HAYIRDIR PATRON kitap kapağı

27. bölüm / 33

HAYIRDIR PATRON

26.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Nisa K.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 26.Bölüm

"Tamamdır arkadaşlar, şimdiden çalışmalara başlayabiliriz. Kolay gelsin hepinize."

Yağız'ın dediği ile herkes dosyasını alıp çıkmaya başladı. Ben de tam çıkacakken Yağız kolumu tuttu. Toplantıda kurduğum ciddiyetten dolayı kaşlarım halen çatık haldeyken önce beni tutan eline, sonra ona baktım.

"N'oldu Yağız Bey?"

"İyi misin, bugün hiç iyi gözükmüyorsun da?"

Aradan yaklaşık 1-1.5 hafta geçmişti ve ben artık gerçekleri kabullenmiştim. Her ne kadar aklıma geldiğinde nefes alamayacak gibi oluyor olsam da daha iyiydim.

"İyiyim gayet. Size öyle gelmiştir."

Biraz tavırlı konuşmam onu şaşırmasına sebep oldu desem yalan olacak. Artık aramız o kadar açıktı ki ben bile böylesine mesafe koyabildiğime şaşırmıştım.

O ise benim bu hallerime şaşırmış, fakat yine de aynı samimiyet, yakınlıkla konuşuyordu benimle.

Elimdeki dosyayı alıp hemen yanımızda olan masaya bıraktı. Sonrasında bana dönüp iki elimi de tuttu.

Bu adam iyi mi sürekli temas ediyo'. Fazla rahatsız edici.

"Temas bağımlılığınız varsa başka birini bulun Yağız Bey."

Bunundan gülerek başını iki yana salladı. Gülünce kısılan gözlerinin kenarında oluşan kıvrılmalar ona nedense fazla yakışıyordu.

Ya bu adamı normalde benim övmem lazımdı. Devir tersine mi döndü noluyor ya?

Anlık kendimi kaptırdım kusura bakma. Tahtını kimse almadı.

Bu tahtı devretmekten onur duyarım.

"Biliyorum son zamanlarımız biraz fazla yoğun geçiyor. Düğün hazırlıkları, mekan düzenlemeleri, diğer her şey seni fazla yoruyor farkındayım. Ama sanki sen kendini daha da fazla yoruyor gibisin."

Ellerimi çektim. Yüzümdeki sakinlik, ciddiyet bir an olsun gitmiyordu. Cidden oyuncu olmalıymışım ya. Hem belki Yağız'a katlanmak zorunda kalmaz, mis gibi anlaştığım yakışıklı partnerimle 'Ünlü çift bu sefer tatil dönüşünde havaalanında yakalandı.' magazine düşerdik.

Ahh hayaller.

Hayaller Çağatay Ulusoy, gerçekler Yağız Demir.

Gerçekler hiçbir zaman bu kadar çirkin olmamıştı.

Çirkin demeyelim de aşırı olmayan yakışıklı diyelim.

Kollarımı birleştirdim. "Annemgil gelicek bugün. Onun için hazırlık yapmıştık. Yorgunluktandır."

Annemgilin adını duyar duymaz yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu. "E madem öyle bu akşam bize gelin. Düğün öncesi meşhur aile buluşmalarımızdan birini yapalım yine. Özledim ya Zeynep annemi."

Tiksinir gibi ona baktım. "O benim annem. Anneme anne diyip durma."

Çok gevşek bir ifade vardı yüzünde. Bu adam gün geçtikçe beni daha çok şaşırtıyor. "Sırf beni çok seviyor diye kıskanıyorsun bilmiyor muyum sanıyorsun?"

"Üff seninle uğraşamayacağım." Dosyamı almak için eğildiğimde yine kolumdan tuttu. Hazır elimin tersindeyken bir çarpıcam o olucak.

"Geliyor musunuz bu akşam?"

Göz devirdim. "Annemgile haber vereyim, ona göre sana söylerim."

Dosyamı alıp hemen toplantı salonundan çıkmıştım. Yılışık ya.

Atıştıracak bir şeyler almak iççin mutfağa indiğimde annemi aradım. Telefonu kulağımla omzum arasına sıkıştırıp kahvemi yapmaya başladım.

Daha ilk çalma sesi bitmeden annem telefonu açtı. Bu anı mı bekliyordun be kadın?

"Alo kuzum. Efendim annem bir sorun yok değil mi? Ay yoksa Oğuz Aslı ile yine mi kavga etti? Birce'yi ailesi mi aradı? Ay yoksa Yağız ile düğün mekanı mı seçemediniz? Ay en kötüsünü aklıma getirmek istemiyorum ama Emine sizin eve mi geldi?"

Annem taramalı tüfek gibi konuştururken bardağı bırakıp telefonu elime aldım. "Annecim daha alo bile demedim ya. Felaket tellalı mısın? Ayrıca Emine niye bizim eve geliyor ya Allah korusun."

"Ay kızım ne bileyim? Sen öyle arayınca bir şey oldu sandım."

Kahvemi bardağa koymuş, dolaplardan bisküvi arıyordum. "Anne sanki hiç aramıyormuşum gibi konuşuyorsun ya. Sabahtan beri kaçıncı arayışım bu. Artık hattımı kapatıcaklar bu kadar arama normal değil ne işler çeviriyorsunuz diye."

"Kızım saçmalamayı bırak. Kimse demez öyle kötüyü çağırma."

"Neyse ben konuya döneyim. Yağız sizin geleceğini öğrendi. O y-"

"Zaten bilmiyor muydu?"

Duraksadım. Cidden bu konu hakkında hiçbir şey dememiştim. "Yoo."

"Of Asena."

"Ya anne ne ya? Neyse. Yağız bizi akşam yemeğe çağırdı evlerine. Çok özlemiş sizi." Son cümleyi göz devirerek oldukça mutlu bir şekilde söylemiştim.

Cümlemi bitirir bitirmez telefondan gelen sevinç gösterisi ile telefonu kendimden uzaklaştırdım. Selim Bey'in yaptığı eve sevinçten bağıran o kadın annem miydi bilmiyorum.

"Ay Kemal duyuyor musun Yağız bizi çağırmış. Ne kadar düşünceli bir çocuk ya."

Arkadan babamın Yağız'ı çok sevdiği belli eden sesi duyuldu. "Eksik kalsın."

Babacım o kadar haklısın ki. Keşke eksik olsa.

"Ben de size sormadan bir şey demedim. Eğer derseniz ki yorgunuz hi-"

"Yok yok yok. O kadar davet etmiş benim damadım. Tabii ki gideceğiz."

"Hanım sabahtan beri araba sürüyorum evimizde rahat rahat dinlenseydik."

"Aman Kemal! Bugün pek bir huysuzsun. Tamam annenden ayrıldın da abartmasan mı, 5 yaşındaki çocuk gibisin."

Babama çok üzülüyorum. Annem babamı sürekli zorbalıyor.

Ben masaya oturmuş kahvemi içerken telefondan fısıldaşmalar, bir şeyler geliyordu. Her zaman böyle olduklarını bildiğim için çok umursamıyordum.

Annem telefona geri dönünde sevecen ses tonuyla "Tamam kızım sen Yağız'a söyle biz gelicez."

"Tamam anne siz yaklaşınca haber verin. Biz de ona göre hazırlanırız."

Annemle zar zor vedalaşıp telefonu kapattım. Annemi 2 saniye bir şey söylemek için arasam o konuşma minimum yarım saat sürüyor. Çok zor kapatması.

Bisküvimi kahvemle birlikte sosyal medyada gezinerek bitirince oflaya puflaya kendi katıma çıktım. Bugün işler nedense apayrı bir sıkıcıydı.

Masama geçtiğimde çok geçmeden Yağız yanıma geldi. "Konuştun mu?"

Ya of bu böyle her yerden çıkacak mı ya?

"Konuştum." dedim sandalyemle ona dönerken. Eğildiği şeklini bozup dikleşti ben dönünce.

Sonrasında bir elini sandalyeme, diğer elini masama yaslayıp eğildi. O eğiline ben de geriye doğru eğilip sandalyeye yaslandım. Ofis ortasında yapılacak şey mi bu şimdi?

"Ne dediler peki?" bu sefer fısıldar gibi konuşuyordu.

Burnuma gelen buram buram parfüm kokusu ile yüzümü ekşittim. Az önce böyle kokmuyordu bu ya hemen parfüm mü sıkmış?

"Bu parfüm ne ya çok kötü kokuyor?"

Daha mı çok konuşmak istiyorsun, konuyu mu dağıtmak istiyosun yoksa hepsinden bağımsız olarak dikkat eksikliğin mi var anlamıyorum.

"Niye ya sen beğenirsin diye almıştım bunu." derken ceketini burnuna çekip kokluyordu.

Onun benden birazcık uzaklaşmasını fırsat bilip sandalyemle kendimi geriye ittim. Tekerlekli sandalyeleri oldum olası çok sevmişimdir zaten.

"Gelebileceklerini söylediler."

Ondan uzaklaşmama alınmış gibi olsa da yüzünde her zamanki gibi gülümsemesi vardı. "Tamam o zaman. Ben söyleyim hazırlık yapsınlar. Evden çıkınca haber ver olur mu?"

Gözlerimi hafif kıstım. "Normalde sana inat olsun diye haber vermem ama dua et misafirliğe geliyoruz."

Elini masadan çekip yine dikleşti. Böyle böyle belinde fıtık oluşacak.

"O zaman şimdilik görüşürüz." Göz kırpıp odasına gitti.

O gözü oymasını bilirim ama neyse.

Yanımızdan geçen ve bize dik dik bakanları gözardı edip işime döndüm. Bunlarla uğraşan o olsa eminim elimi bile sıkmazdı. Patron olsam böyle olur muydu acaba?

Patron olsan ofiste böyle davranıyorsun nasıl patronsun diye yine seni yargılarlardı. Toplum mevkiden önce cinsiyete bakıyor bir kabullenemedin şunu.

***

Gün boyu Yağız'ın benimle konuşması, bana yaklaşmaya çalışması, ekstra bir nazik olması ile uğraşıp durmuş, şimdi de çıkmak için hazırlanıyordum.

Yine ve yeniden Yağız yanıma geldi. "Bitti mi işlerin?"

"Yoo." dedim sahte bir sempatiklik ile. "İşlerimin hepsi duruyor ama çok sıkıldım çıkıyorum o yüzden."

Omuz silkti. "Tamam. Canın isteyince yaparsın."

Çantamı omzuma taktım. "Valla sorsan hiç canım istemiyor ama mecbur işte."

Omzuma yavaşça vurdu. Bir taraftan da gülüyordu. "Az kaldı veterinerliğine merak etme."

Ellerimi yukarı dua eder gibi kaldırdım. "Allah'ım sana şükürler olsun bitiyor bu işkence."

Sonra biranda nedense arkadaşımla konuşuyormuş gibi rahat bir tavırla konuşmaya başladım. "Zaten maksimum 3 ay evli kalırız. O zamanlarda düzenimi oturtmaya başlarım. Eksiklikler tamamlanır o sırada zaten. Sonra sen sağ ben selamet."

Yüzünün bugün ilk kez düştüğünü gördüm. "3 ay evli kalacağımız ne malum?" dedi bilmiş bilmiş.

Düşünür gibi elimi çeneme koydum. "Haklısın. 3 ay çok, en fazla 2 ay."

"Asena saçmalama." Bugün ilk kez bıktırmıştım Yağız'ı. Onca şeye rağmen bıkmayıp, buna karşı gelmesi de ayrı bir ironik.

"Bizim anlaşmamızda belli bir süre yok sonuçta. İlk ay dolar dolmaz boşayacağım seni, sonra dul kalacaksın."

Hakaret etmişim gibi şokla bakakaldı. "Dul mu kalıcam?!"

Hafif yükselttiği sesi ile ofisten çıkmak üzere yanımızdan geçen Ceren Yağız'a baktı. Ofisin yeni dedikodusu hayırlı olsun.

"Anca bağıra bağıra konuş zaten." Ardından sadece kendimin duyacağı şekilde devam ettim. "Gerizekalı."

"Tamam ben hallederim onları sen merak etme."

"Hıı." dedim yüzümü buruştururken. "O yüzden sabahtan beri herkes yanımda fısır fısır fısıldaşıyor ya."

"Neyse çekil artık önümden. Daha eve gidip hazırlanmam gerekiyor." Gitmek için sağa doğru adım attığımda önüme geçti. Bu sefer adımımı sola attım fakat yine önüme geçti. "Çekilsene be!"

Ben ne tarafa gidersem gideyim önüme geçiyor, gitmeme izin vermiyordu. Gözlerimi kapatıp sinirle soluklandım. Çantamı masaya fırlatıp hafif bağırarak konuşmaya başaldım. "Ne yapmaya çalışıyorsun ya sen? Sabahtan beri dizimin dibinden ayrılmadın zaten. Şimdi de gelmiş gitmeme izin vermiyorsun. Hayır normal bir şekilde eve gitsem neyse, senin çağırdığın yemeğe hazırlanmak için gidiyorum hani başka biri de yok."

Gülümsemesi aniden soldu ve kaşlarını çattı. "Başka biri yok değil mi?"

İyice tiksinmeye başladım ben bu adamdan. "Ne saçmalıyorsun ya? Kendinle karıştırıp durma beni."

Ofiste kimse kalmadığı için rahat bir şekilde bağırabiliyordum. Uzun zaman sonra ilk defa böyle bir ortamda kalmaktan cesaret alarak, sesim gitgide daha da yükseliyordu. "Zaten bir haftadır koala gibi yapıştın bırakmıyorsun peşimi. Şimdi bari izin ver gideyim."

Ben sinirden kızarırken o ise yüzündeki o çapkın gülümseme ile bana bakıyordu.

Pek bana bakıyor gibi de değil aslında.

Sanki başka bir yere bakıyor.

Nereye bakıyor diye bakarken fark etmem ile gözlerim büyüdü. "Ulan bi de hâlâ gelmiş dudağıma bakıyor."

O anlık sinirle ne yapacağımı bilemedim ve kafa attım.

Hayatımda ilk kez kafa attım oha.

Saçın bozuldu, sence konumuz ilk defa kafa atman mı?

Ben sinirle saçlarımı düzeltirken Yağız geriye sendeleyip yere düşmüştü. Burnunu tutarken de bakışlarını arada bir bana çeviriyordu.

Çantamı sakince aldım. "Birdaha böyle bir şey yapmaya kalkışma." Tam gidecekken durdum. Parmağımı kaldırdıp "Sakın." deyip gitmeye başladım. O ise bundan zevk alırmış gibi sırıtıyordu. "Bu hallerine bayılıyorum Bal. Bil isterim."

Çok meraklıyım ya neyi beğendiğine.

Ben arkama bakmadan gidiyordum ama bakışlarını bir an olsun benden ayırmadığına yüzde yüz eminim.

Dönüp tekme de atıcam ama neyse geç kalıyorum şimdi.

***

Eve girdiğimde annemle olan aramayı kapatıyordum. Yaklaştıklarını haber vermek için aramıştı. İnanır mısınız bu sefer konuşma gerçekten kısa sürmüştü.

Eve bi' girdim son akşam yemeği mübarek. Oğuz Aslı'ya kendini affettirmek için evde mekik dokuyor, telefona paragraflar yağdırıyordu. Birce ise bir yandan ne giysem diye bakıyor, bir yandan da Kürşat ile sırıtarak konuşuyordu.

Oğuz'a üzülüyorum ya. Kendini zar zor affettirdikten sonra birdaha uğraşıyordu. bu Aslı'da az değil. Ne yapıp ne edip kendini haklı çıkarmayı başarıyordu.

Tamam ilişkilerde erkek özür diler zaten ama kutlama gecesi başka bir adamla birlikte takılan Aslı resmen aldatmasına rağmen özürü yine Oğuz dilemişti.

Aldatmanın asla affı olmaz ama Oğuz ne kadar seviyorsa Aslı'yı, asla gocunmuyordu. Sürekli özür diliyor, kim haklı haksız diye bakmıyordu. Onu geçtim, olay ne ona bile bakmıyordu. Aslı sürekli trip atıyor, Oğuz ise sorgulamadan kendini affettirmeye çalışıyordu.

Oğuz fark etmiyor belki ama bu süreçte çok yıpranmıştı. İşte kasiyer olarak çalışmaya devam ettiği için istifa etmiş başka bir iş aramakla uğraşıyordu. Orası da saçma sapan bir yer olunca oradan da ayrılıp başka bir yere başvuruyordu. Sürekli işe girip çıkıyor, iş arayıp duruyordu.

O bile Oğuz'u fazlasıyla yıprtırken bir de Aslı'nın bu tavırları öldürmekten beter etmişti çocuğu. Gözlerindeki ışık gitti artık. İlişkideki o heyecan, heves, sevgi, hiçbir şey kalmamıştı. Yalnızca acı vardı Oğuz için.

Biz her ne kadar ayrıl artık zarar veriyor bu kız sana desek de bizi asla dinlemiyordu. 'Anlayamazsınız siz, asla böyle delicesine aşık olmadınız.' diyip geçiştiriyordu.

Umarım en kısa zamanda kurtulur şu kızdan.

"Annemgil yaklaşmışlar, hazır değilseniz hemen hazırlanın."

Odama geçip hazırlanmaya başladım. Bugün adam akıllı oturup yarım saat olsun dinlenemedim ya. Hem sıkıcı, hem de yoğun bir gündü.

Ama doğru. Düğüne 2 hafta kalmıştı ve o yüzden sürekli bir yerlere gidip duruyorduk. Geçen gün mekan belirledik, gelinlik damatlıkları almamıza rağmen tekrardan baktık. Gideceğimiz kuaförü arayıp belirledik. Nasıl bir makyaj olacağını denedik. Defalarca. Yüzüm mahvoldu makyajlar yüzünden.

Ay ilk gittiğinizi unutamıyorum ya. Kadın resmen pazardan aldığı makyaj malzemeleri ile yaptı makyajını. Yaparken bile yüzün kötü olmaya başlamıştı.

Ay sus sus. Hatırlatma. Tetikleniyorum her aklıma geldiğinde.

Bugün ne giysem acaba niye dolabıma bakınıp durdum. Çok umursamaz ev hali gibi olmasın ama çok abartılı da olmasın istiyordum.

İçime straplez beyaz bir crop, altıma da beyaz bir pantolon giymiştim. Üstüme beyaz çizgili, bol, mavi bir gömlek geçirdim. Gayet iyiydi bence.

Takılandıktan sonra yüzümdeki makyajımı düzelttim. Kafa attığım için olsa gerek biraz dağılmıştı.

Saçlarımı yarısından toplayıp topuz yapmıştım. Bu yazın sıcağında yapılabilecek en normal kombinim buydu cidden.

Annemgil gelip hazırlanınca evden çıkabilmiştik. Tabii Oğuz'un telefondan özür mesajlarını yazmaya ara vermesini sağlamak biraz zor oldu ama onu da becerdik çok şükür.

Arabaya geçine Oğuz ne kadar babama arabayı sürmek için dil dökse de babam Nuh diyor peygamber demiyordu. Nedense Oğuz'a asla araba vermiyor.

"Ya Kemal amca zaten yol yorgunusun ver bana ben süreyim."

Babamın elinden araba anahtarını almaya çalışırken babam anahtarı arkasına sakladı.

"Yav oğlum olmaz. Ben varken sana araba düşmez."

Oğuz tam arkasından araba anahtarını almak için eğildiği anda babam ufak bir tokat attı. Oğuz yediği tokat ile irkilerek geri çekildi. "Yauv vermeyecem diyom. Geç arkaya."

Geçen ki gidişimizde olduğu gibi herkes yerini almıştı. Ben yine ortaya oturmuştum.

Oğuz en küçüğümüz o geçsin ortaya ya.

Evlerine gidiş yolu uzun olduğu için bol bol sohbet ediyorduk. Ve şuanda da konumuz Yağız'ın ablasının ilişkisiydi.

"Ama Asena maşallah, o ablası ile eniştesi var ya çok iyiler. Allah nazarlardan korusun ilişkilerini çok güzeller. İkisinin birbirini sevdiği gözlerinden okunuyor."

Bize doğru baktı. "Laf aramızda kalsın, o evde tek normal olan kişiler onlar."

Kaşlarım çatıldı. "Arif babamın ne garipliği var anne?"

Bu sefer Birce'de katıldı. "Evet Zeynep teyze, o ne alaka? Pamuk gibi adam."

"Ay neresi normal onun? Emine ile evlenmiş, onu geçtim evli kalmış adam. Deli o deli."

Biz arkada annemin dediğine yarılırken konuşmaya babam dahil oldu. "Şaka bir yana Arif valla çok iyi adam. Dediğiniz gibi Emine ile evli mevli ama çok sakin iyi biri."

Annem hafifçe güldü. "Yeni kankeytosu Arif ya, övmeden edemiyor."

"Nasıl yani Kemal amcam ile Arif amca konuşup duruyor mu?" diye atıldı Birce.

"Hem de nasıl. Bu zamana kadar Kemal'la olan sohbetlerimizi toplasan onların konuştuğunun yarısı etmez."

Babam bakışlarını anneme çevirdi hemen. "Abartma Zeynep. O kadar değil. Sadece ortak yanlarımız çok olduğu için sohbet uzuyor o kadar." Babam bunu o kadar tatlı bir şekilde söyledi ki neredeyse inanacaktım. Ama babam ne zaman biriyle anlaşmaya başlasa onunla sürekli konuşuyordu.

Sessizce giderken annem sıkıntıyla iç çekti. Yine ne oldu acaba?

"Noldu anne yine?"

"Ya kızım keşke gitmeseydik ya. O kadar yoldan geldik yorgun argın. Ben ne güzel evde kalıp dinlenecektim ne işimiz var elalemin evinde ya?"

Sonuna kadar açılmış ağzım ile anneme bakakaldım. "E anne sabah konuşunca sen çok heyecanlandın ya. O kadar gitmek için sevindin ettin. Arada babamla tartıştınız, babamı zorbaladın falan."

"Ne zorbalaması kız, ben zorba mıyım da babanı zorbalıcam?" Annem bize yandan bakıp duruyor, hafif atarlı bir şekilde konuşuyordu.

"E tutturdun damadım da damadım, damadım da damadım. Al sana damadın işte gidiyoruz." dedi babam.

Babam normalde misafirliğe gitmeyi de, misafir çağırmayı da çok sever. Ama Yağız'a olan nefret denilecek düzeyde olan sevgisi bütün bunları yok sayıyordu.

"Ya sen sus. Anlamadım zaten Yağız'ı hiç sevmiyorsun. Sürekli bir nefretin var bu çocuğa."

"E tabi olacak Zeynep. Biricik kızımı alıyor benden, tabii nefret edicem."

Birce kulağıma "Merak etme Kemal amca, kızın çok geçmeden geri gelicek diyesim var." diye fısıldadı.

Kolumla onu dürttükten sonra babamgile döndüm. Birce ise gülerek geriye yaslandı.

Alışmıştı artık bu sahte evlilik mevzusuna. Hatta biraz fazla alıştı. Sürekli dalga geçip duruyor.

Oğuz'u nasıl ikna ettiğimizi soracak olursanız lütfen sormayın. O kadar zordu ki anlatamam.

Annemgil kendi arasında tartışırken geriye yaslanıp yine yanlarımdaki şahısların telefonlarını gözetlemeye başladım.

Birce'nin telefonuna baktığımda iş arkadaşıyla konuştuğunu gördüm. Peh, çok sıkıcı.

Oğuz'a baktım bu sefer. Yol boyu ağzından tek bir laf çıkmamıştı.

Hafif eğilip ne yapıyor diye baktığımda telefonu resmen parmaklarıyla kırmak üzere olduğunu gördüm. Ne yazıyor be bu bu kadar?

Çikolatalı lahmacum laflarını özlediğimiz noktadayız resmen ağlayacağım.

Ben size çikolatalı lahmacun yapardım ya.

Oğuz uzun uzun paragraflar yazıyor, elleri titreye titreye yazım hatalarını düzeltmeye çalışıyordu.

Aslı yazım hatalarından nefret eder.

Aslı ise kısa kısa cevaplar veriyor, asla affetme taraftarı değildi.

Ve nihayet kavganın sebebini öğrenebilmiştim.

Oğuz ilişkileri için çabalamıyormuş, hanımefendi o kadar çabalamasına rağmen bu ilişkiyi kurtaramıyormuş.

Çıldırıcam şimdi.

Aslı'yı yolmamam için tek bir sebep istiyorum. Tek bir tanecik sebep.

Telefonu elinden çekip aldığımda şokla bana baktı. Elleri olduğu gibi kalmıştı. "Asena çabuk ver bak şuan olmaz."

Telefonu geriye doğru tuttum almaması için. Birce elimden alıp mesajları okumaya başladı. "Oğuz sen salak mısın bunlar ne böyle?"

Annem 'Bismillah ne oluyor?' diye bize bakarken babam aynadan bizi gözetleyip duruyordu.

Oğuz resmen ağlamak üzere olduğu gözleriyle bana bakıyordu. "Asena hadi ne olur ver, ucundayım şuan hadi." Elini uzatmış vermem için bekliyordu.

Oğuz'u hiç bu kadar aciz görmemiştim. Şuan içim öyle bir sızlıyor ki.

"Oğuz o kızla ayrılacaksın birdaha da görüşmeyeceksin. Ne bunlar ya böyle? Gözümüzün önünde eriyip gidiyorsun, buna daha fazla göz yumamam."

Birce mesajları okumayı bitirmiş olacakki dahil oldu. "Oğuz harbiden bunlar ne böyle? Biz de sanıyoruz Oğuz cidden bir halt yedi de böyle mahvoldu."

Annem "Ne oldu çocuklar, neler oluyor?" diye daha yüksek sesle konuştu.

Sinirle anneme baktım. "Çok afedersiniz ama bu aptal kaç haftadır kendini affettirmeye çalışıyor Aslı'ya. Hemde o kadar saçma nedenlerden dolayı ki. Kaç gündür bir kez olsun güldüğünü görmedim. Hep endişe, hep korku. Eli ayağı titriyor ya."

"Sonra konuşuruz bunları hadi ne olur verin telefonumu. Hem, ben ona yarın unlu kurabiye yapıp gönlünü alıcam. Affetiricem kendimi." Sesi titriyordu konuşurken.

Oğuz unlu kurabiye der demez başımdan aşağı kaynar sular döküldü.

"Oğuz şu camdan atarım seni ne saçmalıyorsun sen?" Birce'de artık fazlasıyla öfkelenmişti. Arabada yalnızca bizim bağırışlarımız vardı.

Sinirden gülerken konuştu. "Unlu kurabiye diyor çıldırıcam ya."

"Oğuz sen bu kadar salak bir insan değilsin kendine gel. Bu kız sizin için elini bile kıpırdatmazken sana gelmiş hiçbir şey yapmadığını söyleyip seni peşinde süründüyor. Beynini bırakıp mı geldin anlamıyorum. Sen-" sinirle konuşurken son diyeceğim cümleyi son anda kestim. Bunu dersem yüksek ihtimalle ortada kalp malp kalmazdı.

Derin bir nefes verip sakince konuştum. "Oğuz narsist bir insan için kendini bu kadar harap etme. Bunu yapmana izin vermemizi de bizden bekleme. Unlu kurabiye diyo bi' de çıld-."

Sinirle elimle yüzümü kapatırken Birce sakin bir şekilde konuştu. "O kız bir gram haketmiyor Oğuz. Şu tırnağımın ucu kadar bile sevgi göstermeyen, emek vermeyen bir insan için gerçekten değmez. Vazgeç şu sevdada. Haline bak ölüden farkın yok neredeyse. Kendine gel artık ya."

Unlu kurabiye neden bu kadar önemli diye soracaksınız tabii. Oğuz'un annesi o küçükken Oğuz'a unlu kurabiye yapar, Oğuz'da çok sevinirmiş. Ama yalnızca Oğuz'a karşı içinde merhamet duygusu yeşerdiğinde, ona birazcık da olsa sevgi duyduğunda yaparmış. Çok nadir yapsa da Oğuz asla unutmuyor onu. Annesigil onu terk ettikten sonra sürekli unlu kurabiye istese de ona ne alıyor, ne de yapıyorlardı.

Annesinin onu sevdiğini belli eden tek şey o olduğu için Oğuz en ama en çok sevdiği insanlara unlu kurabiye yapar. Ama cidden fazla değer vermesi lazım. Çok fazla. Bize bile daha 3-4 sene önce yapmaya başladı. Onu da çok sık yapmaz zaten.

Ona neredeyse hiç sevgi duymayan annesini nedense asla unutamıyor, sürekli ona karşı bir sevgi, hasret duyuyordu. Sanki bile bile onu terk etmemişler gibi.

Babası ise sırf annesi için ona katlanıyordu.

Bunu söylemem ne kadar doğru bilmiyorum, Oğuz'un yemek yapması da, resme karşı duyduğu sevgi de tamamen ailesi için. Annesi arada da olsa yemek yaptığı zaman çok sevinirmiş. Genellikle dışarıda yiyip Oğuz'u evde aç susuz bıraksalar da Oğuz nefret duymak yerine belki bir gün yemek yedikleri restoranın aşçısı ben olurum, onları bulurum umuduyla yemek yapmaya başladı, gastronomi okudu falan.

Resime olan ilgisi ise babası ile annesi birlikte hep sergilere gider, resimler alırlarmış. Onlar terk ettiğinden beri resim yapmaya başlamış, kendi sergisini yapmaya çalışıyordu. Belki gittikleri serginin sahibi ben olurum, onları bulurum diye.

Defalarca kez sergi yapmaya çalıştı ama bir türlü başaramadı. Ona rağmen pes etmiyor.

Oğuz, kendisine nefret gösteren insanlardan nefret etmeyi bilmiyordu. Oğuz'un kalbinde sevgiden başka bir şey yoktu. Oğuz'un insanlara karşı duyduğu tek şey sevgiydi.

Oğuz'u üzmek, zor duruma sokmak hiç yapmak istediğimiz bir şey değildi ama onun için onu üzmek zorundaydık. En azından daha az acı çekerdi.

***

Yolculuğumuz bir şekilde bittikten sonra arabadan inince derin bir nefes aldım. Dünya varmış.

Oğuz'u soracak olursanız onca şeye rağmen hâlâ bizden telefonu isteyince daha fazla ısrar edemedik. Al dedik ne halin varsa gör. Ama umarım en yakın zamanda kurtulurdu şu kızdan.

Arabayı oradaki çalışana verip kapıya gidiyorduk ki Yağız'ın bizi kapıda beklediğini gördük. 32 diş sırıtarak bakıyordu bir de. Neyin mutluluğu bu?

Aldattığı kadının hâlâ ona katlanmaya devam etmesinin mutluluğu.

Tarlada koşa koşa gelen dayı gibi yanımıza gelince hemen annemin elini tutup öptü, sarıldı.

Kimin annesi olduğu fark etmez bu adam anneci, ana kuzusu.

"Oyy canım damadım, nasıl özlemişim senii." diye annem Yağız'ı pohpohlarken babamın öksürmesi ile Yağız annemden ayrıldı. Babam yan gözle ikisine bakıyordu.

Annemi Yağız'dan da kıskanmazsın be baba.

Konu Yağız olunca adam genç olsa bile güvenmiyor.

Yağız tabii yalakalık yapıcak ya, hemen gidip babamın elini öptü. Tam sarılacağı an da babam ilerlemeye başladı, elleri havada kaldı garibimin.

Oğuz ile Birce ise onu tamamen görmezden gelmişti. Sıra bana gelince yanıma yaklaştı. Annem de o sıra pıtı pıtı babamın yanına gidiyordu.

Yüzümde nefretten başka hiçbir şey yoktu. Sevgi, şefkat, merhamet. Yoldan geçen bir insana bile duyduğum şeylerden yoktu.

Hadi lan or'dan kırgınlık var görmüyo'z mu?

Onda ise hiç anlayamadığım bir şey vardı. Sevinç desem değil, pişmanlık desem değil, kızgınlık desem değil, şaşkın da değil. Ne var bu adamda?

Boş bir beyin.

Bir süre bakıştıktan sonra yüzünde kocaman bir gülümse oluştu. "Teşekkür ederim." dedi. "Davetimi kırmayıp kabul ettiğin için çok teşekkürler." Beni baştan aşağı süzdü. "Ayrıca çok güzel olmuşsun." Gözlerini kaçırdı bu sefer. Ne yaşıyor bu kafasında ya? "Her zamanki gibi."

Liseli aşık bir ergen gibi davranmayı ne zaman bırakacak çok merak ediyorum.

Valla inanır mısın ben de çok merak ediyorum.

O gözümün önünde şekilden şekile girip saniyede 30-40 duygu yaşarken ben dümdüz ona bakıyordum.

Gözleri dört dönerken en son benim gözlerimde durdu. Şaşkındı. "Gözlerin Bal. Gözlerin çok kırgın bakıyor bana. Ama sürekli. Hiç geçmeyecek mi bu kırgınlık?"

Etrafa bakmaya başladım. Hani kızgın bakıyorduk cool cool. Neden böyle oldu ki?

Rol yapamıyorsun çünkü seni muhteşem zeka. Duygularına hakim olamıyorsun. Duyguların hep her şeyin önüne geçiyor. Her şeyi mahvediyor.

"Neyse ben içeri geçiyorum." deyip hemen oradan kaçtım.

Eve girdiğimde bu evi hiç özlemediğimi fark ettim. Çok kasvetli ama değil gibi de. Rahatsız edici bir şeyler var.

İnceleye inceleye içeriye giderken beni rahatsız eden şeyi gördüm. Emine cadısı.

Arif babacığım koşa koşa yanıma geldi. "Benim güzel gelinim gelmiş hoş gelmiş." Bana sıkı sıkı sarılınca ister istemez ufak bir kahkaha attım.

Bu adamın Asena sevgisi beni benden alıyor.

Evdekilere bakınca Berfin ve Gökhan'ın olmadığını gördüm. "Berfin ablagil yok mu?" diye sordum ister istemez. Normalde beni en sevecen şekilde karşılayan Arif babadan sonra o olurdu.

Emine üstüne aldığı şalını düzeltirken başını da arşa kaldırmıştı. Bu sıcakta ne şalı ya? "Hazırlanıyorlardı, gelirler şimdi."

Konudan bağımsız Emine bana tam sünnet çocuğu annesi vibeı veriyor. Böyle koca koca düğün mekanı hazırlayıp gelinlik giyen cinsten.

"He peki o zaman. Onlar gelmeden ben bir elimi yıkayayım müsaadenizle." dedim hafifçe gülümseyerek.

Yağız hemen ayağa kalktı. "Ben sana yardımcı olayım."

"Yok." dedim sert bir sesle. Annemgilin yanımızda olduğunu hatırlayınca hemen güldüm. "Yok hayatım hiç zahmet etme, siz bana tarif etseniz ben giderim."

Tedirgin bir şekilde gülerek geri yerine oturdu. İyi de oldu çünkü ısrar etse yüsek ihtimalle dayanmayıp burada patlardım.

"Yukarıya çıkınca yanda olan iki kapıdan sonraki kapı."

Ona teşekkür edip yukarı çıktım. Banyoya girince elimi yıkayıp saçımı başımı düzelttim.

"Hadi kızım, bu akşam Derin'e de Emine'ye de dayanabilirsin. O güç sende var. Hadi yaparsın."

Aynaya karşı kendi kendime konuştuktan sonra çıktım. Tam merdivenlerin yanındaki kapıdan geçecekken duyduğum ses ile duraksadım. Berfin ile Gökhan'ın sesiydi bu.

"Gökhan ne saçmalıyorsun sen? Bunları nasıl diyebilirsin?" Sesi sanki ağlamaklı gibiydi.

Gökhan'ın sesi ise ona göre daha gür, daha sert, sanki azarlıyormuş gibiydi.

"Artık dayanamıyorum Berfin. Senin o gerizekalı kardeşin seni sakat bırakmadan önce ne kadar güzel bir hayatımız vardı. Şimdi sana sarılmak bile o kadar zor geliyor ki. Sürekli sana yardım etmek zorundayım. Kendi başına adam akıllı hareket bile edemiyorsun. Bıktım ben artık. Sana bakmaktan da, senin bu sakatlığından da, gün geçtikçe çirkinleşmene de artık dayanamıyorum."

Şokla elim ağzıma gitti. Yutkundum. Nasıl bir vicdansızsın da bunları diyebiliyorsun?

Gökhan'la Yağız'ın kardeş olma ihtimali bence daha yüksek.

İçeriden Berfin'in ağlama sesleri gelince gözlerim doldu. Asla bunları haketmiyordu. Kimse, hiçkimse bu kadar ağır lafları haketmezdi.

"Gözlerimin önünde eriyorsun Berfin. Eskiden ne kadar hayat doluydun. Eskiden at sürüyorsan şuan sadece maçını izleyebiliyorsun. Sen resim yapmaktan nefret edersin şuan elinden düşmüyor. Çünkü yapabileceğin başka hiçbir şey yok adam akıllı. Ama ben asıl Derin'e üzülüyorum. O asla böyle bir anne haketmedi. Kaç yıldır fiziktedaviye gidiyorsun bir gram bile düzelmedin. İnsan kızı için bile olsa çabalar bencil! Bencilsin sen, nasıl olsa herkes bana el bebek gül bebek bakıyor diye işine geliyor sakatlık. Bakıcınız ya biz senin. Kocan değiliz, bakıcınız."

Adam sinirle soluklanırken Berfin'in ağlama sesi gitgide daha da artıyordu. "Ben seninle kocan olmak için, güzel bir hayatımız olsun diye evlendim. Bakıcın olmak için değil."

Kapıya doğru bir ses duyunca hemen merdivenlere koşup inmeye başladım. Ne olur az önce böyle bir şey yaşanmamış olsun, Berfin asla o şeyleri duymamış olsun.

Aşağı indiğimde Yağız beni görür görmez ayağı kalktı. "Asena ne oldu iyi misin?"

'Ablan hiç iyi değil' demek isterdim ama ağzımdan tek bir şey çıkmadı.

Hâlâ şokun etkisindeydim. Bir şey yapamıyordum ama diğerlerinin de endişelendiğini fark edince hemen durumu toparlamaya çalıştım. "Yok bir şey ya, aklıma bir şey geldi de işle ilgili."

Bir eliyle kolumu tutarken diğer elini sırtıma koymuştu. Koltuklara doğru ilerletti. "Sen işi çok fazla kafanı takıyorsun. Boşver, hiçbiri senden değerli değil. Takma bu kadar."

O sıra Derin salonda bağıra bağıra konuştu. "Dayı ama anneannem geçen o kız benim tırnağımdan bile daha değersiz, ondan hiçbir şey olmaz diyorduuu." Kelimeleri uzata uzata konuşması sanki beni sinirlendirmiyormuş gibi Emine'nin bu lafı da cinlerimi tepeme çıkarıyordu.

Cırrık kuşları maşallah, hepsi birbirinden beter.

Yağız kaş göz yaparken annem kendi kendine sabır diliyordu. Oğuz zaten parlamaya yer aradığı için Birce onu sakinleştirmeye çalışıyordu.

Sırayla gelin ya, sırayla gelin. Kaldıramıyorum ben bu kadarını.

Hiçbir şey demeden yerime oturduğumda herkes çok sessizdi. Kimseden çıt çıkmıyordu.

Çok geçmeden Berfin'le Gökhan geldi. O gelir gelmez gözgöze geldik. Gözleri acıyla bakarken gülüşü bunu biraz da olsa saklıyordu.

Boşa kız şu Gökhan'ı ben arkandayım.

Az öncekiler sanki hiç yaşanmamış gibi her zamanki sevinciyle konuştu. "Hepiniz hoşgeldiniz. Kusura bakmayın hazırlanıyorduk geç kaldık."

"Yok estağfurullah ne kusuru. Olur öyle şeyler." dedi annem hemen. Emine'ye sinirlendiği için dikkatini dağıtmaya çalışıyordu kurban olduğum.

"E Berfingilde geldiyse yemeğe geçelim o zaman." diyerek Arif babacığım ayağa kalktı.

Sofraya geçtiğimizde masada bir kuş sütü eksikti resmen. Ama sorsanız doğru dürüst bir şey yoktu.

Tabii masaya otururken Derin'in "Dayımın yanına ben oturucam ya, gitsene cadı." demesi ile iştahım kapanmıştı ama şu yemekleri gördükten sonra tamamen kapandı. Mecbur en yemek gibi bulduğumuz şeyleri yiyeceğiz.

Yemekte ben bakmasam bile Yağız'ın sürekli bana baktığını hissediyordum. Alttan gelen Derin'in tekmelerini de.

Yemeğimiz çoğunlukla sessizlikle geçmişti. Bir tek babamla Arif amca bol bol sohbet etmişlerdi o kadar. Bir ara onları dinliyordum fakat belli bir yerden sonra katlanamadım. Büyüklerin sohbetlerini oldum olası sevmemişimdir zaten.

Yemekten sonra salona geçtik. O kadar sıkıcı bir akşam ki anlatamam.

Oğuz telefonda bir şeylerle -Yüksek ihtimalle Aslı'yla- uğraşıyorken Birce ise benimle telefondan dedikodu yapma derdindeydi. Babam zaten kankası ile güle oynaya sohbet ediyordu. Annem ile Emine ise birbirine dik dik bakıp duruyordu.

Bu süreçte Berfin ve Gökhan o kadar güzel çift rolü yapmışlardı ki o duyduklarımı başkasının söylediğini bile düşündüm.

Senden çok daha iyi rol yapanları görünce şaşırdın tabii doğal olarak.

Kimse benim kadar iyi rol yapamaz.

Hmm tabi tabi. Ne demezsin.

Lenardo Di Caprio'dan eğitim almış biriyim ben dalga geçme.

Desene adamın sadece oyunculuğu iyiymiş diye.

Çok zorba birisin.

Bunu bir iltifat olarak alıyorum canım sağ ol.

"Eee," diye nispet yapar gibi nefesini verdi Emine. "Düğün mekanı olarak nereyi seçtiniz?"

"Anne attım ya ben sana." dedi Yağız direkt. O gün mekan bakmaya gittiğimizde Emine ha bire arayıp durdu. Sürekli 'Bir yer bulamadınız mı?' 'Nereyi buldunuz?' 'Orası olmaz orada şu yakınımız evlenmişti.' 'Orası olmaz fazla rüküş'. Adam akıllı bir şey beğendirememiştik.

En son diyecektim artık sen gel seç, yakında sen evlencen herhalde, diye. Son zamanlarda bu kadın gereksiz fazla üstüme geliyordu.

"Ay Asena." diye şaşırmış bir şekilde lafa atladı bu sefer. "Kızım senin galiba çocuğun olmuyormuş. Deseydin ya bize anne olamıyorum diye. Anne olmaya hazır değilim falan diye saçmalayıp ahkam kestin o kadar."

Yaşlı başlı demicem dalıcam şu kadına.

Bir gün elimde kalıcak ama ne zaman.

Sinirlenmem onu sanki daha mutlu ediyormuş gibi keyifle gülümsedi. Berfin arkadan utançtan yüzünü kapatırken ben de gülümsedim. "O zamanlar bilmiyordum Emine Hanım. Yani sizin gibi patavatsız biri değilim ben. Ama görüyorum ki siz arsızlıkta en önde bayrakla koşturuyorsunuz."

Bu dediklerim ne kadar doğru, ne kadar yanlış bir fikrim yok ama bunları demeseydim kafagöz dalardım ona.

Tam bana cevap verecekken araya Berfin girdi. "Aaa," diye yalandan şaşırdı. "Düğüne çok az kaldı siz balayına nereye gideceğinize karar verdiniz mi? Rezervasyon işlemlerini falan halledin bakın şimdiden. Sonra Gökhan'la ben gibi otel aramakla uğraşırsınız." Sonra Gökhan'a döndü. "Hatırlıyor musun hayatım ilk gece az kalsın sokakta kalıyorduk?"

Gökhan yarım ağız güldü. "Hatırlamaz olur muyum? Nereye gitsek kapılar yüzümüze kapanıyordu. Neyse ki kesenin ağzını açınca diğer kapılar da açıldı."

Berfin koluyla dürtünce 'Ne var?' der gibi kaşını kaldırdı. Tek patavatsız Emine değilmiş anlaşılan.

Berfin gülerek bize döndü. "Demem o ki erkenden yapın rezervasyonunuzu. Bakın bildiğim çok güzel yerler var. İlk evlendiğimiz zamanlarda sürekli yurtdışına çıkardık. En basitinden mesela Maldivler. Hazır yaz da gelmişken çok güzel olabilir."

Yerde Barbie bebekleriyle oynarken lafa atıldı. "Beni de götürün. Ben de gelicem balayına."

Sus kız bücür. Balayında ne işin var senin?

"Meksika'da aslında güzel ama balayı için değil de bizimki gibi evlilik sonrası birlikte gezmek için daha iyi olur gibi geliyor."

Şaka bir yana biz cidden balayına gidecek miyiz ya?

Gülerek saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. "Ya aslında ben hiç balayına gideceğimizi düşünmediğim için nereye gideceğimizi de düşünmemiştim."

Yağız konuya atladı bu sefer. "Belki biraz klişe olcak ama Paris'e gidebiliriz belki. Ya da direkt İtalya'yı gezeriz. Avrupa turu falan da olabilir."

Derin yine lafa atladı. "Ben de gelicem ya beni de götürün. Bensiz tatile gidemezsiniz.

Sinirle nefes alırken gözlerimi kapattım. O sadece bir çocuk. Yalnızca bir veled. Kendi kendine eğleniyor.

Hayır o bir çocuk falan değil o çocuk rolüne bürünmüş bir şeytan.

Arif amca lafa atladı bu sefer. Maşallah balayı diyince babamla olan sohbeti bile bıraktı. Bunların aklı bir tatile çalışıyor herhalde.

Adamın erkenden ofisi Yağız'a bırakmasından anlamalıydık.

"Avrupayı falan boşverin karadeniz turuna gidin. Valla ülkem gibisi yok ya."

Cümlesini bitirince aklıma gelen şey ile genişçe gülümsedim. "Buldum." diye hafif bağırdım.

Sanarsın ampülü buldu sevince bak.

Elim havada yüzümde kocaman bir sırıtış varken herkes bana odaklanmıştı.

Ay ankastirem tuttu bakmayın öyle.

Yağız'a baktım eğilip. Güzel bir fikir beklediği kesindi. "Benim köyüme gidelim." diye heyecanla konuştum.

Ancak lafım havada kaldı. Başta Yağız olmak üzere herkesin yüzündeki gülümsemesi yavaşça soldu.

Sessizliği bozan Derin oldu. "Ben hayatta gelmem."

Köydeki kızlar gelsen bile seni köye sokar mı acaba onu bi düşün.

"Yani," diye kurtarmaya çalıştı Berfin. "Sizin köyü pek bilmiyorum ama tatil köylerinden biriyse güzel olabilir."

Başımı geriye doğru atıp iki yana salladım. "Yok canım ne tatil köyü. Bildiğiniz emekçi insanların çalıştığı, ineğin koyunun olduğu, tarlası bahçesi olan bir köy. Ama görseniz çok güzel. İnsanın içi açılıyor. Hayvanları bile o kadar tatlı ki. Çiçek kokusundan başka hiçbir şey alamazsınız. Hele o melek gibi olan insanları var ya, bayılıyorum hepsi çok iyi insanlar."

Emine eğilip Berfin'e fısıldadı. "Yine belli etti seviyesini görüyor musun?"

"Emine Hanım eviniz büyük diye sesiniz duyulmaz sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Kulaklarınız duymuyor olacakki resmen bağırır gibi konuştuğunuzun farkında değilsiniz herhalde. Düğün gelmeden bir doktora görünün, sonra oğlunuzun evet dediğini duyamaz başka kızlar ayarlamaya çalışırsınız mazallah." diyip yalandan güldüm.

"Benim kulağım duyuyor da senin aklın çalışmıyor gibi kızım. Balayına köye gitmek ne demek? Oğlumu o pis köyünüze sokacak göz var mı bende?"

'Sizden daha pis bir şey olamaz' diyeceğim kavga çıkar da bu genç yaşımda hapise girmek istemiyorum. Öldüreceğimden değil, elini tutsam elimde kalır o suç bana kalır o yüzden.

"Emine Hanım eğer siz bir yere gitmek istiyorsanız kendiniz gidin. Sonuçta tüm gün oturup bizimle uğraşıp duruyorsunuz. Bir işiniz yok. Gezin gidin de millete sataşmayın çok istiyorsanız."

Herkes susmuş bizi dinliyordu. Oğuz'da fırsat gelsin de laf atayım diye bekliyordu. "Emine Hanım emin olun sizin pis dediğiniz köy sizin zihniyetiniz, kalbiniz kadar pis değildir. Cennet gibidir orası. Tabii siz kendi cehenneminizde yanıp durduğunuz için anlamaz gibisiniz ama belki hayal gücünüzü kullanıp anlarsınız. Tabii bir beyn-" Birce eliyle Oğuz'un ağzını kapatıp mahçup bir ifadeyle gülümsedi. "Şaka, şaka yapıyor. Ama şey konusunda. Siz. Şey yani. Asena'nın köyleri çok güzeldir. Oğuz onu anlatmaya çalıştı."

Gülümseyerek ve belerttiği gözleriyle Oğuz'a döndü. "Değil mi Oğuzcum?" Eli hâlâ ağzındayken Oğuz başını sallayıp gözlerini onaylar biçimde kapattı.

"Üff aman ne yaparsanzız yapın. Sizinle laf dalaşına girmeyeceğim. Ergen ergen tavırlarınızı çekecek yaşı geçtim."

"E gömelim o zaman siz-" Birce bu sefer Oğuz'un tüm yüzünü kapatıp arkasına sakladı. "Ergenlik demeyelim biz ona, evlilik stresti, heyecanı diyelim olur mu?"

Arif amca hiçbir şey olmamış gibi sevecen bir ses tonuyla konuştu. "Siz nereye gitmek isterseniz oraya gidin evladım. Sonuçta bu sizin tatiliniz. Hem dediğin gibi köyler çok güzeldir. Ben bayılırım. Bir ara sizin köye de gelmek isterim müsaadeniz olursa."

Babam kahkaha atarak Arif amcaya dokundu. "Müsaade ne demek dünür köy sizin. İstediğiniz zaman çıkıp gelin."

Yağız sessizce bize bakıyordu ama onu azıcık tanıyorsam sırf kendini affettirebilmek için bunu da kabul edecek.

"Tamam hayatım sizin köyünüze gidelim. Eminim yaptığım en güzel tatil o olacak."

Genişçe gülümsedim. "O zaman harika. Balayı yerimiz de belli olduysa geriye hiçbir şey kalmadı."

Yağız "Balayı için alışveriş var hayatım, bir şey kalmaz olur mu? Birkaç güne onu da hallederiz dilersen."

Köy için yapabileceğin alışveriş giderken poşetler dolusu ekmek almaktır ama neyse.

Başımı salladım. "Tabii tabii. Onu da aradan çıkaralım son günlere bir şey kalmasın."

***

"Bana bak bücür, oraya getirtme beni yoksa o pembe tokalarını söker atarım he."

Dil çıkardı. "Hayatta yapamazsın bir kere. Benim saçlarım çok kıymetli tamam mı? Dokunursan dayım seni boşar."

"Çok meraklıyım ya dayına." diye konuştum sessizce.

Şuanda Derin'in oyun odasında birbirimizin peşinden koşuyorduk. Ayaklarıma yapıştığı için oyun oyna benimle diye, mecbur odasına çıkmıştık.

O sağdan gelirken ben soldan gidiyordum. Bir anda da sağa dönünce sendeliyordu.

O tam diğer tarafa koşacakken atlayıp kolunu tuttum. Ben yere kolumun üstüne düşerken o da geriye doğru düştü. Hiddetle dudağımı büzüp saçını yakalamaya çalışıyordum. Yerden kalkmadan lego oyucaklarının üstünde yatarken canım biraz acıyordu ama böylesine güzel bir şekilde yakalamışken bırakamazdım.

O kalkarrken ben de oturur hale gelmiştim. Bu sırada ise çığlıkları ile yüzümü buruşturuyordum. Sanarsın çocuk kaçırıyoruz.

O kalkarken saçından çekmemle yere düştü. Saçındaki tokayı çekerken saçını da biraz yolmuştum. Tam tokasını çıkarıp zaferle gülümsediğim an da odanın kapısı açıldı.

İçeri giren Yağız ile bakakaldım. "Ne yapıyorsunuz siz burada çığlıklarınız taa aşağıya kadar geliyor?"

Derin tam ağzını açtığı sırada yanaklarını sıkıp dudağını büzdüm. Genişçe gülümseyerek incelen ses tonumla Yağzı'a baktım. "Yok hayatım ne yapacağız sanki?" tokayı gösterim. "Saçını topluyordum, bir tel çekince canı acıdı ondan bağırdı." Kulaklarını kapatıp Yağız'a eğildim ve fısıldadım. "Falza nazlı, siz bunu çok şımartmışsınız."

Yağız bize garip garip bakarken odadan çıktı. Çıkınca elimi çekip kızın üstüne sürdüm. "Ne kadar iğrençsin ne bu el yalamalar falan çocuk musun sen?"

Bana boş boş baktı. "Evet."

Bir süre bakışınca elimde olan tokayı hatırladım. Bakışlarım ikisi arasında gidip gelirken ellerimi geriye atıp tokayı camdan aşağı fırlattım. Ama sanırsam birazcık fazla ileri gitti.

"Aaaa, tokan elimden uçtu görüyor musun?" O bana sanki insan yemişim gibi bakıyordu. "Şimdi sana gününü göstericem." deyip Barbiesi ile beni kovalamaya başladı.

Odada dört dönüyoruz fakat bana bebekle kovalamayı bırakıp oyuncak atmaya başlamıştı.

Oyuncaklar canımı acıttıkça ağzımdan ufak bir nida kaçtı. Bir yandan ayağıma batan legolar, bir taraftan kafama gelen oyuncak tabaklar, boyum kadar olan üstüme fırlayan ayı. Bu böyle olmayacak.

O yerden oyuncak aradığı sırada fırsat bilip kapıyı açtım ve kaçmaya başladım. O ise "Gel buraya cadı!" diye çığırarak peşimden geliyordu.

Şeytan bu çok ciddiyim. Çocuk dediğin masum olur, deccal gibi değil.

Aşağı indiğimizde herkes bize bakıyordu.

Derin bana arkamdan oyuncak atıyor, ben de solucan gibi kıvrılıp kaçmaya çalışıyordum. Bir dansöz olmadığımız kalmıştı o da oldu.

Oyunculuktan daha iyi yapıyorsun bu arada mfwmrmfrşşmvş

Yalan söyleye söyleye çarpılacaksın var ya.

O kadar doğru konuşuyorum ki Yüce Rabb'im sevap bile yazabilir.

Yağız ayağa kalkınca onun arkasına geçip saklanmaya çalıştım. Derin'in bana atmaya çalıştığı oyuncaklar Yağız'a geince bu sefer Yağız bağırmaya başladı.

Emine yüzünü buruşturup kulaklarını kapattı. Arif amca ise bu sesten keyif alıyor gibi sırıta sırıta bizi izliyordu.

Salonda Berfin'in "Derin yeter!" bağırışı yankılanınca herkes sustu, her şey durdu.

İlk defa öyle yüksk bağırışını duyunca ister istemez hazır ola geçtim. Ben endişeyle bakarken yaptığı baş hareketi ile Derin'in koşa koşa gitmesi bir oldu.

Mahçup bir gülümseme ile bana baktı. "Kusura bakma, şımarıyor bazen."

Endişeli ifadem yüzümde yerini korurken güldüm. "Tokasını yanlışlıkla camdan aşağı attım. Elimden kaçtı. O yüzden sinirlendi, haklı olarak."

Hiç de haklı değil. Bir toka ki istese 1000 tane daha alır, yüzünden adam öldürmeye kalkıştı. Asıl suçlu o.

Ama görüyorsun değil mi iç ses. Öylesine iyi yürekli bir insnaım ki suçu ben üstleniyorum.

Maşallah öyle böyle değil. Allah nazarlardan saklasın.

"E o zaman biz kalkalım." diye ayaklandı babam.

"Fazla bile zahmet verdik size." diye ekledi annem. "Her şey için teşekkürler. Biz gidelim artık. Yol yorgunuyuz malum."

Herkes yok kalın kahve içelim, yok daha karpuz kesicektik, yok estağfurullah ne zahmeti derken nihayet evden çıkabilmiştik.

Babamgil arabaya giderken ben Yağız'la konuşmak için hemen gitmemiştim. Bahçede, her zamanki yerimizde duruyorduk yine.

Elleri ceplerindeydi. "Balayı niyetine köy demek he." deyip burnundan güldü.

"Asla köyüme laf ettirmem. Harika bir yerdir orası bir kere tamam mı?"

"Bakalım. Bu kadar övdüysen vardır bir şeyler."

Kollarımı birleştirip gözlerimi ksıtım. "O değil de köy için alışveriş ne ya? Ne alıcaksın giderken, maşrapa mı?"

Rahat bir tavırla konuştu. "Alışverişe bir çıkalım, dünyaları bile alırsın sen gör bak."

"Hıı" dedim gülerek başımı sallarken. "Tüm dünyaları alıcam köyüme, orada yaşam yok çünkü baştan başlayacağız."

Gülerek yere baktı. Gülmesi saniyeler içinde kafasını geriye atarak attığı kahkahalara dönünce ne olduğunu anlayamaz bir şekilde baktım. "Ne oldu ya? Sen böyle her şeye gülmezdin."

"Hayat seninleyken çok eğlenceli Bal."

Dediği ile yüzümdeki hafif gülümseme soldu.

"Yağız bana birdaha bal deme lütfen."

Kaşları çatıldı. Böyle bir şey beklemiyordu galiba. "Ne, neden?"

"Çünkü bizimki sahte bir evlilik Yağız. Ben veterinerlik açmak için evleniyorum, sen de annenden kurtulmak için. Ama sen sanki gerçekten evleniyormuşuz gibi davranıyorsun. "

Gözlerimi kapatıp derin bir nefes verdim.

"Bak. Başkalarının yanında bana böyle davranmana bir şey demiyorum ben, o çok normal zaten. Ama Yağız bak biz şuan bahçedeyiz, başbaşayız. Kimse yok. Ama sen hâlâ seven koca rolüne devam ediyorsun. Bizimki sahte bir ilişki ama senin bu davranışların..."

Devam etmemi söyleyen bir şekilde bana baktı.

"Sanki..."

"Sanki ne?"

"Sanki seviyormuşsun gibi" sonunda söyleyebildim. Beklemiyormuş gibi kaşlarını kaldırdı.

"Yağız bak ben şuan hiç bilmeyeceğin kadar çok yoğun şeyler yaşıyorum. Bir taraftan aileme böyle bir yalan söylediğim için vicdanım sızlıyor, bir yandan kaç yıllık kardeşim dediğim arkadaşlarımı kandırmaya gönlüm razı gelmiyor. Bunlar zaten yeterince aklımı kurcalamıyormuş gibi iş ile uğraşıyorum, evlilik ile ilgili zihnim meşgul oluyor. Bir tarafım vazgeç diyor bir tarafım başladın artık dönüş yok diyor. Bir de bunlar da yetmiyo annenin saçmalıklarına, yeğeninin kıskançlığına katlanmak zorunda kalıyorum. Artık kafam o kadar dolu ki her şeye düz bakmaya başladım.

Yani hiç düşünmüyorum, sadece dümdüz bir şekilde anladığımla kalıyorum. Düşünüp doğru olanı anlayacak kadar zihnimi boş bırakamıyorum. Ve sen de böyle davranınca... "

Lafımı o tamamladı "Seni sevdiğimi düşünmeye başladın" dedi hafifçe başını sallayarak.

"Kahretsin ki evet! Bunu böyle algılıyor olmam beni de emin ol o kadar etkiliyor ki"

Gözlerini kısıp hafif başını eğdi "Yoksa sen de bend-"

"Konumuz o değil Yağız."

Duruşunu düzeltti ve biraz durup yine bana döndü. "Peki ne yapmamı istiyorsun? "

Gerçekten bu soruyu sordu mu o?

"Sadece istediğim şey bana yanımızda kimse yokken normal davranman. Seviyormuş gibi değil. Lütfen Yağız. Bu kadar yoğun duygular yaşadığım şu dönemde bana bir de bu kafa karışıklığını yaşatma. Zaten çocuğum olmayacakmış benim. Ben daha onun acısını yaşayamadan düşündüğüm şeylere bak. Lütfen biraz olsun anlayış göster"

Hafifçe yana döndü.

"Ayrıca anlamıyorum ki. Bu kadar huysuz suratsız görünen bir adam nasıl bu kadar sevgi dolu olabiliyor? Bu kadar neşeli, hayat dolu olabiliyor? Pekala, madem öyle, neden dünyanın en memnuniyetsiz insanı gibi duruyor ki?"

"Çünkü ben hayatı seninle buldum Asena" dedi bana bakmazken.

"Ne"

"Sana bahsettiğim kazadan önce ben tanıyabileceğin en neşeli, en mutlu adamdım. Kazadan sonra ablam sakat kalınca o mutluluğu ben kendime çok gördüm. Ablam ne kadar dil dökse de vicdanım el vermedi mutlu olmaya. O günden beri memnuniyetsiz bir adam gibi dolaşıyorum ben. Bu benim hoşuma gitmiyor Asena, ben bundan zevk almıyorum. Hatta aksine her geçen gün hayattan daha fazla soğuyorum.

Sonra sen girdin hayatıma. Sana göre normal olan neşen, enerjin beni tekrardan bağladı hayata. İçimdeki o çocuk yeniden uyandı, asıl ben ortaya çıkmaya başladı. Hani diyorsun ya sever gibi davranma diye, ben seni seviyorum Asena. Beni yeniden hayata kavuşturduğun için, uzun zaman sonra ilk kez gülmeyi hakettiğimi düşündürttüğün için seviyorum seni. Bu yüzden sana istesem de soğuk davranamıyorum. Ama madem sen bu kadar zor bir dönemden geçiyorsun emin ol buna çok dikkat edicem."

"Özür dilerim. İyi geceler." deyip yanımdan ayrıldı.

Ben arkasından bakakalırken arkadan çalan korna ile sıçradım.

***

Kısa bir bölüm olucak dedikten sonra yazdığım en uzun bölüm olması bana da sürpriz oldu.
Beğendiniz mii
Bu bölümde iç sesin zorbalığı arşa çıktı
Düğünümüze 1.5 hafta falan kaldı
Hazır mısınızzz
Düğün balayı derken o kadar eğleneceğiz kiii
Heyecanla bekliyorum o bölümleri
Umarım beğenmişsinizdirr
Düşüncelerinizi, fikirlerinizi belirtirseniz çok sevinirim
Ayrıca kanalıma katılırsanız çoook sevinirim
Herneyse
Sizleri çoook seviyorum
Bakalım bu gece de direkt gelen olucak mı sşsndşams
Diğer bölümde görüşmek üzereee

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

582okunma 51beğeni 23yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.