HAYIRDIR PATRON kitap kapağı

17. bölüm / 33

HAYIRDIR PATRON

16.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Nisa K.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 16.Bölüm

Üff. Ne vardı da iddiaya girdim Yağız'la yaa.

Hayır bu kadar uzakta oturacak derdin ne?

Sırf onu almak için sabahın 6'sında kalktım. Şimdi saat 7'ye geliyordu ve ben anca hazırlanmıştım.

Erken kalktığım için herkes yatıyordu ve kahvaltım hazır değildi. Hüğ.

Hiç uğraşamam dışarıdan yiyeceğim.

Motorumun anahtarını alıp evden çıktım. Eve yakın bir yere gidip kahvaltımı yaptıktan sonra Yağız'ı almak üzere yola çıktım.

Ne yolmuş arkadaş git git bitmiyor.

Ben sabırla gitmeye devam ediyorum ama bitmiyor. Benzin parasını ona ödeteceğim. Fullesin motorumu.

Bu yolun bir de dönüşü var.

Nihayet Yağız Beyciğimizin evine gelmiştik. Telefonumu çıkarıp onu aradım.

"Alo."

"Alo, prenses. Hazırsan in aşağıya."

Telefon direkt kapandı. Trip atıyor cimcime ya.

Birkaç saniye içinde Yağız dibimde bitti. "Ooo, prensesimiz teşrif etmiş. Bize bu şerefi verdiğiniz için teşekkür ederiz." dedim sona doğru hafif başımı eğerek.

Kaşları çatık bir şekilde konuşmaya başladı. Ne zaman çatmıyordu ki zaten.

"Ne işin var senin burada?" dedi öfkeyle soluyarak.

Buna ne olmuş ya? Son kullanma tarihi falan mı geçti?

Bende kaşlarmı çattım. "Ne bu hareketler ya. İddiayı kazandım ya hatırlatayım. Malum sen dün beni buraya getirdiğin için seni almaya gelemedim. Bende dedim bugün alayım bari."

"Tam zamanını bulmuşsun." dedi sessizce başka tarafa dönerken.

Motordan indim. "Sen hayırdır ya? Ne bu saçma salak hareketler ergen ergen. Ne haltlar çeviriyorsun sen yine?"

"Ben değil annem çeviriyor. Bana başka bir kadın getirmiş tanışalım diye."

Anında gözlerim büyürken öfkem kat kat arttı. Bu kadın benimle dalga mı geçiyor?

Ben hızla evin bahçesine giderken Yağız peşimden "Nereye gidiyorsun?" diyerek gelmeye başladı.

Emine karısı bahçede o yellozla gülüşerek kahve içerken beni görünce hemen ayağa kalktı. "Ne işin var senin burada? Ne yaptığını zannediyorsun sen?"

"Asıl siz ne yaptığınızı zannediyorsunuz? Yağız için birini getirmek ne demek ya? Hatırlatırım size Emine Hanım." Sol elimi kaldırıp alyansımı gösterdim. "Oğlunuz benimle nişanlı. Başka hiçbir kadınla bu maksatla görüşemez."

Yanımızda ki o kadın ayağa kalktı. "Emine abla ne diyor bu kadın? Yağız'ın nişanlısı mı vardı? Ve sen beni Yağız'la görüşmek için çağırıyorsun. Yazıklar olsun. Ben öyle bir insan mıyım?"

Emine telaşla konuştu. " Hayır hayır. Bu kız yalan söylüyor. O ikisi artık nişanlı değil" dedi "artık" kısmını vurgulayarak.

Sinirle yüzümü avuçlarımın içine aldım. "Siz ne saçmalıyorsunuz ya. Nişanlı değiller ne demek?" Arkamda öylece duran Yağız'a döndüm. "Yağız bir şey söylesene boş boş duruyorsun orada. Annenin dediklerine kulak vermedin sanırım."

Yağız hemen yanıma gelip elimi tuttu. "Evet." dedi. "Biz nişanlıyız ve en yakın zamanda evleneceğiz. Bırak artık peşimi anne. Ben Asena'yı seviyorum, ben ona aşığım. Ve hiçbir kuvvet evlenmemize engel olamaz."

Yanımızda ki kız ağlayarak çantasını alıp gidecekken durdu. Emine'ye doğru dönüp "Birdaha bizimle iş birliği yapmayacaksınız Emine Hanım. Bitti." dedi ve hızla uzaklaştı.

Emine gelip tam bana tokat atacağı zaman bileğinden tutacaktım ki Yağız erken davrandı. "Birdaha Asena'ya el kaldırır, böyle bir şey yapmaya kalkışırsan beni karşında bulursun anne."

Emine şokla Yağız'a baktı. Beni işaret ederek "Bu kız için beni karşına mı alıyorsun? Anneni."

Yağız düz bir ifadeyle beklemeden "Evet" dedi.

Yağız elimden tutup beni oradan uzaklaştırdı. Motora binip benim binmemi bekledi. "Yağız kalkar mısın ben süreceğim."

Çökmüştü şoförlüğüme de.

"Hayır ben götüreceğim." dedi inatçı küçük çocuklar gibi. "Pekala. Yol ayrımının oraya kadar sen sür. Sonrasında ben alıcam. Gitmeden benzinliğe uğra da fulle motorumu. Buraya kadar gelirken bitti."

Arkasına bindikten sonra Yağız sürmeye başladı ve nihayet o cehennemden ayrıldık.

***

"5 dakika sonra ben alacağım. Çevirme var ileride, ceza yerim sonra."

Biz masum masum ilerlerken 5 dakika sonra karşımıza çıkacağını zannettiğim çevirme şimdi çıkmıştı.

Allah kahretmesin ceza geliyor.

***

"Senin yüzünden ceza yedim Yağız. 50 istediğim şeyi yapacaktın ya. Yeni bir madde ekliyorum. Birdaha motorumu sürmeye kalkışma."

"Ya ne yaptım ki ben? Çevirme 5 dakika sonra dedin yanılttın beni. Senin saçma hesapların yüzünden ceza yedik."

"Saçma sapan, her tarafı birbirine benzeyen bir eve giden yolunuz olduğu için ben mi suçluyum yani? Sen en başında motorumu sürmeye kalkışmasaydın bunların hiçbiri olmayacaktı."

Biz tartışarak benzinliğe geldiğimizde Yağız parayı ödememi bekliyordu. "Ee, ödemeyecek misin?"

Omuz silktim. "Yoo, ne münasebet. Hem evin çok uzakta bütün mazotumu yedi, hemde senin yüzünden ceza yedim. Ayrıca sen zenginsin. İnsan nezaketen bile olsa ben ödeyeyim, der. Ne kadar odun birisin sen ya."

Derin bir nefes alıp bir şeyler söyleyerek pıtı pıtı ödemeye gitti.

Hadi benzini hallettikte, bu cezayı ne yapacağız?

Ödeyeceğiz mecbur ne yapalım.

Yağız geldikten sonra devam edip şirkete gelmiştik. Vee. Cezayı da Yağız'a kitledim.

Aslında ben demedim o dedi ödeyeyim diye.

Sanki yol boyu cezayı nasıl ödeyeceğim diye söylenmemişsin gibi konuşman beni benden alıyor.

Şşt, ben öde demedim o teklif etti.

Ben yine kahvemi alıp bizim kata geldim. Masama doğru ilerleyecekken Kürşat Bey yanıma geldi. "Asena, bi' 5 dakikanı alabilir miyim?"

"Tabii" dedim ve kahvemi masama bırakıp Kürşat Bey ile onun odasına gittik. Oda değişmiş. Kürşat Bey odasını kendine göre dekore etmişti. Figürler, tablolar, kitaplar... Açıkçası içerisi baya bir iyi duruyordu.

"Çok vaktini almayacağım. Otur istersen." dedi koltuğuna otururken.

Ben oturduktan sonra hemen konuşmaya başladı. "Dünkü o çocuklar. Onları hastaneye götürdüm dün gece." Kalp atışım hızlandı. Allah'ım n'olursun bir şey olmamış olsun.

Kürşat Bey gülümsedi. "Endişelenmene gerek yok. İkisi de çok iyi. Hastanede 1 gün daha istirahat edecekler ondan sonra çıkacaklar. Öğrendiğime göre durumları pek iyi değilmiş. Masraflarını ben karşılayacağım. Daha sonra her ikisine de maddi destekte bulunacağım."

Rahatlayınca derin bir nefes verdim. "Şükürler olsun Allah'ım"

Kürşat Bey'e döndüm. "Çok teşekkür ederim Kürşat Bey. Eğer yapılması gereken bir şey varsa söylemekten çekinmeyin lütfen."

"Yok yok. Ben her şeyi halledeğim. Sadece sana iyi olduklarını söylemek istemiştim. "

"Teşekkür ederim. Eğer başka bir şey yoksa ben işimin başına döneyim."

"Aslında var" dedi çekingen bir sesle.

"Buyurun lütfen çekinmeyin."

"Birce. Yani Birce Hanım. Aramızda kalsın, dün onu gördüğümden beri aklımdan çıkmıyor."

Sen sanki onun aklından çıkıyorsun.

Hakikaten ya. Gece boyu onun hakında konuşup durdu.

"Yani." dedim.

"Ben galiba arkadaşınızdan hoşlanıyorum."

***

Masamda sakince çalışırken Yağız Bey beni aradı ve odasına gelmemi söyledi.

Ya ben ne güzel rahat rahat çalışıyordum yaa.

Odaya geldiğimde Yağız sabahkinin aksine gülümseyerek bana bakıyordu.

"Hayırdır patron" dedim koltuğa otururken. "Yüzünde güller açıyor bakıyorum da."

"Seni gördüm bir bahçe yeşerdi desem."

"Hadi hadi, bırak yılışıklığı. Derdin ne söyle bakalım."

"Akşam annem yemeğe çağırdı seni."

"Hayatta gelmem. Zehirler o kadın beni."

Yanıma geldi. "Hadi ama. Neden zehirlesin seni?"

Ona attığım bakışla ne dediğinin farkına vardı. "Ya tamam anlıyorum ama annem o yüzden çağırmıyor. Özür dilemek amaçlı çağırıyor."

"Yağız bak bu son 3 gün benim için çok yorucu geçti. Evet yarından sonra izinliyim ama gerçekten çok yoruldum. Bende insanım. Ofis, reklam çekimleri, akşam yemekleri... Gerçekten çok yorucu Yağız."

Önümde eğilip ellerimi tuttu.

Ay bismillah.

Evlenme teklifi etmeyecek sakin ol.

"Bak söz. İznin 2 gündü değil mi? 3 gün yapacağım."

Allah razı olsun kral zahmet verdik. Ofis falan batmaz inşallah.

Ben ona 'Ciddi misin?' der gibi bakıyordum. "Ya tamam çok uzun değil, Şöyle. Ben senin bir gününü alacağım ama sana bunu geri vereceğim."

Kabul edeyim mi iç ses?

Et et. Belki Emine cadısıyla tartışırız da rahatlarız.

Mantıklı.

"Peki tamam. Kabul. Ama sadece 2 saat dururum. Fazla kalırsam izin günüm 4'e çıkar."

"Pekala. Bu arada, annengilde gelsinler. Oğuz, Birce de dahil."

"Tamam söylerim."

Tuttuğu elimden öptü. "Teşekkür ederim."

Odadan çıktıktan sonra çalışmaya devam ettim ancak bir süre yüzümde ki gülümsemeye engel olamadım.

***

Bu ofisin çalışma saatleri neden bu kadar uzun ki?

Yemeğe yetişmem için 2 saatim kalmıştı. 1 saat hazırlanma, 1 saat de yol sayarsak yetişiriz bence.

Dua et annengil hazırlanmış olsun Asena.

İnşallah. 2 saat önce haber verdim, umarım hazırlanmışlardır. Yoksa en az 1 saat geçikiriz.

Eve geldiğimde gördüğüm manzara asla şaşırtmamıştı. Annem eşarbını bağlamaya çalışırken Birce elbise seçmeye çalışıyordu. Oğuz, Aslı'ya "Ne giyeyim?" diye görüntülü aramada dolabını gösteriyordu. Babam ise hazırlanmış, her zamanki koltuğuna geçmiş, kucağında Bihter ile Facebook'a bakıyordu.

Baban ve Bihter kadar rahat olsam yeter.

Keşkee

Bende hemen odama geçip giyinmeye başladım. Çok abartı şeyler giymeyeceğim bu sefer, uğraşamam yemek yiyeceğiz sonuçta.

Kare yaka, hafif kalın askılı, dizimin bir karış altında biten, kırmızı çiçekleri olan beyaz bir elbise giydim.

Saçımı ise iki yandan birer tutam olarak topladım. Temizlemesi zor oluyor diye ağır bir makyaj da yapmadım.

Şükür ki hepimiz hazırlanmış, yola çıkmıştık.

Biz arabanın arkasında 3 kişi anca sığdığımız için kimin ne yaptığını çok net görebiliyordum. Tabii, ortada olmamın da katkısı var.

Hafif eğilip Birce'nin kiminle kıkırdaşarak konuştuğuna bakayım dedim ve bilin bakalım ne gördüm?

Kürşat diye kaydetmiş bir de, bey de yok.

Bunlar da Oğuz gibi yılışık olmasa bari.

Kürşat olsa bile Birce olmaz. Birce'yi tanımıyoruz sanki.

Oğuz demişken Oğuz ne konuşuyor acaba bu Aslısıyla?

Eğilip ona baktım ama keşke bakmaz olsaydım.

Ben senin içindeyim ben niye görüyorum ya?

İçim bile kan ağlıyor öyleli mesajlar yani siz düşünün.

Söyleme görevini ben üstleniyorum.

Bismillah

Oğuz demiş ki aşkitom seçtiğin kıyafetler çok güzel oldu, Aslı demiş ki aşkım biz evlenelim ben sana daha neler seçerim, . Oğuz çikolatalı lahmacunum sabret, Asena evlensin, sonra biz evlenicez, demiş.

Çikolatalı lahmacunum ne ya?

Aslı da haklı olarak niye onları bekliyoruz ya bize ne onlardan, demiş. Oğuz da kıyamam açıklamaya çalışmış bir saat. Yok hayatım telaşenin içinde bizim ki kaynar, yok yoğun bir dönem olacak zorlanırız.

Haklı aslında.

Şuanda da Oğuz, Aslı'nın gönlünü çiğköfte ayranım diyerek almaya çalışıyordu.

Ay dayanamayacağım.

"Oğuz salak mısın oğlum sen gönül öyle alınır mı? Ayrıca siz tanışalı daha 1 ay oldu olmadı ne evlenmesi."

Kaşlarını çattı. "Sen mesajlarımı mı okuyorsun?"

"Keşke okumasaydım, gözlerimden kan fışkırıyor okudukça."

Oğuz homurdanarak önüne döndü.

Acaba Birce ile Kürşat ne konuşuyor?

Eğilip bu sefer onların mesajlarını okumaya başladım.

Ben araba sallandığı için mesajları okuyamıyordum. Birce'de fark etmiş olacak ki eğilip bana göstermeye başladı. Canım bacım ya.

Hemen okuyorum. Birce "Merak ediyorum da sen benim numaramı nereden buldun?" demiş. Kürşat'ta "Orası bende kalsın, onu konuşmaktansa senin güzelliğini konuşmayı tercih ederim." demiş. Bizim odun Birce'de "Ne demek sende kalsın, benim numaramı bulmuşsun ve nasıl bulduğunu söylemiyorsun. Başlarım romantikliğine" demiş.

Bu kız dalga mı geçiyor?

"Birce odun musun kızım sen, o ne öyle ya?" dedim kaşlarımı çatarak.

Birce "Bunu eski sevgilisi 'Gel seni sürpriz bir yere götürücem' diyince 'Eğer gideceğimiz yeri söylemezsen gelmem, organlarımı almayacağın ne malum?' diyen kız mı söylüyor bana?" dedi garipser şekilde bakarak.

Ön taraftan babam "Aferin kızım böyle devam." dedi.

Annem oflayarak babama "Tamam sen odunsun da kızını niye kendine benzettin anlamıyorum ki." dedi.

Neyse biz mesajlara geri dönelim.

Ben tam Birce'nin mesajlarını okuyacakken bana mesaj geldi.

(Maalesef) Kocam: Asenaa
(Maalesef) Kocam: Nerede kaldınız?
Siz: Dağın başında oturduğunuz için gelemedik bir türlü
Siz: Geliyoz az kaldı
(Maalesef) Kocam: Hızlı olun bak
Siz: Noldu hasretime dayanamadın mı ;D
(Maalesef) Kocam: Ne demezsin
(Maalesef) Kocam: O kadar çok özledim ki kapının önünde seni bekliyorum
Siz: Ya kocam
Siz: Yapma böyle bak
Siz: Sen böyle yaptıkça benim seninle daha çok dalga geçesim geliyo
Siz: Çok zorba hissediyorum kendimi sonra
(Maalesef) Kocam: E öylesin zaten
Siz: Evet hehehe
(Maalesef) Kocam: İnanılmazsın gerçekten
Siz: Biliyorum hayatım
Siz: İnanılamayacak kadar güzel bir cazibem var
(Maalesef) Kocam: Ya kdnfjwrkmv
(Maalesef) Kocam: Gelince yaz bana
Siz: Çok beklersin

Telefonu kapatım Birce'ye baktım. Kakara kikiri gülüyordu.

"Neye gülüyon kız sen bu kadar?"

Telefonunu göğsüne yaslayarak görmemi engelledi. "Bunu asla gösteremem." diyip kahkaha attı.

NEEE

Gözlerimi kısıp ona baktım. Ben o mesajları okumayı bilirim. Her şeyi gösteren kız bir şey gizliyorsa vardır bir şey.

"Ver bana o telefonu" diyip telefonu almaya çalıştım. Arkada biraz cebelleştikten sonra çok şükür ki telefonu alabildim.

Aaaaa

Ayıp ulan

İnsan arkadaşı hakkında böyle konuşur mu?

Hemde ikinci patronu ile

"Ya Birce aşk olsun ben böyle biri miyim? Ben ne zaman beni kaldırmaya geldiğinde sana terlik fırlatıp geri uyudum? Ya da ne zaman hazırlanmaya üşenip pijamalarımla okula gittim de herkes benimle dalga geçti?"

Birce bana dik dik bakarken bunları gerçekten yaptığımı hatırladım.

"Ya tamam, yapmış olabilirim. Ama sizin başka konuşacak konunuz yok mu ya benim rezilliklerimi konuşuyorsunuz?"

"Valla sabahtan beri konuşa konuşa konu kalmadı, sıra senin anılarına geldi."

Kaşlarımı şaşkınlıkla kaldırdım."Sabahtan beri derken?"

Normal bir şeymiş gibi söyledi. "Yaklaşık 10 gibi bana yazdı. O saatten bu yana hep konuştuk."

Oha artık ama ya

Hiç mi sıkılmıyonuz?

Ben Yağız ile mesajlaşarak 10 dak'kadan fazla konuşayım, bana bir daraltı geliyo.

Araba sonunda durduğunda hepimiz at yarışındaymışız gibi hemen arabadan indik.

O nasıl daraltıydı ya, iyiki motorum var yoksa çekilmez bu araba.

Tam kafamı kaldırıp içeri girecektim ki Yağız'ın dışarıda bizi beklediğini gördüm. Şaka mıydı bu çocuk?

Hemen yanına geldim. Gülüyordum ister istemez. "Gerçekten bizi dışarıda bekledin mi üşenmeden?"

Kaşlarını kaldırdı. "Yok. Sizi değil, seni bekledim."

Başımı hafif yana eğdim. "Annenden kurtulmak istediğini bilmesem gerçekten benden hoşlanıyorsun dicem."

Hafif bir kahkaha attı. "Maalesef bebeğim. Anca rüyanda."

Yalandan gözyaşlarımı siler gibi yaptım. "Deme ya. Madem öyle, o zaman bu jestlerini gelecekteki karına saklasan iyi edersin. İlkleri o hakediyor. Ama doğru tabii. Bu jestleri yaptığın ilk kişi kim bilir kim. Ben olmadığım kesin de."

Dudağının kenarıyla gülümsedi. "O kadar emin olmayın küçük hanım. Sonuçta ben de ilk defa evleniyorum."

Burnumdan güldüm. "Son olmayacağı kesin ama."

Dudaklarını 'bilmiyorum' der gibi büktü. "Kim bilir?"

Annemgilin bizi çağırması ile dünyanın en saçma sohbetini bırakıp eve geçtik.

Biraz fazla geç gelmiş olacağız ki herkes bizi masada bekliyordu. Daha fazla oyalanmadan masaya geçtik.

Arif babacığım gülümseyerek konuşmaya başladı. "Öncelikle davetimize icabet ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Bizi kırmayıp onca yolu gelmeniz bizi çok mutlu etti. Şimdi sizin için hazırlattığım yemeklerimizi yemeye başlayalım isterseniz. Buyurun, afiyet olsun."

Yağız'a hafif eğildim. "Bu tarz konuşmaları her akşam yapıyor musunuz?"

"Saçmalama Asena." dedi abartıyormuşum gibi bir ses tonuyla.

Ama ne yapayım, zenginlerde öyle olmuyor muydu?

Türk dizilerini azalt.

Onları izlemek için sabırsızlanan sensin.

Ne münasebet, sen sürekli açtığın için o

Peki, açmam artık

Ama dizimizin yeni bölümü geldi. Onu izleyelim sonra bırakırız

Mantıklı

Normal bir mercimek çorbası içtikten sonra önümüze bilin bakalım ne geldi?

Istakozlu makarna

Her akşam mutlaka yerim. Asla es geçmem.

Ben henüz tabağıma ne geldiğini kavrayamazken Emine cadısı konuştu. "Bu ıstakozlu makarnaya ben bayılırım. Çok güzel bir lezzet bence. Sizin de tatmanız için özel olarak seçtim." Ardından kısık sesle konuştu. "Tabii siz bilmezsiniz."

Hiç durmadım. "İki farklı yemek yediniz diye kendinizi bir şey zannetmeyin Emine Hanım. Eminim ki sadece kuru ekmek yiyenler bile sizden çok daha karakterlidir."

Emine ile sofradaki tüm herkes dahil bana şok içinde bakıyorlardı.

Emine kızgınlıkla bana bağırdı. "Sen bana nasıl karaktersiz dersin hadsiz!"

Makarnamdan bir çatal aldıktan sonra sakince konuştum. "Demekki siz öylelerini karaktersiz buluyorsunuz. Hmm." dedim ve suyumu içtim.

Yağız kenardan beni dürttü. "Ne yapıyorsun Asena?" dedi sessizce.

Hiç istifimi bozmadım. "Bize olur olmadık şeyler söyleyen annene haddini bildiriyorum hayatım bir sıkıntı mı var?"

Ardından Emine cadısına döndüm. "Bakın Emine Hanım. Oğlunuz ile evleniyorum diye sizinle aram bozulsun istemem. Ama dün sanki oğlunuza tanışmaları için kız getirmemiş gibi bugün de gelmiş bana ve aileme cahil muamelesi yapıyorsunuz. Haddinizi aşmayın."

Arif babacığım şaşkınlıkla karısına döndü. "Ne? Emine ne demek Yağız'a kız getirdin? Bu çocuk nişanlı nişanlı. Ne saçmalıyorsun sen?"

Cevap çok beklemeden geldi. Ben de iğrenç makarnamı yiyordum.

"Benim tek amacım bize yakışır bir gelin almak."

Ben tam ağzımı açacakken cevap annemden geldi. "Emin olun benim kızım sizden çok daha iyilerine layık. Kızım oğlunuzu sevmese şur'da 5 dakika durmam."

Babam annemin ellerinin üzerine elini koydu. "Hanım, sakin ol. Sofra başındayız."

Tam herkes bir ağızdan konuşacağı sırada Berfin ellerini birbirine vurdu. "Lütfen. Bir araya geldiğimiz böyle bir akşamda lütfen daha fazla gerginlik çıkmasın. Yemeğin başındayız. Yemeğimizi yiyelim sakince."

Tam Emine konuşacakken Berfin parmağını kaldırdı. "Anne özellikle sen. Lütfen."

Yemeğin geri kalanını sessiz sakince yemek yiyerek geçirdik.

Buradan gitmek için sabırsızlanıyorum.

***

Yemekten sonra kalkıp salona geçtik. Koltukta herkes suspus otururken sessizliği Berfin bozdu. "Ee, sözü ne zaman yapıyoruz?"

Yağız'la birbirimize baktık. "Bilmem" dedik aynı anda.

Bu sefer annem konuştu. "Bence -tabii size de uygunsa- çok uzatmayalım bu pazar yapalım. Sonuçta şurada düğüne 2,5 ay kaldı. Bu söz, nişanı aradan çıkaralım, düğün kına organizasyonlarını rahatça yapar hazırlanırız."

Emine Hanım huysuzca bizi dinliyor, tek kelime etmiyordu. Arif babacığım bi Emine'ye baktı. Ondan laf çıkmayacağını anladığında kendisi konuştu. "Haklısınız Zeynep Hanım. Hepsi birbirine çok yakın olmasın ki kargaşa da çıkmasın."

Yağız konuştu bu sefer. "Bence isteme ile nişanı bir arada yapalım. ardından 1 ay hazırlık yapar, diğer 1 ayda da düğün kınayı yaparız." Bana baktı. "Sana uyar mı hayatım?"

Hemen başımı salladım. "Evet evet, çok iyi olur hatta. Hepsini yapar kurtuluruz. Da. Acaba diyorum, kına falan yapmasak mı?"

Ben cümlemi bitirdiğim gibi bir saattir suspsus olan Emine konuştu. "Aaa, katiyen olmaz. Ben Emine oğluna kına yapmamış dedirtmem."

"Annecim." dedi Yağız vurgulayarak. "Hani burada önemli olan Asena ile benim ne istediğim değil mi?"

Emine sanki ona hakaret etmişiz gibi davranmaya devam ediyordu. "Yok,olmaz. O kına yapılacak dediysem yapılacak."

Hemen atladım. "Ne müsanebet ya? Benim kınam benim evliliğim. Ne olacağına ben karar veririm Emine Hanım siz değil. Yok öyle bir dünya."

Karı utanmasa bizim yerimize evlenecek

Bu sefer çekingen bir sesle annem konuştu. "Ya kızım, tabii ki karar sizin ama gerçekten kına yapsak daha iyi olmaz mıydı? Sonuçta bir kere evleniyorsun, bence her şey tam olmalı kızım."

Birce "Evet Asena. Bu kırk yılda bir yaşanan bir şey. Bence de kınan olmalı." Hafif bana eğildi. Kimsenin duyamayacağı şekilde konuştu. "Hem kim bilir belki testiyi Emine'nin kafasında kırarsın."

Ben sessizce gülerken herkesin bize baktığını fark edince durdum. Yağız'a baktım bu sefer. "Annemgil haklı sevgilim. Bence de yapmalıyız."

Sence iç ses?

Yapalım kız ne olacak? İki göbek atar eğleniriz.

Pes etmiş gibi nefes verdim. "Peki, yapalım öyleyse."

Emine telefonunu çıkarıp bir şeyle ilgilenmeye başladı. "Ben bindallıklara bakmaya başlayım. Kaç tane olsun istersin Asena?"

Hayret, ilk defa bir şeyi bana sordu.

Bi' dakika

O bana kaç tane bindallık istediğimi mi sordu?

Affallamış gibi baktım. "Pardon, kaç tane derken?"

Cevabı Berfin verdi. "E Asenacım şuan bunlar popüler ya. Şuan herkes kınasında en az 5 tane bindallı giyiyor."

"Ay yok teşekkür ederim. Ben bir tane giysem yeter."

"Aa, hadi ama." dedi bu sefer Berfin. "Senin o gelinlerden eksiğin ne?"

Gerçekten evlenmiyor oluşumuz.

"Ya yok, bir eksiğim olduğundan değil. O kadarına gerek yok sadece."

O sıra Emine bana telefonu uzattı. "Bak bakalım bunları beğenek misin?"

"Ya bakın gerçekten ger- oha"

Yalnız şaka maka Emine zevkli kadınmış.

Yenilmiş olmanın moral bozukluğu ile konuştum. "Kaç tane giyebilirim en fazla?"

***

"Ya Derin yetmez mi bu kadar saklambaç oynadığımız yeter ya yoruldum."

"Ya banane ya daha körebe oynayacağız."

Ağlayacaktım neredeyse. "Ya onu ilk başta oynamadık mı neden birdaha oynuyoruz?"

"O zaman sen at ol kovboyculuk oyanyalım."

Yaklaşık 1 saattir Derin kolumuzdan çeke çeke bizi odasına getirdiği için onunla oyun oynuyorduk. Ve benim şimdiden pertim çıkmıştı.

"Yeter" dedim ve kalktım. "Bu kadar eğlence yeter." Yerde baygın yatan Birce ve Oğuz'a baktım. "Hadi kalkın, oyun parkı değil burası. Gidiyoruz."

Onlar da sanki bu anı bekliyormuş gibi koşa koşa kaçtılar odadan. Ben de tam çıkacakken Derin kolumdan çekmeye başladı. Sanki 4 yaşında veletmiş gibi mızmızlanıyordu. "Yaaa bananeeeee. Gitmeyeceksin oyun oynıcazzzz"

"Bırak kolumu be. Sen de anneannen gibi gelmiş bana bacak kadar boyunla emir veriyorsun. Yeter. İki oyun oyanayalım dedik abarttıkça abartıyorsun."

Kolumu bırakıp sinirli sinirli soluklanıyordu. Onu umursamayıp çıktım odadan. Gelin miyiz palyaço mu belli değil.

Ben aşağıya inmiş yorgun argın kahve içerken Derin ağlayarak merdivenlerden indi. "Asena yengiieee, özür dilerimmm." Yalandan ağladığı o kadar belliydi ki anlatamam.

Altta yatan o şeytani bakışı çok net görebiliyorum.

"Öözür dilerim yengie. Telefonunu odamda unutmuşsun, ben de yanlışlıkla kırdım." dedi ve parampirçik olan telefonumu elime verdi.

Sakinim, sakinim. Sakinim, DEĞİLİM.

Ben sakineşmek için gözlerimi kapatıp derin nefes alırken herkes "AAAAA" dedi bir anda.

Yolmamak için zor duruyorum.

Sen mi ben mi?

Yağız hemen konuştu. "Asena çok özür dilerim. Ben sana hemen yenisini alayım olur mu?"

Ben hala sessizce telefonuma bakarken küçük Emine bu sefer çamura bulanmış olan ceketimi uzattı. "Kusura bakma, yanlışlıkla camdan aşağı uçurmuşum."

E yeter artık!

Ayağı kalktım. "Yeter artık bence, geç bile oldu. Biz en iyisi kalkalım. Hadi baba gidelim."

Yağız'da hemen kalktı. "Yeğenim adına ben özür dilerim Asena. Yarın ikisini de telafi edip getiricem sana merak etme."

Babam ayağa kalktı. "Madem öyle, artık biz de müsaade isteyelim."

Nihayet evden çıktık. Annemgil arabaya binerken Yağız beni kenara çekti. "Ben tekrardan özür dilerim Asena. Böyle olsun istemezdim."

Elimi koluna koydum. "Senin suçun değil. Onunla oyun oynamayı bıraktım diye bana inadına yapıyor o. Senin özür dilemeni gerektirecek bir durum yok."

"Akşamki annemin dedikleri için de çok üzgünüm. Böyle olsun istemezdim."

Hafifçe gülümsedim. "Boşver takma kafana, alıştım artık."

Aklına birşey gelmiş gibi bir iki saniye bana baktı. "Asena, merak ediyorum da,"

Bismillah ne geliyor

"Gerçekten evlenecek olsaydık, böyle bir aileye sahip olmama rağmen benimle evlenir miydin?"

Güldüm. "Öyle bir şey olmayacak Yağız. "

Dudağının kenarı yukarı kıvrıldı. Bana doğru yaklaştı. "O kadar emin olma. Kim bilir, belki bana aşık olursu-"

"Aklından bile geçirme. Ben sana hayatta aşık olmam. Hadi diyelim, imkansız gerçekleşti de ben sana aşık oldum. Eğer sana deliler gibi aşık olsaydım evlenirdim. Ama akıl sağlığımı korumak için ayrı eve çıkalım derdim."

Gözlerini hafifçe kıstı. "Çok büyük konuşuyorsun, çook."

"Sana bu özgüven nereden geliyor?"

"Yakışıklılığımdan."

"Ayh, Allah'ın egositti."

Güldü. "Dikkat et de o egoist dediğin adama aşık olma."

"Senden nefret ediyorum Utku Yağız Demir."

Dudağının kenarı daha da yukarı kıvrıldı. "Eminim öyledir Asena Keskin."

Saatime baktım. Zaferle gülümsedim. "2 saat 5 dakika. Pazartesi beni ofiste göremeyeceksin patron üzgünüm."

O oflarken ben annemgilin kornayı çalması ile geri geri gittim. "İyi geceler kocacığım."

Kaşları yukarı kalktı. "İyi geceler karıcığım."

Yüzümde engel olamadığım bir gülümseme ile arabaya bindim.

Annem beni dün akşam Yağızgilde kaldığım için azarlarken ben başımı Birce'nin omzuna koymuş bir şekilde uyumaya başlamıştım.

●●●

MERHABAAAA
Uzuuuuuuun bir aradan sonra yine bennn
Beğendiniz mi bölümüüü
Yorumlarınız benim için çok önemli
Biliyorum bölüm atalı çook oluyor
Maalesef bunu bir türlü düzene koyamadım
O kadar yavaşlamışım ki anlatamam
Yarısını aylar önce yazmıştım diğer yarısını bu gece yazdım
Yani derseniz neden farklı geliyor bu yazım dili falan diye bu yüzden
Bu bölüm gayet içime sindi umarım siz de beğenmişsinizdir
Söz vermeyim şimdilik ama yeni bölümü de bu tatilde atmayı düşünüyorummm
Bakalım hayırlısı
Umarım bölümü beğenmişsinizdir
Sizleri çooook seviyorum
Birdaha ki bölümde görüşmek üzereee

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

7.941okunma 74beğeni 11yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.