mi dedin güzelim anlamadım?"
Oğuz'u bakışlarımla işaret ettim. "Şuna bak. Makyaj yaptırıyor kendine. Bir de şu kadına."
Hafifçe güldü. "Ay yok be. Onun derdi Yağız'a masraf çıkartmak. Kadını da o seçmedi. Kız kendi müşterisini bırakıp ona gitti. Baksana gözlerinden anlaşılıyor."
Kadın Oğuz'a yiyecekmiş gibi bakarken Oğuz onu görmezden geliyor, aynadan kendisine göz kırpıyordu.
"Yalnız Asena baksana bana makyaj yakıştı gibi he, ne dersin?"
Benden sona Birce'ye döndü. "Bu makyajın üstüne gelin topuzu iyi gider değil mi? Hazır saçlarım da uzamışken iyi olur gibi."
Birce alayla başını salladı. "Kesinlikle. Hem sarışınsın ya, sana çok iyi gider."
Oğuz aldığı cevaptan memnun olmuştu. Öndeki saçlarını geriye attı. Adını ne ara öğrendiğini bilmediğim kadına dibinde olmasına rağmen seslendi. "Şule Hanım! Bir gelin topuzu lütfen."
Kadın makyöz olmasına rağmen hemen saçlarını yapmaya girişti. Umarım Oğuz kel kalmaz.
Neyse. Benimkiler gelene kadar telefona bakayım bari.
Gündeme girdiğimde kaydırdığım her haber Yağız'la benim düğünümdü. Bizden başka bir tane haber yoktu.
Ne kadar boş insanlarsınız ya. Reklam şirketi patronu altı üstü, bu kadar habere ne gerek var?
Haberlerde yazan yazıları bıkkınlıkla okurken yukarıdan gelen mesaja gözüm kaydı. Bilinmeyen numaraydı.
"Allah Allah." Yerimde dikleşip mesaja tıkladım. Kaşlarım çatılmıştı ister istemez. Kim yazardı ki bana böyle bir günde?
Bilinmeyen Numara: Asena selam
Bilinmeyen Numara: Tuna ben
Bilinmeyen Numara: Liseden
Gördüğüm isim ile çatık olan kaşlarım şaşkınlıkla kalktı. "Ne?"
Birce bana döndü. "Efendim?"
Ben telefona bakakalırken Birce eğilip telefona baktı. Bakışları telefonla benim aramda giderken benim elim titremeye başlamıştı.
Tuna. Benim en büyük aşkım.
Uğruna hayatımı mahvettiğim, neredeyse yaşamaya ara verdiğim, hayatımın en kötü dönemlerinden birini yaşatan Tuna.
"Asena bu o Tuna mı?" diye yavaşça sordu.
Kulağım duymuyor, gözüm görmüyordu. Sanki o zamana tekrar gitmiş gibiydim.
Tuna benim bu zamana kadar en derin duyguları beslediğim kişiydi. Ne ondan öncesini, ne de ondan sonrasını onun kadar sevebilmiştim. Hiç kimseye karşı birdaha öyle hissetmedim. Öylesine derin, öylesine fazla kimseyi sevemedim. Bana mükemmel bir ilişki yaşatmıştı. Sonrasında arkasında bir enkaz bırakıp gitmişti. Şimdi de o terk ettiği yıkıma hiçbir şey yapmamış gibi geri gelmişti.
Titreyen ellerimle zar zor cevap verdim.
Siz: Selam Tuna
Siz: Görüşmeyeli çok oldu
Siz: Nasılsın
Etkisinden hâlâ çıkamadığımı belli edemezdim. Ona bu özgüveni veremezdim.
'Yazıyor' yazısını görünce kalbim hızlandı. Elimle kendimi yellemeye başladım. Oğuz'da her şeyden bihaber kuaförde dolaşıyordu. "Takma kirpiklerim nerede benim?"
Bilinmeyen Numara: İyiyim
Bilinmeyen Numara: Asıl sen nasılsın
Bilinmeyen Numara: Gördüğüme göre bugün evleniyorsun
Ya evet evleniyoruz da sen numaramızı nereden buldun ya?
Siz: İyiyim ben de
Siz: Düğünüm varken kötü olamam zaten
Bilinmeyen Numara: Ne yalan söyleyim haberi ilk gördüğümde inanamadım
Bilinmeyen Numara: Tekrar tekrar baktım sen olduğunu anlamak için
Bilinmeyen Numara: Çok değişmişsin
Siz: Senden sonra aynı kalmak mümkün değildi zaten
Birce yazdıklarıma inanamaz bir şekilde bana baktı. Oğuz ise yine bağırıp duruyordu. "Kız bu gelin topuzu değil vites topuzu resmen. Ben daha güzel yaparım. Beceremiyorsanız yapmayın. Nerede far paleti, kendi makyajımı kendim yapıcam."
Göz ucuyla ona baktığımda gözünde yamuk takılmış takma bir kirpik, kafasında kocaman, ama ince bir topuz, simli far ve kırmızı bir ruj sürdüğünü gördüm.
Hemen önüme döndüm. Bu görüntüleri görmesem daha iyi olacak sanırım.
Bilinmeyen Numara: Benim de senden sonra evlenmem mümkün değildi
Siz: Salak biz evlendik mi de böyle konuşuyorsun
Bilinmeyen Numara: Kkklwjswkded
Bilinmeyen Numara: Vazgeçtim, hiç değişmemişsin
Bilinmeyen Numara: Demek istediğim ben senden sonra biriyle ciddi bir ilişkiye girebileceğimi hiç düşünmedim
Bilinmeyen Numara: Senin de öyle yapacağını düşünmüştüm
Bilinmeyen Numara: Yanılmışım
Pek de yanılmış gibi değil sanki
Siz: Hayat devam ediyor Tuna
Siz: Geçmişteki bir ilişkiye bağımlı yaşamak iyi değil
Siz: Sana tavsiyem sen de kendi önüne bak
Siz: Geçmişindekiler senden sonra mutlu oldu diye onları rahatsız etme mesela
Siz: Ya da yıllar sonra geri dönünce sana da tekrardan gelineceğini düşünme
Siz: Bulunmaz hint kumaşı değilsin ya
Bilinmeyen Numara: Lisede bana söylediğin onca sözü unutmanı beklemezdim
Bilinmeyen Numara: Olsun, sonuçta önüne yeni bir yol var
Bilinmeyen Numara: Eski sözlere ne gerek var değil mi
Siz: Ben dediğim her şeyi hatırlıyorum Tuna
Siz: Ama bir önemi kalmadıktan sonra verilen sözlerin ne anlamı var
Siz: Ayrıca zamanında verdiği sözü iki gün sonra boşa çıkaran bir insan için fazla iddialı konuşuyorsun
"Ayol ver bana ben sana makyaj yaparım. Bak yüzümdeki allığı ben sürdüm."
Baktığımda çenesine ve burnuna delicesine mor far sürdüğünü gördüm. Alnına sürdüğü allık ile ateşi çıkmış da 80 dereceymiş gibiydi.
Makyözün elinden farı alıp müşterilerden birine allık sürmeye kalkışınca çalışanlar Oğuz'a doğru koşup onu durdurmaya çalıştı. İlk baştaki kadınsa hayal kırıklığıyla arkamızdan geçti. "Sarışınların hepsi böyle zaten."
Oğuz ne kadar dalgasına böyle davransa da kuafördekiler onu biraz fazla ciddiye almıştı.
Bilinmeyen Numara: Bugün düğününe gelebilir miyim?
Göz devirdim. Benimle dalga geçiyordu herhalde
Siz: Maalesef
Siz: Davetli sayısı fazla hatta arttı bile
Siz: Dışarıdan izlemek istersen buyur tabii
Bilinmeyen Numara: Bana karşı hala devam eden duygularının farkındayım Asena
Bilinmeyen Numara: Yine de sana mutluluklar dilerim
Bilinmeyen Numara: Eminim senin için doğru olan kişiye eninde sonunda geri döneceksin
Siz: Üf boş yapma
Siz: Hadi Allah'a emanet
Telefonumu kapattığım gibi makyajımı yapacak olan kadın yanıma geldi. Makyajımı yaparken hafifçe gülerek sordu. "Şu sarışın kardeşiniz mi?"
Göz makyajımı yaptığı için onu göremiyordum. Ama yüzünde keyifli bir gülümseme olduğunu anlamıştım.
"Hayır. Çocukluk arkadaşım. Biraz kuduruktur ama iyidir. Bakmayın siz böyle olduğuna. Eğlencesine böyle makyaj falan yaptırıyor. Yoksa elini sürmez."
Geri çekildiğinde gözümü açtım. Orta yaşlarda bir kadındı. Ama yaşına rağmen çok genç, güzel görünüyordu.
"O zaman bu müjdeli haberi Şule'ye bildireyim hemen. İçeride ağlamamak için zor duruyor." deyip hafifçe güldü.
Dudaklarımı düz bir çizgi haline getirip başımı iki yana salladım. "Sevgilisi var. Maalesef bir türlü ayrılmıyorlar."
Diğer gözümü yapmak için eğildi. "Desene bu gece Şule'yi tutamayacağız."
***
Başımda 4 tane kadın makyajımı yaparken sıkıntıyla iç çektim. Bu fazla daraltıcıydı.
"Makyajımı biriniz yapsa olmaz mı? Fazla boğucu olmaya başladı."
Dikleştirdiğim omuzlarımdan tutup beni geriye yatırdı ilk baştaki kadın. "Siz bize bırakın. Emin olun çok güzel olacak."
Elimle bayılmamak için kendimi yellemeye başladım. Hava zaten sıcak, bir de bunlarla birlikte iyice daraldım.
Ben bıkkınlıkla makyajın bitmesini beklerken dışarıdan gelen sesler ile kapıya döndüm. Herkes durmuş kapıya bakıyordu. Ve tabii ki.
Magazinciler.
Kuaförüme de gelmeyin bir zahmet ya.
Kuaförün sahibi olan kadın kapıya doğru ilerledi. "Hadi arkadaşlar boşaltalım burayı. Gelinimiz şuan hazırlanıyor, onu rahat bırakalım lütfen."
Onlar içeriye girmek için zorlarken gelen kişi ile hepsi geriye çekildi. Merakle başımı eğip baktım. Kim acaba?
Ay Yağız seni kurtarmaya mı geldi yoksa? Ay beyaz atlı prensimiz yaa. Şapşik şey karısını kurtarıyor kuleden kaçırır gibi.
Alakasını anlayamadım ama herneyse.
İçerideki herkes kapıya bakarken giren kişi ile bakışlar aşağı indi. Emine cadısının ne işi var burada ya?
Kısa olduğu için herkesin ciddi anlamda bakmak için başı eğilmişti. Emine ise kimseyi umursamayıp içeriye girdi. Güvenliği ise magazincileri uzaklaştırıyordu.
Ay güvenlikle gezmek nedir arkadaş ya? İşi gücü anca şov.
İçeriye büyük bir özgüvenle girip memnuniyetsiz yüzüyle etrafa baktıktan sonra Oğuz'u görünce kaşlarını çattı. "Evladım bu halin ne? Git adam akıllı bir şey yaptır. Böyle olursan Asena'nın arkadaşı demem almam seni o düğüne bak. Kapıda sayamadığım kadar magazinciler var rezil mi ediceksin sen bizi?"
Oğuz beni şaşırtarak aksi davranmak yerine neşesinden ödün vermedi. "Emine Hanım kıskandıysanız size de makyaj yapabilirim. Bakın şuan 90'sanız 89 olacaksınız öyle iddia ediyorum."
Ben dayanamayıp gülerken Emine beni umursamadı ve Oğuz'la laf dalaşına devam etti. "Ayol ne 90'u ne 89'u? Daha çok gencim ben."
Oğuz baştan aşağı Emine'yi süzmeye başlaınca üstünü başını düzeltti hemen. Kaç yaşında kadını soktuğu duruma bak.
Elini çenesine koyup düşünceli bir şekilde gözlerini kıstı. "Hadi siz yabancı değilsiniz indirim olsun, 87 diyorum anlaşalım."
Emine'nin anında gözleri büyürken Oğuz zevkten dört köşe olmuştu.
Kendi kendine söylenerek Oğuz'un yanından benim yanıma geldi. "Makyajını bitirmediler mi hâlâ?"
Derin bir nefes verdim. "Makyaj bitmedi ama ben bittim. Saatlerdir bir şey yemiyorum bayılacağım şimdi."
Makyajımı yapan kadın hemen araya atladı. "İsterseniz yiyecek bir şeyler sipariş edelim sizin için."
Kadına döndüm. "Şöyle yapalım. Ben kendi siparişimi vereyim ama adresi bilmiyorum. Siz adresi girin olmaz mı?"
Hemen başını salladı. "Tabii ki."
Telefonumu çıkarıp hemen sipariş edeceğim şeyi seçip adres kısmına gelince telefonu kadına uzattım. O adresi girdikten sonra hemen onayladım. Bir an önce gelse iyi olur yoksa bayılmam an meselesi.
Kadınlar makyajıma devam ederken Emine ise içeriyi turluyor, herkese karışıyordu. Kalite kontrol yapmaya geldi herhalde maşallah herkesi denetleyip duruyor.
Makyajım bitince dayanamayıp Emine'ye döndüm. "Emine Hanım siz buraya tam olarak ne için geldiniz? Başımızda volta atıp duruyorsunuz başka yaptığınız hiçbir şey yok."
Büzüştürdüğü dudağını daha da büktü. "O ne demek öyle hadsiz? Ben istersem gelirim istersem giderim. Sana mı soracağım onu?"
Şuan hiç seninle uğraşamayacağım.
Ayağa kalktım. "Gelinliğimi giymemi söylemişlerdi. Ben en iyisi içeriye gideyim."
Giderken gördüğüm son şeyse Oğuz'un yaptırdığı gelin topuzundaki tel tokaları çıkarmaya çalıştığıydı.
Salak bu çocuk ya.
***
"Asena Hanım siparişiniz geldi."
Hemen içeriye koştum. Emine ile muhattap olmamak için yarım saattir içeride video izliyordum.
Siparişimi alıp hemen açtım. Birce ile Oğuz'u da çağırdım. Annem ne yazıkki babama bakmak için beni Emine cadısıyla burada bırakmıştı.
Koskoca adam kendi başının çaresine bakamıyor mu, ne bu annelerdeki denetleme isteği?
Poşeti açınca dürümümü aldığım gibi yemeye başladım. Emine'nin ağzı Marina Çukuru gibi açılırken ben keyifle dürümümü yiyordum.
"Kızım bari üstüne bir peçete koysaydın gelinliğin mahvolucak."
Ben kimseyi dinlemiyor, keyifle yemeğimin tadını çıkarıyordum.
"Cık cık cık. Şu gelinlikle makyajlı halinle bunlar mı yenir ya? İnsan bir sandviç falan söyler."
Peçeteyle ağzımı silerken dik dik ona baktım. Ağzımdakini yutup döndüm. "Valla hiç kusura bakmayın, beni şuan bu dürümden başka hiçbir şey kesmezdi. Şuan midem benim için daha önemli."
Kapıya baktı. "Magazinciler yok değil mi? Rezil olacağız. Zaten kına da yaptırmadın." Kendince konuştu. "Rezillik."
Neyse. Bugün düğün günü. Onunla sinirimi bozamam.
Kadınlar yanıma peçeteyle gelip üzerime sayamadığım kadar çok serdiler. Makyajım desen burnumdan aşağısı mahvolmuştu.
Sonuç olarak karnım doydu. Gerisi önemli değil.
***
"Saçınız da hazır. Nasıl beğendiniz mi?"
Saçım klasik bir gelin saçıydı. Güzel dalgalar yapılmış, iki yanımdan alınan tutam saçlar arkada belli olmayack şekilde birleştirilmişti. Oraya da orta genişlikte bir toka takılmıştı.
Ben nihayet tamamen hazırdım. Oğuz'da saçını dalgalı, hafif dağınık bir model yapmıştı. Takım elbisesiyle harika görünüyordu.
Aslı görmesin.
Birce'den ise gözümü alamıyordum. Giydiği elbise onun fiziğini çok güzel ortaya çıkarmış, çok zarif durmasını sağlamıştı.
Derin bir bordo rengine sahip saten elbiseydi. Boyundan bağlamalı kesimiyle birleşen ve göğüs kısmında yumuşak dökümler oluşturan bir yakaya sahipti. Beli saran ve zemine dökülen eteği ile fazlasıyla zarif duruyordu.
Saçı ise elbisesiyle birlikte harika gözüküyordu. Hacimli ve dağınık bir topuz yaptırmış, kahkülleri de kaşlarının hemen üstünde bitiyordu. Şakaklarından düşen bukleler ile makyajı birleşince mükemmel olmuştu. Takılarına diyecek söz yok zaten.
Ama bir sorun var. Normalde böyle güzel olduğunda bin tane fotoğraf çekilen Birce şuan gülümsemiyordu bile. Bir yere dalmış, endişeyle bir şey düşünüyor gibiydi.
Yanına gidip elimi omzuna koydum. "Birce, iyi misin? Sabahtan beri bir durgunsun. Bir sorun varsa anlat lütfen. Anlat birlikte çözelim."
Elini elimin üstüne koyup bana sıcak bir gülümseme sundu. "Önemli bir şey değil. Bugün senin günün. Bir de benim saçma sapan dertlerimle uğraşma şimdi. Ben anlatırım sana sonra."
Eğilip hafifçe kıkırdadı. "Bugün göbek atıp Emine'yi kudurtmamız lazım bak. Sen git onu düşün."
Geriye gidip elinden tuttum ve onu etrafında döndürdüm. Hafif bir kahkaha attı. "Ya bunun tam tersi olması gerekmiyor muydu?"
Gülerek başımı salladım. "Tersi düzü boşver. Çok güzel olmuşsun."
Dışarıdan beni almaya gelen arabanın korna sesini duyunca kapıya döndüm.
"O zaman ben gidiyorum. Bu güzellik yüzünden gülümsemesini eksik etmesin ve bol bol fotoğraf çekinsin. Düğün salonunda görüşürüz."
Giderken arkamı döndüm. "Bu akşam o gülüşün solduğunu grömeyeceğim he."
O zoraki de olsa gülümseyince önüme döndüm ve hemen kapının önünde olan araca binmek içiçn merdivenleri inmeye başladım. Açılan kapıya binince gelinliğimi düzeltmeye çalıştım. Pek kabarık bir gelinlik olmadığı için binerken hiç zorlanmamıştım. Tek derdim kırışmamasıydı.
Elimdeki çiçeğime baktım. Beyaz lalelerdi. Aralarında olan birkaç yeşil bitki ile beyaz bir tül içinde sarılmıştı. Zarif duruyorlardı.
Nedense çiçekleri bakınca içimi bir hüzün kapladı. Sabahtan beri dizginleyemediği heyecanım hüzüne bürünmüştü bir anda.
İç çektim. Ben bugün cidden evleniyorum ya. Hemde sahte bir evlilik için.
Şöyle düşün. Sahte falan ama sevdiğin adamla evleniyorsun. Yani senin için zehir zıkım olmayacak bir evlilik.
Zıkkım olmaz ama zakkum olur. Sonuç yine aynı.
Of olumsuz düşünmeyi kes. Yağız seni seviyor bu anlaşıldı. Sence o adam sevdiğini yedirir mi? Kendini affettirmeye çalışıyor bi' de. Yere göğe sığdıramaz o seni. Dert etme.
Yolu izlemeye başladım. Sonrasında duyduğum ses ile irkildim. "Beni hiç fark etmeyeceksin sanırım."
Soluma baktığımda Yağız'ı gördüm. Bir saattir o burada mıydı ya?
"Sen nereden çıktın be?"
Anlamaz bir biçimde gülümsedi. "Asena hayatım tamam heyecanlandın da kendine mi gelsen güzelim? Gelin arabası ya bu, gelinle damat biner. Düğün salonuna beraber giderler falan."
Ses tonu öylesine yumuşak, öylesin naif çıkıyordu ki az önceki halimden eser kalmamıştı. Sesini duymamla yumuşamıştım direkt.
"Yok ya. Ne unutacağım. Dalmışım sadece, sen öyle konuşunca irkildim o kadar."
Bana cevap vermeyip yüzümü incelemeye başladı. Bakışları yüzümde gezerken gözlerimde durdu. İkimizden de ses çıkmıyor, yalnızca bakışıyorduk.
"Gözlerin çok güzel Bal." diye fısıldadı.
Kalbim sus. Hızlı atmanın sırası değil şuan.
Yakın bir de duyar he.
"Biliyorum canım." deyip hemen önüme döndüm. Nefes al, ver. Nefes al, ver.
Yanıma yaklaşıp eğildi. "Bugün çok güzel olmuşsun."
Başımı ona çevirdiğimde yüzlerimiz arasında çok az bir mesafe vardı. "Normalde güzel değilim yani."
Burnundan güldü. Tek elini yüzüne koyup gülmesini saklamaya çalıştı. Tam o anda onu inceleme fırsatı buldum.
Saçlarını geriye doğru taramış, çok özenli duruyordu. Henüz yeni çıkmaya başlayan sakalları arasında görünen gamzesi ona apayrı yakışıyordu. Keskin çene hatları yüzünü oldukça biçimli gösteriyordu.
Gariptir ki burun şekli çok güzeldi. Herkesin beğeneceği türden değildi ama kendisine çok yakışıyordu.
Ademelması oldukça çekici gözüküyordu yalan yok. Boynundaki belirginleşen damarları ise bunun daha da arttırıyordu.
Seçerken iş kıyafetiyle aynı olduğunu düşündüğüm takım elbisesi beni fena yanıltmıştı. Çok daha iyi duruyordu.
Onu incelerken fark ettim. Yağız gerçekten çok yakışıklıydı. Normalde siyah saçlı erkeklere pek yanaşmam ama Yağız felaket iyiydi.
Ya yürü git. Eski sevgililerinin yarısı çakma sarışındı. Siyah saçlarını boyayla kapatamıyorlardı bile. Diğer yarısının ise bir kısmı kumraldı geri kalanı ise simsiyah saçlara sahipti. Sen en başından beri bu masadasın yeme şimdi bizi.
Ama aşk olsun sarışın da vardı.
En hayırsız da onlardı.
Of konu ne ara buraya geldi?
Ben dalmış düşünürken hâlâ ona bakıyordum Yağız ise sırıtarak bana bakıyordu. "Biraz daha süz. Belki daha çok aşık olursun."
Kendime gelince hafif kendimi silktim. "Ne bakıcam ben sana? Gözüm dalmış o kadar."
Elini havada savurdu. "Ufak at da civcivler yesin. Demiyorsun ki yakışıklılığından gözümü alamadım."
Yüzümü buruşturdum. "Egonu çeker misin hiçbir şey göremiyorum."
"Bir kere beni övsen ölürsün de' mi?"
Trip atar gibi önüne dönüp elleriyle oynamaya başladı. Omzumla dürttüm. "Tamam tamam. Trip atma hemen. Öveceğim seni."
"Gerçekten mi?" diye sevinçle konuşarak bana döndü. "Hadi bekliyorum."
Yukarıya bakıp düşünmeye başladım. Şımartmayacak bir şekilde nasıl övebilirim ki?
Bir elimi dizine koydum. Diğer elimi de sanarsın kral geliyor da onu duyuruyormuşum gibi havada sallamaya başladım. Abartılı bir ses tonuyla konuştum.
"Şu takımın güzelliği, karizması bambaşka olmuş ya. Papyonun desen çok yakışmış. Saçların normalinkinden bambaşka harika durmuş. Pantolon desen bolluğu aynı babaannemin şalvarı gibi, çok güzel olmuş. Şu kaşlarının duruşu zaten aynı gardırobumdaki askılıklar gibi maşallah. Gülüşün desen annemin misafir takımındaki tuzluklar gibi bembeyaz. Gözlerin desen anan konuştuktan sonraki içim gibi kapkara. Burnunun ucu da ağrı dağı gibi yukarıya uzanıyor. Karizmanın öz değil de üvey evladı gibisin maşallah."
Mükemmel övgü dolu cümlelerim bittikten sonra Yağız somurtarak bana bakıyordu. Noldu ki?
"Ya of Yağız ne somurtuyorsun? Öv dedin övdüm işte. Neyi beğenmiyorsun?"
Şoförün kıkırdamasını gözardı edip Yağız'a döndüm. "Açıklama bekliyorum."
"Asena sen birdaha beni övme tamam mı?"
Hafif yüzümü buruşturdum. "Üf aman. Bir şeyi beğenme zaten. Müşkülpesent seni."
Geri çekilip bana baktı. "Bana müşkülpesent demeyi keser misin? Öyle biri değilim ben bir kere."
"Hıı tabi tabi." dedim küçük çocuk gibi. Kollarımı birleştirmiş yandan yandan ona bakıyordum.
Benden uzaklaşması nedense anlık olarak boşluğa düşmüşüm gibi hissettirdi. Başımı iki yana salladım. Ne saçmalıyordum ben?
Ben dışarıyı izlerken dış dikiz aynasından kendimi gördüm. Ama küçücük aynada ne hikmetse Yağız'da gözüküyordu. Beni izliyordu. Yüzünde aptal bir sırıtışla, gamzesinin apaçık belli olduğu bir şekilde yüzümü inceliyordu.
Garipser bir şekilde aynadan izlemeye devam ettim. Benim yüz ifadem değişince onunki de değişti. Ne olduğunu anlamaya çalışıyor gibiydi.
Başımı bir anda çevirince irkildi ve kendini geriye attı. Tek kaşımı kaldırıp ona baktım. Sanarsın suçluyu sorguya çektim.
"Ne yapıyorsun sen öyle?" Ciddiyetimi tamamen koruyordum fakat yüzündeki ifade her an tüm ciddiyetimi bozabilirdi.
Elini havaya kaldırdı ve endişeli bir şekilde gülümsedi. "Hiçbir şey."
Birkaç saniye geriye yaslanmış duruyordu. O öylece duruyor, hiçbir şekilde hareket etmezken ben üzerine doğru eğilmeye başladım.
O geriye giderken ben daha da ileriye gidiyordum. Tamamen koltuğa yatacağı sırada şoför arabayı aniden durdurdu. "Geldik efendim."
Yağız'a yan bir bakış atıp geriye çekildim. Dikleşip derin bir nefes verdi. Rahatlamış gibiydi ama yüzünde de memnun bir gülümseme vardı. Sonrasında üstünü düzeltip arabadan indi.
Açıkcası neden eğildiğim hakkında bir gram fikrim yok. Sadece, yapmak istedim. Tepkisi çok komikti çünkü.
Neyse, susuyorum.
Arabadan inip benim tarafıma geldi ve kapımı açtı. Arabadan inmeme yardımcı olmasıyla arabadan indim ve koluna bindim. Başımı kaldırıp etrafa baktığımda flaşlar patlıyor, mikrofonlar uzatılıp duruyordu. Yüzüme geniş bir gülümseme yerleştirdim. Şimdi normal dursam saçma sapan teoriler üretip insanların diline sakız ederler beni.
Yağız'la hiçbir şey konuşmadan mekana girdik. Gelin odasına girdikten sonra koltuğa oturup soluklandım. Gülümsemek yanaklarımı ağrıtmıştı.
Tüm akşam gülümsemem gerektiğini hatırlayınca başımı yukarı kaldırıp ağlar gibi sızlandım. Neyse. Bugünlük sabret. Sonrasında rahatlayacaksın. Gülmek sürekli yaptığın bir şey. Bugün de yaparsın.
Ya of ne bu dramalar ya? Mutlu olduğunu bilmiyor muyzu sanki. İçinden geldiği gibi gülümse. Tamam hadi rol niyetine yapmışsın gibi davranırız.
Kabul, içten içe halay çekiyorum. Ama magazincileri görünce tüm hevesim kaçıyor ya. İnsanın ağzına giriyorlar resmen.
"Ne oldu? Bu magazincili hayata alışamadın mı henüz yoksa?" Sesinden gülümsediği belliydi. Karşımdaki sandalyeye oturdu. "Alışırsın merak etme. Bugün biraz fazla darlarlar ama sen görmezden geldiğin sürece bir sorun yok."
"Küçükken böyle göz önünde bulunmayı çok isterdim." Ona asla bakmıyordum. Odayı inceliyor, sakin bir şekilde konuşuyordum. Odada ikimizden başka kimsenin olmadığının verdiği rahatlık ile koltuğa yayılmıştım zaten.
"Böyle kameralar gelsin beni çeksin, internette boy boy fotoğraflarım olsun falan. İnsanlar beni sevsin, tanısın istiyordum. Çünkü o zamanlar ben öyle insanları çok seviyordum. Herkesi de benim gibi sanıyorum tabii. Ama büyüyünce anladım gerçekleri."
Eğilip dizlerine yaslanıp beni ciddiyetle dinliyordu. Anlatığım en boş beleş şeyi de böyle dinlemezsin be adam.
Aşık adam nefes aldığını anlatırken bile böyle dinler işte.
"Ben hep o insanları sevmeye devam ettim ama bir yandan da insanların benim gibi olmadığını öğrendim. Onların sevdiği için değil de, kendi başaramadılarını başkaları başarıyor diye kıskandıklarından dolayı takip ettiklerini anladım.
Seviyormuş gibi davranıp linçleyenleri, yoluna taş koyanları görünce iyice soğudum. Benim hayalim sevilmekken insanlar bunu pek mümkün hâle getirmiyordu. O yüzden bir yerden sonra bu hayalimden de vazgeçtim. Yani şöyle söyleyim; hayalim şuan çektiğimiz reklamlarda oynamakken arka planda çalışan biri olmaya dönüştü.
Şimdi küçüklük hayalim gerçekleşiyor. İnternette boy boy fotoğraflarım var, insanların benim hakkında birsürü düşüncesi var. Açık açık linçleyenler de var. Her şeye rağmen yine de sevenler de var. Tam da hayalimdeki gibi. Ama bu benim tek başıma başardığım bir şey değil. İnsanlar beni sen varsın diye tanıdı. Senin yanındayım diye görüp çekip duruyorlar. O yüzden şuan bir gram bile sevinemiyorum."
Açıkçası şuan hiç ciddi değilim. Tamamen dalgasına anlatıyor gibi rahat bir tavırla konuşuyordum. El hareketlerim de alay ettiğimi gösterir nitelikteydi. Ama alaydan ziyade benim için pek de mühim olmayan bir olayı anlatıyordum. O yüzden pek umursadığım söylenemezdi.
"Yani benim için mesele alışmak değil. Küçüklüğümden beri kendimi buna hazırlıyordum zaten. Alışılması zor bir şey değil. Mesele istediğim gibi olmaması. İnsanların beni bir 'erkek' sayesinde tanıması. Bana bununla ilgili laf atmaları falan. O yüzden kameralar karşısında bir gram gülümseyesim gelmiyor."
Ayağa kalktım. Masada olan su şişesini alıp odada dolandım. Ulan koskoca mekansınız küçücük gelin odası mı yapılır?
Suyu açıp içerken dibimde Yağız'ın belirmesiyle suyu hafif püskürttüm. Nişan gününün intikamını mı alıyor anlamıyorum.
Ağzımı silip ona döndüm. "Ne yapıyorsun be salak? Su içiyoruz şurda."
"Gündemi yeteri kadar takip etmemişsin demekki."
Ne zırvalıyor bu?
Boş yere konuşuyor işte. Bizim gündem takibimizi bilmiyor laf atıyor. Üşenmesek magazin sitesi açıcaz haberi yok.
"Bunu diyeceğin son insan benim bir kere."
Göz devirip suyumu içmeye devam ettim. Su önemli.
"Sen bizim henüz bir ilişkimiz yokken de habere çıkmıştın Asena."
Bizimle fena alay ediyor.
Suyu masanın üzerine koyup ona baktım. Elimi omzuna koyup merhametle ona baktım. "Hayatım öyle unutkan hale gelmişisn ki beni exlerinle karıştırıyorsun. Lütfen balayına gitmeden önce bir doktora görün olur mu? Mazallah karın olduğumu unutur birdaha aldatırsın falan."
Bıkkınlıkla ofladı. "Şu meseleyi açmasan olmuyor zaten."
Omuz silktim. "Unutulur gibi değil."
"Neyse. Benim unuttuğum falan yok. Sen cidden haberlere çıktın. Defalarca kez."
Sandalyeye oturdum ve saçımı düzeltip rujumu tazelemek için çantamı açtım. Biz niye kuaförü buraya çağırmadık ya? Orada boş yere can çekiştim. Güya zenginiz herkes ayağımıza gelecek diye hava atıyorlar bir de.
"Çıksam benim haberim olurdu öyle değil mi?"
Rujumu sürerken o beni umursamayıp anlatmaya devam etti. "İş çıkışlarında magazinciler seni görünce çekip duruyorlardı. Çalışırkenki ciddiyetini, işine verdiğin önemi gördükçe seni işkolikliğinle haber yaptılar. Özellikle sahilde çekim yaptığımız o zamanlar gelenler seni çekmek için geliyordu."
Kaşlarım çatıldı. Nasıl yani?
"Tabii sen onları fark etmediğin için bir şey yapmıyordun engel olmaya dair. Onlar da seni çekmeye devam etti. O gün biz odamda tartışırken annemgil seni bir çalışan zannetmek yerine uydurduğum nişanlım zannettiler çünkü seni hep görüyorlardı. Ofisten başka pek bir yere gitmiyordum zaten. Ofiste en başarılı kişilerden biri sen olunca ve haberlere çıkınca senin gibi birini kaçırmayacğımı düşündüler."
Direkt ona döndüm. "Çocuk mu kandırıyorsun sen? Böyle bir şey olsa şuanda da konuşulmaya devam ederdi zaten. Yorumlarda bir iki kişi de olsa mutlaka konuşurdu bunu."
"Asena," diye sızlandı. Bana laf anlatamamaktan yorulmuş gibiydi. "Sen az önce demedin mi insanlar kendi başaramadıklarını başkaları yapınca onları kıskandıkları için takip ediyorlar diye. Şuanda da onlar senin gibi biri olamadıkları için seni benim üzerimden linçliyorlar. Yine bir erkeği savunarak kadını aşağılıyorlar. Bunları öğrenemedin mi hala?"
O an fark ettiğim ile Yağız'a kitlendim. "Yani sen beni sırf haberlere çıkan biri olduğum için mi bu teklifi yaptın?"
Elleriyle yüzünü kapatıp iç çekti.
"Hayır tabii ki. O yalnızca annemgilin zannetmesi. Hem toplum önünde birini seçecek olsam sence haberi bile olmayan çalışanımı bile isteyerek mi seçerim? Biliyorsun Belgin'e falan da teklif edecektim evli çıktı. Bu toplum önündeki diğer kişiler sahte bir iş yapmak istemiyordu. O gün öyle bir fırsat yakalamışken kaçıramazdım."
Anlar gibi başım salladım. "Yani söz geçirebileceğin biri olduğum için bana sormadan 'fırsatı kaçırmadın'. Anladım."
Artık sinirlenmeye başlamıştı. İnatçı damarıma basmıştı ne yapayım.
"Hadi ama Asena. İkimiz de biliyoruz ki sen bunu kabul etmeseydin, istemeseydin bu iş başlamadan biterdi. Kimse de seni buna zorlayamazdı. Ben de zorlamazdım. O gün ortaya bir şey attım ve sen devam ettirdin. Babama canım babam diye sarıldın sen. Sence benim suçlanacağım bir şey var mı burada?"
Tam ağzımı açıp konuşacağım sırada kapı tıklatıldı. Yağız'ın "Gelin!" demesiyle Birce ile Oğuz içeriye girdi.
Birce kapıyı kapatırken Oğuz içeriyi incelemeye başlamıştı bile.
"Ulan Yağız o kadar zengin adamsın tuta tuta şu daracık odası olan salonu mu tuttun cidden?"
Yüzünü buruşturup odaya bakarken Birce zoraki bir gülümsemeyle konuştu. "Yani evet, güzel mekan ama burası harbiden küçükmüş."
Elimi iki yana açıp dizlerime vurdum. "İdare edeceğiz ne yapalım."
Oğuz odayı incelemeyi bırakıp bana baktı. O an bana sabahtan beri adam akıllı bakmadığını fark etmiş olacakki dudaklarının kenarı hafif kıvrıldı.
Bana baştan aşağı bakarken elimden tutup ayağa kaldırdı. Etrafımda döndürdü. Gerçi alan dar olduğu için pek dönemedim ama olduğu kadar.
"Kız sen ne güzel olmuşsun böyle. Bir de utanmadan gunini açmış geziyorsun böyle fıldır fillik."
Alayla güldüm. Yağız ise bize şokla bakıyordu. "Sabahtan beri kuaförün tüm olanaklarından yararlanmaya çalıştığın için fark etmedin tabii, şimdi bana yol mu yapmaya çalışıyorsun?"
Parmaklarının ucunu birleştirip dudağına götürdü. Geirye çekip açtığında bana mükemmel bir şeymişim gibi bakıyordu. "Valla üvey enişteme yapmak istediğim şeyleri kitlemekle meşgulken seni unuttum ama mükemmel olmuşsun."
Ben utancımdan başımı eğerken Yağız eğilip Oğuz'a baktı. "Üvey eniştem derken?"
Bana ve Birce'ye başıyla Yağız'ı işaret etti. "Görüyor musunuz kuaförde ne gibi hayallerin var diye sormadı. Çok ilgisiz bir üvey enişte."
Bana döndü. "Asena ben bunu beğenmedim diğerini getir."
Yağız bu sefer ayağa kalktı. "Diğeri ne demek üvey ne demek?" Bana dik dik baktı. "Asena başkaları mı var?"
Oğuz yanıma gelip kolunu omzuma attı. Koltuğa takıldığı için düşecek gibi oldu ama hiç bozmadı. "Evet. Senden önce bi 5 tane daha üvey eniştem vardı hepsi gitti. Öz olan da bize kalsın."
Birce arkadan kıkır kıkır bize gülerken Yağız bana şokla bakıyordu. "Niye 6. benim ya? Niye ilk değilim? Ayrıca öz olan kim? Niye saklıyorsunuz? Yoksa tanıdığım biri mi?"
Oğuz boş boş Yağız'a bakıyordu. "Sen sandığımdan daha da salakmışsın."
Yağız Oğuz'un dediğini duyduktan sonra anlayamadığı için olsa gerek bana baktı. Ellerimi kaldırıp omuz silktim, 'benim bir suçum yok' der gibi.
Yağız cidden ne olduğunu anlamayınca Birce koltuğa otururken sakince durumu açıkladı. "Alay ediyorlar seninle. Başka enişte yok."
Oğuz'da kendini koltuğa attı. "Keşke olsa."
Sağ ayağımı parmaklarımın ucunda döndürürken yere bakıyordum. Ellerim arkada, yüzüm ise bir hata yapmış çocuk gibiydi. "Aslında var."
Odadaki herkesin bakışları bana döndü. "Hatta bugün bana yazdı." Birce dikleşip bana doğru eğildi. "Asena."
"Sonra ben de dedim ki bugün nişanlımla evleniyorum seninle yarın konuşuruz. Yarın da beni kaçırmaya gelicek işte."
Herkes büyük bir şaşkınlıkla bana bakıyordu.
Ben de içerden bakıyorum. NE SAÇMALIYORSUN SEN? TUNA NE ALAKA?
"Kaçırmak için çok ısrar etti. Ben de dedim ki tamam ama o zaman ben evli olacağım ne yapacağız? Dedi ki sorun değil boşarım ben sizi avukatım ben. Dedim o zaman koşa koşa geliyorum."
Birce ile Oğuz dalga geçtiğimi anladığı için gülerek bana bakıyorlaardı ama Yağız hala gerçeği kavrayammıştı.
Gözleri hayal kırıklığıyla bakıyordu. "Asena sen beni aldattın mı?"
Oğuz keyifli bir gülümsemeyle araya girdi. "Yaptığının karşılığını vermiş işte. Ne var bunda?"
Yağız koltuğa oturup dizlerine yaslandı ve ellerini başına koydu.
Ben ise ağzım açık Yağız'ı izliyordum. "Olamaz. Şuan bu yaşanmış olamaz. İnanamıyorum." Ağlamaklı ses tonuyla anladım ki Yağız cidden aptalın teki.
Dayanamayıp sinirle konuştum. "Yağız sen ne kadar malsın ya? Ben sen miyim de aldatacağım seni gerizekalı? Beni hiç tanımadın mı bu zamana kadar?"
Yağız ayağa kallkıp az önce ağlamak üzere değilmiş gibi bana baktı. "Aldatmadın yani beni?"
Göz devirdim. "Tabii ki de hayır."
Kapının bir anda açılmasıyla içerisi birden doldu. Emine, Derin ve annem içeriye girmişti.
Ne olur bizi dinlememiş olsunlar. Ne olur, ne olur, ne olur...
"Ay kız siz nerdesiniz? Kuaförden bir çıktınız pir çıktınız. Biraz sonra düğün var ne yaptınız bakalım?"
Bizi duymamış olmalarının sevinciyle rahatladım. Yüzümde engel olamadığım bir gülümseme ile Emine'nin cırtlak sesini dinliyordum.
Gülerek onu dinlediğimi fark edince durdu. "Ne gülüyorsun kızım öyle? Sabahtan beri sürünmem hoşuna gitti herhalde."
Ay laf atacak ya, illa bir şeyler buluyor.
Ona itiraz edeceğim sırada beni geçiştirdi. "Neyse. Bugün oğlumun düğünü var moralimi bozamam."
Yağız'ın yanına bir adımla yaklaşıp koluna sarıldı. "Oğlum iyisin değil mi? Nasıl hissediyorsun? Karnına ağrı giriyor mu yine? Bak bugün çok yakışıklı oldun diye sana bunu getirdim." Deyip çantasından avucum kadar bir nazar boncuğu çıkardı.
"Al bunu cebine koy." Yan gözle anneme baktı. "Sonra birilerinin nazarı değer falan." diye imalı bir ses tonuyla devam etti.
Annem sinirle ama sakin bir tonuyla araya girdi. "Bakın Emine Hanım bugün özel bir gün diye susuyorum ama haddinizi aşmayın. Sabahtan beri yaptığınz kaçıncı ima bu. Yeter artık. Sırf zenginsiniz diye bizi aşağılamaktan, bize laf atmaktan vazgeçin. Ölünce hepimiz bir kumaş parçasıyla toprağa gideceğiz sonuçta. O yüzden bu yaptıklarınız o kadar önemsiz ki. Vazgeçin artık şu huyunuzdan. Birazdan kızımla kendi evladım gibi sevdiğim damadım çıkıp dans edecekler diye olayı büyütmek istemiyorum. Rica ediyorum siz de susun."
Emine anneme öldürücü bakışlar atarken Derin Yağız'ın bacağına sarıldı. "Dayı ilk dansı benimle yapacaksın değil mi? İlk biz çıkıcaz sahneye."
Yağız elini Derin'in omzuna koydu. "Hayır dayıcığım ben bu akşam yengenle ilk dansı yapacağım. İlk ikimiz çıkacağız. Sonrasına bakarız."
Oğuz'un söylenmelerini duyarken Derin'e de dik dik bakıyordum. Zaten beyaz gelinlik gibi elbise giymiş bir de ilk dansı Yağız'la yapmak istiyor. Yolarım ben bu veledi.
Yağız'dan ayrılıp ayağını yere vurarak kollarını birleştirdi. "Ya banane ya ilk benle çık. Bırak o kadını. O zaten çirkinin teki. İlk biz çıkalım. Bu akşamı full benimle geçir. Bırak o kadını artık ya istemiyorum ben onu."
Senin isteklerine kaldı zaten kimle çıkıp çıkmayacağı.
Allah'ım zaten daracık alan nefes alamıyorum, sen bana sabır ver Yarabbim.
"Aaa dayıcım denir mi hiç öyle? O kadın dediğin benim eşim. Bu akşam eşim olacak. Bu akşamı ben onunla geçireceğim."
Aynen, yangına körükle git.
"Bu akşam olacak dediğine göre henüz olmamış. Gel gidelim olmasın."
Küçücük veled elimde kalacak diye korkuyorum.
O an Emine beni şaşırtan bir hamle yaptı ve Derin'i kendine doğru çekti. "Bırak kızım. Bu akşam dayının düğünü var. Siz sonra dans edersiniz."
Derin bana dik dik bakarken ben de ona kitlenmiştim. Oğuz'un ayaklanmasıyla bakışlarımı ona çevirdim. "Arkadaşlar saat yaklaşıyor. Biz en iyisi çıkalım. Gelinle damadımız da gelir. Yerlerimiz kapılmasın. Hadi."
Oğuz herkesi dışarı çıkarttıktan sonra odada baş başa kaldık. "Ulan gelin odasında bir bekleyim dedim yaşamadığım şey kalmadı. Magazinlere çıktığım için nişanlı sanıldığımı öğrendim, farklı kocalarım olduğunu öğrendim. Senin ne kadar saf salak bir şey olduğunu öğrendim. Ananın saçmalıkları, yeğeninin kıskançlıkları... Düğünüm bari düzgün geçsin."
***
Çalmaya başlayan müzikle içeriye yavaş adımlarla girmeye başladık. Sahnenin ortasına geçtiğimiz sırada birbirimize dönüp dans etmeye başladık. Etrafta alkış sesleri müziğin sesini engellerken gözlerimiz bir an olsun birbirinden ayrılmıyordu.
Gözlerinin içi gülüyordu sanki. Gerçekten sevdiği biriyle evleniyormuş da, bir daha hiç ayrılmayacaklarının mutluluğunu yaşıyormuş gibiydi.
Bakışları gözlerim arasında dolaşıyordu. O an yumuşadığımı ve bunun gözlerime yansıdığını hissettiğim için etrafa baktım. Sanki misafirler telefonla çekmiyormuş gibi koca koca kameralar da bizi çekiyordu.
Sonra umursamazca, biraz da alayla konuştum. "Önceden düğünlere gittiğimiz zamanlar gelinle damadın bu dansta ne konuştuklarını çok merak ederdim. Hatta Oğuz'u zorla dansa kaldırtır, gelinle damada yaklaşır ve ne dediklerini duymaya çalışırdım."
Aldığım tepkiyi hiç beklemiyordum. "Asena sapık mısın? Ne diye insanların özelini dinliyorsun?"
Dansımız yavaş yavaş ilerlerken bense kendimi savunma çabasındaydım. "Aman Yağız. Bunu merak eden onca insan var, ben merak ediyorum diye mi suç oluyor? Ayrıca kabul et sen de merak ediyorsun."
Gözlerini kaçırdı. "Belki birazcık."
"Hadi hadi." diye gülerek kelimenin sonunu uzattım. "Bunu merak etmeyen adam akıllı kimse yok tanıdığım. O annen var ya, eminim o bile merak ediyordur. Meraklı Melahat o."
Gülerken başını aşağı eğdi. Alnındaki kırışmalar, gözlerinin kenarında oluşan kıvrımlar, yanaklarında da benzer kıvrılmalar ve gamzesi yüzünü kimine belki yaşlı göstriyor olabilir ama bence ona çok yakışıyordu. Ben Yağız'ı hiç incelemedim mi ya?
Evleneceği adamı düğün günü gören koca yürekli Asena Keskin.
Etrafa bakıp iç çektim. "Bu kadar insan sahte bir evlilik için gelmiş. Ne acı ama."
"Cık cık cık." Hemen Yağız'a baktım. "Ne Yağız? Niye cıkcıklayıp duruyorsun civciv gibi?"
Beni hiç tınlamıyor, sakin bir şekilde bana bakıyordu. Belimden çekip kendine yaklaştırdı. "Bu evlilik sahte değil Asena. Ortada bir sözleşme, yalandan nikah memuru, sahte imzalar yok. Biz bugün cidden evleniyoruz. Ben senin gerçekten kocan olacağım. Sabah uyandığında göreceğim ilk yüz senin mükemmel yüzün olacak."
Sabah uyandığındaki halini görse böyle konuşur muydu acep?
Bir şiir okuyormuş gibi sakin, akıcı konuşuyordu. "Elini bir an olsun bırakmayacak bir kocan olucak. Her daim senin yanında, arkanda olucak bir hayat arkadaşın olacağım. Bunlar sahte değil. Bunlar gerçek."
"Yağız derhal o hayal dünyandan çık. Yoksa bu gidişle seni yatıracaklar ve senden boşanmam daha zor bir hal alıcak."
"Sen ister inan, ister inanma. Bunların hepsi gerçek. Olmasa bile olucak. Olduracağım."
Gözlerimi kısıp yalandan bir gülümseme ile ona baktım. "Sen bir yumurtayı bile zor yaparsın Yağız Demir. Evlilik sandığın kadar kolay bir şey değl. Hele senin dediğin gibi sadık, güzel kocalık senin için hiç kolay değil."
Başımı aşağı indirip soluklandım. Geri kaldırdığımda kaşlarını çatmış bana bakıyordu. "İyi misin, bir sorun mu var?"
Anlık sinirle birazcık yüksek sesle konuştum. "Var tabii. Ulan ben zaten sana yetişeyim diye bilmem kaç santim topuklu giyip ayaklarımı mahvediyorum, sen niye yüksek topuk ayakkabı giyiyorsun? Boynum tutuldu sana bakıcam diye. Bu gece düğünden sonra bana masaj yapıcaksın bak."
Genişçe sırıttı. "Ben çok güzel masaj yaparım biliyor musun?"
Cümlesini bitirir bitirmez yüzümü buruşturdum. "Ne kadar iğrenç bir insansın ya. Şu dans bitsin de kurtulayım senden."
Tam bu anı bekliyormuş gibi müzik durdu.
Biz masamıza yüzümüze koyduğumuz geniş gülümsemeler ile geçtik. Yağız'da şov yapıcak ya, sandalyemi çekmeye çalıştı. Tabii takılıp geriye doğru düşmekten de ucuz kurtuldu.
Nikah memurumuz ve şahitlerimiz de yerini alınca başladık.
Yağız'ın şahidi Kürşat, benim şahidim ise Birce'ydi. Oğuz olmak için fazla ısrar etti ama bir rezilllik çıkaracağını bildiğimiz için en başından onu elemiştik.
Artık bir dahaki evliliğine o şahitlik yapar.
Oğuz'u hiçbir evliliğime şahit yapmak istemiyorum, teşekkürler.
Nikah memuru tam başlayacakken kafasına çarpan mikrofon ile şokla arkasını döndü. Magazincilerin işi.
Adam sabır çekip gülerek bize döndü. Alttan altan da ona çarpan kamerayı ittiriyordu.
Salona doğru dönüp başladı. "Saygıdeğer misafirlerimiz, bugün burada güzel bir birliktelik için toplanmış bulunmaktayız. Hepiniz hoşgeldiniz."
Alkış sesleri sustuktan sonra devam etti. "Belediyemize başvuran çiftimizin evlenmelerine mani olacak herhangi bir sebep görülmemiştir. Şahitlerimiz de hazırsa, izninizle başlıyorum."
Orta yaşlarda olan, saçlarına yeni yeni aklar düşmeye başlayan adam yorgun gülümsemesiyle bana döndü. "Siz Asena Keskin. Hiçbir baskı altında kalmadan, iyi günde kötü günde, hastalıkta sağlıkta, varlıkta yoklukta; sayın Utku Yağız Demir'i eş olarak kabul ediyor musunuz?"
Evet hayır, hayır evet, evet hayır.
Önümdeki mikrofona eğilip tabiri caizse 'birazcık' bağırdım. "EVEEEEEEET."
O kadar çok uzattın ki Asena, bir an hiç bitmeyecek zannettim.
Şuan nedense içimden geldiği gibi gülüyordum. Bilmiyorum, tarifsiz bir neşe vardı içimde. Ve bunu yansıtmaktan hiç gocunmuyorum. Bu sefer kameralar için değil, içimden geldiği için gülüyordum.
Karşımızda dikilmiş duran Emine cadısı bile gülümsememe mani değil şuan.
Flaşlar patlamaya devam ederken nikah memuru gülerek bakışlarını Yağız'a doğrulttu. "Siz Utku Yağız Demir. İyi günde kötü günde, hastalıkta sağlıkta, varlıkta yoklukta; sayın Asena Keskin'i eş olarak kabul ediyor musunuz?"
Yağız mikrofona eğildi ve bana bakarak başladı. "İki cihan için de andım olsun ki, seni her daim, her koşulda seveceğim. Senden hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim." Sonra salona döndü ve devam etti. "SONSUZA KADAR EVET."
Alkış sesleri kulak çınlatırken Emine önümüzde dik dik bana bakıyordu. 'Özür dilerim oğlun istediğin gibi bir kız getirmeyip beni seçtiği için.' Bunu dememi mi bekliyor anlamış değilim.
"Peki sizler şahitlik ediyor musunuz?"
İkisi birbirine bakıp gülümsedi. Sonra aynı anda "Evet!" diye hafifçe bağırdılar.
Ya ne olursunuz en son topluca alkışlayalım, her seferinde böyle beklenmez ya.
"O zaman bende belediyemizin bana verdiği yetkiye dayanarak sizleri karı koca ilan ediyorum."
Fark etmeden ağzımdan ufak bir kahkaha kaçtı. Komik olan bir durum yok, sadece içim içime sığmıyor.
Nikah memurunun önümüze uzattığı defteri sırayla imzaladık. Birce imzasını attıktan sonra bana kaş göz yapmaya başladı. Ne diyor bu anlamıyorum.
Ayağına bas diyor salak.
Heee
Hadi kızım, topuğuna kuvvet.
Ayağımı kaldırdığım gibi onun ayağına bastım. Yağız bir anda ayağını çekince masa sallandı.
Birce'yle göz göze geldiğimiz gibi gülmeye başladık. Yağız ağzının içine bakan kameralar yüzünden acısını boşverip gülümsemeye çalışıyordu. Ne kadar başaramasa da.
Ayağa kalktıktan sonra Yağız'la birbirimize döndük. 1 saattir görmemi engelleyen duvağımı yavaşça kaldırdı.
Ay slow motion gibi şuan çok heyecanlıııı.
En ufak şeye heyecanlan zaten.
Duvağımı açarken gözünü bir an olsun gözlerimden ayrımıyordu. En son duvağımı tamamen açıp bıraktıktan sonra elleriyle yüzümü tuttu.
Ben gayet normal bir şekilde alnımı öpmesini bekliyordum fakat Yağız sanki biraz daha aşağıya eğiliyordu.
Seni fırsatçı pislik.
Ayağımla hafif tekme attım direkt. Fark edilme ihtimali yanımızda masa olduğu için düşüktü.
Yağız attğım tekme ile genişçe gülümsedi. "Neyse hadi bu seferlik böyle olsun." diye fısıldayıp alnımı öptü.
Kapanan gözlerim, onun benden ayrılması ile açıldı. Önümüze döndüğümüzde nikah memuru bana evlilik cüzdanını uzattı. Aldığım cüzdanı havaya kaldırarak genişçe gülümsedim. Şu flaşlar yüzünden kör olmasak iyidir.
***
"Of niye sürekli dans ediyoruz ya? Girerken dans ettik zaten şimdi etmemize ne gerek var?"
"Asena altı üstü dans edeceğiz ne mızmızlandın ya? Hem bu sefer başka çiftler de var, biz çekiliriz sonra."
Etrafa baktığımda Emine ile Arif babam birbirine güzel güzel bakarak dans ediyorlardı. Onların cidden birbirlerine böylesine aşık olmaları beni fazlasıyla şaşırtıyor.
Diğer tarafta annemle babam dans ediyorlardı. Ama onlarınki 2 genç aşık gibi değildi. Annem babama dansı zorla yaptırmaya, öğretmeye çalışıyorlardı. Yani biraz daha geçse kavga ederler gibi.
Neyse, onlar kendi başının çaresine bakar.
Başımı diğer tarafa çevirdiğimde Oğuz ile Aslı dans ediyorlardı. Ama normal çiftler gibi değil.
Oğuz Aslı'nın elinden tutup havaya kaldırmış, kızın etrafında birsürü tur atmasına sebep oluyordu. Bayblade bile böyle hızlı dönmüyor ya.
Dans sonrası kızı ayakta tutabilirse iyidir.
Dönme hareketlerinden sonra abartılı bir şekilde eğme tutma gibi şeyler yapıp duruyorlardı. Tango mu arkadaşlar bu, normal dümdüz dans ya.
Oğuzların tam arkasında ise Bircegil yargılar gözlerle onlara bakarak dans ediyorlardı. Oğuz arada onlara çaptığı için rahatça dans edemedikleri aşikardı.
Salona göz attığımda ofisteki birçok kişinin dans ettiğini gördüm. Kimisi sevgilisiyle gelmişti, kimisi ofisteki arkadaşlarıyla dans ediyordu.
Aralarından bir kişi gözüme takılmıştı. Selen.
Mert'le dans etmesine rağmen gözünü bir an olsun Kürşat'tan ayırmıyordu. Bakışları da pek hayra alamet değildi.
Neyse, Birce'ye bulaşmasın da, kime platonik oluyorsa olsun.
Davetlilere göz gezdirdim bu sefer. Çoğunluğu tanımadığım insanlardı. Akrabalarımdan birkaç kişi vardı yalnızca. Diğer kişilerin bir kısmını da Yağız'la gittiğimiz Sude'nin düğününden tanıyordum.
Onlar bence proje. Her davete katılıyorlar, orada vakit geçirip eğlenip soru sorup gidiyorlar.
Valla bana da çok gerçekçi gelmiyorlar.
Gözüm Sude'ye takıldı. Yanındaki kardeşiyle gülerek sohbet ediyorlardı. Ve inanır mısınız, kardeşi mavi giyinmiş.
Çok merak ediyorum Sude kiminle evlenicek.
Bence Sude uzun bir süre kimseyle evlenmez gibi.
Bugün çok sade giyinmişti. Üzerine siyah, ince askılı, göğüs kısmında hafif kıvrımlar olan, dizinin bir karış üstüne kadar yırtmaçı olan, eteği hafif yerlere dökülen bir elbise giyinmişti.
Onu tanıyanlar yanına geliyor ve yüksek ihtimalle düğünden kaçıp neler yaptığını soruyorlardı. Sude ise onları birkaç bir şey söyleyip postalıyordu. Açıkcası böyle insanlarla uğraşmamak için düğünüme gelmeyeceğini düşünüyordum.
Of ayaklarım acıyor
Anne kafam yanıyoğ
Yağız'a bıkkınla bakıp başımı yorunlukla yana eğdim. "Yağız ben ayakta çok yoruldum ya masaya gidicem."
"Tamam güzelim, gel geçelim birlikte."
Dansı bırakıp masamıza doğru ilerledik. Diğerleri dansına huzurla (!) devam ediyordu.
Oğuz herkesin dansını sabote ediyordu.
Yağız insanları izlerken bense masada olan küçük sulardan birini alıp içmeye başladım.Yağız izlemeye devam ederken bir yandan eğilmiş bana laf atıyordu. "Bak çok su içme. Takı töreni uzun sürer arasında bırakıp gidemezsin de he."
Yan bir bakış atıp suyumu içmeye devam ettim. İçim yanmış.
Biz normal bir şekilde durmaya devam ederken yanımıza Emine cadısı geldi.
Elini Yağız'ın yüzüne başına koyup ona bakıyordu. "Oğlum iyisin değil mi? Yorulduysan söyle, düğünü daha kısa tutarız."
Oha ya. Benim düğünüm bu sana ne oluyor pardon? Yağız iki yoruldu diye düğünümü yarım bırakacak değilim.
Yağız annesinin ellerini yüzünden çekip kaşlarıyla uyarırken gülümsedi. "Yok annecim. Ben gayet iyiyim. Asena birazcık yoruldu o kadar. İyiyiz biz, düğünün akışını bozmaya gerek yok."
Bir saniye olsun bana bakmıyordu. Gözü sadece oğlundaydı. Aman, bakmasın. Nazar fışkırtıyor zaten.
"Üf Asena zaten yorulur. O normal, gelin o. Ayrıca kına yaptırmadı, onun yorgunluğunu da bugün yaşasın o. Madem kına istemiyor, bari yapmadığı kınanın enerjisini bugün harcasın."
Tövbe Yarabim, yaşlı demeyeceğim, düğünümdeyim demeyeceğim dalıcam şu kadına. Bir kına yapmadık diye demediği laf kalmadı.
"Ben enerjimi çok daha güzel şeylere harcarım siz merak etmeyin Emine Hanım."
O kocaman belerttiği gözlerini boşverip önüme döndüm. Bu evliliğin tek kötü yanı Emine ya.
"DAYI BENİMLE DANS EDİCEKTİN HANİİ."
En kötü 2. şey de geldi.
Gelinlik gibi elbisesiyle süzüle süzüle yanımıza geldi. Ya hadi böyle bir şey giyiniyorsun bari çocuk gibi davran.
Hatırlatırım o bir çocuk değil.
Yağız'ın kolundan tutup çekmeye çalışıyordu. "Hadi dayııı, şu cadalozla dans ettin zaten. Sıramı bir kere devrettim şimdi benimle dans etmek zorundasın."
Ay bir de sırasını devretmiş, cadıya bak. Ben dilesem sana hiç sıra gelmez be bücür, ne bu havalar.
"Ama dayıcığım bugün benim, yengenle bizim düğünümüz var ya. Biz seninle sonra dans ederiz."
Kaşlarını çatıp gözlerini Yağız'a dikti. "Sen beni hep kandırıyorsun. Kandırıkçı seni."
Yağız bu velede laf anlatamayacak. İş başa düştü.
Yağız'ın tarafa eğilip sesimi duyurmak için hafif bağırdım. "Canım," Elimi uzatıp sertçe başını okşadım. Saçını dağıtmayı da ihmal etmedim. "Canım benim ne kadar güzel olmuşsun öyle." diye konuşurken sonlara doğru sesim içime kaçtı.
Yüzümdeki sahte gülümseme ile ona bakıyordum. O ise her an üstüme atlayacak gibiydi. "Bak küçük canım, bugün dayınla benim düğün günüm. Bugün sadece bize ayrıldı. Dayın zaten hep seninle. Sizin o evinizden ayrıldığımız var sanki."
Göz devirip gülümsemeye devam ettim. "Yani demem o ki dans edicek bol bol vaktiniz var. Endişe etme dayın yine senin dayın. Şu düğün bir bitsin de al başına çal dayını."
Bana dik dik bakıp duruyordu. Başımla gitmesini işaret ettim. Gülüşüm de çoktan solmuştu zaten Bir tek o görüyordu yüzümü. Sonra işaretimle birden yanımızdan koşa koşa gitti.
Şu kalabalıkta uğraştığım şeye bak ya. Bacak kadar boylu bir veled.
***
Of çok sıkıcı. Ne bu klasik müzikler ya? Orkestra gösterisine gelmişim gibi hissediyorum.
"Offf. Yağız bu düğünde çalacak müzikleri kim değiştirdi ya? Yemin ederim içim daraldı bir saattir gıy gıy, gıy gıy."
"Annem birkaç bir şeye bakıcam diyordu. O değiştirmiştir."
Yandan Yağız'a baktım. "En olmayacak insana vermişsin kontrolü şaka gibisin ya."
Hemen itiraza geçti. "Ya nereden bilebilirim böyle değiştireceğini? Mekanı kontrol edicem, ne yapmışlar ne etmişler ona bakıcam, sonra da Asena'nın yanına gideceğim, dedi çıktı gitti. Hazırlanıp seni alıp gelip içeride konuştuğumuz sırada kulağıma fısıldamadılar özür dilerim."
Göz devirdim. Yoruldum demiştim ama şuan o kadar sıkıldım ki sabaha kadar yorulayım istiyorum.
Klasik müziğin sesi kesilince alayla güldüm. "Bakalım bu sefer mozarttan hangi eser gelecek."
Keman sesi beklerken davul sesi duymamla gözlerim büyüdü. Allah'ım sana şükürler olsun Yarabbim.
Hemen oturmaktan kambur kaldığım sandalyemden kalktım. Bir yandan da Yağız'ı çekiştiriyordum. "Hadi kalk çabuk. Ne oturuyorsun Yağız kalksana."
Yağız çekiştirmemi umursamıyor, yerinden kıpırdamıyordu. "Sen oyna istersen ama ben oynamam."
Ağzım açık kalmıştı. "Tamam Yağız sen klasik müzikte bale yaparsın. Ben gidiyorum."
Yağız'ı masada bırakıp heyecanla sahneye çıktım. Sahne mi denir onu da bilmiyorum ama neyse.
Bu sefer Oğuz'a ağzımı açmayacağım çünkü o böyle müziklerde eğlenmesini çok iyi biliyor. Zaten klasik müzikte ortalıkta peri gibi dolaştığı için müzik çalınca hemen oynamaya başlamıştı. Beni görünce direkt yanıma geldi.
Çalan oyun havası ile karşılıklı oynuyorduk. O omuzlarını titreterek bana doğru geliyor, ben de iple onu çekiyor gibi yapıyordum. Gelinliği kabarık seçmemem verdiğim en doğru karardı.
Ben oynayışına kahkahalar atıyordum, o ise fazlasıyla eğleniyordu.
Düğünün başından beri oynamaktan dağılan saçları gözünün önüne geldikçe sanki oynamasının bir parçasıymış gibi geriye atıyordu. Bir an olsun boş durmuyordu.
Birce'de yanımıza gelince biz üçümüz herkesten ayrı ortalıkta eğlenip duruyorduk. Kenarda yakınıyla oynayan vardı ama kimse ortalığa çıkmaya cesaret edemiyordu.
Biz karşılıklı göbek atarken gözüm hiçbir şeyi görmüyordu. Sadece oynamaya odaklanmıştım. Yorulmuştum, aşikardı ama bu asla durmama engel değil. Ya da düğünü yarım bırakmama.
Ortalıkta dolanıp duran, oynamaya çalışan ama dönerci önündeki gel gel yapan balonlar gibi duran Derin'i belimle ittirip bozmadan devam ettim.
O tam bana aynısını yapmak için belini büktüğü sırada Birce'ye eğildim için yere yapıştı. Sen o boyunla bir de beni mi ittireceksin bücür.
Birce ile hiçbir şey konuşmasak bile gözlerimizle anlaşıp kahkaha atıyorduk. Derin'in düşüşünü en net o gördğü için gülmekten oynayamıyordu.
Derin bizim gibi ortalıkta dolanıp dikkat çekmeye çalışıyordu ama biz oradan oraya gittiğimiz için asla olduğu yerde kalamıyordu.
Ben yere oturmuş Birce'nin -nasıl anlatabilirim bilmiyorum- eteğiyle oynarken Derin gelen misafirlerden birinin oğlunu tutmuş ortaya getiriyordu. Çocuk da o kadar utangaç, çekingen duruyor ki. Çok geçmeden Derin'i bırakıp annesine koştu.
Ayağa kalktığımda gözüm arkadaki Emine'ye takıldı. İnanırlı gibi değil ama bizi izlerken eğleniyordu.
Bu kadına pek güvenmiyorum, içten içe dalga geçiyor olabilir.
Göreceğiz şimdi.
Ne yapacaksın kız?
Birce ile Oğuz'u bırakıp Emine'nin yanına gittim. "Hadi annecim gelin siz de oynayın."
Anne kelimesini duyunca gözleri fal taşı gibi açıldı. Böyle de sürprizlerle dolu insanımdır.
"Yok kızım, oynayamam ben öyle. Yaşlı başlı kadınım olmaz." Sesindeki yumuşaklık bana sanki dünden razıymış gibi geliyor. Enemies to lovers yaşarız demiştim.
Taktığı elmas küpeler başını sallarken onunla birlikte sallanıyordu. Onu çekiştirmeye devam ettim. "Hadi."
Dayanamıp kalktı. Yüzümde başarmış olmanın verdiği gülümseme ile onu daha da ortalara çektim. O olduğu yerden ellerini birbirine vururken bir anda Oğuz devreye girdi. Emine'nin ellerinden tutarak dans ettirmeye başladı.
Birce ile biz birlikte oynamaya devam ederken kahkaha atarak onları izliyorduk. Oğuz ile dans ederken üzerindeki utangaçlığı bıraktı ve daha rahat oynamaya başladı.
'Bir saniye' diye parmağıyla gösterip masasına gitti. Çantasına eğilip bir şeyler çıkardı. Ne olduğunu anlayamamıştım.
Ağzı kulaklarında yanımıza gelip çıkardıklaını gösterdi.
Emine resmne çantasından şu bele takılan zilli şeylerden çıkarıp bize getirmişti. Önce bir tane kendisine bağladı, sonra yanıma gelip benim belime pembesini bağladı. Kendisine de mor seçmişti.
O çantaya nasıl bunlar sığmıış diye düşünürken Oğuz'a ve Birce'ye de takmıştı. Oğuz özellikle kırmızı olanı seçmişti.
Kadın bu anı bekliyormuş da haberimiz yokmuş.
Kenardan birine yaptığı kaş göz sonrası içeriye davul zurnacılar girdi. Biz üçümüz şokla birbirimize bakıyorduk. Bu kadın ciddi olamazdı.
Kim girdi bu kadının içine? Benim kaynanama ne yaptın? O cadı, memnuniyetsiz kadın nerede söyleyin bana?
Gelen davulcular ile ortalık daha da şenlenmişti. Arif babam ortaya çıkmış göbeğini hareket ettirerek oynuyordu. Göbeği olduğunu bile şuan gördüm, korse mi takıyordu acaba?
Biz ve Demir ailesinin başları ortalıkta şuan deli gibi oynuyorduk. Ama damat, masasında kös kös oturuyordu.
Yerlerde sürünmekten beyaz renginden eser kalmayan gelinliğimin eteğini tutup masaya doğru ilerledim. Merdivenleri çıkarken sesimi duyurmak için bağırıyordum. "Hadi bak anan bile oynuyor bir sen eksiksin."
Yaklaşık bir sattir öyle olduğunu zannettiğim yüzü hayretle bakıyordu. "Asena, annem..."
Başımı hızla gülerek salladım. "Evet! Şaka gibi ama gerçek. Bir sen eksiksin hadi."
Hevesle etrafa baktı. Canı çekmiş garibimin cesaret edememiş oynmaya.
Onu elinden tutmuş gelmesini bekliyordum. "Hadi Yağız!"
Hemen ayağa kalktı. Tam ortaya geldiğimizde elimle şokla ağzımı kapadım.
Emine resmen ortaya geçmiş takla atıp, kalçasının üstünde dönüyordu.
Kim girdi içine bilmiyorum ama iyi ki girmiş. Bu görüntülerden mahrum kalamazdık.
Yağız'la aynı anda birbirimize döndük. "Yağız bu kadının annen olduğun eminiz değil mi? Şu kahve içerken keman dinleyen."
O da en az benim kadar şaşırmıştı.
Asıl eğlence şimdi başlıyor.
Emine'ye bakmak için döndüğümde Arif babamın benim babamın alnına para yapıştırdığı gördüm. Karşılıkla oynuyorlardı resmen.
Ya baba sen ne ara kalktın ya?
Biz artık sakince oynarken onları izliyorduk. Öyle güzel oynuyorlar ki insan gözlerini alamıyor.
Yaşlıların oynaması apayrı keyif veriyormuş.
Babamgil göbeklerini tokuştururken Emine annemi kollarından tutarak ortaya getirdi. Sanarsın 20'lik çıtır. Öyle rahat, hareketliydi ki benden daha genç olduğunu düşünmeye başladım.
Kameralar, bizi çeken telefonlar kimsenin umrunda değildi. Herkes eğlenmeye bakıyordu.
Oğuz zaten belindeki zillerin hakkını Aslı'ya karşı veriyordu. Kürşat Birce ile oynuyordu. Yağız'la ben ise sağdan soldan bulduğumuz peçeteler ile yere çöküp, oynayıp duruyorduk.
Hayatımda hiçbir düğünde bu kadar eğlendiğimi zannetmiyorum.
Hayat şaşırtır hep zaten.
Babam zaten oynamayı pek seven bi insan olmadığı için aramızdan ayrılmıştı. Annem de ne kadar ayrılmak istese de Emine'nin beline bağladığı zil ile gidememişti. O da şaşkınlıkla Emine'yi izliyordu.
Kim öyle izlemiyor ki?
Yalan yok çok iyi oynuyor. Aşırı kıskandım.
Yağız oynamaktan kan ter içinde kalırken Oğuz'da tık yoktu. Ama Yağız'da çok iyi oynuyor. Herkes bugünü mü bekliyordu anlamadım.
Benim favorim her daim Emine kalıcak. Oğuz üzgünüm, tahtını kaynanam kaptı.
Sonunda mükemmel karı koca güçlerini birleştirip birlikte oynmaya başladılar. Arif babamın keyfine diyecek yoktu. Emine desem... Kelimelerim kifayetsiz kalıyor artık onun için.
Neden Arif babamın Emine'yi boşamadığını şimdi anladım. Kadının içinde bambaşka biri varmış.
Yere çökmüş, Arif babam da elinden tutup onu etrafında döndürüyordu. Oğuz kadar hızlı olmasalar da bunu yaşlılıklarına veriyorum.
Kaç yaşında kadın etrafında nasıl kadar dönebiliyor ya? Biz eğildimiz yerden kalkarken dengemizi koruyamıyoruz kadın burada gösteri yapıyor.
Sıra halaya gelince sanki bir saattir hiç oynamıyormuş gibi heyecanla bize baktı. Etrafına bizi toplayıp oynamaya başladı. Tabii ki halay başı olmayı da ihmal etmedi.
Belindekini kafasına bağlamış, zilli mendili ile coşuyordu. Halay başı olma görevini en iyi yerine getiren kişi oydu kesinlikle.
Ben zaten sağıma soluma Oğuz'la Birce'yi almış güzelce halay çekiyordum. Halayın diğer ucunda olan Arif babam ise Yağız'a yaslanmış yere çöküp duruyordu. Yağız'ın da ailesini ilk defa böyle gördüklerine yemin bile edebilirim ama kanıtlayamam.
Halay çekiyordum evet ama topuklularım dilediğim gibi oynamama izin vermiyor. Şimdi çıkartıp kenara park etsem çok mu ayıp olur?
Ya of kime ayıp olacak sanki. Emine beline zil takıp oynamış bu mu sorun olacak.
Halay arasında ayakkabılarımı çıkartıp arkaya fırlattım. Bulan biz kayıp ilanı yapıştırmadan getirsin lütfen. Fotoğraf çekimi var daha, Yağız'ın yanınca cüce gibi kalamam.
Bize katılanların sayısı artarken davulcu ortamıza geçmişti. Kameralara yer kalmamıştı resmen. Kenardan kıyıdan çekmeye çalışıyorlardı.
Halay devam ediyordu ama benim resmen pertim çıkmıştı. Oğuz'a eğilerek bağırdım. "Ben felaket yoruldum. Masaya geçiyorum siz devam edin!"
O beni fazla umursamayarak başını salladı ve halaya devam etti. Ben hiçbir zaman bu kadar çok oynamadım arkadaş ya. Benden yaşlısı şuan ortalıkta ters takla atmaya çalışıyor şaka gibi.
Etrafa fırlattığım ayakkabılarımı bulup masaya geçtim. Ayakkabılarımı giymeye çalıırken yanıma Yağız oturdu. "Gördüklerime inanamıyorum."
Ufak bir kahkaha attım. "Değil mi? Ben de bir an rüya görüyorum sandım."
Ne yaptığıma baktı. "Sen oynarken ayakkabılarını mı çıkardın?"
Ayakkabımı giyip normal bir şekilde oturdum. "Evet. Oynamama engel oluyordu çıkarttım. Bulmak için birazcık uğraştım ama nihayetinde buldum."
Gülerek başka tarafa döndü. "Bu sürprizlerle dolu bir akşamı ömrüm boyunca unutamayacağım sanıırm."
"Şeyi çok merak ediyorum," diye Emine'yi izlerken konuştum. "Şimdi biz boşanacağız ya. İlla ki yeni biriyle evleneceksin. Annen o zaman da böylesine oynayacak mı? Ya da baban zurnacıdan zurnayı alıp çalmaya çalışacak mı?"
Masaya yasladığı dirsekleri ile ellerini çenesine koymuştu. Ellerini masadan ayırmadan indirdi. "Eminim asla böyle oynamazlar. Çünkü senden sonra biriyle evlenmek zorunda olsaydım bunu onlar seçerdi. O kişi de senin gibi olmazdı. Böyle suratsız, ciddi, eğlencesiz."
Burnumdan güldüm. "Yani bizim boşanmamız annenin sana kız bulmasına engel olmayacak."
Başını hafifçe iki yana salladı. "Hayır. Ben senden sonra kimseyi sevemeyeceğim için onlar beni mecbur evlendirirlerdi."
Alaylı gözlerle gülerek ona baktım. "İlla romantiklik yapıcam diyorsun. Tamam. Bugünlük sana müsaade ediyorum."
Bıkkınlıkla nefes verdi. "İlla her şeyi dalgaya alıcam diyorsun. Hayır. Müsaade etmiyorum."
"Senden müsaade isteyen olmadı." Diye yüzümü buruşturdum.
Öylece bana bakıyordu. Birden pat diye soruverdi. "Asena sen niye hep kaçıyorsun?"
Ona bakakaldım.
KAÇMA KOVALAMAM. SENİN GİBİSİNİ ÇOK ÇOK ÇOK GÖRDÜM.
İkimiz bakışırken yanımıza Sude geldi. "Müsait misiniz?"
Bakışlarımı hemen Yağız'dan ayırdım. "Evet," sesim ilk başta içime kaçmıştı. Boğazımı temizledim. "Evet, müsaitiz gel."
Yanımızdaki ziyaretçiler için koyulan sandalyeye oturdu. "O dans neydi öyle ya? Benim düğünümü üzeriniz mahvoldu diye rezil olduğunuzu düşünüp terk eden kadın takla attı burada. Şok oldum."
Gözümün önüne o an geldi. Yağız'ın gelinlik giymiş halinden bile çok daha komikti.
"Valla biz de anlamadık. İki kaldırayım oynasın dedim ortalığın tozunu attırdı. Bir yerden sonra oynamayı bırakıp onu izledim. İnanılmaz bir andı."
Onu düğünün başından sonra hiç görmediğimi fark ettim. "O değil de, sen neredeydin? Ben bir yerden sonra seni hiç görmedim." Bir sorun yoktur umarım.
Eliyle geçiştirdi. "Yok bir şey ya. Çok fazla soru soran oldu, klasik müzik de çalınca içim sıkıldı dışarı çıktım. Hava aldım biraz. Gözlerimi Oğuz'un o rezil dansından arındırmam gerekti."
Eğilip Yağız'a baktı. "Hayırlı olsun Yağız Bey. Umarım güzel bir evliliğiniz olur."
Başını eğerek karşılık verdi. "Teşekkür ederiz. Umarım senin için de en iyisi olur."
Bana doğru eğildi. "A gösterirken B yapan bir koca ile işin biraz zor gibi. Allah sana sabır versin."
Gülüp hafifçe omzuna vurdum. "Neyse ben kalkayım. Biraz sonra ben çıkacağım. Beni göremezsen gitmiş diye düşünmeni istemedim. Malum yeni ev, yeni hayat. Bir şeyleri düzene koymaya çalıştığım için çok duramıyorum. Yanlış anlama diye söylemeye geldim."
Anlayışla başımı saladım. "Teşekkür ederim, ne gerek vardı? Ben yanlış anlamam seni merak etme. Biliyorum, senin için de şu aralar her şey çok zor."
Gözlerini kapatarak teşekkür etti. Eğilip ellerimi tuttu.
Dejavu oldum.
"Umarım çok güzel , huzurlu, sevgi dolu bir evliliğin olur. Dayanamazsan, zorlanırsan biz her daim arkandayız. Dön, kaç gel."
Ne dediğini anlamak için odaklanmış, ciddi bir şekilde dinliyordum. Konuşması bittikten sonra genişçe gülümsedim. Hafif geriye çekildim. "Emin ol kötü bir şey olduğu anda bırakıp koşa koşa geleceğim. Cesaret edip bırakmayı bana sen öğrettin. Asla unutmayacağım bir ders oldu benim için."
Vedalaşıp yanımızdan ayrıldı. Önümüzdeki insanları izlemeye dönecekken bu sefer yanımıza Sude'nin kardeşi geldi.
"Selam Asena abla."
Onu görmeyi beklemediğim için anlık olarak irkildim. "Aa, hoşgeldin Ebrar." Adını Sude bize geldiği zaman anlatırken öğrenmiştim. "Bir sorun mu var?"
Başını sakince iki yana salladım. "Ha, yok hayır. Sana teşekkür etmek için gelmiştim."
Anlamadım. Kaşlarım hafif çatılmıştı. "Nasıl yani? Ne teşekkürü?"
"O gün ablamla konuşup ikimizin hayatını kurtardığın için sana teşekkür ederim. Sayende gerçekten umut diye bir şeyin olduğunu öğrendim. Başka bir hayatın mümkün olduğunu gösterdin bize."
İster istemez gözlerim doldu. Kesinlikle böyle bir şey diyeceğini beklemiyordum. Şuan o kadar duygu doluyum ki anlatamam. Bir kadına destek verdikten sonra iki kadının hayatını kurtarmak benim için o kadar güzel bir şey ki.
Ona dolu gözlerle bakarken kendime çektim ve sarıldım. "Umarım her daim mutlu, huzurlu olursunuz."
Ayrılınca üstüne baktım. "Mavi çok yakışmış. Lütfen bir daha öyle simsiyah giyinme. Sana renkli şeyler daha çok yakışıyor."
Yorgun bir gülümseme belirdi yüzünde. İlk defa güldüğünü görmüştüm ve o kadar güzel gülüyor ki.
"En iyisi ben ablamın yanına gideyim. Size mutluluklar dilerim."
Gidince birkaç saniye arkasından baktım. Henüz çok genç bir kızdı ama içten içe bir o kadar da olgun bir kızdı.
Yağız'a döndüm. "Biliyor musun? İyi ki annen beni o düğüne çağırmış. İyi ki o rezillikleri yaşamışız. O kadar güzel bir şeye vesile oldu ki."
"Hm, nasıl yani?" Hiçbir şeyden haberi yoktu. "Boşver." demekle yetindim sadece.
Ayağa takılıp masamıza düşen yaşlı bir dayıyla geri çekildim. "Ne oluyor lan?!"
Ayağa kalkıp masayı düzeltti. Düşen içecekleri düzeltip gülümseyerek bize baktı. "Nasılsınız çifte kumrular?"
Yağız korkuyla ayağa kalkmıştı. Hiddetle dayıya bağırdı. "Dayı ne yapıyorsun ya? İnsan gibi gelemez misin?"
Dayıya eğilip baktı. "Ben sizi bir yerden tanıyor muyum?"
Adamın yüzünde vatan gülüşü vardı. Elini beline koyup bize boy göstermeye başladı. "E bir bagh bagalım nerden taniyun."
Yağız kim olduğunu fark edince ağzını hayretle açıp adamı işaret etti. Ben çoktan kim olduğunu anladığım için keyifle onlara bakıyordum. "Sen," diye fısıldadı Yağız. Sesini yükseltip devam etti. "Sen arabama sandalye ile vuran adamsın."
Adam iyi bir halt yemiş gibi gururla başını salladı. "Ta gendisi!"
Yağız masada duran çiçeğimi alıp adama fırlatır gibi tuttu. "Ne işin var senin lan bur'da? Bir de utanmadan pişkin pişkin sırıtıyor."
Adam bir adım geriye gitti. "Ne yükseliyorsun yauv? Tebrik etmeye geldik iyice pişman ediyırsın ha, ayıp!"
Çiçeği kaldırıp yine fırlatır gibi yaptı. Ne ara adama bu kadar bilendi bu ya?
"Lan git! Düğün günü bir de seninle uğraşmayım."
Adam göbeğini ovarak, bir taraftan da Yağız'a yan yan bakarak yanımızdan uzaklaştı.
Yağız hâlâ ayaktayken bana baktı. "Asena sen niye hiçbir şey demiyorsun? Ya tamam bir şey deme de durup gülerek meyve suyunu içerken de izleme bir zahmet."
"Bana niye kızıyorsun be? En son karıştım da ne oldu sanki. Kavga ettik bana bağırdın ettin. Ayrıca mükemmel bir tabloydu. Bırakıp araya giremezdim. Herhalde keyif yapıcam."
Sabır çekip sandalyeye oturdu. Şüpheyle gözlerimi kısıp ona baktım. "Sen hayırdır, niye bu kadar gerginsin? Kurtlarını dökemediysen bir tur daha halay çekebiliriz."
Geriye yaslandı. "Ne gerilicem be? Yalnızca adamı görünce sinirlerim hopladı o kadar."
Kaşlarımı kaldırdım. "Hoplamasın sinirlerin falan. Hoplayacaksa bir şey geç şu ortaya sen hopla. Düğünümü mahvetme."
"Senin düğünün de benim staj günüm mü? Mahvetmem düğünümüzü merak etme."
Sakince duruken yanımıza bir teyze geldi. "Hayırlı olsun evladım. Kaç çocuk düşünüyorsunnuz?"
Oha.
Birazcık geriye gittim. Bu düğündeki proje insanlar fazla rahatsız edici olmaya başladı. "TEYZECİM." diye bağırdım kulağına. "BİZ ŞİMDİLİK 30 DÜŞÜNÜYORUZ. AZ GELİRSE SENİ BİR DAHA DOĞURUCAM."
Eliyl ağzını kapatıp "Hiiii" dedi. "Ayıp ayıp. Yeni nesil de edep, ahlak hiçbir şey kalmamış. Beni doğuracakmış. Sen ilk önce normal bir çocuk doğur da diğerlerine sonra bakarsın."
Yutkundum. Yağız yüzümün düştüğünü fark edince teyzeye seslendi. "Hadi teyzecim git artık. Saçma sapan sorularınızı başkalarına sorun hadi."
Teyze şalını savurup yanımızdan uzaklaştı. "Bir de şöyle arsızlar olmasa düğün mükemmel olacak." Diye önüme döndüm.
Bir şey demedi. O da nedense bu çocuk konusundan fazla etkilenmişti. Onun bir gün illa ki çocuğu olabilirdi ama benim çocuğumun olmayacak olması sanki onunda olmayacakmış gibi bir etki oluşturmuştu.
İnsanlar sanki yanımıza gelmek için Sude'yi bekliyormuş gibi gelmeye başlamıştı. "Ayrı eve çıkacak mısınız?"
"Yok biz marsa taşınacağız. Oraları daha çok seviyoruz. Hedefimiz de oksijensiz kalıp sizin gibilerden uzaklaşmak."
Kimsenin sorusunu ciddiye almıyordum. Çünkü kimse ciddiye alınacak bir soru sormuyordu.
Orta yaşlarda bir dayı geldi bu sefer. Yağız'a eğilip fısıldadı. "Kaç lira tuttu bu düğün?"
Yağız terslicekken ben eğilip araya girdi. "Evimize haciz geldi." Dudaklarımı birbirine bastırıp başımı iki yana salladım. "Çok kötü çok." diye fısıldadım.
Bizden cevap çıkmayacağını anlayınca yüzünü düşürüp gitti.
Yine bir teyze vakasıyla başbaşayız. "Hamile olduğun için evlendiğinizi söylüyorlar doğru mu?"
Biri gerçekten cevabını hak eden bir soru soracak mı yoksa ben sadece teşekkür mü etmeliyim?
"Teyzecim haberiniz yok mu? Bizim evde 5 çocuk daha var. En son 6. olunca evlenelim dedik." diye haber verirmiş gibi konuştum.
"Aa cidden mi?"
Gözlerimi kapatıp başımı onaylar bir şekilde aşağı eğdim. "E tabii. Geçenlerde 2.nin torunu oldu hatta onu sevdik."
Dalga geçtiğimi anlayınca yüzünü astı. Böyle bir şeyin gerçek olma ihtimali var mı sizce salak msınız ya?
Bu sefer masamıza genç bir kız konuk oldu. Duru gibi bir güzelliği vardı. "Öncelikle hayırlı olsun. Yanlış anlamazsınız, nasıl tanıştınız?"
Bu sefer içtenlikle gülümsedim. "Teşekkür ederiz. Ofiste tanıştık. Yani öyle romantik, anlatılmaya değer bir tanışma değil. O benim patronumdu, ben onun çalışanı."
Yüzünü hafif yana eğdi. "Çok teşekkür ederim cevapladığınız için. Umarım hep mutlu olursunuz."
Derin bir nefes aldım. "Dünyanın en saçma sorularıyla yüzleştim bugün. Bir de ciddi ciddi soruyorlar. Size ne 10 yıl sonra gideceğimiz tatilden ya."
Yağız'a baktığımda ağzını kapatıp gülmemek için kendini tuttuğnu gördüm. Beni fark edince büyük kahkaha attı. "Dünyanın en saçma sorularına verdiğin yanıtlat o kadar güzel ki."
Saçımı geriye attım. "Hak ettiler."
Misafirler bitti Emine yanımıza geldi. "Hadi pastayı kesin sonra takı törenine geçelim."
Derin yine dibimizde bitti. "Pastayı ben kesicem."
Üff, çok can sıkıcısın Derin ya.
"Olmaz anneannesinin gülü. Pastayı dayınla yengen kesicek. Sen de o pastayı yiyeceksin."
Ay tövbe bismillah. Başımıza taş mı yağacak?
"Ya of. Kimse benim istediklerimi yapmıyor." Bana dönüp parmağını salladı. "Hepsi senin yüzünden."
Çok gereksiz bir şahıssın Derin ya. Bu hikayenin en gereksiz karakteri.
"Evet hayatım dayını da elinden çaldım zaten. Çok kötü bir insanım ben." diyerek geçiştirdim onu. Yağız'a baktım. "Hadi kalkalım. Düğünün bitme saati de yaklaştı. Daha fazla oyalanmaya gerek yok."
Biz ayağa kalkıp ortaya geçtik. Fotoğraflarım grileşmiş gelinliğim yüzünden pek iyi durmayacaktı ama yapacak bir şey yok artık.
Etrafımızda ışıklar bilmem neler patlarken pastamızı yavaş yavaş bize getirdiler. Ay takılıp düşse çok üzülürüm he. Rezil olmak gibi bir durumdan bahsetmiyorum. Pastayı biz pastaneye yaptırdık. Bilmem kaç katlı pasta. Düşüp yere ziyan olursa kahrolurum.
Çok şükür pastamız sorunsuz gelmişti. Kameralar çat çat çekerken ben ise gözümü ışıktan dolayı açık tutmaya çalışıyordum.
Bize verilen bıçağı önce ben aldım. Tam kesmek için kaldırdığım sırada Yağız koluyla beni dürttü. Gülerek konuştu ama çaktırmamaya çalışıyordu. "Asena pastayı birlikte keseceğiz ya." dişlerinin arasından dediğini çok anlamamıştım ama ne kastettiğini anladım. "Ha."
Bıçağı sol elime alıp Yağız'ın tutmasın bekledim ama bıçak ağır olduğu için ucu pastaya battı. Endişeyle Yağız'a baktım. O dayanamamış salaklığıma gülüyordu. Onu görünce kameraya bakıp poz kestim. "Hiçbir sorun yok. Ufak bir hata oldu sadece o kadar."
Bıçağı geri çekmeye başladım. Solak olmadığım için her şey şuan 2 kat daha zordu.
Bıçağı çektim ama bu sefer bileğimi sabit tutmaya çalıştığım için bıçak az kalsın yüzüme geliyordu. Yağız'ın müdahalesiyle bıçağın yüzüme gelmesinden kurtuldum.
En son Yağız bıçağı elimden aldı. Elinde tuttuğu bıçağı tutmamı bekleyip sonrasında elini elimin üstüne koydu. Tam kaldırdığımız sırada Derin yanımıza geldi. "Ya ben de kesicem." diye mızmızlandı son heceyi uzatarak.
Alttan diğer elimle onu göndermeye çalışıyordum. "Ya Derin şuan hiç sırası değil, sonra gel."
Ben onu ittirmeye devam ediyordum ama o vazgeçmiyordu. Kameralara çaktırmamak için gülmeye çalışıyordum ama tek elle inatçı bir çocuğu zapt etmek çok zordu.
Tam vazgeçeceğim anda biri Derin'i çekip aldı. "Gel buraya çocuk kılıklı şeytan seni." Bu ses Oğuz'un sesinden başkası değildi.
Rahatlamış olmanın verdiği huzurla gözlerimi kapattım. Çok geçmeden açtım ve Yağız'ın benden onay beklediğini gördüm. Başımı sallayınca pastayı kesmeye başladık.
Alkış sesleri ile patlayan flaşlar anlık olarak kör olmama sebep oldu. Eminim fotoğrafların yarısında gözüm kapalı çıkacak. Daha fazla güleyim de gülmekten kısılmış gbi olsun bari.
Pastayı kesmemizin ardından çalışanlar bize bir dilim pasta getirdiler. Ya ben gülmekten yediremem ama ya.
Kendi kendime kıkırdarken çatalı aldım. Pastadan birazcık alıp Yağız'a doğru uzatmaya başladım ama gülmekten elim bir türlü ağzına ulaşmıyordu. Asıl komik olan şey Yağız'ın uzatıyorum diye açtığı ağzının açık kalması. Kapatıp uzattığımda geri açıyordu ama ben yine dilimi ağzına sokamıyordum.
Ay krize gireceğim şimdi imdat.
En son kameralara açık ağızıyla fotoğraf vermekten sıkılmış olacaki bileğimden tuttu ve çatalı kendisine götürdü.
Bu yaptığına daha çok gülerken iki büklüm kalmıştım. Sakinleşip dikleştiğim zaman Yağız'ın elinde çatalla beni beklediğini gördüm.
Böyle bir an bu kadar komik olmamalı.
O kadar dümdüz duruyordu ki sakinleşmek yerine daha çok gülüyordum.
En son durup soluklandım. Yağız çatalı uzatırken ben sırıtarak çatala bakıyordum. En son tekrar patlayacağımı anladığında yavaş yavaş uzatığı çatalı bir anda ağzıma tıktı. Gülmekten açamadığım gözlerim sonuna kadar açılmıştı.
Hayır, ağzımda pasta var, gülemem hayır.
Lokmamı zar zor yuttuktan sonra büyük bir kahkaha attım. Gülerken kendimi Yağız'a yaslamıştım. Aşağı düşmemem için Yağız beni tutmaya çalışıyor, bense kaydıkça kayıyordum.
Eğilip endişeyle kulağıma fısıldadı. "Asena, tüm herkes bizi çekiyor kalk ne olursun."
O an içinde bulunduğum duurmun farkına vardım.
REZİL OLDUK BABAAĞĞĞĞ
Hemen dikleşip öksürdüm. "Tamam. Pastayı kestiğimize göre dağıtılana kadar biz de takı töreni için hazırlıklarımızı yapalım."
Çalışanlar pastayı dağıtırken biz ise duracağımız yeri, sandığı hazırlayıp kameraların nerede duracağını belirledik. Birazcık karmaşa oluştu ama yine de hallediyorduk.
"Ya kardeşim benim önden yüzüm çok büyük çıkıyor azıcık sola kayıverin ya ne olacak?"
Haberlerleri yok belki ama bu benim düğünüm yani kalıcak bunların hepsi.
"Asena Hanım oraya geçersem kamera ziyeretçileri tam göremez alçakta kalır. Tamamen çekebilmem için önde durmam lazım."
"Ya önemli olan biziz zaten ziyeretçileri ne yapacaksın takan taksın gitsin işte. Önden fotoğrafçı çekecek anlarız biz. Sen sola geç."
Ellerini iki yana açtı. "Amaç zaten ziyeretçilerle sizi çekmek."
Hafif eğildim. "Benim amacım değil. Banane gelenlerden, çoğunu tanımam etmem. Sen bana uy, sola geç. Kimin ne taktığı sorun olursa da fotoğraf çekimlerinden anlarız sorun değil."
İç çekti. "Tamam abla, öyle olsun"
Çok geçmeden kamera tarif ettiğim yere yerleşti.
Fotoğrafımızı çekecek olan kameraman da öne geçtiğinde insanlar gelmeye başladı.
Normalde fotoğraf çekimi sonra olacaktı ama Emine'nin klasik müzikleri yüzünden program sıkıştı. Biz de dedik ki takıyla birlikte aradan çıkartalım.
Takı töreni başladığında arkada yine bir müzik çalıyordu. Çok hareketli değildi ama klasik müziklerin baydırıcılığı da yoktu.
Evet, başlıyoruz.
İlk olarak Arif babam geldi. Yanındaki adamdan bir kutu aldı ve kutunun içinden çıkardığ ile gözlerim büyüdü.
Müneccim miyim neyim ya.
Canım babam tam da tahmin ettiğim gibi altın kemer takıyordu.
Açılış için mükemmel bir parça, bayıldım.
Biter mi, tabii ki de hayır. Kemerimle uyumlu olsun diye mükemmel bir altın set çıkarmıştı.
Ayol bunlar aşiret de bizim mi haberimiz yok acaba?
Sanmıyorum ama Arif baba bence oralardan gelme. Emine yüzünden ayrılmıştır belki.
Seti bana taktıktan sonra Yağız'a da bir saat taktı ama kafam kadar. Neyse. Beni ilgilendirmiyor.
Bize sarıldıktan sonra fotoğraf çekindik ve yanımızdan ayrıldı.
Tam Emine gelecekken Derin geldi. "O kemeri bana ver!"
Boyu kadar kemeri istiyor. Sırf gıcıklık yapıcam diye iyice cıvıttı.
Emine onu kenara yavaşça itip bana baktı. Size kötü haber, eski Emine geri dönmüş.
Bana dik dik bakarak iki koluma toplam 8, belki 10 tane bilezik taktı.
Yiğidi öldür hakkını yeme. İyi taktı yine he.
Umarım gösteriş olsun diye değildir. O zaman vallaha hakkını yemem.
Bana sarılırken kulağıma fısıldadı. "Ne kadar istemesem de artık evlisiniz. Ailemize hoş geldin gelin hanım."
Benden ayrılınca gülümseyerek baktım. "Umarım iyi anlaşırız Emine Hanım."
Oğluna da bir şeyler taktıktan sonra fotoğraf çekindik. Derin tabii 'Anneanne beni de al, o bilezikleri bana tak ben de istiyorum.' deyip durdu ama zar zor da olsa zaptettik.
Berfin ile o gıcık kocası da bize bir şeyler taktı fotoğrafımızı çekindik gittiler. Ne yalan söyleyim kimin ne taktığı ile hiç ilgilenmiyordum. Çünkü eninde sonunda onlar benim değildi.
Sıra anneme geldiğinde dolu gözlerle bana yaklaştı. "Senin mürvetini de gördüm ya, ölsem gam yemem."
Hemen kaşlarımı çattım. "Aaa anne sus. Alma ölümün adını ağzına. Eğilip fısıldadım. "Hem ne belli belki daha çok mürvetimi görürsün." deyip güldüm. Sonuç, başarılı. Annem de gülmüştü.
Annem de bana küçük bir kutudan mükemmel bir yüzük çıkarıp takmıştı.
Yüzüğe bakarak konuştum "Anne bu çok güzel ve çok değerli. Bu senin onc-"
Elini kaldırıp beni susturdu. "Ben bunu senin için binbir emekle aldım. Tamamen sana özel. Sen benim biriciğimsin güzel kızım. Gerekirse sana canım feda olsun."
Annemle sıkı sıkı sarıldım. Şuan ağlarsam o bilmem kaç saat süren makyaj çöp olur. Olmamalı.
Herkes gelip geçiyordu ama sıra hiç istemediğim bir şekilde Oğuz'a geldi. Bana bir şey yapacağından değil de Yağız'a vileda, toz bezi alır diye korkuyorum.
"Hehehehe," diye gülerek yanımıza yaklaştı. Benim takımı taktıktan sonra sarılıp Yağız'a geçti.
Sanırım bunu görmek istemiyorum.
Sürpriz bir şey çıkaracakmış gibi biz baktı. Arkasından yavaş yavaş çıkartıyordu.
Akşamdan beri kendini yıttığı için yoldan geçen bir serseri gibi duruyordu bir de. Şuan onları çıkartsa hiç sırıtmaz emin olun.
Bir anda arkasınındakini çıkarınca korkuyla kısılan gözlerim rahatlıkla açıldı. Normal bir şey çok şükür.
Tamam. Bari fotoğraf çekimi normal olsun.
"Durun ben ortanıza geçeyim, öyle çekinelim." Fotoğrafçıya döndü. "Bir saniye bekler misiniz?"
Ortamıza geçtiği sırada kameraya döndü. "Heh şimdi oldu. Rica ediyorum 3'te geriye sayar mısınız?"
Adam kaşlarını çattı. Anlamamıştı ama "Tamam." dedi.
Elimle yüzümü kapattım. Ne gelecek Allah bilir.
Adam saymaya başladı. "3," Oğuz keyifle genişçe gülümsedi.
"2,"
Hafif olduğu yerde kıpırdandı.
"1."
O an ne olduğunu anlayamadım. Her şey çok hızlı gelişti. Oğuz Yağız'a çelme takıp düşürürken beni kucağına almış gülerek kameraya poz vermişti.
Flaş patladıktan sonra hemen Yağız'a bakmaya çalıtım. Kolunun üstüne durmuş kafasını tutuyordu.
Beni hala kucağından indirmeyen Oğuz'a sinirle baktım. Gözleri gözlerimin arasında giderken aynı anda gülmeye başladık. Beni indirdikten sonra çakmam için ellerini uzattı. Gülerken ellerini bulup çaktığımda Yağız yeni yeni ayağa kalkıyordu.
Kaşlarımı kaldırıp geniş gülümsememle ona baktım. "İyiydi. Baya iyiydi. Helal olsun."
'Eyvallah' der gibi elini sol göğsüne vurdu. "Ne demek. Görevimiz."
Kameranın arkasında gülmemek için kıpkırmızı olan kameramana döndü. "Kral Allah razı olsun saydığın için. Kral adamsın valla."
Adam elini kaldırıp selam verdi. Oğuz ceketini düzeltip yanımızdan ayrıldı. Bir taraftan da "Fotoğraf çekimi böyle yapılır." diye söyleniyordu.
***
Size yemin ediyorum takı töreni başlayalı tamı tamına 1,5 saat oldu ve hala bitmedi. Elim kolum dolu ve insanara sarılmaktan içim dışıma çıktı. Gülümsemekten zaten yanak diye bir şey kalmadı artık gülemiyorum. Fotoğraflarda neden gülmüyorsun diye sormasınlar bir zahmet.
İşin en kötüsü, benim acil tuvalete gitmem lazım.
Yağız'a eğilip fısıldadım. "Yağız, bu takı töreni ne zaman bitecek ya ben artık duramıyorum."
Bana baktı. Baştan aşağı bir süzdü. "Topuklu yüzünden ayağın ağrıdıysa şöyle kenara çıkart. En az bir yarım saat daha devam eder. Daha fotoğraf çektirmeye gelecekler var."
Başımı hızla iki yana salladım. "Hayır ondan değil. Topukluyu çıkartmak bir işe yaramaz." Etrafı kolaçan edip tekrar ona baktım. Bu sefer daha sessiz konuştum. "Benim tuvalete gitmem lzım."
Derdimi anlayınca geriye çekilip yarım ağız güldü. "Ben sana demedim mi çok içme diye. Düğün günü o kada sıvı tüketilir mi?"
Sinirle ona baktım. Omzu silkip az öncekinin aksi bir sesle konuştum. "Ya su tüketmek suç mu oldu şimdi de? Susadım, daraldım içtim işte. Ayrıca ben nereden bilebilirim takı töreninin, fotoğraf çekiminin bu kadar süreceğini? Bir yarım saat sürer biter zannettim. Bak çabuk bitmezse şuraya salıve-"
Kaşlarını sonuna kadar kaldırıp ağzımı kapattı. "Tamam. Azıcık daha dayan. Şu takılanları falan da çıkart istersen, rahatlarsın bir."
Yanımızdakilerin yardımıyla takılanların bir çoğunu çıkartım. Yalan yok rahatlamıştım, ama hala iyi değilim.
Artık takıdan daha çok fotoğraf çekimi için geliyorlardı. Gülümsemek ne kadar zorsa ayakta durmak da bir hayli zordu.
Yanımıza bir teyze geldi. Hamile olup olmadığımı soran teyzeydi bu. Geldiğinde beni baştan aşağı süzdü. Gözleri karnımda durdu. "Bir de dalga geçiyorsun benimle. Karnın çıkmaya başlamış bile. Kaç aylık?"
Duyduğum ile kahkaha attım. Hayır teyze şuan güldürmenin hiç sırası değil. Çok yanlış bir zamanda geldin. Dur lütfen.
Ben kendimi zor tutarken teyze eğilip "4 aylık var mı?" diye devam etti.
Daha fazla dayanamayacağım.
Gülerken koşa koşa arka tarafa doğru kaçmaya başladım. Ufak adımlarla, gülmemeye çalışarak böyle bir durumda gitmek çok zordu.
"KIZIM MİDEN Mİ BULANIYOR YOKSA?"
***
"Çiçek atma törenimiz olucaktır. Katılmak isteyenler için sahnemiz boştur."
Kimin tutacağını çok iyi biliyorum ama neyse.
Gençler ortaya toplanırken kısa boylu birini görmemle kim o diye gözlerimi kısıp bakmaya başladım.
Göz devidim. Gelin masasının önünde geleceklerin toplanmasını bekliyordum. Durduğum yerden seslendim. "DEYZEEÖOĞ. KAÇ YAŞINA GELMİŞSİN ÇİÇEĞİ TUTUP NE YAPACAKSIN? SANA EN YAKIN ÇİÇEK MEZARDAKİ. HADİ GENÇLERİN ÖNÜNÜ KAPATMA HADEY. EZİLİRSİN BAŞIMIZA KALIRSIN BAK UĞRAŞAMAM."
Somurtarak giderken ben saçımı düzeltiyordum. Aralarında Derin'i gördüm ama bu sefer umursamadım. Ezilir gider zaten, tutamaz çiçeği.
Gençler toplandığı zaman bir baktım kimler var diye.
Oğuz, Aslı, Selen, Ceren, Birce, zorla Birce tarafından getirilen Sude ve diğer tanımadıklarım.
Pekala, güzel.
"Hazırsanız başlıyorum!" diye seslendim.
Onay gelince arkamı döndüm. Nereden çıktı bilmiyorum 10'dan geriye saymaya başladılar.
Onlar 7'ye gelince ofladım. Bi de onlarımı bekleyeceğim ya?
Tam 5 derlerken çiçeği fırlattım. Arkamı döndüğümde herkes ne olduğunu anlayamazken çiçeği tutmaya çalışıyordu.
Evlenmek için bu kadar hevesli olduğunuzu bilmiyordum.
Çiçek Sude'nin elinde durduğunda Sude hemen çiçeği geri fırlattı. Oğuz'da daha önce atletizmci miydi de böyle zıpladı bilmiyorum ama başımı kalıdırıp onun uçuşunu izledim. Çiçeği havada yakalayıp yere yapıştığında yüzümü buruşturdum. Kırık olmasa bile en az 2 çatlak olduğuna eminim.
Oğuz ise hiçbir şey olmamış gibi yerden hevesle kalkıp ellerini havaya kaldırdı. "EVLENİYORUM."
Çiçeği normal bir şekilde tuttu ve Aslı'nın önünde diz çöküp çiçeği ona uzattı.
Aslı çiçeği gülerek nazikçe aldı. "Teşekkür ederim sevgilim." diye dizinin üstünden kalkmasıyla ona sarıldı.
Maşallah, Allah tez vakitti ayırır inşallah.
***
Düğün salonundan Yağız ile el ele çıkmak üzereydik ama işler bir takım sekteye uğradı.
Şuanda Yağız'ın arkadaşları ve artı olarak Oğuz durmuş Yağız'ı dövmeye çalışıyorlardı. Arada tekme atanlardan kaçmaya çalışıyordu ama 10 tane insanla başetmek tabi ki kolay değildi.
Beni soracak olursanız keyfime diyecek yoktu. Arada adamlara eğilip biraz da şuradan vur bak böyle hiç canı acımıyor falan diyordum. Ben dilediğim gibi döverim ama kendimi bir gereksiz için yormama ne gerek var. Hazır dövülürken benim hıncımı da alsınlar.
Yağız kenara çıkıp ellerini havaya kaldırdı ve bağırdı. "DURUN. BENİ DÖVEMEZSİNİZ."
Kürşat alayla gözlerini ksıtı. "Niyeymiş o?"
Yakasını düzeltti. "Çünkü ben ünlüyüm."
Herkeş boş boş Yağız'a bakıyorlardı. Ben de dahildim onlara. Ne diye be bu burjuva?
Oğuz "Ya bi git." diye bağıırp Yağız'a daldı. Ardı arkası kesilmedi tabii ki.
Onlar dövmeye devam ederke ben eğilip bağırdım. "Ben arabaya gidiyorum. Siz bir tur da benim için dövün."
Arabaya bindiğimde yaslanıp gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Ne yorucu gündü ya.
Topuklularımı çıkarttım ve ayaklarımı topladım. Telefonumu bulup açtım. Ekran sürem bugün fazlasıyla düştü maalesef. Tamamlamam lazım.
Ben kaydırırken üstü başı dağılmış bir şekilde Yağız arabaya bindi. Kapıyı kapatıp soluklandı. Göğsü hızla hareket ederken ona baktım. Fena pataklamışlar.
İşaret parmağını yarım yamalak bana salladı. "Eğer sen benim için de bir tur dövün demeseydin bu kadar kötü olmazdım."
Omuz silktim. "Hak ettin."
Ben telefonuma bakarken Yağız beni izliyordu. "Ne yapıyorsun?"
"Haberlere bakıyorum." dedim telefona bakmaya devam derken. "Ne kadar rezil olmuşuz onu merak ettim."
"Valla adamlar yorulup gitmeselerdi beni dövdükleri video ile ben çok fena rezil olurdum."
Sırıttım. Telefonu ona gösterdim. "Sence magazinler böyle rezil bir düğünü kaçırır mı?"
Tam olarak Yağız'ı pert olduğu halde kapağa koymuşlar. İnanır mısınız dövenlerden biri de o gazetecilerdenmiş.
"Pisliğe bak kalabalaık arasında beni pataklamış. Biri çok fena sert vuruyordu o demekki."
Yorgunluktan kahkaha atacak halim kalmamıştı ama hafifçe de olsa güldüm. "Biz böyle bir düğün için mi sabahtan beri burdayız diyerek dövmüştür bence."
Kafasını geriye atıp elleriyle yüzünü kapattı. "Rezil oldum ya."
Yan gözle ona baktım. "Niye? Evlisin sen artık karizmatik dursan ne olacak? Yoksa yine-"
"Hayır Asena. Konuyu sürekli oraya çekip durma. Rezil oldum dediğim, insanların gözünde bir duruşumuz vardı. Bir ciddiyetimiz, havamız vardı. Hiçbiri kalmadı şuan."
"Emin ol şuan insanlar için çok daha iyi bir konumdasın. Samimiyeti severler. Alışveriş yaptığımız gün kızlar geldi fotoğraf çekindi görmedin mi? Önceden hiç öyle olmuyordu. İnsanlar senden korkuyordu. Gizli gizli uzaktan çekiyordu çoğu."
Düşündü. "Sanırım haklısın." Koltuğa yayıldım. "Şaşırmadım."
Kafamı ona çevirdim. "Hadi nereye gidiyoz gidelim artık. Ben uyumak istiyorum."
"Otele gideceğiz." derken arabayı çalıştırmaya başladı.
Ofladım. "Şimdi evimize gitmek vardı."
Dudağının kenarı kıvrıldı. "Evimiz olsun mu isterdin?" deyip göz kırptı.
Anında yüzümü buruşturdum. "Hayır gerizekalı ben onu mu kastediyorum? Şimdi diyorum benim kendi evime seninde kendi evine gitmen vardı eskisi gibi. Senle ayrı eve çıkıp ne yapayım ben? Deliririm ve emin ol hiç istemediğim bir şey."
"Yani benle ayrı eve çıkmaktansa anneme katlanmayı tercih ediyorsun." Yoldan gözünü ayırmıyordu.
"Annenle aradaki buzları biraz erittik gibi. Tek sorun Derin, o da bir tekmeye bakar."
Bakışları anında bana döndü. "Şaka yapıyorum. Bir çocuğa tekme atacak değilim."
O sessizce yola devam ederken ben magazindeki haberlere bakıyordum. Her yerde bizim düğünümüz vardı.
Emine Demir'den şok edici hareketler!
Emine Demir eskiden dansöz müydü?
Emine Demir'le röportajımız şuanda hikayemizde.
Emine'nin adı çıktı dokuza inmez sekize. Artık zor kurtarır o kuyruğunu. Ayrıca ne ara röportaj verdi bu kadın?
Bakmaya devam ettim. Klasik şeylerdi. Asena Keskin'in arkadaşı ile eğlendiği o anlar, Utku Yağız Demir'in hiç görülmeyen tarafı, takı töreninde gelin kaçması...
Oğuz'un videosunu görmemle hafif kaşlarımı çattım. Aşağı kaydırıp başlığı okuyuca arabada bir kahkaha tufanı koptu.
Düğünleri için zenne tutmuşlar. Ünlü çiftten hiç beklenmeyen o hareket.
Yağız ne oluğunu anlayamamıştı ama hafif sırıtarak bana bakıyordu. "Ne oldu ya bu kadar komik? Ne gördün?"
Gülmekten konuşamıyordum. "Oğu- Oğ- Oğuz'a zenne demişler."
O da bunu beklemediği için hayretle baktı. Sonra kendini tutamayıp o da güldü.
"Şimdiye kadar gördüğüm en eğlenceli magazin." deyip heyecanla kaydırmaya devam ettim.
Yağız'la dansımızın olduğu videoya denk geldim. Dur bakayım şu yorumlara ne düşünüyorlar.
tenCereniniz: Ay ne kadar güzel olmuşlar. Ama gelinlik biraz sade olmuş sanki
Uğuramaböcekdeğil: Wolf bakışlarında life bulduğum evlenmiş, hayat bitti.
Gülerek Yağız'a baktım. "Yağız sana platonik birileri var burada bak."
Yüzündeki çapkın gülümseme ile elleriyle saçını geriye attı. "E bizde de var bir şeyler Allah vergisi."
"Aynı zamanda gay." diye devam ettim. Yüzündeki gülümseme ciddiyete döndü. "Ne!"
Ona yanıt vermeyip bakmaya devam ettim.
8le9gibiyiz: Düğüne gidenler Asena hamile demiş doğru mu?
---Magazinaşığıbiri: Saçmalama istersen, Asena asla öyle bir kadın değil. Ayrıca hamile olan bir insan öyle oynar mı?
Konuş kız. Bağır çağır hatta.
O haberden çıkıp diğer haberleri gezdim. Çoğunlukla en rezil anlarımızın olduğu videolar vardı. Altında da orada olmalıydım diyen var, rezil bir düğün olmuş diyenler var. Çok eğlenceli duryor birdaha düğün yapsınlar hayranlar gelsin diyeni bile gördüm.
Ve tabi ki Oğuz'a denilenler.
Sarışınavcısı: Hiç şaşırtmıyorlar ya
Şulecanım: İyi haber gay değil, kötü haber bekar değil. Ağlamaya gidiyorum
Herkesmal: Şuna erkek diyenler gitsin tırnak yaptırsın
Müsaadenizvarsabekarım: Bekar olduğun zaman bir mesaj at, kapıdayım
Sapıkdeğilim: Çok yakışıklı bu çocuk bekar değildir
Dümdüzbirinsan: Hem sarışın, hem uzun, hem komik. Daha ne olsun
PavyonAnkara: Kendisi bizim gelecekteki zennemiz ☺️☺️
Tamam, daha fazla dayanamayacağım.
Telefonu kapatıp etrafı izledim. Etraf zifiri karanlıktı. Sokak lambalarının sarı ışıkları az da olsa sokakları aydınlatırken gökyüzü kapkaraydı.
"Biz cidden evli miyiz şimdi ya?"
"Hı"
Durup dururken konuştuğum için anlamamıştı. "Biz cidden evlendik mi şimdi?" diye bu sefer ona bakarak sordum.
Ters bir şekilde dudağını büzdü. "İnanır mısın ben de farkına varamadım henüz. 25 yıllık hayatımda ilk kez evlendim çok garip geliyor."
"Ne zaman boşanırız peki? Yani bu evlilik ne kadar sürer?"
İkimiz de çok sakindik. Asfaltın sesi duyuluyordu sadece. Oldukça sessizdi arabanın içi.
"Bana kalsa ömür boyu. Ama senin için ne kadar olur bilmiyorum."
Bu konunun canını sıktığı belliydi.
Durup düşündüm. "Yani sanırım annenin seni bir süre darlamaması için minimum 2-3 ay yeterli gibi."
Yorgun gözlerle bana baktı. "Asena benim amacım şuan çok farklı. Bu evlilikte tek amacım sana kavuşmak. Annem falan umrumda değil. Ben özgürlüğümü değil, seni istiyorum."
Cama döndüm. Tek tük araba geçiyordu yanımızdan. "Ama bu evlilik bir anlaşma üzerine kuruldu."
"Ortalıkta bir sözleşme, bir imza yok. Eğer sen de istersen unuturuz sahte evliliği falan. Zaten evliyim artık annem bana bulaşmaz. Sana sözüm olan veterinerliği de açarım. Birbirimizle sanki ik defa tanışmışız gibi sıfırdan başlarız. Birlikte bir yerlere gider, gezeriz. Birlikte çok güzel vakit geçiririz. Sana söz veriyorum seni hiç üzmeyeceğim. O güzel yüzünün solmasına izin vermicem. Sen bana evet de, ben dünyaları önüne sereyim."
"Yağız anlamıyorsun. Ben seni seviyordum. Kahretsin ki hâlâ seviyorum!" Sesim artık yükselmişti.
"E sorun ne o zaman?" Arabayı durdurmuş, bana dönmüştü.
"Yağız sen tam sana aşık olduğum zaman beni aldattın. Tam artık Yağız'a güveniyorum, sevdiğime eminim dediğim zaman ben seni o kızla gördüm. Sahte evlilik diyerek geçiştirmeye çalıştım ama içten içe o kadar kırıldım ki. Sana kızmadım Yağız, kırıldım. Ve bu kırgınlık geçecek gibi değil. Evet, seni seviyorum. Ama benim de bir gururum var. Ben gururumu öylece ezip geçemem."
"Hiç mi çaresi yok? Biz hiç kavuşamayacak mıyız?"
Ellerimle oynamaya başladım. "Bunu ne kadar çok istediğimi bilemezsin. Ama imkansız gözüküyor."
"Bu hayatta hiçbir şey imkansız değildir Asena. Şu yarısı çöp olan hayatımda ben bir umut ışığı gördüm. Sana aşık oldm. Ve bu sefer bunun peşini bırakmayacağım. Ne kadar zor olsa da yapacağım, en azından çabalıcam. O imkansızı başarmak için elimden gelen her şeyi yapıcam. Sen bana seni seviyorum dedin ya bu gece, onun verdiği gücü sana tarif edemem. Bu sözüne tutunarak başarıcam. Sevdiğim birini kaybetmeye göz yummayacağım."
"Hadi sür de otele gidelim artık."
***
Odamızın kartını aldıktan sonra asansöre binip çıkmayı bekledik. Asansörün aynasından kendime bakarken kaşlarım havaya kalktı. Felaket görünüyorum.
Makyajım dağılmış, saçlarım Eisteine'e dönmüş, gelinliğim renk değiştirmiş. Ayakkabıdan dolayı yara olmaya yüz tutmuş ayaklarımı söylemiyorum bile. Rezil duruyordum.
Yağız'ın ise saçları dağılmış, gömleği yıtılmış, papyonu sarkmıştı. E tabi toz toprak olan pantolonu da onu beter gösteriyordu.
Bir saniye.
Yağız'a dönüp çenesinden tutarak yüzünü kendime çevirdim. "Sen makyaj mı yaptın?"
Gözlerini kaçırdı. "Yani. Ton eşitlemek için."
Ben yüzünü incelerken Yağız eğilmeye başladı. Bana doğru yaklaşırken bense dümdüz duruyordum. Tam gözlerini kapatıp öpecekti ki kapı açıldı. Hemen geriye gittim.
"Hadi, gidelim."
Sesim resmen içime kaçmıştı. Hatta içimden çok daha farklı yerlere kaçmış olabilir. Ben bile ilk defa böyle duyuyordum sesimi.
Hızla asansörden inip odayı aramaya başladım. Bulunca kapının önünde durup Yağız'ın gelmesini bekledim. Ben panik olduğum için hızlı hızlı hareket ediyordum ama Yağız tam aksine aşırı sakin davranıyordu.
Kartı kapıya okutup geçmem için öncelik verdi. Tam adım atacağım sırada yerdeki gülleri fark ettim. Bu ne lan?
Kafamı kaldırıp ileriye baktığımda yerlerde bir sürü gül ve mum olduğunu gördüm. İlerlediğimde yatakta olan güllü, havludan yapılmış kuğular ile bakıştım.
Arkamı dönüp Yağız'a baktım. 'Sen mi yaptırdın?' diye soracaktım ama onun haberi bile yoktu. En benim kadar o da şok içerisindeydi.
Sonra kuğulara geri dönüp baktığımda gülmeye başladım. Ya normal evlenen bir insan için bile bu çok saçma ya.
Ben kahkaha atarken Yağız bana niye gülüyorum diye bakıyordu. Ona göre komik değil, saçmaydı.
Telefonumu çantamdan çıkarıp kamerayı açtım. Yatağın önüne çöküp kuğular ile selfie çekinmeye başladım. Ben poz verip gülerken Yağız olduğu yerde kalakalmıştı. Telefonu ona uzattım. "Bizi bir çeksene."
Yağız bana öylece bakarken telefonu salladım. "E hadi."
Telefonu alıp başını hafif yana eğdi. "Alemsin Asena."
Saçımı düzeltip kuğuarla poz verdim. "Prive içerik çıkaramadım diye üzülüyordum iyi oldu."
O gülerek bizi çekerken ben sürekli poz değiştiriyodum. Bir tane kuğuyu bozmadan elime alıp başını başına yasladım öyle poz verdim. Sonra yüzümün yanına tuttum öyle poz verdim. Bir de başından öperken poz verdim. Ruj olmuştu bembeyaz havlu.
Makyajım iğrençti ama şuan hiç bunu dert edemeyeceğim. Fotoğraf çekinmemiz bitti. Sonra kuğuyu bozmadan yerine geri koydum.
Ayağa kalkıp telefonu aldım ve fotoğraflara baktım. Harikaydılar.
Yağız kendini koltuklardan birine atmıştı. Telefonu komodine bırakıp Yağız'a döndüm. "Ben şimdi duşa gireceğim. Çıkınca bana masaj yapacaksın tamam mı? Senin yüzünden boynum tutuldu."
Yorgunlukla belli belirsiz bir gülümseme oluştu yüzünde. "Tamam. Yaparım."
Telefonumu şarja takıp daha öncesinde bizim için bırakılan kıyafetlerden seçip duşa girdim.
Utanmasan saçımı 10 kere yıkayacaktım. Ne sıktınız bu kadar ya? Yüzümdeki makyaj desen bilmem kaç paket pamukla çıktı. Çok zorlayıcı bir arınma operasyonuydu benim için.
Çıktıkta sonra Yağız'la gözgöze geldik. Gözlerimi kıstım. "Eğer ben duştayken kapıdan baktıysan o kafanı kırarım."
"Saçmalama Asena. O kadar değil."
Yatağa oturup telefonumu elime aldım. Başımdaki havlum kaymıştı, hemen düzelttim. "Hadi duşa mı giriyon üstünü mü değiştiriyon ne yapacaksan yap, seni bekliyorum."
Ellerini dizine vurarak kalktı. "Tam diyecektim ki makyaj çıkartma derdin yok çabuk çıkarsın değil mi, makyaj yaptığın aklıma geldi."
Başını geriye atıp mzımızlanır gibi ses çıkardı. "Asena bir şeyi söylediğime pişman etme ya."
"Sen söylemeden önce ben anladım ya zaten."
Bir şey demedi ve banyoya gitti.
Ben de şu haberlere bakayım bari.
***
"Hadi Yağız boşver saçı kurutmayı gece gece. Havalar sıcak zaten kurur."
Havlusunu koltuğa atıp yanıma geldi. "Tamam ya çatladın. İki bir saçımı kurutayım dedim, demediğin kalmadı."
Göz devirdim. "E hava sıcak da ondan. Bir de kısa senin saçların. Çabuk kurur. Saçlarımı örmüştüm. Örgünün ucundan tutup gösterdim. "Seni beklerken benim saçlarım kurudu bak. Senin ki hayli hayli kurur."
Yatağa gelip önüme oturdu. "İyi tamam tamam. Hadi dön yapayım masajını."
Heyecanla gülümsedim. Tüm gün boyuca beklediğim o an sonunda gelmişti.
Arkamı dönüp örgümü önüme çektim. Birkaç saniye sonra Yağız'ın masaj yapmaya başlamasıyla gözlerimi kapattım. Çok şükür Allah'ım.
"Biraz daha yukarısı."
"Ya tamam da daha yukarısı beynin zaten. Daha ne kadar yukarı çıkabilirim?" "Söylenme de yap masajını."
Gözlerimi tekrar kapatmış, rahatlık hissi ile yarım yamalak sırıtıyordum. "Yalnız bir şey deyim mi, çok iyi masaj yapıyorsun. Bunu ilk günde öğrendiğim çok iyi oldu. Bundan sonra hep sana masaj yaptırım."
Durdu. Kaşlarım çatıldı. Gözleri kapalı onu bekliyordum. Ellerini dinlendiricek herhalde.
Tam 'Hadi devam etsene' diyeceğim sırada sağ tarafımda bir yakınlık hissettim. "Çok iyi koca da olurum."
Gözlerimi açtım bıkınlıkla. "Ya of ben de bir şey yapacaksın sandım. Tamam hadi olursun koca. Sen önce masajını yap da."
Kulağıma eğildi. "Çok güzel kokuyorsun."
Sinirle arkamı döndüm. "Köpek misin de koku alıyorsun Yağız? Sinir etme beni hadi. Gelmiş saçma sapan romantiklikler yapıyor. Biz o normal evli çiftler değiliz hadi boş yapma."
Yüzünü astı. "Bir romantiklik yapsan ölürsün değil mi?"
Önüme döndüm. "Yok canım o bana yoruyor."
Yağız oflaya puflaya masaja devam ederken bense keyiften fazlasıyla mayışmıştım.
Maalesef o mükemmel masaj bitti. Beyefendimizin elleri fazla yorulmuş.
"Asena 1 saat oldu kurban olduğum yoruldum."
"Neyse. Sonra yaparsın artık. Hadi gel yatağını açalım." Deyip kalkmak için ayaklarımı yatağın kenarına uzattım.
Kolumdan tutup bana baktı. "Ne demek yatağını hazırlayalım? Yatakta yatmayacak mıyız?"
"Evet ben yatacağım. Sana da yere yatak yapıcaz. Eğer sırtın tutulursa balayında bizim köyde güzel bi masaj yapan dayı var, ona götürürüm seni."
"Asena yok artık. Ayrı yataklarda niye yatıyoruz ya? Yemem seni merak etme."
Durup ona baktım. Tırnağımın ucunu gösterdim. "Bu konuda sana şu kadar bile güvenmiyorum."
Başını hafif eğdi. "Ya söz bir zararım olmayacak ya. Araya yastık koyarız olmaz mı? Vallahi yerde yatamıyorum ya."
"Bu yastık klişesine bir gram güvenim yok. Hele sana hiç. O yüzden olmaz. Bir geceden de ne olabilir ayrıca?"
"Ya Asena ne olursun. Ben çok düz yatan bir insanım yastığı bozmam." Sırıttı. "Tabii seni bilemem." Omzuna vurdum. "Pislik ben öyle biri miyim?"
"Ya of tamam şaka yaptım. Hadi ne olursun."
Bir süre durup ona baktım. "İyi peki Allah'ın cezası tamam. Ama bak bir halt yersen yemin ederim seni yere iterim. Sonra niye beni ittin deme."
Heyecanla yerinde hareket etti. Ne alaka bilmiyorum ellerini çırptı. "Süper. Ben yerimi alayım o zaman."
Dönüp diğer tarafa geçti. Yorganın üstüne yatarken bense yataktan kalktım. Ardından yorganı kaldırıp öyle yatağa geçtim.
Bana baktı. "Hava sıcak diye saçımı kurutturmadın yorganın altına geçiyorsun."
Ayağımla kuğuları yere ittirdim. "Ben üstümü örtmeden yatamam. Hem sadece belime kadar örtücem. Yanarsam da açarım üstümü." Yastıklarda birini alıp ikimizin yastığının arasına koydum.
İşaret parmağımı ona doğrulttum. "Bak. Sakın." Sesim oldukçça netti.
"Ya tamam. Sen de bizi iyice sapık belledin."
Yatakta uzanıp ışığı kapattım. "Hadi iyi geceler."
Sağıma dönüp tam gözlerimi kapatığım sırada Yağız yanağımdan öptü. Dönmeden elimle neresine denk gelir bilmem vuruyordum. "Kaşınma."
"Tamam ya. Dayanamadım ne yapayım."
İster istemez güldüm. "Salak ya. Hadi, ışığı kapat yat uyu."
Işığı kapattıktan sonra nihayet uyuyabilirdim. Şöyle uyuyayım ve mümkünse öğlen 1-2 gibi uyanayım.
Tam uykuya dalacağım sırada arkamdaki yastığın eksildiğini hissettim. Sanırım bu tarafa döndüğü için kendine çekti. Sarılarak uyuyor demek ki.
Belimde hissettiğim el ve Yağız'ın kokusuyla gözlerim açıldı. Başını boynuma gömüyor bir de utanmaz ya.
Ya sarılarak uyuyor derken bunu kastetmemiştim ya.
"Yağız, git azıcık." diye fısıldadım. Mırıldanmalar çıkardı. Endişe ile birdaha konuştum. "Uyudun mu hemen ya?"
Duyduğum gülme sesiyle diğer tarafa döndüm. Tekme atarak Yağız'ı yere ittirdim. "Pislik her zaman pislik işte."
Yere düştüğünde duyduğum nidayı umursamadım. Kedi gibi hemen sırnaşıyor ya.
Diğer tarafıma dönüp yastığı kendime çektim. Saçları da ıslatmış zaten yastığı. Pes ya.
***
Anlık olarak 3-4 yıllık yazarlık hayatımdaki yazdığım en uzun bölümü bitirmiş bulunmaktayım
Yaklaşık 2 saattir düzenlemekle uğraşıyorum bir an hiç bitmeyecek sandım
Bu arada bölümde aynı ifadeleri birçok kez kullandım kusura bakmayın olur mu aklıma başka bir şey gelmedi😔😔😔
NASILDI
BEĞENDİNİZ Mİ
Ve bir şeyi çok merak ediyorum
Okumanız ne kadar sürdüüü
Şakasız söylüyorum bu zamana kadar hiçbir bölümde bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum
Yazarken çok keyif aldığım bir bölümdü
Umarım siz de beğenmişsinizdir
Yorum ve düşüncelerinizi o kadar çok merak ediyorum ki
Benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum
Bu bölüm sürecinde kanaldakilere verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilerim
Herneyse çok uzattım
Diğer bölüm de bunun gibi uzun olacak o yüzden geç gelme ihtimali var
Diğer bölüm hakkındaki tahminlerini de almak isterrimm
Neyse
Diğer bölümde görüşmek üzere
Sizleri çoook seviyorummm
Bölüm etkileşimi
